Genel

YONTULMAMIŞ KOMÜNİZM VE GUNUMUZE YANSIMALARI… Ahmet H.KIRIM

Komünist toplum düşüncesi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın sınırlı kaynaklarla birlikte
yaşama zorunluluğu uyum, huzur, istikrar, adale, eşitlik arayışlarının da her devirde temelini
oluşturmuştur. Eski Mısır, eski Yunan, Hindistan ve daha pek çok coğrafyada ortak mülkiyete dayalı ya da mülkiyetin olmadığı komünal toplulukların yaşamış olduğu biliniyor.
Modern sosyalizm özü itibariyle bir yandan varlıklılar ile varlıksızlar, ücretliler ile burjuvalar
arasında hakim olan sınıf karşıtlıklarının öte yandan da üretimde egemen olan anarşinin bilincine varma ürünüdür. Teorik biçimi bakımından, başlangıçta,18.yüzyıl Fransa’sındaki filozoflar tarafından konulan ilkelerin daha gelişmiş ve tutarlı bir uzantısı olarak ortaya çıktı. Her yeni teori gibi kökleri ekonomik olguların incelenmesine daldığı ölçüde, daha önce var olan düşünceler temeline bağlanmak zorunda kalmıştır.


Fransa’da gelmekte olan devrim konusunda açıklama yapan ideologlar Din, doğa anlayışı,
toplum, devlet örgütü, her şeyi eleştiriden geçirdiler. Her şey ya akıl mahkemesi önünde varoluşunu doğrulamak ya da var olmaktan vazgeçmek zorundaydı. Düşünen akıl her şeye uygulanacak tek ölçüydü. Bu anlayışla toplum ve devletin tüm eski biçimleri akıl dışı ilan edildi.

Ancak Fransız devriminde görüldü ki sağduyunun egemenliği burjuvazinin idealleştirilmiş egemenliğin den başka bir şey değildi. Feodal aristokrasi ile aristokrasi dışında kalan toplumun tümünü temsil etmek iddiasında olan burjuvazinin uzlaşmaz karşıtlığı, sömürenlerle sömürülenlerin o genel uzlaşmaz karşıtlığı ile yan yanaydı. Burjuvazi kendi antitezi ile eyerlenmişti. Ücretli işçiler olmadan kapitalistler olamazdı.


Loncaya bağlı Ortaçağ şehirlisinin gelişip burjuva olduğu oranda, loncalı kalfa ile lonca dışındaki
gündelikçi de proleterleşti. Bu dönemde çağdaş proletaryanın filiz halindeki öncüsünün cılız da olsa sosyal patlamaları oldu. Henüz gelişmemiş bir sınıfın devrimci başkaldırmalarına paralel olarak teorik belirtiler de vardı. Eşitlik istekleri artık siyasi haklarla yetinmiyordu. Ortadan kaldırılması gereken sadece sınıf ayrıcalıkları değildi, tersine sınıf ayrılıklarının kendisiydi. Yeni öğretinin ilk biçimi çileci yaşamın tüm hazlarını kötüleyen bir komünizmdi. Ondan sonra ,tarihi gelişimin yarattığı proletaryanın çıkarlarını temsil etmeyen üç büyük ütopik sosyalist geldi. Saint Simon,Fourier ve Owen.

Onlar da diğer Fransız filozoflar gibi sağduyunun egemenliğini ve sonsuz adaleti gerçekleştirerek belli bir sınıfı değil insanlığı kurtarmayı düşlediler. Yanlız onların sağduyunun egemenliği diğer Fransız filozoflarının anladığı egemenlikten farklıydı. Çünkü bu üç toplumsal reformcuya göre, o filozofların ilkelerine dayanan burjuva dünyası akla aykırıdır ve adaletsizdir. Bu yüzden tıpkı feodalizm ve daha önceki toplum aşamaları gibi onunda sonu tarihin çöplüğüdür.

