Genel

tolumsal sosyoloji ve toplumsal değişim -2-

TOPLUMSAL SOSYOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

– 2-

Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimine karşı toplumsal tepkiler, liberalizm, muhafazakarlık ve Sosyalizm olarak ortaya çıkmış, ve insanlığı derinden etkileyen yeni toplumsal dalga, beraberinde yeni bir toplusal sosyolojiye evrilmiştir. Bu evrimleşme sosyolojide bir çok değişik akımın ortaya çıkmasına yol açmıştır.Montesguieu, toplumsal olguların fiziksel olgular gibi araştırılabileceğini ve yasalarının ortaya çıkarılabileceğini düşünmüş ve pozitivist değişme anlayışının teorik altyapısını hazırlamıştır.

Saint-Simon’a göre ise, zihin doğanın bir parçasıdır ve bu nedenle zihin de doğa yasalarına tabidir. Sait- Simon, toplumu bir makine veya gezegenler sistemi olarak değil, toplumu yaşayan bir organizma olarak düşündüğü için, toplumsal olgulara ilişkin bilimsel araştırmasının doğa bilimlerinin metodolojisini benimsemiş, bilimsel bir sosyal bilimin yaşam bilimlerini model alması gerektiğini savunmuştur. Saint-Simon, bilimsel gelişmelerin ve sanayileşmenin, daha ilerici ve daha ahlaki bir topluma evrileceğini düşünmüş, ve bu teoriden toplum pozitif evre’de birbirlerine egemenlik kurmaktan vaz geçerek, doğaya egemen olmak için şekillenecektir sonucuna varmıştır.

Auguste Comte, toplumu bir organizma olarak görmüş, toplumu bir organizma gibi toplumun her parçası aslında bir uyumun söz konusu olduğunu savunmuştur.Comte’ye göre, her organ (parça) işlevi bakımından bir başka organ ile ilişkilidir. Comte, böyle genel bir organizmacı iddiayı benimsese de toplumsal alana özgü her şeyin organik analojilerle açıklanamayacağını da savunur ve bunun farkındadır ve toplumu oluşturan parçalar arasında ortaya çıkacak uyumsuzluklar, toplumsal değişme ile sonuçlanacaktır.

Auguste Comte, bütün olguların değişmez doğa yasalarına tabi olduklarını ve bu yasaları keşfedecek olan sosyolojinin ” en genel veya basit olgulardan daha özel veya kompleks olgulara doğru ilerleyen”bilimlerin tepesinde yer aldığını savunur. Comte, toplumu hem düzeni hem de değişmeyi sağlayan ve düzenleyen insani örgütlenme yasalarının bulunabileceğini savunur. Comte, sosyolojiyi, ”sosyal statik” ve ”sosyal dinamik ” olmak şeklinde ikiye ayırır. Bu tavrıyla ütopik ve determinist bir çizgide olan Comte, insan zihninin gelişimine ilişkin üç hali içermektedir. Bunlar, a-teolojik ya da kurgusal hal, b- metafizik ya da soyut hal, c-bilimsel yada pozitif hal. Teolojik hal’de, insanlar çevresinde olup bitenleri tanrının iradesinin bir tür dile gelişi olarak görürler. Metafizik ya da soyut halde, her şey doğa üstü ve soyuttur. Bilimsel ya da pozitif halde, bu aşamada artık aklın ve bilimin öncülüğüne teslim olur.

Herbert Spencer, sosyal bilimlerde doğa bilimlerini bir çizgi olarak benimser ve doğa bilimin yöntemlerini kendine uyarlayarak, toplumun doğa bilimini oluşturarak, ‘ toplumsal yasalar’ı ortaya çıkarması gerektiği inancındadır. Spencer, salt toplumsal alanın yasalarıyla ilgilenmemiş ‘Sentetik Felsefe’ olarak tanımladığı, makro düşünce şeması içinde evrenin tüm alanlarının, fiziksel, psikolojik, biyolojik, sosyolojik ve ahlaki alanların yasalarını, ”düzenleyici evrensel ilkeler’i üzerine çalışmıştır. Spencer’e göre her şeyi, toplumsal düzen dahil doğal ve fiziksel yasalar ve süreçler yönlendirilmektedir., bir toplumun homojenden ( askeri veya az gelişmiş bir durumdan) heterojene (sinai veya gelişmiş bir duruma)doğru evrimleştiğinde dengesinin bozulduğunu, heterojenliğe ulaştığında yeniden bir dengeye ulaştığını ifade eder ve bu evrimsel sürecin adaptasyonla sonuçlandığını savunur.

