Gündem

TÜRKİYE’DE ÇETELER SAVAŞI

TÜRKİYE’DE ÇETELER SAVAŞI

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Sedat Peker, Türk egemenlik sistemini sarsan açıklamalarda bulundu ve bunun devam edeceği anlaşılıyor. Gerçi kendisi de sürecin bir parçası, olaylara vakıf olan biri ama videolarının seyrine dikkat edilirse bunu tek başına yapmadığı, bir ekip işi olduğu anlaşılıyor. Arkasında bir üst aklın olduğu da kesin. Bu üst aklın Türkiye menşeili olmadığı, dış bir üst akıl olduğu da açık.

Bu konuda birçok güçten bahsediliyor. Birçok ülkenin ismi teleffuz ediliyor ki, doğruluk payı da var. Hele şu an bulunduğu BAE ve müttefikleriyle değerlendirildiğinde iddialar yabana atılacak gibi değildir. Bu devlet ve güçlerin Sedat Peker’i iyi tanıdıklarına şüphemiz yok. O’nun bulaşmadığı bir pisliğin olmadığını da bildikleri açık ama buna rağmen O’nun açıklamalarının Türk egemenlik sistemini sarstığını bildikleri için kendisini korudukları ve hatta daha ileri bir safhaya taşıyacakları da kesin. Bunu yapmaktaki amaç Sedat Peker’i kahramanlaştırmak mı? Kuşkusuz hayır. Amaç O’nun üzerinden Türk egemenlik sisteminin kirli yapısını yıpratmaktır. Çünkü bu işlerine geliyor. Bu devlet ve güçler Sedat Peker’e bu imkanı sunarken bunu birinci elden yapmadıkları da kesindir. Bunu ancak 5-6 halkadaki bağlaşıkları ile yapıyorlar. Çünkü hiçbir devlet O’nunla aynı karede olmak istemez. Bunu da belirtelim.

Türk devleti mafyatik bir çete devletidir. Kuruluşundan beri böyledir. Bunun nedeni var. Anadolu toplumunun bir millete, bir etnik yapıya tekabül etmediği gibi, göçebe muhacirlerden oluşan bir toplum oluşundandır. Bu göçebe muhacirler de sadece tek bir millet ve etnik yapıya tekabül etmiyor. Sistemin sahiplerinin ifadesiyle “72,5 milleten varolmayan bir millet yaratıldı.“ Türk devletini kuranlar bu millet ve etnik yapıların elit kesimidir. Bunların herbiri birer çete örgütlülüğüdür. Zaman zaman uzlaşırlar, zaman zaman da çarpışırlar.

Türkiye’de şu an olan biten bundan ibarettir. Bu bir savaştır. Sistemin nimetlerindenden pay alma savaşıdır. Bu savaş bildiğimiz mafya savaşı değildir. Bu, başka bir mafya savaşı. Çete Türk devletinin farklı kliklerinin hesaplaşmasıdır.

Sedat Peker daha evvel sistemin bir tetikçisi, kendisine göre sahibi iken birden “Yeraltı dünyasının organize suç örgütü lideri“, “ucuz adam“, “pislik“ vd tanımlarla ilan ediliverildi. Bu nasıl oldu? Yeni süreçte kartların yeniden karılması sonucu iktidar kavgasında Sedat Peker’in tasfiye edilmeye çalışılmasıyla su yüzüne çıkan kavganın sonucudur. Yani devletin sahibi farklı çete ekiplerinin savaşıdır.

Sedat Peker’i tasfiye etmeye çalışanlar yanlış hesap yaptılar. Onu hafife aldılar. Sıradan “Yer altı dünyasının organize suç örgütü lideri“ gözüyle baktılar. O”nun devletçi kimliği üzerinde devleti yıpratmayacağını hesaplayarak konuşmayacağını sandılar. Ama yanıldılar.

Sedat Peker, kendisine yapılan kumpası temsil ettiği camiaya çevirtti. Pandora’nın kutusunu açtı. İçinde ne çıkmadı ki. Her şey ortaya konuldu mu? Elbette hayır! Anlattıkları bildiklerinin ancak binde biri olabilir. Bunu sürdürür mü? Bize göre elbette. Buna rağmen anlattıklarıyla bazı kirlilikler birer birer ortaya çıktı. Birçok kişinin kimyası bozulurken bu arada devlet dökülüyor. Zaten Türk devleti dediğin ne ki? Kimyası bozulan ve henüz bozulmayan bu çetelerden oluşuyor.

