Genel

SOYKIRIMCI SİSTEM VE TOPLUMU

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

SOYKIRIMCI SİSTEM VE TOPLUMU 

Türk egemenlik sistemi ve toplumsal varoluşu soykırımcıdır. Sistemin ve toplumun temeli böyle atılmış. Bu bir zorunluluk olarak görülmüş. Nedeni; uygulayıcıların yerli olmayışlarından, dışarıdan gelen göçmen, muhacir karakterinden ileri gelmektedir. Yerlilerle kan uyuşmazlığı var. Birlikte eşitçe ortak bir yaşam kurma mümkün görülmemiş. Etnik arındırma yöntemini izleyerek herkesi kendi kanlı potasında eritmiş. Bana tabiî olacaksın, benim gibi düşüneceksin, dediklerimi yapacaksın demiş. Başlamışlar “kırmızı çizgilerimiz” diye sıralamaya. “Tüküm diyeceksin.” “Devlet baba diyeceksin.” “Devletin kestiği parmak acımaz diyeceksin.” “Tek vatan, tek millet, tek dil, tek bayrak diyeceksin.” Demeyene “ya sev, ya terk et” dediler. Terk etmeyenlere yöneldiler. Tek tek veya toplu katlettiler. Ya zindana attılar, ya da yurtdışına kaçışlarına yol verdiler.

Bu yöntemle coğrafyamızın kadim millet ve etnik unsurlarını yok ettiler. Geri kalanlardan kendi deyişleriyle “72.5 milletten yok olan bir ulus yarattılar.“ Kendi potalarından erittiler, mankurtlaştırdılar. Kendi dışında kim varsa onlara saldırttılar.

Bu yönetim biçimine soykırım sistemi denir. Bu sistemin yaratımı olan kitleye de soykırımcı toplum denir. Soykırım sadece etnik bir unsuru toptan yok etmekle sınırlı değildir. Dilini yasaklamak da soykırımdır. Kültürünü yasaklamak da soykırımdır. Zoraki asimilasyon da soykırımdır. Zoraki göç ettirmek de soykırımdır. Bunların hepsi Türk egemenlik sisteminin sahipleri tarafından yapılmış ve yapılıyor. Halkının da sosyal-siyasal rızası olmuş. Buna Türk tipi yönetim biçimi diyebilirsiniz. Soykırım sitemi ve toplumu dediğimiz budur.

Bu tutum sadece yönetim kademesiyle sınırlı değildir. Sistemin bazı kanatlarıyla da sınırlı değildir. İstisnalar hariç Anadolu toplumunun tamamına yakın kesiminin bu düşünce ve uygulamalara iştirakçı olduğu inkar edilemez. Toplum öyle yetiştirilmiş. El kadar bebeğe bile bu bilinçaltı empoze edilmiş. Devletten bunu görmüş. Aileden bunu görmüş. Komşusundan bunu görmüş. Bunun iyi bir şey olduğuna inanmış. Ondan sonra kendisi de uygulamaya başlamış. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi yok edilmesi gereken düşman görmüş. Bugünde aynı mantık ve uygulama sahibidir.

Türk egemenlik sisteminin yönettiği Anadolu toplumu sürekli tetiktedir. Kim saldıracak korkusu içindedir. Bunu da devlet ona empoze etmiş. “Ülkemizi bölmek isteyen bedbahlar var” korkusunu vatandaşa aşılamış. “Kimseye tek bir çakıl taşı vermeyiz” mottosuyla başlatılan geniş bir repertuar kolektif hafızalara kazınmış. Bu nedenle binbir zahmetle yetiştirdiği evladını davullu-zurnalı “en büyük asker bizim asker” nidalarıyla savaşa gönderme yükümlülüğü toplumun sırtına yüklemiş. Öldürüldüğünde de “vatan sağ olsun” demeyi olağanlaştırmış. Bu bir cinnet halidir. İşte soykırımcı sistem ve yaratımı olan toplumun korkunç bir yüzü de budur.

Bu soykırımcı sistem ve toplumun mevcut araç ve aktörlerle değişmesi mümkün görünmüyor. Bir devrimle alt-üst olması gerekiyor. Buna da mevcut toplumsal dinamiklerin gücü yetmiyor. Anadolu toplumunun sosyolojik yapısı buna elvermiyor. Bu toplumsal düzenin ancak dış bir müdahale ile alt-üst edilmesi gerekiyor. Tıpkı Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yugoslavya’da olduğu gibi. Bu da ABD’nin 21. Yüzyıl politikası denilen Genişletilmiş Orta Doğu Projesi (GOP) kapsamında gerçekleşecektir. ABD’li yetkililerin “Türkiye de GOP kapsamı içindedir” demesi boşuna değildir.