Bu sürecin en önemli özelliği özel mülkiyetin kapitalizme karşı tartışmaya açılmasıydı.
Kapitalizmin özüne inen bu yeni perspektif, tarihsel ilerlemenin stratejik bir dönemeci, devrimci
gelişmelere giden ilk güzergahın açılması olarak kabul edilebilir. Zaman içinde birbirinden çok farklı ilerleyen bu arayış ve çözüm sürecinin sosyalist düşüncenin ve örgütlenmenin işçi sınıfıyla ile bağlantılı gelişmesi ancak 1830-1840’lı yıllarda başladı, olgunluğa kavuşması ise yıllar sürdü.. Ütopyacıların ortak paydalarının en önemli eksikliği bilimsel bir alt yapıya kavuşmamış olmalarıydı. Bunun için kapitalizmin ve proletaryanın gelişmesi, bu alt yapı-üst yapı
ilişkisini dinamiklerinden Marksist akımın doğması gerekecekti.


Devrimin öncüleri olan 18.yüzyıl Fransız filozoflarının ütopyaları olan akla uygun toplum, sağ
duyuya uygun devlet fantezisini Fransız devrimi gerçekleştirdi. Yeni düzen eskiye göre daha mantıklı olmakla beraber hiç de akla uygun olmadı. Sağ duyuya dayanan devlet çöktü. Umulan sonsuz barış fetihler savaşına döndürüldü. Zengin ile yoksul arasındaki uzlaşmaz karşıtlık, onu belli ölçüde hafifleten loncaların ve kiliseye bağlı yardım kuruluşlarının kapatılmasıyla daha da şiddetlendi.


MARKSİZM ÖNCESİ KOMÜNİZM
Kapitalist sanayileşmenin ilk sürecinde,1930’lu yıllara gelindiğinde Marksizm öncesi komünist
düşünceler çeşitli biçimlerde ve Fransız devriminden kalma kimi ilkelerle yeniden oluşmaya başladı.
Bu komünizmin birbirinden farklı çok sayıda türleri vardı.
18.yüzyıldan 19.yüzyıl ortalarına kadar etkin olan bu komünizm ve onun kaba/yontulmamış
devrimciliğinin(Kaba komünizmin ideoloğları Blanguı, Witling, Willich, Neçayev) iki ortak özelliği vardı:

İlk ortak payda “ÖZEL MÜLKİYET” kavramıydı. Özel mülkiyetin kaldırılması bu düşüncenin çıkış
noktası ve temel hedefiydi. Onlara göre her türden kötülük sahip olma ihtirasından kaynaklandığına göre, ortadan kaldırılırsa barış ve kardeşliğin egemen olduğu bir dünya yaratılabilirdi.


İkinci olarak, özel mülkiyetin (ve paranın)ortadan kaldırılmasıyla MUTLAK ESİTLİK ideali hayata
geçirilebilecekti. Dolayısıyla her türden farklılığı “insani bozulma” olarak algılayanların projelerinde, herkesi gelirde, ihtiyaçta, tüketimde tam eşitleme hedefi stratejik ilkeydi.
Netice olarak, dönemin yoksulluk koşulları ile birleştiğinde, erken komünist düşüncedeki eşitlik
kavramının çileci yaşamı erdem gören, acı çekmeyi yücelten anlayışında yoksullukta eşitlemek öne çıkmaktaydı.

Bu anlayış dönemin üretim araçlarının geriliği nedeniyle, insanı ve toplumu katı bir
disiplin içinde biçimlendirmeyi kurgulayan baskıcı, dikta rejimini de kaçınılmaz kılmaktaydı.
Marx’a göre Marksizm öncesi komünizmin sorunları, felsefi-teorik özünde, sınıfsal bağlar
düğümünde, üretim tarzında belirlenmiş tarihsellik zemininde aranmalıdır. Marx burjuva ve ilkel
komünist görüşleri aşarak materyalist diyalektik yoluyla, özel mülkiyetin hem nesnel olarak
belirlendiğini hem de tarihsel olarak sonlu olduğunu; insan yaşamının kendini gerçekleştirmek için önce özel mülkiyete ihtiyaç duyduğunu, şimdiyse onun bastırılmasını gerekli kıldığını gösterdi.

