Genel

Salgında sömürü, istismar ve talana karşı birlik, mücadelede dayanışma!

Halklar,
Sadece insan,
Sadece beden,
Sadece nüfus değildir.
Öfkelerinde toplumsal bir enerji
Gülümsemelerinde gelecek gizlidir.
En yaralı, en acıyan ve en insan yerlerinden
Sarmak ve sarılmaktır halkların özelliği.
Budur bir araya getirecek olan
Omuzları, bilekleri, aklı ve yüreği;
Budur bir araya getirecek olan
Kadını, Kürdü, köylüyü, işçiyi ve emekçiyi
yani tüm ezilenleri…
Onlar için şafak,
Düşsel yarınların yakınlaşmasıyla eşanlamlıdır…

Sınıfsal tablo

2020 1 Mayıs’ına pandemi koşullarında girmiştik. Aradan bir yıl geçti. Emperyalist tekeller ve devletler sürece adapte oldu. Yeni stratejilerini, rollerini ve rol partnerlerini belirledi. İnsanlık salgınla kırılırken, onlar maskeyle susturmayı, karantina ile hapsetmeyi, aşıyla kârlarına kâr katmayı hesapladı ve daha da önemlisi, yeni düzen tasarımını da bu “toplumsal teslim alınmışlık” koşullarında hızlandırmayı tercih ettiler.

Pandemiyi fırsata çeviren sermaye güçleri, bu süreçte ertelenmiş hesapları dahil azami kazanımlara varmak üzere sahaya çıkmış durumda. Bunu hemen tüm kıtalarda ve tüm sahalarda gözlemek mümkün. Basra Körfezi’ne üs kuran İsrail’den sonra, kendi bölgesinden çıkıp arenada boy göstermeye hazırlanan Çin, İran’la anlaşma çerçevesinde bölgeye üs kuruyor. Köşeye sıkışan İran’a 400 milyar dolarlık anlaşma ile can suyu taşıyor.

Hemen her alanı ısıtan ABD’nin Karadeniz’de, Avrupa’da ve Baltık bölgesinde yaptığı gösteriler, yığınak ve tatbikatlar, yeni adımlarla ve farklı ülkelerin katılımıyla devam ediyor. Örneğin, Norveç hükümeti yeni bir anlaşma ile ABD’nin topraklarında ve kıyılarında askeri tesisler inşa etmesine izin verdi. Basına düşen haberlere göre Oslo yönetimi, üç hava ve bir deniz üssü inşa etmesi için ABD’li ordu yetkilileriyle anlaşmaya vardı. Sürece aktif katılım sağlayan bir diğer ülke de İngiltere oldu. Sunday Times’in haberine göre İngiltere Donanmasından bir fırkateyn bir de destroyer Mayıs ayında Karadeniz’e “Ukrayna ve NATO’yla dayanışma” amacıyla giriş yapacak.

Bunun karşısında ise Rusya, şimdiye kadar Hazar Filosundan 15 ve Baltık Filosundan 4 gemiyi Karadeniz’e aktarmış bulunuyor. Rusya, böylece Karadeniz’de 50 savaş gemisini hazırda bekletmeye başlamış durumda. Ukrayna ile aralarında kimi kesitleri basına yansımasa da çatışmalar belirli oranlarda başlamış durumda.

Aynı zaman diliminde Çin’in çevresi de ısınıyor. Japonya ordusu, Doğu Çin Denizi’ne kıyısı bulunan Kyuşu bölgesinde son 30 yılın en büyük askeri tatbikatını düzenleme kararı aldı. Eylül ayında yapılması planlanan ve yaklaşık 140 bin askerin katılacağı tatbikat, Çin hükümetinin gemileriyle bölgede egemenliğini artırmaya dönük hamlelerine yanıt olarak gösteriliyor.

Kısaca değindiğimiz mevcut tablo, kapitalizmin işleyiş yasalarını özetliyor. Dünya ölçeğinde derinleşip yaygınlaşan faşizm, sermayenin çıkarlarının rejimsel ifadesidir. Bunun metropol ülkelerdeki karşılığı, burjuva anlamda dahi demokratikleşmenin reddi, bu alandaki kurumların sökümü ve kazanımların gaspıdır. Türkiye gibi ülkelerdeki karşılığı ise kamuflajlara bile ihtiyaç bırakmayacak şekilde, her türlü imkanın sermayenin hizmetine sunulması, emperyalizmle taşeronluk dahil her ilişkinin sömürge tipi faşizm/başkanlık koşullarında yerine getirilmesidir.

Özetlediğimiz resimde sanki sadece egemenler, sadece yönetenler, sadece sermaye var gibi…Gerçekte ise onlar yokmuş gibi davransa da egemenlerin karşısında ezilenler, yönetenlerin karşısında yönetilenler, sermayenin karşısında emek var. Ve mevcut tabloyu değiştirecek potansiyeli bağrında taşıyor.