Sedat Peker elbette, “sütten çıkan ak kaşık değildir” ama oraya takılmadan parçası olduğu sistemin çirkinliklerini ilk elden ortaya sermesini de yabana atmamak gerekir. Adam o kadar hukuk dışı ilişkiler ağından bahsediyor ki, ortalıkta ne hukuk, ne de hukuk adamı bulunmuyor. Bu da Türkiye’ye özgü bir durum olsa gerek. Hani kimileri ikide bir “Normal bir ülkede bu tip iddialar hükümetleri devirir” diye hezeyanda bulunuyor ya, bunun bir önemi yoktur. Burası Türkiye. Ne zaman normal bir ülke oldu ki? Bir taraftan “Vatan, millet, Sakarya, Allah, kitap, vicdan” nidaları arşa dağılırken, perde arkasında ne kadar kriminal iş varsa o yapılır bu ülkede. Sistemin kuruluş felsefesi budur. Halkın sosyolojisi de buna uygundur. Hani ne derler: “Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş” hesabı.

Bu arada kim devlet yetkilisi, kim çete üyesi tartışmasının bir önemi yok. Öyle bir grift ilişkiler yaşanmış ki, at izi ile it izi birbirine karışmış durumda. Devlet adamı çeteleşmiş, çete devletleşmiştir. Şimdi işin yok bunları ayrıştır.

Sedat Peker, “Devlet biziz, bize karışılmaz, bir tuğla çakerek duvar yıkılır“ diyen Mehmet Ağar, Süleyman Soylu, Korkut Eken, Binali Yıldırım olmak üzere sistemin birçok şahsiyetinin ipini çektiği gibi şamar oğlanı durumuna düşürdü. Paspas edip çöpe attı. Devlet çöktü mü? Elbette hayır!

Bilindiği gibi Mehmet Ağar, Uğur Mumcu”nun öldürülmesinden sonra; “bir tuğla çekilirse tüm duvar yıkılır“ demişti. Bununla bir taraftan kendini devlet ilan etti, diğer yandan kendine koruma zırhı edindi. Bugüne kadar paçayı kurtardı. Fakat bugün Sedat Peker o tuğlayı çekti. Bakalım devlet yıkılacak mı veya Mehmet Ağar kendini kurtarabilecek mi? Burası Türkiye, her şey olasılı diyeceğiz ama süreç farklı.

Bazılarının ar damarı çatlamış. “Devlet, millet, Sakarya” adına yaptıkları pislikler ortaya çıkmalarına rağmen hala nara atıyorlar. Bugün bunların başını Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar çekiyor. Yeni bir durum da değildir. Eskiden beri olan biten şeyler bu ahval ve şerâitten ibarettir. Sistemin kuruluş gereğidir.

İttihat-ı Terakki, Teşkilat-ı Mahsusa, Karakol Cemiyeti, Trakya Paşaeli Cemiyeti, Kilikyalılar Cemiyeti, İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Milli Kongre Cemiyeti, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Ülkü Ocakları, Alperanlar, Topal Osman, Yahya Kaya, Mehmet Ali Ağca, Yahya Demirel, Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan, İbrahim Şahin, Alaattin Çakıcı, Abdullah Çatlı, Haluk Kırıcı, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Nurullah Tevfik Ağansoy, Hadi Özcan, Kürşat Yılmaz, Reza Zarrap, Mubariz Mansimov, Bilal Erdoğan, Erkan Yıldırım, Susurluk çetesi, Sauna çetesi, Yüksekova çetesi birer çete organizasyonlarıdır. Bu liste uzar gider. Bu çete mensuplarının ezici çoğunluğu, ya Milli İstihbarat Teşkilatı‘nın (MİT) üyesi veya koruması altındadır. Ya da ordu ilişkilidirler. Onların koruması altındadır. Dahası iktidarın koruması altında olmanın ötesinde pay ortaklarıdırlar.

