Genel

RUS’UN KÜRDİSTAN POLİTİKASINA DİKKAT

Hasan H. Yıldırım

NOT: Bu makale yazıldığında tartışılan şuydu. ABD, önce İran’a mı, yoksa Suriye’ye mi saldıracaktır? O süreçteki emareler öncelik İran’ı gösteriyordu. Sonra bu emareler değişti, öncelik Suriye’ye verildi. Bu nedenle Kürdistan’nın Güneybatısı’nın kurtuluşu öncelik kazandı. Kürdistan’ın Doğusu ikinci sıraya yerleşti. Bunun dışında hem Atlantik ötesinin, hem Rusya’nın, hem sömürgecilerimizin politikasında değişen bir şey olmadı.

RUS’UN KÜRDİSTAN POLİTİKASINA DİKKAT / 27 Kasım 2006

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko bir grup Türk gazeteciye şu açıklamada bulunmuş:

“Irak’ın olası bölünmesi ufukta görünen bir tehlike” diyen Rus, “Türk ortaklarımızın Irak’ın bütünlüğü ve Kürd konusu ile ilgili kaygılarını paylaşıyoruz” demiş.

Yanlış duymadınız. Rus ayısı, bağımsız Kürd devletinin kurulmasını “tehlike“ olarak görüyor. Bu konudaki Türk’ün “kaygısını paylaşıyor“muş.

Bununla yabancısı olmadığımız Rusya’nın tarihten gelen yaklaşımını seslendirmiş oluyor.

Bu politika, sadece bu dönemle sınırlı değildir.

Uzun bir tarihi geçmişi var.

Çarlık Rusya’sından, SSCB’ne, oradan bugünkü Rus devletine aktarılan Kürdistan sorununa ilişkin resmi Rus devlet politikası.

***

Bu politika görülmeden, kavranılmadan Rus devletinin niteliği ne olursa olsun, ister Çarlık, ister sosyalist, ister başka bir şey olsun Kürdistan sorunu karşısındaki tavrı Kürd egemenlik gasbı üzeri kurulan statükoyu koruma politikası olduğu kavranılamaz.

Çarlık Rusya’sının 1900 öncesi Kürd isyanlarına karşı tutumu, yine Leninli, Stalinlı ve sonraki Rus yönetimlerin 1917 sonrasından bugüne kadar süren KUKM’ne karşı tutumları anlaşılamaz.

Bu karşı duruşun kısa özeti şudur:

Çarlık Rusya’nın Kürdistan sorununa ilişkin politikası Kasr-ı Şirin Anlaşmasını temel alan yaklaşım üzeri kurulmuştur.

Bu politikayı SSCB, devr almıştır.

“Rusya’nın şu an izlediği doğu politikası Rusya ve bağlaşığı devletlerin çıkarına uygundur“ diyen Lenin’in bu ifadesinde gizlidir.

Bu politikanın üzerinde şekilendiği zemin Lozan Antlaşmasıdır.

Bugünde dünden faklı değildir.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko’nun söz konusu açıklaması bunun somut ifadesidir.

***

Burada şu ortaya çıkar. Kürdlerin hangi dünyada yer alması gerektiği meselesi.

Bu dünya Atlantik ötesi dünyadır. Bu dünya Kürd milletine devlet olarak dünya sahnesine çıkma yolunu açmıştır.

Bağımsız ve birleşik Kürdistan, artık bir rüya olmaktan çıkmış bir gerçekliğe dönüşmeye doğru yol almıştır.

Birinci Körfez savaşı bu yolu açmıştır. 2003 Mart Irak işgali ile önemli bir mesafe aldırmıştır. Güney Kürdistan’da “de fakto“ olarak Kürd devleti doğmuştur.

***

Kürdler, bu gelişmelerle birlikte dünya ve bölge politikalarında önemli bir aktör olarak siyaset sahnesinde yerini almaya başlamıştır.

Bu süreç bilinen mecrasında akacaktır.

Kürdlerin önünde alınması gereken uzun bir yol vardır.

Sırada diğer Kürdistan parçalarının örgürleşmesi vardır.

İlk sırada doğu Kürdistan yer almaktadır.

Her ne kadar ABD’nin hem iç, hem dış problemleri İran’a yönelik operasyonu ertelesede bunun kaçınılmaz olduğu bir vakıadır.

Doğu Kürdistan’ın yakın bir süreçte özgürleşeceği kesindir.

Arkasında küçük Güneyin kurtuluşu gelecektir.

En son olarak kuzey Kürdistan kurtuluşu kendini dayatacaktır.

Bu, bir rüya, bir hayal değildir. Kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Düşman bunu görüyor. Düşman cephesinin sıkıntısıda buradan geliyor.

Fakat her ne hikmetse bazı malum Kürd çevreleri bunu görmemekte ayak diretiyor.

Onlar mevcut gidişata uygun siyaset belirleyeceğine, kendileriyle birlikte Kürd milletini düşmanın kapısına bağlama siyasetini yürütüyorlar.

”Iralılık,“ ”İranlılık,“ ”Suriyelilik,“ ”Türkiyelilik“ uğraşıları oluyor.

Bunun Kürdistan davasını boğan handikaplar olduğunu görmek istemiyorlar.

Oysa bunun düşman minderinde bilerek kendi kendini mağlup etme politikası olduğu aşikar.

Onlar, buna “akılı siyaset” diyorlar.

Yesinler “akılı siyaset”inizi.

27 Kasım 2006

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top