Genel

TEHLİKE ÇANLARI KİMİN İÇİN ÇALACAK?

Hasan H. Yıldırım & Husseyin Erkan

Kürdler, bilinen tarih içinde Kürdistan’ı vatan edinmiştir. Göçebe muhacir değil, otokan halkıdır. Fakat ne yazık ki, Kürd ve Kürdistan emperyalistler ve sömürgeci güçler tarafından bölüşülmüş, kendi aralarında paylaşmışlar. Kürd millet egemenliğine el koymuşlardır.

Bu, bize Kürdistan devriminin yolunu da göstermektedir. Yol; millet olmamızdan kaynaklı haklarımıza sahiplenmedir. Bu da milli bir siyaset ve birlikten geçer. Bunun zeminide bağımsızlık hedefidir. Kürdler milletçe bu hedef zemininde bir araya gelmeden yenilmekten kurtulamazlar.

İşin tuhafı tarafı Kürd siyasal hareketleri bunun tam tersi bir politika yürütmektedirler. Kürdlerin millet olmadan doğan doğal haklarını savunacaklarına sömürgeci ülkelere “vatanım“, sivili, resmisi ile barbarlaşan toplumlarla “ortak yaşam“ öngörüyorlar. Bu barbarları “kardeş, dost, stratejik müttefik“ olarak tanımlıyorlar. Resmiyete olan biten bu. Fakat sanki bunlar değilde türübünlere şu mesajlarda seslenmiyor değil.

“Başkan Barzani reformlar için düğmeye bastı.“

“Başkan Barzani rest çekti. İzin alacak değiliz.“

“Barzani’den bağımsızlık yolunda son adım!”

Bunlar Barzanicilerin ileri sürdükleri sadece birkaç ara başlık.

Bu tür söylemler uzun süreden beri dile getirilir ama bir türlü pratikleştirilmez.

Müritlerin dışında kimsenin zaten bu konuda bir beklentiside yoktur.

Niye mi?

Niyesi açık. Çünkü mevcut durum çıkarlarına uygundur.

Barzani ailesi ve yanı sıra Talabani ailesi diktatörlüklerini kurmuşlar. Tüm kurumlar bu her iki ailenin işgali altındadır. Astıkları astık, kestikleri kestik. Hak hukuk yok.

Kürd millet servetini Kürd millet düşmanları ile hortumlamaktalar.

Bu değil ise yapılması gereken şudur.

Milli siyaset,

Milli birlik,

Milli ordu,

Milli istihbarat,

Anayasa, hukuk,

Kontrol edilebilir ekonomik politika,

“Tartışmalı bölgeler“ denilen Kürd topraklarının Kürdistan’a bağlanması,

Sarı ve Yeşil zon diye tabir edilen bölgelerin sonlanması, Kürdistan birliğinin sağlanması,

Çok başlılığın sonlandırılması,

Partilerin milli kurumların üstündeki hukuksuzluğun sonlandırılması,

Sonuç olarak devleti devlet yapan kurumların inşa edilmesi.

1992 yılından bu yana bu konuda atılmış tek olumlu bir adım yoktur.

Halkın hiçbir temel sorunu (barınak, yol, su, elektrik, eğitim, sağlık) çözülmüş değildir.

Ama bol bol milyonluk vilalar yapılmaktanda geri kalmıyorlar.

Başarısızlık ortada.

Bunu örtmek içinde habire iç savaş çıkarmak için provakasyonlara baş vuruyorlar.

İktidarlarının devamını kardeş kanı dökmekten arıyorlar.

Türklere “kardeş, dost, stratejik müttefik,“ deyip hami seçtiklerine göre bundan da kaçınmıyorlar.

Sonuç ne mi olur?

Olan zaten olmuş.

Ekonomi Türklere teslim.

Bilinen resmi MİT bürolarının yanı sıra zaten güneyde her iş yapan Türk şirketi birer MİT bürosu görevini sürdürmektedir.

Sayısını bilmediğimiz Türk askeri karakolları var.

Irak-PDK ve YNK başta olmak üzere birçok güneyli odak Türklerle ortak çalışmaktadır. Gerillalar başta olmak üzere birçok sivil Kürd güneyli güçlerin verdiği istihbarat sonucu katledilmektedir.

İster kabullenin, ister etmeyin güney bugün Türkiye’nin arka bahçesi olmuş.

Sonuç olarak bu politika “Anadolu’nun tapusunu istiyorum“ diyen Mustafa Kemal´in prof. etiketli zevata hazırlattığı “Güneş Dil Tarih Teorisi” gereği oluşturulan Kemalist tarih anlayışı noktasına, virgülüne kadar savundurmaya götürür.

Türklerin amentü halie getirdiği “misak-ı milli“ hedefi nurtopu gibi doğar.

Bu nasıl olur diye sormaya gerek yok.

Efendi-köle ilişkisi.

“Devlet tarihçisi”, “devlet sanatçısı”, “devlet aydını”, “devlet gazetecisi” olur da “devlet solcusu” ve “devlet Kürdçüsü” olmaz mı?

Olur olur, bal gibi olur!

Kim ki bunlar?

Ayak altında sürücesi var.

Bu politika Kürd milletine kaybetirir.

Bizden söylemesi.

Fakat hangi Kürd politik gücü “kurtuluşu“ barbarlaşan sömürgeci toplumlarla birlikten ararlarsa arasın bu eşyanın doğasına aykırıdır. Çünkü bu ne kendi varoluş, yokoluşunu Kürdleri yok etme politikası üzerine inşa etmiş sömürgecilerimiz ne de beyinsel olarak onlardan kopuşunu sağlamış Kürd halkı tarafından kabul görür. Bunun emareleri ortada. Rojava’da can bedeli bir mücadele var. Dört parça insanımızın verdiği destek var. On binin üzerinde şehit var. Şer cephesine karşı kıran kırana bir mücadele sürüyor. Kürdistan’ın doğusunda halkımızın zaman zaman yerel ve genel ayaklanışı var. Güney halkı politize olmuş, sömürgeciden koptuğu gibi Hewler dikatatörlerinden de bıkmış. Bunu Irak genel seçimlerinden %70-80’ni sandık başına gitmeyerek tavrını ortaya koydu.

Kuzey halkımıza gelince politize olmuş bir halktır. Diri bir potansiyele sahiptir. Ruhen sömürgeciden kopmuştur. Bu seneki Newroz’unda milyonlar sokağa çıkarak milli bir duruş sergiledi. En son emare HDP 5. Kongresi‘nden Kürd halkının yükselen sessinden gördük. Herkese verdiği mesaj açık ve nettir. “Ben buradayım. Beni yok sayamasınız“ diye haykırdı.

İşte gelecek bu halk gerçekliğimiz üzerinden inşa edilecek. Kimsenin gücü bu yükselen sesi susturmaya yetmeyecektir. Bu yükselen ses kendi kanalını bulacak ve Kürd milleti kendi kaderini eline alacaktır. Er veya geç bu sağlanacaktır. Çünkü tarihin akışı bu yönde akmaktadır.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top