Marx’a göre kaba komünist düşünce özel mülkiyete karşıt görünen birbiriyle bağlantısız ve ilgisiz olgular arasında, tarihsel süreçten tekil aşamaları koparıp bağlam dışı analizler yoluyla kendisi için kanıt üretmeye çalışır.


Marx ayrıca özel mülkiyet olgusunun kapitalizm koşullarında sermayeye dönüşmesinin
sonuçlarının ham komünizm de gözden kaçırıldığı tespitini yaptı. Oysa der özel mülkiyetin hayati rolü burada ortaya çıkar ve tüm çözümlemeler bu noktadan hareketle metalaşmış emeğe ulaşılmalıdır.


Sermaye olarak burjuva özel mülkiyet, üretim araçlarının kritik bir parçası olarak emek gücünü ücret karşılığında kiralar ve onun ürettiği değer üzerinden kar edip birikim, sömürü çarkını döndürür.


Mülksüzlük ile özel mülkiyet antitezi, emek sermaye antitezi olarak kavranmadıkça çelişki olduğu henüz anlaşılmamış antitez olarak kalır. Özel mülkiyeti aşmanın yolu emekle birlikte özel mülkiyetin ortaya çıkıp gasp edilmesine tepkiden geçer, özel mülkiyetin inkarından değil. Bu tepkiye sınırlı ve bir başka tür özel mülkiyet durağına giden rotayı da atlamanın yolu, yani özel mülkiyetin olumlu aşılmasıysa, onun bilincimize kazınmış ve egemen olmuş, zehirli büyüsünden kurtulmaya bağlıdır.

Özel mülkiyetin kaldırılması, uzun yolculuğun başlangıcıdır.


Ham komünist projeden iki belirleyici sonuç çıkmaktadır.

Birincisi özel mülkiyetin kaldırılması yanıltıcıdır. Aslında mülkiyet sermaye olarak yüksek bir basamağa ulaştırılmaktadır. Özel mülkiyet genelin olur. İkinci olarak işçi kategorisi ortadan kaldırılmaz. bütün insanları içine alacak şekilde genişletilir. Bir ücret için çalışmak yabancılaşmanın en ayırt edici unsurlarını barındıran kaba komünizmin evrensel ilkesidir.


Özel mülkiyetin ilk ortadan kaldırılışı ham komünizmdir. Ham komünizm derken komünizmin
özel mülkiyetten tam olarak sıyrılamadığı, insanların yabancılaşmayı tam olarak aşamadığı durum kastedilir. Bu olgunlaşmamış bir komünizmdir ki gerçek bir dönüşüm içermez. Özel mülkiyeti ve yabancılaşmayı tam anlamıyla bertaraf eden komünizm gerçek komünizimdir.


Marx eleştirilerinin ardından çözümü de gösterir. Ona göre bu ikisinin bertaraf edilmesi
gerçekleşmeden gerçek bir devrimci dönüşüm beklenemez. Sorun, özel mülkiyetin kaba
komünizmdeki ilk olumsuzlanmayla çözülmediğine göre, olumsuzun da olumsuzlanması
gerekmektedir.


GÜNÜMÜZDE ANTİ MARKSİST DEVRİMCİLİK
Kapitalizm geliştikçe ham komünizm kapitalist dinamikler karşısında zemin kaybetmeye başladı.
Keza Marksist doktrinin kitleler üzeri de etkili olması da ham komünizm ve ona bağlı anti-Marksist devrimciliğin zemin kaybetmesinde etkili oldu ve geri çekilme başladı. Lakin tam olarak yok olmadı çünkü onu yaratan koşullar yenilerinin de eklenmesiyle yeniden üretiliyordu. Kapitalizm ve sömürgecilik kan taşıdı organizmaya. Esas olarak gelişmiş kapitalizmin teorisi olan Marksizmin geri kapitalizme uyarlanması zorunluluğu teori ve pratikte yaratıcı zenginliği geliştirse de yabancı unsurlara geçit veren yeni gedikler de açılmış oldu. Zamanla ham komünist zihniyet bünyeyi sardı.


