Genel

TOPLUMSAL DEĞİŞİMLERE FELSEFİ YAKLAŞIM

Görüntünün olası içeriği: gece

Erdoğan ATEŞİN

İnsan bütün bu üretim süreci içerisinde her biri kendine göre bağımsız değişkenler olarak adlandırabileceğimiz zaman, mekan (uzam), fiziki, coğrafi ekolojik ve bir bütün olarak toplumsal koşullar, yani üretim biçimleri, üretim ilişkileri, toplamda bütün dünya kültürleri ve yine toplamda dünya kolektifinin bilgi birikimleri ve bu süreçlerin birbiriyle olan etkileşim süreçleri, fizyolojik ve psikolojik oluşum ve etmenlerinin, etkileyiş ve yapılandırıcı gücüyle iç içedir.

Bunca karmaşık olay ve olgu, süreçlerin çok değişkenli, karmaşık düşünce ve pratik birikimlerin bütün sebep ve sonuçlarıyla, onları belli bir sistematiğe oturtmak, tarihsel süreç içinde ki yerlerine oturtmak, bilimsel olarak tarihsel süreç içerisindeki ilgi alanlarıdır.

Genelde insan için bir disiplin ve etkinliği olan bu süreçler, aynı zamanda ne, neden, niçin, nasıl ? lara yönelerek yanıtlar arar, onları derinlemesine irdeler ve temellendirir. Analiz eder, tenkit eder-eleştirir; doğa, toplum ve insana dair olana ulaşmaya çalışır ve yöntemsel bir form oluşturur.

Dünyanın ekonomik, politik, kültürel alanlarda yaşadığı hızlı değişim, bu değişimin mekan ve zaman algılarımızı nasıl etkilediği önümüzdeki süreçlerin ortaya çıkaracağı toplumsal ve sosyal değişim ve gelişmeler sorunla ilgilenin insanın hayal dünyasını da etkileyerek, geleceğe yönelik düşünmeye zorluyor.

Posmodernist sosyal ve kültürel biçimlerin ve yaklaşımların gelişen sürece ilişkin, zaman ve mekanın değişen boyutlarıyla eşzamanlılık, zorunlu ya da nedensel bağlantının varlığı, zaman ve mekan üzerindeki etkileri geleceğe dair güçlü kanıtlar bırakmaktadır.

Sürecin içeriksel zenginliğinin, onun insan düşünce üretimlerinin, ilk çağlardan bu yana sürüp gelen bilmeye, yapmaya, öğrenmeye, bilinmezliklerin kapısını aralamaya ve değiştirmeye dönük bütün düşünce birikimlerini, eylemlerini, içsel kuramsal yapısında bulundurmasından gelir. Düşünme, eyleme ve dönüştürmenin bütün tarihsel izlerini yaşanılan süreçlerin içinde bulabiliriz.

İnsan düşüncesinin çağlar boyu, yüzyıllardır durmaksızın üreten; bilmeyi, yapmayı ve değiştirmeyi çözümlemede bilimin ve felsefenin derin izlerinin olması çok doğaldır. İnsanın bitmek tükenmek bilmeyen bilme ve değiştirme merakı yeni süreçler ve sistemleri anlamada her zaman büyük bir çaba olarak devam edegelmiştir.

Bugün içinde geçmekte olduğumuz tarihsel durumun anlaşılması ve açıklanması dünyanın ve sistemin ekonomik, politik ve kültürel olarak nereye doğru evrildiği bir sorun olarak düşünen her insanı ilgilendirmektedir. İnsanlık felsefi ekonomik bakış ve derinlik düzeyinde bir sürece evrilmiştir. Bugünü salt akli, ya da basit metedolojik yöntemlerle anlamak ve açıklamak artık çok zor.

Yaşamın toplumsal ekonomik politik, bilimsel, sosyal, estetik alanlarında, insan düşünceleri ve davranışlarına belli bir yön vermeye çalışan süreçlerini anlamak ve açıklamak için bugün daha çok felsefeye ihtiyaç duyulduğu zamanlardayız.

Felsefe doğa ve toplum yasalarının, insan düşüncesinin ve bilgi süreçlerinin tartışmasını yapar. Felsefe, düşünce ile varlık, bilinç ile madde arasındaki ilişkinin çözümüne yöneliktir. O nedenle felsefe en genel anlamda evreni, doğayı ve toplumu hep irdelemeye çalışmış ve çözümler aramıştır. Platon’un” hayreti de bundandır. Platon hayretinden Platon felsefesi doğmuştur.

İnsanların başka insanlarla kurdukları, kurmak zorunda oldukları ilişkiler, iletişim, dilsel gelişim ve onun da ötesinde felsefe toplumsallaşma da muazzam bir rol oynamıştır.

İnsanın yapıp etmeleri, eylemsel niteliği (praksis); iş ve üretim süreci, insan doğa çelişkisinin aşılmasının belirleyicileridir. (determination). Bu oluşumun temel etkeni hiç kuşkusuz, insanın geçim araçlarını ve gereksinimlerini karşılama isteği, güdüsüdür.(motive).El ve beyin, madde ve bilinç oluşumunda yapısal dönüşümlü bir süreç bütünlüğü vardır. Beyin ve bilinç, bu oluşumun en yetkin, en yüksek biçimlenmeleridir.

Maddeden, organizmadan hareketle beyne, bilince yönelen, sonra yeni üretim gereksinmesiyle tekrar maddeye yönelen yeni kazanımlara, yeni üretimlere yol açan; gelişkin, dinamik ve yaratıcı bir süreç ve oluşumdur. O nedenle insanın toplumsallaşması bu süreçten bağımsız değildir.

Bu alan belli kesimleri dışında çok önemsenmemiş ve bundan dolayı da eğitim, bilim, sistem, metodoloji ve etkinliklerine yaklaşım, bugüne kadar hep el yordamıyla kuramsız, temelsiz ve kendi zeminlerinden koparılarak yürütülmüştür.

Eğitim süreç ve etkinliklerine felsefi temellendirmelerle, felsefi yaklaşımların sistematik çözümleyici bakış açılarından yanaşmak, kuramsal bütünlüklerden kök alan eğitim uygulamaları gerçekleştirmek, bilim felsefe diyalektiğinin verilerinden çıkış alan bir eğitim bilinciyle sorunlara yaklaşmak, eğitim uygulamalarına son derece yabancı bir görüş alanı oluşturuyor. Kuşkusuz nedenleri var bunun.

Bunlar insanın tarihten toplumsal ekonomik yapıdan, kısacası geçmiş ve şimdiki sosyo-ekonomik politik yapıdan, kültürel boşluktan kurtulamaması kaynaklık etmektedir. Her yeni toplumsal formasyon eskinin küllerinden doğar.

İnsanlık tarihinin ekonomik, düşünsel, sosyal bütün üretimleri, sonuçta bir bütünlüğe ve birleşmeye (senteze) dayanır. Sonuç sentez ne olursa olsun, hayat durmaksızın kendini devam ettirir. Yadsıma -olumlama-yadsıma, yani inkarın inkarı. Bu aslında yaşamın özüdür, karakteridir, disiplinidir.

Bütün evreni ve içine doğduğumuz dünyayı, yani nesnel gerçeklikten doğan düşün temellerini, köklerini araştırarak açığa çıkarmak ve bunları sistemleştirerek bilince ulaşmak, uslamlamak, bizi daha çok felsefi düşünmeye zorluyor.

[email protected]

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top