Genel

TÜRKİYE VE YUNANİSTAN MEZALİM KAYDI VE ALMANYA’NIN SUÇ ORTAKLIĞI

Dünyanın Gözü Önünde Bebek Yaşlı Demeden Tüm Köyü Yok Ettiler!

Sait Çetinoğlu

son zamanlarda kamuoyuna mal olmuş birçok kasvetli kayıt arasında hiçbiri savaş başladığından beri Helenizm’in taammüden imhası için yürütülen Türkiye’deki Rumlara yönelik mezalimi tanımlayandan daha utanç verici değildir.

Jön Türklerin ve onların Alman işbirlikçilerinin tarihindeki bu iğrenç süreç, Yunan dışişleri bakanlığınca düzenlenen ve bir kopyasını Venizelos sayesinde edindiğimiz uzun bir layihanın/tezkerenin konusunu oluşturuyor. Jön Türklerin, belgesel kanıtların gösterdiği gibi Almanya’nın doğrudan kışkırtması temelinde benimsedikleri yöntemlerin dokunaklı bir ithamnamesidir.

program meşrutî bir rejimi iyileştirmek yerine siyasi ve iktisadî açıdan bağımsız büyük millî bir Türk devleti yaratmaya yönelikti ve bu programı nasıl hayata geçirdikleri layihada gösteriliyor. Ekte başlıca pasajların bir özeti yer alıyor: geleneksel politikasını izleyen Avusturya, Yunanistan’a hâlâ Osmanlı boyunduruğu altında bulunan Rumları korumak için geçerli güç ve itibarı vermiş olan 1912 Balkan Savaşı’nın sonuçlarını hükümsüz kılmaya koyulmuştu.

Almanya’nın desteğini alan Avusturya Balkan Ligi’ni tasfiye etmeyi ve arzu ettiği sonuçları elde etmeyi başarmıştı. Sonuç olarak, Enver Paşa sayesinde ileride tamamen Almanya’nın etkisi altına girecek olan Türkiye’de Jön Türklerin egemenliği sağlandı. Türkler programlarında Helenizm doğu’da ticarî ve fikirsel hakimiyetleri önünde ciddi bir engel oluşturduğu için yenilmiş olsalar bile Yunanistan’a darbe indirmeye azimli Bulgarların ve özellikle de Almanya’nın yardımını aldılar.

Böylece Türkiye’deki Rumların acınası durumlarında biraz iyileşme/gelişme bekledikleri anda korkunç ve sistematik bir mezalim başladı ve 400,000 Rum mal/mülk ve evlerini yitirip Yunanistan’a iltica etmenin yollarını aramak zorunda kaldılar.

ALMAN ÇIKARLARI

Türkiye’nin merkezî imparatorluklara dahli ve savaşa katılımı Helenizm’e karşı çok daha vahşi ve çok daha etkili bir yeni mezalim çağını başlattı. İlk felaket dönemi boyunca mezalim kolektifti ve tüm Rum bölgelerinin imhasına yol açabilirdi, fakat en azından kurbanların güvenliklerini aramalarına izin veriliyordu. Ancak ikinci dönem Türkiye’nin savaşa katılımından sonra ilk hedef Rum ırkının imhasıydı.

Bir başka fark daha vardı. Rum karşıtı mezalimin durmasını beklemek gibisinden boş hayallerle tarafsızlık politikası izleyen Atina’daki yönetici güçler görünüşte, gerçeklerden bihaber olanlar için Helenizm’in imhasında güçsüz izleyiciler olarak ama gerçekte suikastların işbirlikçileri olarak kaldılar. Çeşitli biçimler altında gelişen ikinci dönemin mezalimleri Almanya’nın hareket tarzı ya da suç ortaklığını açığa sermektedir.

Gerek kayser gerek dışişleri bakanı Berlin’deki Yunan ortaelçisinden gelen telgraflarda görüldüğü gibi Türkler için bahaneler türetmeye çalışıyorlardı. Ancak ikinci dönemin mezalimleri kimin suçlu taraf olduğunu göstermektedir.