Bu çete örgütlenmelerinin belli başlı icraatları şunlardır: Soykırım, katliam, faili belli cinayet, adam kaçırma, işkence, taciz, ırza geçme, zindan, sürgün, mala çökme, haraç, uyuşturucu, kumar, fuhuş , silah ve insan ticareti, çalıp çırpma gibi suç faaliyetleri kurulu sistemin dünden bugüne gelen icraatlarıdır. Bizim bunları bilmemiz yetmiyor. Teşhir etmemiz de pek ses getirmiyor. Mutlaka bu çarkta yer alan birilerinin bunu yapması gerekiyor. Bir de uluslararası sistemin bunun önünü açması gerekiyor. Sedat Peker ve Ukrayna’da eski yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır’ın itirafları tesadüf değildir. Süreçin ruhuna uygundur.

Türk egemenlik sisteminin çivisi çıkmış. Eski İETT genel müdürü Mehmet Öztürk; “Konuşursam çok insanın siyasi hayatı biter“ diyor. Yok yok müsterih olun. Kimsenin siyasi hayati bitmez. Türkiye’de siyasiler kirlendikçe bir o kadar itibar kazanıyor. Mal meydanda. Türkiye’de kirlenmeyen siyasi mi var? Kirlendikçe siyaset merdivenlerinden daha emin yükseliyorlar. Kimi saysak acaba. İyisi mi liste yapmayalım toptancı Türkiye’de namuslu bir siyasetçi yok deyip geçelim ki, kimse kimseyi kıskanmasın. Değil mi yani?

Kimi de olan bitenden sonra “şaşkınım” diyor. Niye şaşkınsınız şaşkın ördekler? Üç maymunculuğu ne zaman bırakacaksınız? İçinde olduğunuz ve bir parçası olduğunuz bu çete devletini tanımıyor musunuz? Bal gibi biliyorsunuz. Biliyorsunuz ama pislikler ortaya saçılınca ve kamuoyu bunu görünce anlaşılan çok rahatsız oluyorsunuz. Daha ötesi nemalandığınız sistem çöküyor diye korkuyorsunuz. Doğru valla. Korku başa beladır. Korkun.

Çok kişi “hükümet bir kriz içindedir” diyor. Ne olmuş? Ne değişir? Türkiye’yi tanıyan biri buna ‘geçiniz’, der. Her şey kılıfına uydurulur, halı altına sürülür. Şu beklenti varsa bir yanılgı yaşanır. Türkiye’de İtalya gibi “beyaz eller” devreye girmez. Böyle bir zemin zaten yok Türkiye’de. Türkiye ancak dış bir müdahale ile düzelir. Bunun içinde iç dinamiklerin olması gerekir. Şu an yok ama bu yarın olmaz da denilemez.

Sedat Peker’in açıklamalarından sonra devlet, mafya, medya ilişkisi tartışma konusu oldu. İki görüş ortaya çıktı. Kimi devlet çöktü derken, kimi devlete yeni bir dizayn verilmek üzere kontrollü bir operasyon olduğunu söylemektedirler. Her şey mümkün. Türk devletinin temeli zaten kumpaslar komplolar üzeri kurulmuş. Kuruluşundan bugüne devlet çeteleşmiş, çete devletleşmiş, medya da bu işin borazancısı olmuş. Sistem böyle kurulmuş. Bugün olan biten yeni bir şey değil. Bu arada olacak olan, Orta Doğu yeniden dizayn edilirken Türk egemenlik sisteminin kirli çarkına bir ayar verilecektir. Bizce olan biten budur.

Sedat Peker’in açıklamalarına paralel olarak Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda (ÖKK) görevli eski yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır, Ukrayna basınına MİT’in silah ticaretini anlattı. Her ne kadar bu açıklamalar Sedat Peker’in açıklamaları kadar Türkiye’de ses çıkarmasa da uluslararası alanda kayıt altına alındığı kesin. Bu dosya da Türkiye’nin önüne bir gün konulacaktır. Çünkü yapılanla uluslararası silah kaçakçılığı suçu işlenmiştir. Silahlar terör örgütlerine verilmiştir. Türkiye bu işi organize etmiş. Para Katar’dan.