Üretim ve yaratıcılık tüketim ve teslimiyetin antitezidir

Bir süredir gerek pandeminin sürece kattığı özgünlük nedeniyle gerekse kriz ve yeniden paylaşım koşullarının gerektirdiği ısrarlı-kapsayıcı ve yaratıcı duruş bağlamında bir çeşit bocalama/zorlanma hali yaşayan muhalif/alternatif güçlerde arayış da pratik tavır alma çabaları da devam ediyor.

Umudun zayıf düştüğü, belirsizliklerin çaresizliği beslediği böylesi özgün anlarda, deneyim birikimi gibi yaratıcılık da sınava girer. Bugün devletin gerek askeri gerekse ideolojik aygıtlarının yanında bir de pandeminin fiziki ve psikolojik etkileri var ki bu, gerçekte yaratıcı olmayı, bilinç taşıma görevinin yanına moral taşıma işini de koymayı gerektiriyor.

Yaygın yönlendirme bu yönde olsa da bugün yapılması gereken içe kapanmak, günü kurtarmak veya bireysel çıkış yolları döşemek değildir. Her dönemde olduğu gibi bugün de pazar-piyasa ilişkileri her bir bireyi bir tüketici olarak aynılaştırırken, edilgenliği yaygınlaştırır ve teslimiyete zemin hazırlar. Süreç doğru okunduğunda görülecektir ki bireysel gibi görünen sorunların da çözümü birlik, mücadele ve dayanışmadan geçer.

Bilinir ki çözüm arama işi yaratmaya yakındır ve sanatla oldukça ilişkilidir. Ernst Bloch, arayışın kolektif sonuçlarının bilinçlenmenin kolektif bilgisini beslediğini söyler. Arayışın ve bilinçlenmenin kolektifliği örgütlülüğü gerektirir. Bugün her zamankinden çok daha fazla gelecek tasarımı yapmaya, düş kurmaya, ütopyalar oluşturmaya ihtiyaç var. Bloch’un deyimiyle eğer “Ütopya mümkünün kıyısı” ise o kıyılara varmak için önce kendi ütopyamızı oluşturmak, inanmak ve yol almak durumundayız.

Birleşik mücadele, birliğin de dayanışmanın da zeminidir

En az 300 kadının öldürüldüğü, iş cinayetlerinde de en az 2427 işçinin yaşamını yitirdiği, sadece Kod-29 nedeniyle 176 bin 662 işçinin işten çıkarıldığı 2020 yılında pandemi, hem koşulları daha da ağırlaştırmış hem de 2021’in nasıl geçeceğinin ipuçlarını vermiştir. 2021’in bir özelliği de pandeminin yıkıcı sonuçlarının daha net biçimde açığa çıkacak olmasıdır. Bugün özellikle açlığa, yoksulluk ve işsizliğe dair açıklanan istatistiki veriler gerçeği yansıtmamaktadır. Toplam memnuniyetsizlik hali aynı zamanda muhalif potansiyel ise bu potansiyel onlarca yıldır hiç olmadığı denli büyümüş ve çeşitlenmiştir.

1 Mayıs tabii ki her şeyin sihirli çözüm zemini değildir. Ancak sınıfsal ve tarihsel anlamı bugünün ihtiyacı olan birleşik mücadeleye vesile olabilir. Baharın doğayı güzelleştirici üretken iklimi Mayıs’a evrilirken, bu güzelliğe insanın bedellerle örülmüş güzelliği ekleniyor.

Mayıs’a o kadar çok kavga, o kadar çok bedel, direniş ve mesaj sığdırmış durumda ki bizden önce gidenler; bu birikim, dünü bugüne tercüme etmek isteyenlere hemen her konuda bir yol gösteriyor, geleceğe dönük bir basamak oluşturuyor.

1 Mayıs’a nasıl ki emekten yana, toplumsal tutsaklığa karşı, özgürlük için yaşanmış ve söylenmiş her şey yakışıyorsa, 4 Mayıs’ta ölümsüzleşen Fikri Sönmez’in Fatsa pratiği Denizlerin toplam pratiğine yakışıyor.

Öyle bir ay ki Mayıs, İbrahim’in de dörtlerin de son sözünü Diyarbakır’da 18’inde söylemiş olması, insana bir tesadüften öte hisler yaşatıyor. 31 Mayıs’ın 1 Haziran’a, Nurhak’ın Maltepe’ye, Kadir-Sinan-Alpaslan’ın Cevahir’e taşıdığı mesajın marşlara sığmayan ve zaman aşımına uğramayan niteliği, yüreğiyle konuşma yeteneğini yitirmemiş olanlara çok şey anlatıyor.

Bugün de bizler, devralınan birikim, deneyim ve güzellikleri yaratıcılığımızla birleştirerek, insanlığa 1 Mayıs geleneğini kazandıran Chicagolu proleterlerin kavga soluğundan, eşitlik-özgürlük ve adalet perspektifinden, doğa-insan ve sınıf içerikli kavgadan öğrenerek, muhalif potansiyelin ortak hareketinin, birleşik mücadele zemininin önündeki tüm engelleri kırarak, iç içe geçen yaşam ve kavga zemininde yerimizi almalıyız… 

Devrimci Hareket

20 Nisan 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top