Genel

Sosyalist inşa Ve iki Çizgi Mücadelesi

Politik Özne Ve iki Çizgi Mücadelesi
Mao Zedung, ‘’ Çelişme Üzerine’’ adlı makalesinde diyalektik materyalist yöntem için şunları söylüyor:
‘’… Diyalektik materyalist dünya görüşü, bir şeyin gelişmesini anlayabilmek için onu içsel olarak ve başka şeylerle ilişkileri içinde incelememiz gerektiğini
savunur. Başka bir deyişle, şeylerin gelişmesi onların içsel ve zorunlu kendi kendine hareketi olarak görülmelidir.Buna karşılık, her şey kendi hareketi içinde
çevresindeki şeylerle karşılıklı ilişki içindedir ve hem onlardan etkilenir hem de onları etkiler. Bir şeyin gelişmesinin temel nedeni dışsal değil içseldir; o şeyin
bağrında taşıdığı çelişmededir.Her şeyin bir iç çelişmesi vardır ve her şeyin hareketi ve gelişmesi bu iç çelişmeden kaynaklanır. Bir şeyin içindeki çelişirlik o
şeyin gelişmesnin temel nedenidir; o şeyin başka şeylerle olan karşılıklı ilişkileri ve karşılıklı etkileninleri ise ikincil nedenlerdir.’’
Mao Zedung, Seçme Eserler C.1, Kaynak Yay. İstanbul 2000, s.416
İki çizgi mücadelesi proletarya ve onun öncüsünün proletarya dışı sınıflarla sürdürdüğü politik mücadelenin politik öncü içindeki bir
yansımasıdır. İki çizgi mücadelesinin kaynağı üretim ilişkilerinde sınıfların ve farklı tabakalarının karşılıklı konumlanışındadır.
‘’Marx kapitalist toplumu incelemeye giriştiğinde burjuva (meta) toplumunun en basit, en olağan, en kitlesel, en gündelik, milyarlarca kez gözlemlenen
ilişkisini, meta mübadelesini tahlil eder. Tahlil, bu en basit görünürde (burjuva toplumunun bu ‘’hücre’’sinde) modern toplumun tüm çelişkilerini (ya da tüm
çelişkilerin tohumunu) açığa çıkarır. Daha sonraki anlatım bize tek tek parçalarının toplamı içinde, başından sonuna kadar bu çelişkilerin ve bu toplumun
gelişimi (gerek büyümesini ve gerekse hareketini) gösterir.’’
V.İ. Lenin, Marx, Engels, Marxizm, Sol Yay. Ankara 1997, s.97
Lenin’in de belirttiği gibi modern toplumun bütün çelişkilerinin kaynağı özel olarak meta mübadelesinin genel olarak her türlü mübadelenin nesnel
çelişkilerindedir. Dolayısıyla, iki çizgi mücadelesinin izini sürmek için yönümüzü üretim ilişkilerinin çelişkilerine çevirmemiz gerekir.Ekonomi politiğin nesnel
çelişkileri ve bu nesnel çelişkiler karşısında toplumdaki sınıf ve tabakaların konumlanışını tahlil etmeden politik özne içinde iki çizgi mücadelesini ortaya
çıkaran nedensellik ilişkilerini anlamak mümkün değidir.
‘’Meta mübadelesinde açığa çıkan değerin diyalektik (bir çelişme, zıtların birliği olarak) analiziyle başlayan burjuva toplumu incelemesi, Marx’ın kendisinin
‘’benim yeni yaptığım şey’’ diye sözünü etttiği ‘’bütün sınıfların ortadan kalkması için proletarya dikdatörlüğü’’ bilincinin tüm nesnel dayanaklarıyla sunulmasıdır
aslında.Bu bilinci proletarya kendi hareketinde üretemez ama proletaryanın kendi hareketi olmadan da bu bilinç üretilemezdi.Bilincin kaynağı bütün olarak
toplumun hareketidir.Kullanım değeri ile değişim değeri çelişkisinden doğan modern toplumun tüm hareketinin komünizmle sonlanacağı bilgisi komünist
çizginin özü hakkındaki en temel bilgidir.’’