Emile Durkheim’de, dayanışma ve çatışmanın kaynağını işbölümü, konsensüs ve ahlaki normlar belirler. Durkheim göre, evrimsel olarak, evrim anlamında değişim zorunludur.Gelişmenin ve ilerlemenin temeli işbölümünün doğasındadır. Bu aşamada toplumsal bütünleşmeyi bozan sapmaya, anomiye yol açan gelişmelerle ilişkili olduğunu ifade eder. Durkheim’e göre, işbölümü, bir sosyal sitemde düzen ve birlik için gerekli konsensüsun önkoşuludur. Mekanik dayanışmada düzenin kaynağı benzerliklere dayanan ve köklerinde benzerlikler yatan ( kolektif bilincin pekiştirdiği) bir konsensustur. Mekanik dayanışmada düzenin nihai uygulayıcısı ve çatışmayı üreten faktör kolektif bilinçtir. Kolektif bilinç Durkheim’e göre hem düzeni sağlar, hem de çatışmaya yönelir ve onu düzenler…

İdealizmden materyalizme sıçrayan toplumsal değişim teorileri Marx’ın, Hegel idealizmini eleştirisin de açıkça görürüz. Hegel, ontolojik olarak varlık konusundaki anlayışında insanlar ve diğer fizik varlıkların- nesnelerin gerçekliklerini, onların gerçekten var olduklarını reddeder. Hegel’e göre sonlu gerçek bir varlığa sahip değildir, hakikat akıl ile keşfedilir. Ona göre duyularla algılanan objeler gerçek şeyler değil, sadece nihai bir gerçek olan düşüncelerin olgusal görüngüleridir. Hegel, nihai gerçekliği ‘mantıksal nesneler’ ve ya kavramlar oluşturur ideasındadır, bu da sadece düşünceyle mümkündür. Ona göre sadece fikirler-düşünceler gerçektir ve sonuçta nihai fikir Tanrı’dır. Buradaki temel mantık, Tanrı ve insanlar arasında içkin bir diyalektik bağın olduğudur.

Marx’ta, Hegel’in sonsuz ya da ampirik olguların gerçek olmadıkları savı yanlışlanır. Çünkü gerçek olgular yalnızca düşünceler olarak algılandığında, ya da anlaşıldığında insanın pratiği reddedilir. Çünkü hiç bir maddi nesne ve ilişkiler bizim salt düşüncelerimizle değişmezler. Biz maddi şeylere ve onların ilişkilerine bakarak, ya da onları düşünerek, değiştiremeyiz. Bunun için maddeyle direk temas ve pratik gerekiyor. İnsanlar içinde bulundukları toplumsal yapıyı, sürecin ihtiyaçlarına uygun değiştirirler ve insanlık bugüne kadar bunu yapmıştır, pratiğiyle değiştirerek bugününü kurmuştur.Hegel, emeği zihinsel olarak görür, ona göre emek zihinseldir.

Marx’a göre emek, salt zihinsel bir süreç, bir etkinlik değildir, emek bir üretim etkinliğidir. Çünkü insan bütün ihtiyaçlarını, gıda, giyim, barınma v.s üretici etkinliğiyle yaratır.Hegel’in nihai gerçeklik düşüncesi kendisini bazı temel nitelikleri değerlendirmekte yanlışa sürüklemiştir. Çünkü Hegel’de emek, soyut zihinsel bir faaliyettir. İnsanlar bu sonlu dünyada üretici etkinlikleri ile ihtiyaçlarını karşılayabilirler, bu da zihinsel etkinlikten öte pratik bir üretim etkinliği gerektirir.Hegel bu tavrıyla, düşüncesiyle, insanları nesnel olmayan manevi varlıklar olarak görmüştür, oysa ki insanlar ‘doğal varlıklar’dır…Devam edecek…

KAYNAKLAR:1- Sosyolojiye Giriş.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)2-Klasik Sosyoloji Tarihi.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)3-Modern Sosyoloji Tarihi. (Anadolu Üniversitesi Yayınları)4.Toplumsal Değişim Kuramları.( Anadolu Üniversitesi Yayınları)5-Sosyolojide Yakın Dönem Gelişmeleri.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)6-Karl Marx. Kapital. C.1-2-3.(Yordam Yayinlari)7- Yeni Komünizm.( Bob Avakıan)

Erdoğan ATEŞİN

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top