Sedat Peker servis ettiği videolarında ikide bir her ne kadar, “Fedayiyiz, serdengeçtiyiz, bu ülkenin delisiyiz” diyorsa da bunun yaşamda bir karşılığı yoktur. Bununla ancak bir yerlere mesaj verebilir. Kendi çete örgütlüğünü ayakta tutabilir. Türklük, Turancılığa oynuyor ama bu alanı kimse ona kaptırmaz. Bir kere şu an Türkiye devlet sınırları içinde Türklerin oynayabileceği bir rol yoktur. Çünkü Anadolu coğrafyasında Türk diye bir millet yok. Zavallı bir Türk azınlık var. Balkan ve Kafkasya’dan gelen Türk olmayan göçmen muhacirler onlar adına kirli bir sistem kurmuşlardır. Bunların bir tarihleri yok, bir kültürleri yok. Kirli bir çete kültürü var. İsmini Türklük koymuşlar. Bu da kirlidir. Ortada Türk de olmayınca onlar adına hareket eden çeteler at oynatıyor. Balkan ve Kafkasya’dan gelen göçebe muhacirler bunu bildiği için çok hoyratça davranabiliyor. Sedat Peker, bunun farkında olacak ki, son videosunda “devlet bizi kullandı” demesi tesadüf değildir.

Sedat Peker’in yayınladığı videolarla sistemi sarstı. Bu çıkışıyla sistemle arasındaki köprüleri uçurdu. Gemileri yaktı. Onun artık Türkiye’ye geri dönüşü mümkün değildir. Her ne kadar kimi çevreler bunu “uzlaşmak” için yaptığını söylese de bu süreç çoktan kapandı. Çelişki giderek derinleşecektir, bir üst aşamaya sıçratılacaktır. Çünkü Sedat Peker sadece bazı mihrakları hedef almıyor, büsbütün sistemi sorguluyor. Bunu da kendisine yardımcı olan bir üst akıl yaptırıyor.

Erdoğan/AKP kurmayları şimdiye kadar niye sessiz kaldılar diye düşünmek gerekmiyor mu? Bundan sonra ne yapacakları 14 Haziran 2021 tarihindeki NATO toplantısında belli olacaktır. Eğer toplantı öncesi saray tarafından Sedat Peker hedeflenirse bu demektir ki, Batı saray ile anlaşamamış ve onu kurtlarla baş başa bırakmıştır demektir. İşte o zaman Sedat Peker, sarayı da hedef alacaktır. Bu da sadece gemileri değil, aynı zamanda limanı da yakma anlamına gelir. Burada kim bir uzlaşmadan bahsedebilir?

Uzlaşma sorunu çoktan aşıldı. Türkiye’de sorun şu andan itibaren Erdoğan/AKP iktidarını nasıl sürdüreceği ve Türk devletinin nasıl dizayn edileceği meselesidir. Bu başlı başına bir konu. Başka bir makalede ele almayı gerektiriyor.

Bilindiği üzere 14 Haziran 2021 tarihinde NATO toplantısı var. Basına yansıdığı kadarı ile bu toplantıda ABD Başkanı Joe Biden Türk devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir araya gelecektir. Öngörümüze göre Biden, Erdoğan’ın önüne birçok dosya gibi Sedat Peker ve Nuri Gökhan Bozkır dosyasını da koyacaktır. Bu dosyalarla Erdoğan’nın artık yolun sonuna geldiği kendisine hatırlatılacaktır. Önüne iki seçenek konulacaktır. Kendisinden İran karşısında ABD’nin desteklemesi istenecek, bunu kabul etmezse onu kurtların önüne atacaktır. İşte bu durumda Sedat Peker’e verilen rol daha da berraklaşacaktır. Erdoğan’ın İran’a karşı ABD’yi desteklemesi durumunda Sedat Peker’in Erdoğan’a yönelik bir suçlaması olmayacaktır. Yok Erdoğan, ABD’yi desteklemezse Sedat Peker, Erdoğan’ı hedef tahtasına koyacaktır. Erdoğan bunun farkındadır. Bu nedenle şimdiye kadar olay boyutunda sessizliğini korudu. Eğer bu ara Sedat Peker, Erdoğan’ı hedef tahtasına koyarsa bilin ki, Erdoğan, ABD teklifini ret etmiştir. Gerisi Erdoğan ile muhalifleri arasındaki kavgaya kalmıştır.