Partizan, Sayı:94, Şubat2021, s.32
Proletarya dışı sınıflarla birlikte proletaryanın üst katmanları, nitelikli iş gücü proletaryanın devletini ve politik özneyi ona yabancı bir güce, yeni tipte bir
burjuva devlete dönüştürme eğilimini kendi var oluş koşullarında yeniden üretme eğilimindedirler.Bu, insan istencinden bağımsız eşyanın doğasının nesnel bir
eğilimidir. Proletaryanın alt katmanları ile üst katmanları arasındaki çelişki örneğin, kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkide olduğu gibi proleter
demokratizm ile burjuva demokratizmi arasındaki karşıtlıkda kendisini sürekli olarak ortaya koyacaktır. Bu çelişkilerin kaynağı emeğin kendisini yeniden
üretme koşullarındadır.Üretici güçlerin gelişimine bağlı olarak derinleşen toplumsal iş bölümü kapitalizm koşullarında olduğu gibi sosyalizm koşullarında da
kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkiyi yeniden üretmektedir.
Kafa emeğinin taşıyıcısı olan entelektüel teknik birikim bireysel niyetten bağımsız olarak tamamen iş bölümünün yarattığı toplumsal alışkanlıkların bir
yansıması olarak proleter demokratizmi burjuva demokratizmine doğru değiştirme eğilimi taşır. Çünkü, burjuva demokratizmi kafa emeğine yönetici bir paye
vererek ona daha geniş bir özgürlük alanı yaratmaktadır.
İki çizgi mücadlesinin kaynağı komünist hareketin ‘’kendi kendine hareketi’’nin çelişkilerindedir. Komünist hareket de her olgu gibi kendi hareketinde
‘’kendi karşıtını’’, ‘’kendisi olmayanı’’ içerecektir.Komünist hareketin kendi hareketinde ‘’kendisi olmayan’’ı bu içermesi çelişme yasasının kaçınılmaz bir
sonucudur. Gerek burjuva feodal toplumun ideolojik, kültürel etkisi ve kalıntıları, gerekse bu kalıntılara kaynak teşkil eden burjuva, burjuva-feodal ekonomi
politiğin nesnel yasaları komünist hareketin tarihsel ilerleyişinde karşıtlar arasındaki mücadelenin köken aldığı nesnel zemini oluşturmaktadır.Binlerce yıllık

sınıflı toplumlar tarihi kitlelerin bilincine, bilinç altının derinliklerine kadar işlemiş olan ideolojik-kültürel tortular üretmiştir.
Sosyalist inşanın hukuku proletaryanın en alt katmanlarının koşullarını esas almalıdır. Yalın emeği ve kolektif niteliklerinden başka hiç bir şeye sahip
olmayan proletaryanın en alt tabakasının emek temelli hakları sosyalist inşanın temel taşı niteliğindedir.
”Herkesten yeteneği kadar herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre” ilkesi politik özneye iki çizgi mücadelesini kaynağında, üretim ilişkilerinde
sürdürme olanağı verir.
Sosyalizm için iktidar mücadelesi aşamasında ve sosyalist inşa sürecinde farklı sınıf ve tabakaların siyasal eğilimleriyle proleter öncü arasındaki iki çizgi
mücadelesi kaçınılmaz bir olgudur. Bu, insan istencinden bağımsız sınıf mücadelesinin üretim ilişkilerinde ve politik özne içindeki bir yansımasıdır.
İki çizgi mücadelesi, pratikte,bir sosyalist inşa sürecinde, sosyalist ekonomi politiğin inşasına yönelik etkinlikte, yani, kolektif üretim ilişkilerinde emek
etkinliğinin eşitsiz gelişme yasası tarafından koşullandırılmış yasal nitelikleriyle yasa karşıtı kolektif nitelikleri arasındaki çatışma biçiminde kendisini
gösterir. Proletarya dışı
sınıflar ve bunlar arasında burjuva askeri bürokratik aygıtın taşıyıcısı olan küçük burjuva entelektüelizmi proleter emeğin doğasına yabancıdır.Bu sınıflar
kapitalist toplumdaki konumlarını bir sosyalist inşa sürecine de ikame etme eğilimde olacaklar ve pek tabi ki bu sınıflar kendi sınıfsal eğilimlerini proleter
emeğin doğasına dayatmak isteyeceklerdir. Sosyalist inşa sürecinde, oportünizmin, burjuva ekonomi politiği ve hukukunun kalıntılarına dayanma, bu kalıntıları
güçlendirme yönündeki bütün eğilimlerinin kaynağında emek etkinliğinin yasa karşıtı kolektif nitelikleriyle yasal nitelikleri arasındaki bu karşıtlık vardır.
