Bölge

SÖMÜRGECİYE BİAT ETME SİYASETİ

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Kürd parti, örgüt ve kurumlarının sömürgeci sistemlere biat siyaseti ile yaklaştığı söylem ve icraatlarından görmek zor olmasa gerek. Bu hem illegal ve hem de legal alanda kendini göstermektedir. Nedeni Kürdlerin bir millet olması ve bundan doğan doğal haklarını değil, yaşamda karşılığı olmayan “çözüm” yöntemlerini savunuyor olmalarıdır. Bu bir kültüre dönüşmüş durumda. Bu konunun derinlemesine araştırılması gerektiği hayati bir sorun haline gelmiştir. Biz bu makalemizde sadece çarpıcı birkaç somut örnek vermekle yetineceğiz. Örneğin:

“Cemile Çeto, mahkemesinden bir gün önce Şex Said’in yanında direnişe katılan Emere Tamir’e idam cezası verilir. Temir cezaevine dönünce, Çeto ağlayarak kendini Temir’in kucağına atar. Temir, Çeto’yu iter ve “Cemil ben üzerine ağlayacak adam değilim. Ben milletim ve dinim için elimden gelenini yaptım, gönlüm rahat. Fakat sen zavallı, düşmanlara yardımcı oldun ve bugün de seni öldürmek istiyorlar. Ağlamanı kendine sakla!” der.

“Cemile Çeto, ihanetinin derinliğini yaşamaya başlar. Yeme, içme, uyumadan kesilir. Sürekli şekilde, “Cemille Çeto, ji kere keto. Cemille Çeto, ji kere keto, Cemille Çeto, ji keré keto…” (Cemil’i Çeto, eşeklik yaptın, eşeksin) diye söylenir. Etrafındakiler, ‘Neden böyle söylüyorsun?’ diye sorduklarında, Çeto, ‘Çünkü dinimizin milletimizin önderleri bizi mücadeleye çağırdılar, ölürseniz şehid olursunuz dediler ama kulak asmadım. Şeyhlerle beraber şerefimizle ölümü kaçırdık. Hem dünyada rezil olduk hem de ahrete şerefli bir ölümle gidemedik. Şimdi neden öleceğimizi bile bilmiyoruz” der.

“Mahkeme, 1926’da Çeto’nun ismini bile anmaz. Çeto bir nolu sandalyaye oturtulur. Mahkeme, ‘Bir nolu sandalyedekinin idamına’ der ve Çeto, kendi ulusuna ihanet ederek sığındığı Türk devletince layık olduğu şekilde ödüllendirilir, aynı gece idam sehpasında sallandırılır.” (Bernamegeh)

Hacı Bedir Ağa, Sıvas Kongresi’ni basmak isteyen Elazığ Valisi Galip bey ve Bedırxanları engellediği, kongrenin güvenliğini sağladığını ve Mustafa Kemal’e yardım ettiğini tarih kayıt altına almıştır. Buna karşılık Mustafa Kemal okuma yazması olmamasına rağmen onu TBMM’ne taşımıştır. Mersin’de kendisine büyük bir çiftlik hediye etmiştir. Fakat ne zaman ki Kemalist sistem oturdu Hacı Bedir Ağa’nın aşiretini diğer Kürd aşiretleri gibi sürgüne gönderir.

Bunun üzerine Hacı Bedir Ağa, “Paşam bunca hizmetin karşılığı bu mu olacaktı?” diye sorar.

Mustafa Kemal, “Hacı Bedir Ağa, kendi milletine ihanet eden biri bir gün gelir bize de ihanet eder” diye cevaplar.

Kürdler bundan ders çıkarmadıkları gibi Hacı Bedir Ağa’nın çocuk, torun ve akrabaları da ders çıkarmamıştır. Bir önceki seçimde Kahta Belediye Başkanlığı seçiminde torunu TBP (Türkiye Birlik Partisi) adayı olarak katılmıştır. İhanet irsimi ne, devam ediyor.

Aysel Tuğluk, Dersimli bir Kürd. Bir kardeşi faşistler tarafından katledildi. Annesi vefat etti. Ankara’da defin edildi. Faşistler mezarını tahrip etti. Bu da yetmedi. Devlet vekilliğini düşürdü, üstüne üstlük onu zindana tıktı. Şimdi cezaevinde bilincini yitirmiş halde yatıyor. İnsanım diyen birinin bunu kabulleneceği bir durum değildir. Bu yazıyı yazarken amacımız bunları yazmak değildi. Esasta şuna dikkat çekmek istiyoruz.

