Genel

PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ ÜZERİNE!

Umut İLERİ

Bakmayın siz, çoktan Marksizm’den istifa etmiş sol liberallerin Proletarya Diktatörlüğü artık günümüz gerçekleriyle bağdaşmıyor dediklerine.

Proletarya Diktatörlüğü, Marksist olmanın olmazsa olmazlarından biridir.

Gerek Marks gerekse Lenin söylemlerinde bunu açıkça belirtmiştir.

Marks Weydmayer’e yazdığı mektupta şunları söyler;

“Benim yeni olarak yaptığım şuydu:

1) Sınıfların varlığının yalnızca üretimin gelişmesinin belirli tarihsel evreleriyle bağlı olduğunu

2)Sınıf savaşımının ister istemez PROLETERYANIN DİKTATÖRLÜĞÜNE vardığını

3)Bu diktatörlüğün, bütün sınıfların kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçişten öteye gitmediğini göstermektir.”

Keza aynı şekilde Lenin de benzer bir söylemde bulunarak, Marksist olmanın ancak Proletarya Diktatörlüğünü kabul etmekle olası olacağını ifade eder.

“… Yalnızca sınıf mücadelesinin kabulünü proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten biri Marksisttir. Marksist ile sıradan küçük (aynı zamanda büyük) burjuva arasındaki en derin ayrımı

oluşturan budur. Marksizmin gerçek kabulü ve kavranışının üzerinde denenmesi gereken denektaşı budur…” (Lenin-Devlet Ve Devrim)

Hem Marks hem de Lenin’e göre Proletarya Diktatörlüğü, Kapitalizmden, Komünizme geçiş sürecinin Devletidir. 

Ancak iş bununla bitmemektedir.

Asıl önemli olan Proletarya Diktatörlüğünün kimin Diktatörlüğü olduğudur!

Yani bir Sınıfın mı yoksa Partinin mi Diktatörlüğü olduğu!

Daha somut sorarsak, Proletarya Diktatörlüğü Partiye mi dayanmalı yoksa İşçi Sınıfının Öz Örgütlerine mi?

Öz örgütleri derken kastimiz, İşyeri Komiteleri ya da İşyeri Konseyleri, Mahalle Meclisleri ya da Mahalle Konseyleri.

Geçmişte yaşanan Sovyet tipi, Komünal yapılanmalar.

Reel Sosyalizm’in çöküşünde, Bürokrasinin devlet içerisinde palazlanmasında ve etkinleşmesinde bu soruların yanıtı bizce çok önemlidir.

Komünist Partiler, toplumsal kalkışmanın öncüsü İşçi Sınıfının, aklı, düşünen elidir.

Komünist Partiler aynı zamanda yığınları bu kalkışmalara hazırlayan ve ERK savaşı veren araçlardır.

Parti ERK savaşı verdiği için, bu savaşın koşullarını salt kendisi belirlemediği için, hiyerarşik olmalı, merkezi olmalı ve o bildik tanımla çelik çekirdeğe ve demirden disipline sahip olmalıdır.

İşte Partide ki bu olmazsa olmaz özellikler, Parti iktidara geldiğinde aynen Devlet yönetimine taşınır.

Bu özelliklerle, tamda Bürokrasinin kendine Devlet içerisinde beslenebileceği bir alan yaratır.

Bu konuda tam tersi bir hatalı bakış da Komünist Partiye gerek olmadığı yönünde Partinin reddidir. 

Panakoek’in başında olduğu Konsey Komünistlerine göre İşçi Sınıfının Öz örgütleri aynı zamanda ayaklanma örgütleri de olduğundan Partiye gerek yoktur.

Oysa erki alma görevini İşçi Sınıfının Öz Örgütlerine yüklersek, hiyerarşik olmayan, merkezilikten uzak bu taban örgütlerinin taşıdığı bu özellikler nedeniyle, erk savaşımını kaybetmesi kaçınılmazdır.

O nedenle Erkin alımı ile Erkin alındıktan sonra yürütülmesini birbirinden ayırmak gerekir.

Erkin alımı Partinin üstleneceği bir görevdir.

Erkin alındıktan sonra yürütülmesi ise İşçi Sınıfının Öz Örgütlerinin bir görevidir.

Proletarya Diktatörlüğü, Komünist Partinin başında olduğu bir Devlet mi dir, yoksa geçmişteki Sovyetler benzeri İşçi Sınıfının öz örgütlerinin başında olduğu bir Devlet mi dir?

Eğer Devrim sonrası yönetim organları İşçi Sınıfının Öz Örgütleri( taban örgütleri) ise akla hemen şu soru geliyor.

Peki o zaman Erk alındıktan sonra Parti ne olacak, eğer Devletin başında olmayacaksa, işlevi ne olacak?

Parti İşçi Sınıfının aklı, düşünen eli olduğu için Sınıfsız Topluma kadar varlığını sürdürecektir.

Bu süreçte işçi sınıfı içerisinde onu örgütlemek, işçi sınıfı iktidarında ona  yol göstermek işlevini devam ettirecektir.

UMUT İLERİ

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top