Politik özne içinde ikinci bir çizgi programlaştığında bu durum parti birliğiyle bağdaşmaz ve ikinci çizginin tasfiye edilmesi gerekir. ”Herkesten yeteneği
kadar, herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesini temel alan bir sosyalist anayasa altında çok partili bir sosyalist inşa süreci de mümkündür. Burada, çelişkinin
özdeşliği ilkesi söz konusudur. Ancak, çelişkinin özdeşliği ilkesinin herhangi bir olguya uygulanabilirliği koşulludur, şarta bağlıdır. Buradaki şart ”herkese
kolektif niteliklerine göre” ilkesini temel alan bir sosyalist anayasadır.
Politik özne ya da özneler içinde iki çizgi mücadelesi çözüme bağlanmış olsa da çelişki ortadan kalkmaz. Farklı sınıf ve tabakaların siyasal eğilimleri üretim
ilişkileri içinde varlığını sürdürür ve kendisini yeniden üretir. Bu, sosyalist toplumun henüz sınıf çelişkilerini bağrında taşıyan bir toplum olmasından
kaynaklanan nesnel bir olgudur. ”Herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi sosyalist inşa sürecinde pratiği esas alan içeriğiyle olanaklı hale getirdiği bir
doğrudan demokratizm aracılığıyla iki çizgi mücadelesinin bizzat üretim ilişkileri içinde sürdürülmesinin ekonomi politik biçimidir. İki çizgi mücadelesi
sosyalist ekonomi politiğin kendisine içkin olan bir olgudur. İki çizgi mücadelesinin siyasal içeriği ekonomi politiğin çelişkilerinin sınıf mücadelesine bir
yansımasından başka bir şey değildir.
”Herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi doğrudan gözleme dayalı bir doğrudan demokratizm aracılığıyla iki çizgi mücadelesi sorununu ortaya çıktığı
yerde, üretim ilişkilerinin pratik alanında çözer. Böylelikle, sosyalist demokrasinin monolitik olma zorunluluğunu ortadan kaldırır.
1912 Prag Konfereransına kadar sosyalist hareket bir parti içinde farklı fraksiyonların bulunmasına izin veriyordu. Prag Konferansından sonra komünist
partinin farklı fraksiyonları barındıramayacağı, bir hizipler birliği olamayacağı görüşü hakim hale geldi. Politik öznenin farklı franksiyonlara ilişkin tutumu
onun devrimci programının pratik uygulanmasına ilişkin bir sorundur. ” Herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi bir doğrudan demokratizm aracılığıyla
sosyalist anayasanın ilkelerini kolektif üretim ilişkilerinin tartışılmaz ve değiştirilemez ilkeleri haline getirerek fraksiyonlar sorununu pratik olarak çözer. Bu
ilke altında fraksiyonlar ve birden fazla parti sorunu tamamen sosyalist demokrasinin bir biçim sorunu haline gelir.
Leninist proletarya partisi fraksiyonlara izin vermeyen, yekpare, monolitik bir partidir. Esasen proletaryanın birden fazla politik özneye ihtiyacı da yoktur.
Çünkü, proletarya çıkarları ortak olan tek bir sınıfa, emekçiler sınıfına ait bireyler toplamıdır. Burjuvazi ise sınıf olarak bir bütün değil çıkarları farklılaşmış ve
birbirleriyle rekabet halinde olan parçalı bir sınıftır. Dolayısıyla, burjuva demokrasilerinde birden fazla burjuva parti olması gayet normal bir olgudur.
Proleter parti, kendi çatısı altında franksiyonlara izin veremez. Bu, parti disiplini açısından sakıncalı bir durumdur.
”Biz, en zor koşullar altında mücadele eden bir partiyiz. Kendimize şunu söylemeliyiz: Parti birliğinin sağlam kalması için, belirli bir sapma mahkum
edilmelidir.”
Lenin, Seçme Eserler, cilt:9, s:152
Sosyalist inşanın birden fazla partiyle sürdürülme sorunu ise dünya çapında bugünkü konjonktürün ortaya çıkardığı fiili bir durumdur. Dünya çapında bugün
hiç bir coğrafyada tek bir politik öznenin önderlik ettiği bir sınıf mücadelesi yoktur. Farklı coğrafyalarda sınıf mücadelesi genel olarak birden fazla politik özne
önderliğinde sürdürülmektedir. Bu fiili durum bir sosyalist inşa sürecinin birden fazla politik öznenin önderliğinde bunların bir koalisyonu biçiminde
gerçekleşmesi olasılığını öne çıkarmaktadır.
