Genel

TEKNOLOJİ VE EMEK-DEĞER TEORİSİ

Erdoğan ATEŞİN

Teknoloji geliştikçe üretim için harcanan emek miktarı azalır ve bu durum piyasada malların aşırı şişmesine yol açar ve piyasa kendi içine çöker. Bu süreç kapitalist sistemi dış piyasalara zorladı ve yeni pazar arayışları emperyalizmin pazar savasıyla sonuçlandı.

Marx ve Engels, bu süreci yaşayamadıkları için kapitalist piyasanın batıda çökeceğini düşünüyorlardı. Ancak bu defa sömürü direk sermayenin ihracı üzerinde yapılıyordu. Marx, öncesi burjuva iktisatçılar Adam Smith, David Ricardo, piyasada malların üretilmesi için toplam zorunlu olan emek miktarına oranla değişeceğini söylüyorlardı. Marx, Emek değer teorisi konusunda, emeğin karşılığının tamamının ödenmediğini ve bunun kapitalizmin temel bir yasası olduğunu belirtti.

Karın kaynağı ödenen emek ile ödemeyen emek arasındaki farktı. Ama işgücü de diğer mallar gibi eşdeğerleriyle değiştirilebilseydi, karşılığını bulduğu için ödenmeyen emek olmayacaktı, bu nedenle kar da olmayacaktı. Bu ancak bugün gelişmiş kapitalist batıda emperyalist burjuvazinin kendi işçisine ödediği ücret aylık yaşam koşullarının üstündedir ve işçi de birikim yapabilmektedir. ihtiyaç fazlası ev, araba ve özel birikim yapmaktadır. Emperyalist burjuvazi, bunu dünyanın geri bıraktırılmış ülkelerinden talan ettikleriyle sömürüyle gerçekleştirmektedir.

Bütün bunlarda gösteriyor ki, Marx döneminin değer teorisi bugün hala geçerli bir teori olarak insanlık tarihinin bu sürecinde geçerliliğini koruyor. teknolojinin olağan üstü gelişmesi, emek değer teorisini elbette ki derinden etkilemiştir ancak teknolojik gelişmeler, savaşlar ve üretim fazlası kapitalist dünyanın da sonunu getirecektir. Ürünler bollaştıkça rekabet ölümcül olacaktır. Tek alternatif insanın kolektif kamucu dünyası, herkesin yeteneği kadar üreteceği, ihtiyacı kadar tüketeceği bir toplumsal dünya…

Günümüzde kullanılan emformasyon teknolojisinin temelini mikro elektronik ve genetik mühendisliği oluşturmaktadır.

Telekominikasyon ağlarının esasını mikrocipler, bilgisayarlar ve bu teknolojilerle birlikte çok hızlı işleyen bilgi işlem süreçleri. Transistör’ün keşfedilerek insanlığa kazandırılması, bilgisayarların günümüzde olağan üstü gelişerek hızlanması, mikrociplerin makinalara uyarlanarak kulanıma sokulması, teknolojide büyük sıçramalara yol açarak, gelecek üzerinde etkili olmuştur.

Diğer taraftan genetik mühendisliği de hızla gelişerek, İnsan Genomo Projesi ( DNA) ileri yazılım programları ile kodu çözülmüş, ve insan türüne ilişkin bilgi yapılarının dönüşmesi ve DNA kodlarının bu yazılımlarla yeniden oluşturulması ve farklı türlerin sistemlerinin kodlarıyla birlikte yeniden programlanması bugün artık yürüyen çalışmalar içindedir.

Sanayi devrimi sürecinde buharın gücünün keşfedilmesi ve buharla çalışan makinelerin üretimde kullanılması ekonomik süreçleri ne denli etkilediyse, bilgi işlem teknolojilerin üretime girmesi de insanlık tarihinde o denli ve daha da büyük etkileri olmuştur. Teknolojinin bu denli gelişmesi yeni bir teknolojik paradigma oluşturmuş ve bu piyasayı kontrol eden güç yada güçler, bu paradigma etrafında bir araya gelmiş ve örgütlenmiş bir küresel güç konumundalar.

Sanayi devrimleri sonrası endüstriyel kalkınma ile devletçilik arasına sıkışmış’’refah devleti’’ olarak tanımlanan devletçilik ve kalkınma süreci, serbest piyasanın egemen olduğu bir toplumsal sürece doğru evrilmiş ve devletçilik 1970’lerden sonra batıda giderek anlamını yitirmiş hantal ve sistemin bir kamburuna dönüşmüş, hızlı bir özelleştirme programıyla, devletin piyasalara müdahalesi engellenmiş, küreselleşme ve küresel ağlar oluşarak, devletlerin tasfiyesi 1980’lerden sonra dünya genelinde hızlandırılmıştır.

Endüstrileşme ve modernleşme arasına sıkışmış olan bu sürecin tarihsel birlikteliği küreselleşen dünyada enformasyonla birlikte giderek ortadan kalkmaktadır. Bu sürecin ulus devletlerin lehine dönüşü ise artık imkansızlaşmıştır, süreç tedricen ulus devletlerin tamamen tasfiyesiyle sonuçlanacaktır.

Endüstriel topluma ait bütün kurumlar, kurumsal oluşum ve yapılar, ulus devlet, kültürel kimlikler, ataerkillik, sosyal ve çalışma alanları,kentler ve kentlerin güvenliği, bürokratik kastlaşmış yapılar, ekonomik ve sosyal alanın dönüşümü ve bütün bu süreçlerin enformasyonel paradigması içerisinde kaybolup gitmekteler.

[email protected]

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top