Aysel Tuğluk’un Kürd hareketine katılmadan önce ne yaptığını bir yana bırakıyorum. Katıldıktan sonra birileri yürü kolum dercesine siyaset basamaklarında yükseldi ha yükseldi. Diyelim buna potansiyeli var. Onu da göz önünde bulundurmak gerekir.

Peki izlediği politikayı, verdiği mesajları nereye koyacağız?

Bunlar es geçile bilinir mi?

Kuşkusuz hayır.

Aysel Tuğluk’un siyasi mücadelesinin bir kronoloji çıkarmaya gerek yok. Sadece birkaç mesajına dikkat çekmek istiyoruz.

Dersim Kürd soykırımın sorumlusu Atatürk için şunu söyledi:

“Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliginin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir.”

Türkiye’nin bölünmesine ilişkin şunları söyledi:

“Burada bizim açımızdan sorulması gereken, Kürtlerin tavrının ne olacağıdır. Bize göre Türk halkının korku ve kaygıları ciddi düzeyde gerçekçidir, anlaşılmaya değerdir. Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır tespitini rahatlıkla yapabiliriz.“

Aysel Tuğluk bunuda aşarak işi Türk devletinin amentüsü olan “Misak-ı Milli”yi savunmaya kadar götürüyor. Kürdistan’ın güneyinin de Türkiye’ye katmasını istiyor. İşte böyle:

“Misak-ı Milli mutlaka korunmalıdır. K. Irak, Misak-ı Milli’nin parçasıdır. Kürtler, Türklere ‘sömürgeci‘ demesin. Türkler de Kürtleri ‘bölücü‘ görmesin.“

Aysel Tuğluk, sömürgeci sistemi temize çıkarmak için habire teori üretiyor. Kürd-Türk savaşının sorumluluğunu Türk egemenlik sistemin sırtında alıp emperyalistlere fatura ediyor:

“Kan ve gözyaşı acıları büyütüyor. Şiddet ortamına hemen son verilirse harcanan enerji ülkenin birliğini korumak için yoğunlaştırılabilir. Burada dikkat çekmesi ve üzerinde durulması gereken husus, Türklerin Kürtlerin nezdinde sömürgeci ve despot, Kürtlerinse Türklerin nezdinde bölücü ve barbar olarak görülmesinin, bu tüm sıfatları kendinde barındıran Batı emperyalizminin işi olduğudur. Bu bakış açılarında direnmek Türkiye’yi bölünmeye, Kürtleri ise sömürülmeye götürecek esas neden olacaktır.“

Aysel Tuğluk, vekil seçildikten sonra sömürgeci Türk egemenlik sistemine biat edeceğini şöyle formüle ediyor:

“Birinci Meclis Ruhunu yaşatacaklarını”; “Mecliste sorumlu davranacaklarını’; “Etnik ve dinsel milliyetçiliğe prim vermeyeceklerini”; ”500 yıllık tarihsel ittifakımıza ve 200 yıllık modernleşme çabalarına sadık kalacaklarını”; “Emperyalist ve iç gerici güçler zorla ayırmaya çalışsalar bile, bunun için türlü provokasyonlar, uzun vadeli planlamalar yapsalar bile, irademizi her zaman için bütünleşmekten, demokratik cumhuriyetten yana kullanacaklarını”; “Merak edenler için söylüyorum; bizim Türkiye’ye verilmiş sözümüz budur!”

Bu söylenenler az gelmiş olacak ki, Türk egemenlik sistemin sahiplerinin endişelerini şu sözlerle gidermeye çalışıyor:

“Samimiyiz. Biz bir gün başka, diğer gün başka bir şey söyleyecek insanlar değiliz!”

Şimdi soru sorma zamanıdır. Cemille Çeto, Hacı Bedir Ağa, Hasan Hayri, Aysel Tuğluk vs. diğerleri sömürgeci Türk egemenlik sistemine biat ettiler.

Değdi mi?

Bunca hizmete karşılık kendilerine madalya takılması gerekirken başlarına gelmeyen felaket kalmadı.

Hiç mi tarihimizden ders çıkarmayacağız?

Dersim Vekili Hasan Hayri, Cemille Çeto ve Hacı Bedir Ağa’dan da mı habersiziz?

Hasan Hayri’nin Türklere o kadar biat etmesine rağmen idam sehpasında can verdiği bilinmez mi?

“Mezarımı dört yola kazın, gelen giden tükürsün” dediğini de mi işitmedik?

Şu artık gün yüzüne çıkmıştır. Kürdler sömürgecilere ne kadar biat ederse etsin bunun sömürgecinin yanında bir kıymeti harbiyesi yoktur. Gün gelir ense de bir kurşun yenilir, gün gelir canlı canlı bir kuyuya veya ateş kazanlarına atılırsınız. Gün gelir kendinizi ya dar ağaçlarında asılı ya zindan veya yurtdışında bulursunuz. Çünkü siz Kürdsünüz. Her Kürd sömürgeci için potansiyel tehlikedir. Artık bunu anlayın. Sömürgeciye biat etme siyasetinden vazgeçin.

