Genel

Sandık yetmez, faşizmi sokakta yeneceğiz…

Alışılmışın dışında bu kez seçim sürecine olası seçim tarihinden çok önce girildi. Bunda koşullardan bunalan halkın arayışı kadar solun (muhalif öznelerin) önemli bir kesiminin sandığa kadar daralan yöntemsel sıkışmasının (sığlaşma ve daralmanın) da rolü vardır.

Ekonomik krizin, hayat pahalılığının, yoksulluğun ve işsizliğin bir kıskaca dönüştüğü, insanların nefes alma kanallarının tıkandığı bir süreçte, AKP’li 20 yılın biriktirdiği muazzam öfke, değişim ve arayış dinamiği, yol gösterici örgütlü öznelerin büyük çoğunluğu tarafından el birliği ile seçime yönlendirilmiş durumda. 

Bu seçime odaklanma ve sandığı tek çare olarak görme eğilimi, en az bir yıldır, muhalif dinamikleri sokaktan uzaklaştırmış ve her türlü saldırının, hak gaspının ve yıkıcı/yoksullaştırıcı adımın karşısında seyirci durumuna düşürmüştür. 

Seçim hipnozu ve gerçekler

İnsanlığın geçtiği en önemli duraklardan biri olan pandemi süreci, dünya ölçeğindeki hegemonya ve paylaşım savaşını hızlandırıp boyutlandırırken, çelişmeleri derinleştirmiş; krizi ekonomik, sosyal ve siyasal açılardan derinleştirmiştir. Bu süreci fırsata çeviren emperyalist tekeller, siyasal mekanizmalarla aradaki görece açıyı kapatırken bütünleştikleri devletler eliyle hayatın ve dünyanın her alanına müdahale eder hale geldi. 

Bir dönemin sendika, oda, baro, dernek gibi kurumları (mücadele araçları) işlevsizleştirilir ve emeğin yaklaşık 200 yıllık mücadele sürecinde kazanılmış hakları büyük oranda gasp edilirken, halk kesimleri silahsızlandırılmış, geleceksliğe ve güvencesizliğe mahkum edilmiştir. Halk kesimlerindeki bu dağınık, özgüvensiz ve silahsızlanmışlıkla malul tablo, egemen sınıfların cüretini artırmış, içlerindeki “doyumsuz canavarı” ortaya çıkarmıştır. 

Bu topyekun saldırı, pandeminin ruhsal ağırlığının da etkisiyle toplumda çaresizlik hissini artırmış, mücadele araç ve yapılarına, sokakta adım adım verilecek mücadele ile bir şeylerin kazanılacağına/değişeceğine olan güven büyük oranda yitirilmiştir. 

İşte bugün devrimci sol yapılar dahil, örgütlü muhalif kesimleri büyük oranda “Tek Yol Devrim”den “Tek Yol Seçim”e getiren toplumsal atmosfer budur. Bir çeşit seçim hipnozu yaşanmaktadır. Halkların bırakalım kışı, sonbaharı nasıl geçireceğinin belirsiz olduğu, hemen her gün dikkate alınması ve mücadele konusu yapılması gereken gelişmelerin yaşandığı bu tarihsel kesitte seçim ittifaklarıyla, kimin kimlerden kaç vekil talep ettiği ile veya kurucularının dahi amacını tanımlayamayacağı sığlıktaki biçimsel ortaklaşmalarla vakit tüketiliyor olması, inanıyoruz ki ileride tarihe ibret verici bir ufuksuzluk ve öngörüsüzlük olarak geçecektir.

Mücadele diyalektiği ve değerler bütünü

Tüm resmi tarih yazımlarına, karartma, gölgeleme ve hafızasızlaştırma çabalarına rağmen halkların mücadele geçmişi muazzam bir birikim devretmiştir. Marksizm, bunun yol gösterici feneridir. Bu süreçte SOL, halkların ileriye doğru atılmış tüm adımlarının, birikim ve değerlerinin kavramsallaştırılmış ifadesidir; sömürüye, baskıya, asimilasyona, talan ve yıkıma karşı durmanın adıdır; insanın, doğanın ve geleceğin güvencesidir; ezilenlerin adresidir. SAĞ ise bunun tam tersidir; gericiliğin, sömürü, baskı ve yağmanın ifadesidir; eşitsizliğe, haksızlığa, sömürü ve talana dayalı düzenin devamının güvencesidir; ezenlerin adresidir.