Dikkatimizi başka bir şey daha çekti. Sedat Peker her videosunun sonunda “Türk birliğini kuracaklarını“ söylemektedir. Bizce bir sakıncası yok. Çünkü aynı dert bizim de başımızda. Biz de Kürd birliğini kurma derdindeyiz. Bu nedenle başka milletlerin birliğini normal görüyoruz. Almanya’nın birliğini savunduk. Arnavut-Kosova’nın birliğini, parçalı Katalonya ve Belucistan’ın birliğini savunuyoruz. Bu nedenle Türk birliğinin kurulmasını da gayet normal görüyoruz. Başka milletlerin hak ve hukukuna saygı duyulduğu müddetçe bizce bir sakıncası yoktur. Fakat burada bizim bir çekincemiz var. Nedir bu? Sedat Peker gerçekten Türk mü? Bu konuda emin değiliz. Sedat Peker bu konuda emin mi, değil mi onu da bilmiyoruz. Sedat Peker böyle devam ederse devleti yöneten Balkan ve Kafkasya göçebe muhahacirleri yarın Sedat Peker’in önüne bir dosya korlarsa; “Ya Sedat Peker dur hele, senin Türklükle ne alakan var? Sen şu millettensin“ derseler ne yapacak? Tıpkı İbrahim Yaylalı gibi. İbrahim, Sedat Peker’in hemşehrisi olur. Belki bir tanışıklıkları da var. Tanışmıyor olsalar bile İbrahim Yayla’nın başına geleni bildiğini sanıyoruz. Ama biz yine de İbrahim Yaylalı’yı biraz tanıtalım.

İbrahim Yaylalı, Samsun Bafralı. Yaylalı ailesi MHP’liymiş. Amca MHP örgütlemesinde önemli bir isim. İbrahim‘in kendisi Ülkü Ocakları üyesi ve yetiştirmesi. Kendini Türk, Kürdleri düşman bilen, “vatanın bölünmesini engellemek” adına “teröristlere karşı mücadele etmek“ için 1994 yılında gönüllü olarak askere gidiyor. Bir çatışmada yaralı olarak yakalanıyor. Öldürüleceğini beklerken gerilla her şeyini onunla paylaşıyor. Yaralarını sarıyor, tedavi ediyor. Bu İbrahim’in kendi anlatımı. Sonra PKK, devlete gelin askerinizi alın diyor. Devlet oralı olmuyor. Sonra Yaylalı ailesi sorunu HDP, İHD ve meclise taşıyor. Bu ara devlet ailenin önüne bir dosya koyuyor: “Rum olduğunuzu biliyoruz, bu olayı fazla kurcalamayın” demesi üzerine Rum olduklarını öğreniyorlar. Kuşkusuz ailenin büyükleri bunu biliyor ama kendilerine bir zarar gelmemesi için aile içinde bu durumu konuşmuyorlar. Daha sonra bazı aracılar araya giriyor. İbrahim Yaylalı 2 yıl 3 ay sonra bazı esir askerlerle birlikte serbest bırakılıyor. Bu ara Türk olarak askere giden İbrahim Yaylalı, Rum olarak dönüyor. Bir basın açıklaması yapıyor, esirlik sürecini anlatıyor. Bunun üzerine yakalanıp cezaevine atlııyor. 3,5 ay boyunca hapishanede tutuluyor. Bir ara mahkemeye başvurup ismini değiştiriyor. İbrahim oluyor Yannis Vasilis. Sedat Peker’in bunu ciddiye alması ve bir an önce bir DNA testi yaptırması gerekiyor. Bizim ki, sadece bir uyarı. Tedbir iyidir.

Sonuç olarak Sedat Peker‘e şöyle bir tavsiyede bulunmak istiyoruz, hani Türkiye’deki mevcut yönetime şunu diyor ya; “Bana gidilecek devlet bırakmadınız, siz Allah mısınız lan?“ Sedat Peker, size emniyetli bir yer söylememizi ister misiniz? İyisi mi Kürdlere sığın. Korur seni. Kürd geleneğidir. Düşman da olsa kendine sığınan canı, kanı pahasına korur. Sakın: “Ben Kürdlere çok düşmanlık yaptım“ diye düşünme. Saddam Hüseyin de çok yapmıştı. Milyona varan Kürd öldürtmüştü. Fakat buna rağmen anı kitabında çocuklarına şu nasihatta bulunur: “Birgün sıkışırsanız Kürdlerden başka kimseye sığınmayın. Onlar kimseyi satmaz.“ Evet Sedat Peker, bunu ciddi ciddi düşün.

26 Mayıs 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top