Sömürgeci Türk egemenlik sistemine sadece bunlar biat etmedi. Hepinizin tanıdığı bir şahsiyet olduğu için onu da örnek göstereceğiz. Diyarbakır bağımsız adayı Selahattin Demirtaş henüz vekil seçilmeden, “Meclis’te ordunun hassasiyetlerini dikkate alan bir üslup kullanacaklarını” söyledi.

Aklı başında her Kürd yurtseveri; “ordunun hassasiyetleri” ne ola ki, diye sormalıdır.

Ordunun Kürd milletine karşı tarihten gelme “inkâr ve imha” “hassasiyeti” olduğuna göre “Mecliste ordunun hassasiyetleri dikkate alan bir üslup kullanacaklarını” söyleyenlerin Kürd milletine karşı mücadele edecekleri açık ve seçik.

Söylem açık ve nettir. Bu, Kürd milletine karşı Türk Genelkurmayını desteklemek demektir.

Bu da Kürd milletine telafisi zor büyük yükler yüklemektedir. Bunun vebalı bu zat-ı muhteremlere Kürdlük payesi biçen sözde Kürd siyasetçi ve aydınların boynunda olacaktır.

Selahattin Demirtaş, ‘’Büyük Değişime Hazır Olun. Kimseyi Dışlamayın. Herkesin El Ele, Yan Yana Durması İçin Uğraşın. Ortak Paydamız Demokratik Cumhuriyettir, Ortak Evimiz Türkiye’dir, Ortak Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bütün Bunları En Çok Tahrip Eden, Toplumu Paramparça Edip Kutuplaştıran Erdoğan İle AKP-MHP İktidarıdır.

Sayın Erdoğan, Ben Bu Memleket İçin Canımı Veririm, Ya Sen?“

Biz Kürdistan’ı Türkiye’ye Katık. Daha Ne Yapalım?”

Selahattin Demirtaş’ın, artık bir şey yapması gerekmiyor. Zaten yapması gerekeni yapmıştır. Fakat sömürgeciye biat etmenin karşılığı ona ve arkadaşlarına çok pahalıya mal olmuştur. Sömürgeciye hizmetlerinin karşılığı hezimetle sonuçlandı. Böyle olacağı bal gibi biliniyordu. Kürd millet tarihi bunun somut örnekleriyle doludur.

Legal ve illegal Kürd parti, örgüt ve kurumları sömürgeciye biat etme siyasetini yürütürse halkımızda “PKK’ye destek verenlerin Allah belasını versin” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu alkışlar. İBB Ekrem İmamoğlu, elinize Atatürk posteri verdiğinde sırıtırsanız. Sizin şahsınızda Kürdler rencide olur. Eserinizle övünebilirsiniz.

Kürd siyaseti sorunludur dediğimiz budur. Değişmelidir.

Nasıl ama?

Kürdlerin millet olmasından kaynaklı devlet olma hakkı için mücadele ederek. Bunu programlayarak, pratikleştirerek. Sömürgeci sistemin Kürdistan’da var olan tüm kurumlarını meşru olmadığı savunarak. Onu Kürdistan’dan tasfiye etmeye çalışarak. Yoksa sömürgeci kurumlara girerek, onun meşruiyetini kabullenerek değil. En basitinden Türk devletine devletim demeyerek, TBMM’ne girerek o ırk yeminini etmeyerek. O ırk yeminini eden biri eğer Kürd ise kendisini inkâr ediyor demektir. Kendini inkâr eden bir Kürd milletinin haklarını savunamaz. Savunmuyorlar da. Savundukları bir şey varsa o da Türk egemenlik sistemin demokratikleştirilmesidir. Ki bu Kürdlerin değil, Anadolu toplumun görevidir.

Fazla uzadı, kesiyoruz. Sonuç olarak herkes ne söylediğini ve yaptığını bilmelidir. Tarih sadece yaşanan an değildir. Tarihin geçmişi, bugünü olduğu gibi yarınlarıda vardır. Yarında herkesin söyleyeceği bir sözü olmalıdır. Çünkü her söylem tarih tarafından kayıt altına alınıyor. Siz ölseniz bile sizden sonra doğacak çocuk ve torunlarınız sizden dolayı boynu bökük olmasını istemiyorsanız söylem ve icraatlarınıza dikkat etmek zorundasınız. Ben söyledim oldu bitti ile iş bitmiyor.

Bizden söylemesi.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top