Ezilenlerin/halkların mücadelesi, programatik bir biçim aldığı ve bilimsel bir içerik kazandığı oranda hedefleri büyüdü; “Bugün yarına dünden beslenerek yol alır” önermesiyle hareket edildi; ne güncel olan ıskalandı ne de gelecekten vazgeçildi. Her kazanım bir sonrası için basamak sayıldı. Bu yolda seçime elbette yer vardı. Ama düzen sahiplerinin kurmuş olduğu sandığa gidiliyor da olsa onlarla aradaki fark; araçtan amaca, üsluptan verilen öneme kadar her aşamada korunmalıydı…

Bugün problem şu ki bir sandık fetişiyle karşı karşıyayız. En az bir yıldır umut bütünüyle sandığa havale edilince ve seçim yani sandıktan çıkacak sonuç abartılınca bundan başka bir konu konuşulmaz, seçim hesaplarından başka bir şey yapılmaz oldu. Halbuki bugün sokakta verilecek mücadele, gerek örgütlülüğü artırma ve iktidara meydanın boş olmadığını gösterme gerekse sağlanacak kazanımlarla ve biriktirilen güçle sandığa daha etkili gitme şansı verecektir. Ve sonuç ne olursa olsun devamında rol alma, mücadelede sürekliliği sağlama imkanı olacaktır.

Güç potansiyeli, ittifaklar ve olasılıklar

Sürecin neoliberal politikalar eşliğinde yaşanan parçalayıcı, yıkıcı niteliği muhalif/mağdur/ezilen kesimlerin çapını büyütüp çeşitlendirirken, bu kesimleri bir arada hareket ettirecek politikaları, araç ve yöntemleri ihtiyaç haline getirmiştir. Giderek artış göstermesi beklenen bu güç potansiyeli, dikkate alınıp işlevli kılınması gereken yeni bir durumdur. Ne var ki ne sermayeye görücüye çıkmış olan ve AKP’yi taklit ederek nöbet değişimine aday olan 6’lı Masa, ne de Sosyalist Güç Birliği veya Emek ve Özgürlük İttifakı bu ihtiyacı karşılayacak nitelikte oluşumlardır. 

Bugün kimilerinin yaptığı gibi seçimlere abartılı anlamlar yükleyip sanki o günün sabahında tüm sorunların çözüleceği vaadinde bulunmak veya böyle bir imaj vermek doğru değildir. Çünkü devrimciler; kimlikleri, amaçları, varlık nedenleri gereği “takiyye” yapmaz, yalan söylemez, halkı kandırmaz, oyalamaz veya algıyı yönlendirme atraksiyonlarına başvurmaz. Onların işi, siyasi gerçekleri açıklamak, gerçekliği görünür kılmak ve çözüm için gerçekçi önermelerde bulunmaktır.

Gerçekte din istismarından milliyetçiliğe, yalandan şişirilmiş vaatlere kadar burjuva siyaset tarzının tüm yöntem ve araçları sınıfsaldır, egemen sınıfın iktidarının devamını amaçlar. 

Bugünden seçim falı açar gibi sonuç tahminleri yapmanın pratik bir karşılığı olmadığı gibi bir yararı da yok. Ancak Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesinin halk kesimleri üzerinde moral etkisi olacağını, kendine güveni artıracağını dolayısıyla da bunun önemsenmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu sürecin hedeflerinden biri de örgütlülüğü büyütmek ve mücadelede sürekliliği sağlamaktır. Çünkü yaşanacak olan nitel bir değişim olmadığı için süreç, yükleri ve güçlükleriyle beraber gelecektir; ona hazırlıklı olunmalıdır.

İktidarlaşmış örgütlü kötülük olarak da tanımlayabileceğimiz 20 yıllık süreç, kurumsal tasfiye ve dönüşümler, emperyalizmle bütünleşme, özelleştirme ve sermaye hakimiyeti yönünde atılan adımlar, dinselleştirme, piyasalaştırma vb. sadece seçimle ortadan kaldırılamaz. Dolayısıyla devrimcilerin buradaki rolü, sandıkla ölçülemez, seçimle sınırlanamaz. Bu nedenle bizler, önümüzdeki süreci “Sandık yetmez faşizmi sokakta yeneceğiz” öngörüsüyle örgütleyecek, sandığa da sokağa da kavganın muhtemel tüm gereklerine de hazır olacağız.

Devrimci Hareket

10 Ekim 2022

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top