Ham komünizmin tabanını teşkil eden ve Marx’ın profesyonel komplocular olarak nitelediği unsurlar zamanla Marksizm karşısında yenilgiye uğrayan ham/kaba komünizm ve anti-Marksist devrimcilikten çıkıp Marksist komünizmin içine girdi. Böylece onu çarpıtmaya, bozmaya, çürütmeye gidişin ilk aşaması başladı.


Devrim olan yerlerde geçiş döneminin zorlukları kışkırtmalar için uygun zemin oluşturuyordu.
Kapitalist ülkelerdeki sömürü çarkının insafsızlığı kitlelerde komünist sapmalara ve kışkırtmalara yol açıyor, keskin devrimci ajitasyon insanları etkiliyordu. Revizyonizm ve reformizmin proleter hareketi felç etmesi ve ortaya çıkan seçeneksizlik, beklentileri kaşıyor iradi müdahalelerle devrim aceleciliğine prim verilmesini getiriyordu. Pek çok yerde teorisiz eylemlilik proleter devrimciliğin göstergesi oldu ve M-L kimlikle özdeşleşti. Küçük burjuva radikalizmi kaba komünizmin beslenme alanı oldu. Anti-Marksist devrimcilik haklı tepkileri, devrimci enerjiyi provokatif, saptırıcı kanallara yönlendirdi. Küçük burjuva radikalizmi, kaba komünizmin temel beslenme alanı, kendini üretme çiftliği oldu.

İşçi hareketine de zehirlerini akıttı. Anti-Marksist devrimcilik haklı tepkileri, devrimci enerjiyi olumlu mecra yerine yıkıcı, provokatif kanallara yönlendirdi. Tarihi hayallerle harekete geçirmek, irade iletmek, bireysel kahramanlıklarla değiştirmek moda oldu. Marksizmin-Leninizmin örgüt ve devletlerdeki yetersizlikleri, hataları, reformist-revizyonist eğilimleri karşısında bu zihniyetin ideologlarının keskin söylemi ve militanlarının gözü pek direngenliği, feda ruhu harekete itibar kazandırdı. Bu arada yer yer Marksizm içi sol çocukluk hastalığıyla, doğmatizmin fanatizmiyle de buluştu. Karşılıklı olarak birbirlerini beslediler.


Reel sosyalizmin çökmesiyle, hareket yeni bir ivme kazandı. Bu durum ona, reformizme ve çöken revizyonizme karşı duruş görüntüsüyle toplumsal tabanını genişletme olanağı sağladı.
Bugün ham komünizmin anti-Marksist devrimciliği ciddi bir soruna dönüşmüştür. Dolayısıyla bu
eğilimin eleştirilmesi büyük önem kazanmıştır. Yabancı unsurlarla bozulmuş sol içi tartışmaların geldiği düzey pek elvermese de Marx’ın “eleştirinin sonuçlarından korkmama” ilkesine uyarak bu görevden kaçmamak gerekiyor. Bağnazlığın her eleştiriyi “reformizm-revizyonizm” hatta “döneklik ve ihanet” olarak karalama alışkanlığına teslim olunmamalıdır.

Sınıftan kopuk, kapitalizmi kavramaktan yoksun, içini slogan ve eylem fetişizmiyle boşalttıkları
teoriye düşman duruşlarıyla burjuvaziden önce onlar barikatlar koyarlar komünistlerle işçiler
arasına. Kullandıkları ezberlenmiş itici jargon ve provokatif pratikleriyle objektif olarak, işçileri
hareketten ürkütmeye, kaçırtmaya yöneltilmiş görevliler gibidirler. Bu duruma itiraz edilince de kendi karanlıklarına alışanlar bilime saldırırlar. sözde sol içi tartışma da küfür, yalan ve iftira üzerinde şekillenip zıddına dönüşür. Suskunluk ve boşluk egemen olur. Arada ”devrimci şiddet” ise çocukluk hastalığını da aşmış periyodik nöbetlerden olur. Bu durum goşizmin en zararlı halidir.