1915’in başlarında Deutsche Palastina Bank, doğu’da Türkçe hazırlanmış ve Müslüman bağnazlığını tahrik eden, Hıristiyanlara yönelik nefreti körükleyen ve onlarla olan tüm ticarî ilişkilerin durdurulmasını tavsiye eden bir risale dağıtmaya başladı. 1917’de Türkiye’deki Alman büyükelçisi Kont Matternich Enver Paşa’nın İstanbul’daki Alman askerî makamlarının talebi üzerine “Hıristiyanların iyiliği için müdahalelerde bulunarak Türklerin izzeti nefislerini yaraladığı ve Alman çıkarlarına yararı olmadığı” için kayser tarafından geri çağırıldı.

Hiç kuşku yok ki Almanya’nın kabahati Aivali (Ayvalık)’nin tahliyesinden sonra iyice açığa çıkmıştır. Sadrazam Rum papaza Rumların bu kasabadan tehcirlerinin 5nci kolordu komutanı liman von sanders Paşa’nın resmî talebi üzerine yapıldığını itiraf etti. Biraz direndikten sonra Osmanlı hükümeti bu tedbir olmaksızın ordunun güvenliğinden sorumlu olamayacağını belirten Alman generalinin tehditlerine boyun eğmek zorunda kaldı.

Alman büyükelçi ayvalık nüfusunun esirgenmesinin politik gerekliliğinin nedenlerini ifade etmiş ancak Liman Paşa savaş zamanında askerî zaruretlerin siyasî zaruretlere çok ağır bastığını ve Alman genel karargahının buna rızasının olduğunu beyan etmiş.

Jön Türkler ve almanlar yıkıcı planın gerçekleştirilmesinde el ele çalıştılar. Yararlandıkları araçlar şöyleydi:

1. ayrıcalıkların ilgası;

2. Hıristiyanların orduya alınmaları;

3. resmi elkoymalar ve mecburi katkılar;

4. zorla İslamiyet’e ihtidalar;

5. bireysel suçlar.bu önlemler sayesinde Helenizm’in kolektif imhası için zemin hazırlanmıştı.

HIRİSTİYANLARIN İMHASI

Türkiye’deki Helenizm’in temellerini çökertmek ve imhasını sağlamak için bulunan bir yöntem şeytani bir zekanın rol oynadığı askere alma. Mutlakıyetçi rejimde Hıristiyanlar orduya katılma hakkından yoksundular; askerlik hizmeti yerine bunun için yıllık vergi ödemesi yapıyorlardı. Meşrutî rejim kurulmasından sonra 31 yaşına kadar olan herkesin askerî hizmete yükümlü olduğuna dair bir yasa geçirildi.

Türkiye savaşa girince de askerlik yaşını 48’e yükselten bir kararname çıkartıldı ve ihtiyat sınıfına ait erkekler 45 liralık bir vergi ödemesiyle muafiyet eldi etmelerine izin veriliyordu. bunun etkisi Rum uyruklu olup da askere gitmek istemeyenleri muafiyet sağlamak için mal/mülklerini satmak ya da aksi takdirde kaçak durumuna düşmeye zorlamaktır, fakat her halükarda yasanın hedefi olan Hıristiyanların imhası başarılmış olurdu.

Bir başka mezalim sistemi Hıristiyanlar için güya amele taburları oluşturup onları yol yapımı ya da başka emek gerektiren işler için Anadolu’ya göndermekti. bir dizi resmî rapor bu insanların acınacak halde olduklarını yazar. Ödeme yapılmayan, kötü beslenen ve doğru dürüsü giysisi olmayan, Bağdat’ın yakıcı güneşi ve Kafkasya’nın dondurucu soğuğu dahil her türlü hava şartına maruz kalan bu insanların binlercesi ölmüştür.