Bundan sonra Türkiye’ye karşı izlenecek politika 14 Haziran NATO ve sonraki günlerde toplanacak olan demokrasi ile yönetilen ülkelerin alacakları kararlarla iyice netleşecektir. Sorunlar Türkiye ile müzakere edilmeyecektir. Alınan kararlar kendilerine dayatılacaktır. Türkiye de bunu kabullenmeyeceğine göre Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yugoslavya’ya ne yapıldıysa ona da aynısı yapılacaktır. Türk soykırımcı sistemi ve toplumun değişmesini isteyen güçler bunu ciddiye almalı, kendini buna göre örgütlemeli ve pratikleştirmelidir. Bunu kavrayan, gereğini yapan güçler yarının sahipleri olacaklardır. Burada kendilerine “anti-emperyalist” rolü devşiren güçler istemese de kendini soykırımcı Türk yönetimin yanı başında bulacaktır.

ABD’nin öncülük ettiği Batı sistemi, önce yenilmez denilen Türk devletinin yenilgisini Anadolu toplumuna tattırmaya çalışacaktır. “Bir Türk dünyaya bedeldir” algısını kıracaktır. Türkün de yenilebileceğini kendisine gösterecektir. Sonra, “hata ülke Türkiye” dediğimiz coğrafyanın etnik temelde bölünebileceği kendisine gösterilecektir. Böylelikle “Kimseye verecek bir çakıl taşımız yok” anlayışının yok edilmesi gerekiyor. Toplumu oluşturan kesimlerin kendi kimlikleriyle kendini ifade etmesi, kim neye inanıyorsa ona göre ibadetini yapmasının kimseye bir zararının olmadığının ona gösterilmesi gerekiyor.

Ondan sonra geride kalan Anadolu toplumunun sıfırdan yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Ona soykırımın insanlıkdışı bir suç olduğunun kavratılması gerekiyor. Soykırımcı tarihiyle hesaplaşması gerekiyor. Soykırım mağdurlarından özür dilemesi gerekiyor. Bunun ilkokuldan başlamak üzere tüm eğitim süreci boyunca müfredat olarak okutulması gerekiyor. Bu da hemen olacak bir mesele değildir. Uzun bir çabayı ve rücuyu gerektiriyor.

Her şeyden önce Anadolu toplumunun demokrasiye ihtiyacı vardır. Kendi siyasal ve toplumsal hastalığının panzehiri budur. Eskiden “hasta adam” diyorlardı, şimdi ise bütün sosyolojisi hastalandı. Jenosidal düzen toplumu mental anlamda çürüttü. Bu yüzden öncelikli olarak bu toplumun demokratikleşmesi gerekiyor. Bunun nasıl ve hangi güçlerle olması gerektiğini bilince çıkarması gerekiyor.

Anadolu toplumunun değişmesi için ne sosyalistlerin, ne sosyal-demokratların, ne de başka bir kesimin sistemle ciddi olarak bir hesaplaşması olmadı. Çağdaşlaşma ve toplumda diğer etnik, milli ve farklı dini inançtaki kesimlerle barış içinde hakça birlikte yaşama akıllarına bile gelmedi. Bu güne kadar “Kahrolsun emperyalizm“, “yaşasın bağımsız Türkiye“ belagatıyla bayrak sallamanın dışında ciddi bir proje uygulanmadı. Bunu da monolitik bir mantıkla yaptı. ‘Türkiye ve Türk’ ile başlayan siyasal argümanlarla sisteminin tezahürüne dönüştü. Sistemin kuruluş felsefesinden farklı bir yol bulamadı. Ve doğaldı ki, toplumla kucaklaşılamadı. Bu yöntemlerle toplumun değişmeyeceği anlaşılmalıdır. Bu konuda ciddi bir çabadan bahsedilecekse eğer, o da “liberal demokratların” verdiği mücadeleydi. Onlar da 15 Temmuz 2016’da büyük bir mağlubiyet alarak tasfiye oldular.

2 Mayıs 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top