Bu zihniyet mensuplarının sınıf dışında, kendi fanatizmlerinin kısır döngüsünde aydınlığa tepkili
cemaatler içinde tutunabilmeleri tesadüf değildir. Militan eylemci çevre, mezheplere dönüşmüş
yapılanmalar ,lümpen tabakalar, öfkeli küçük burjuvalar, yolunu yitirmiş gençler, tuzu kuru maceracılar arasında kendini yeniden üretme imkanlarına sahip olabilmektedir. Yaşam gerçekliğini sınıftan kopuk üretenler devrimci olamazlar. Sorun sadece özel mülkiyet düşmanlığı da değildir. Mülkiyetten kopamamışların özel mülkiyete ilişkin boş, keskin sloganların hükmü yoktur.

Bu tür solcular aslında ve varış noktasında sağcıdır, çünkü burjuvazinin dünyasından kaynaklanır ve ona hizmete dönüşür. Bu sızmanın kullanılan öteki unsuru lümpen proletaryadır. Lümpenleşme ve onun her yana çekilebilecek güvenilmez radikalizmi bu hareketin sadece vurucu gücüdür. Bütün aksine retoriklerine karşın, özel mülkiyete imrenme duygusu bu ilkel devrimciliği proletaryanın çıkarlarının karşısında konumlandırır.


Bu anlayışın uzantısı olan asalak devrimcilik ham komünizmin başka bir yıkıcı mirasıdır.

Marx şöyle der:
“Bu sınıfın toplumsal konumu başından itibaren tüm karakterini belirler.Proleter komplo
Onlara çok sınırlı ve belirsiz geçim imkanları sağlar. Dolayısıyla bunlar sürekli olarak
Bağlı oldukları devrimci mezhebin kasasından nasiplenmek zorundadırlar.”


Bu zihniyet sahiplerinde sık görülen ahlakçılık da aldatmacadır. Ahlakçılık diğer suçlamalar gibi
en üst perdeden bağırarak üste çıkma taktiğidir. Aslında ahlak komiserlerinde ahlaksızlık daha
yaygındır. Çünkü ahlaksızlık oynayan ve bunu üstünlük olarak ele alıp ideolojik hasımlarına saldıran kişi, bu kendi abarttığı idealizmi kaldıramıyor, kendi nefsinde uygulayamıyor ama bundan her türlü nemalanıyordur. Bu ikiyüzlü tavır giderek ticarete, dolandırmaya, ranta dönüşür. Sonrasında da çürüme gelir. Ahlakçılık satarak siyasi rant elde etmeyi yönteme dönüştüren mezhepler dünyası da farklı değildir. Kendilerine atfettikleri erdemler dışında, proletaryanın mücadelesini de ahlakçı bir zemine oturturlar. Uzaktan aşina olanlar bile tarihsel materyalizmin bu tür sahte ahlakçılıkla çelişkisini hemen görür.


Benzer sorunlarla Çin’de kaşılaşan Mao da şöyle diyecekti:
“Biz, solcuların boş konuşmalarında da karşıyız. Bu solcuların düşünceleri nesnel sürecin
Gelişiminin belirli bir aşamasının çok ötesindedir. Bazıları halüsinasyonlarını gerçek
Sanırlar. ötekiler ancak gelecekte gerçekleşebilir bir ideali şimdi gerçekleştirmek için
Kendilerini paralıyorlar. Kendilerini halkın pratiğinden zamanın gerçeklerinden ayırdılar
Ve düşünceleri eyleme dönüştüğünde, maceracılık olarak ortaya çıkıyor.”
KAYNAKÇA:

Engels Ütopik Sosyalizm
Marx,Engels Yahudi Sorunu
Marx,Engels Komünist Manifesto
Marx 1844 El Yazmaları
Marx Fransa’da İç Savaş
H.Gerger Ant-Marksist devrimcilik

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top