Fakat zorla askere alma Müslümanların Rum unsurun imhası için uyguladıkları tek yöntem değildi; resmen elkoymalar ve mecburi katkılar imha işine yardımcı oluyordu. Tüm servetlere el konuluyor ve depolar yağmalanıyordu. Meşruti rejimin başlangıcında Türkler ticarî boykottan yararlanıyorlardı, fakat bu sistem daha sonra Deutsche Palastina Bank’ın yardımıyla mükemmelleşmişti.

Müslümanların ayrıca mal ithalatı hakkından yoksun Rumlarla ticarî ilişkiler kurmaları yasaklandı. Anadolu sadece Müslümanlar için sevk edilen malların ithalat ve ihracatı için büro merkezi haline geldi; böylece Rum ticareti yok oldu.

Rumların mahvı tüm ticaretin münhasıran Türklere ait kılınmasıyla tamamlanmış oldu. Nihayetinde hükümet bir köyden bir diğerine göç etmeye mecbur kılınan bu Rumların tüm mal/mülklerinin devrine karar verdi.

ÖLÜM YA DA İSLAM

Helenizm’in ekonomik baskı altına alınmasını bu yolla sağlayan hükümet Rum unsuru İslamiyet’e zorla ihtida yoluyla sayısal sindirmeye girişti. bu bağlamda başvurulan yöntemler arasında, Panderma (Bandırma)’da, kurucusunun masraflar için Hıristiyan nüfustan 10.000 liralık bir katkı talep etme küstahlığında bile bulunan Liman Paşa’dan başkasının olmadığı bir yetimhaneler kurulmasıydı.

Bu yetimhaneler hayır kurumu görüntüsündeydi, fakat asıl niteliği Türkler tarafından katledilmiş ya da evlerini zorla terke zorlanmış ailelerin çocuklarının orada enterne edildikleri ve Müslüman ilkelerine göre eğitildiklerinde açığa çıktı. Bu iş oğlan çocukları için geçerliydi, fakat kızlar da Türklerle evlenmeye zorlanıyorlardı.

Hıristiyan aileler Müslüman köylerine gönderiliyor ve herhangi bir gerekçeyle ayrılmalarına izin verilmiyordu. Çalışmak ya da aç kalmak durumundaydılar ve bu da ölümle İslamiyet’i kabul etmek arasında bir seçim demekti. Çeşitli konsolosluk raporları zorla ihtidanın Türkiye’de Helen unsurunu imha etmenin en kesin yollarından biri sayıldığını göstermektedir.

Fakat hâlâ başka araçlar vardı. Bireysel cinayetler birinci mezalim dönemini karakterize eden genel katliamların yerini almıştı ve Osmanlı boyunduruğu altında acı çeken kadersiz insanları olumlu yönden etkileyebilecek belli başlı şahsiyetleri bertaraf etme amacını güdüyordu. Kurbanlar köylerde herkesin önünde yakalanıyor uzağa götürülüp işkence ediliyor ve sonunda da infaz ediliyorlardı.

Buna dair tanıklıklar Yunan konsolosların raporlarında bulunacaktı. Menderes bölgesinde Temmuz 1914 ila Aralık 1915 arasında 200’den fazla Rum öldürülmüştür.

Rum kadınlara yönelik tecavüzler yaygındı ve bunda Türk gaddarlığı bütün korkunçluğuyla gözükürdü. Ayvalık’taki Yunan konsolosunun bir raporu olayların korkunçluğunu göstermekte bize ve bandırma’daki konsolos da bazı köylerde yaşanan olayların tarifinin imkânsız olduğunu söyler. Türkler tarafından işlenen bireysel suçların kurbanlarını gösteren matem katalogu sayfalar dolusudur ve aynı durum sayısız köyün toptan tahliyesiyle bağlantılı olarak işlenen kolektif mezalimler için de geçerlidir.

200,000’den fazla canın Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasından bir diğerine sevk edildiği ve buna ek olarak kaderleri bilinmeyen sayısız kurban olduğu tahmin edilmektedir.

Daily Mail-Çeviri-Attila Tuygan

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top