İki çizgi mücadelesi, sosyalist inşa sürecinde burjuva hak ile kolektif hak arasındaki karşıtlığın bir yansıması olarak şekillenir. Eski sınıflı toplumun kalıntısı
olan sınıf ve tabakalar sosyalist inşa sürecinde burjuva hak’kın etki alanını genişletmek isterler. İki çizgi mücadelesi sosyalist inşa sürecinde toplumda farklı
sınıf ve tabakalarla proletarya arasındaki karşıtlığın politik özne içinde aldığı siyasal biçimdir.
Birden fazla politik özne öncülüğünde bir sosyalizm paradigmasının olanaklılığı için bu politik öznelerin sosyalist inşanın temel ilkeleri zemininde
ortaklaşmaları gerekir; böyle bir ortaklaşma mevcutsa birlik sorunu teorik bir sorun olmaktan pratik bir sorun olmaya doğru yer değiştirir.
‘’Herkesten yeteneği kadar, herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ inşa ilkesi burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukunun kalıntılarına
dayandırılan sosyalizmden geriye dönüş eğilimlerinin yolunu kapatan bir kolektif demokratizmle üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini ve emek etkinliğnin
özgürce gelişimini garanti altına alarak birden fazla politik özneyle bir sosyalist paradigmayı olanaklı hale getirir. ‘’ Herkesten yeteneği kadar herkese emeği
kadar’’ eski inşa ilkesi halen burjuva hukuk zemininde durmasıyla sosyalist inşanın ilkelerinin garantörlüğünü doğrudan politik öznenin insiyatifine
bırakıyordu. Oysa, kolektif niteliklere dayandırılmış olan sosyalist demokratizm sosyalizmin ilkeler zemininde sınıfsız topluma doğru gelişimini bizzat kendi
niteliğinde içermekte ve farklı politik özneler arasındaki birlik sorununu bizzat pratik bir sorun haline getirerek çoklukta birliği olanaklı duruma getirmektedir.
İki çizgi mücadelesine bir örnek vermek gerekirse Çin’de tarımın kolektifleştirilmesi sürecinde Maoist kooparatifleşme çizgisiyle Liu-Şao-Şi’nin başını
çektiği makineleşme çizgisi arasındaki mücadele örnek olarak verilebilir. Maoizmin kooparatifleşme makineleşmeden önce gelir anlayışına karşılık Liu- Şao- Şi
revizyonist çizgisi makineleşmenin kooparatifleşmeden önce geldiği anlayışını savunuyorlardı.
Tarımsal koopatifleşme örgütlenerek gerçekleştirilir. Çin’de Maoist çizgi yoksul ve alt orta köylülüğün birliğini sağlarak onları sosyalist inşaya seferber
etmek için koopatifleşme çizgisinin makineşmeden önce geldiğini savunuyordu. Çünkü, kooparatifleşme süreci ihmal edildiğinde köylülüğün farklı kesimleri
arasındaki çelişkiler keskinleşecek ve işçi-köylü temel ittifakı sarsılacaktı. Liu-Şao-Şi’nin başını çektiği revizyonist çizgi makineleşmenin kooparatifleşmeden
önce geldiğini savunarak zengin köylüllüğün istemlerini temsil ediyordu. Kooparatifleşme sürecinin ertelenmesi, makineşmeye öncelik verilmesi zengin
köylülüğü güçlendirirken yoksul ve alt orta köylülüğün sefaletini derinleştirecekti. Çin Komünist Partisi Maoist kooparatifleşme siyasetini yaşama geçirerek
yoksul ve orta köylülüğe dayanarak işçi-köylü ittifakı zemininde tarımın kolektifleştirilmesi stratejisinde önemli bir adım attı.
İki çizgi mücadelesi, proletaryanın üst katmanlarıyla alt katmanları, kafa emekçileriyle kol emekçileri ve proletarya dışı sınıflarla proletarya arasındaki çıkar
karşıtlıklarının siyaset alanına yansımasıdır. Bir sosyalist inşa sürecinde bu türden karşıtlıklar sosyalist ekonomi politiğin gelişimi sürecinde sürekli güncel
olacaktır.İki çizgi mücadelesi proletaryanın iktidar mücadelesi sürecinde politik özneyi ideolojik olarak güçlendirmenin , politik iktidar alındıktan sonra
sosyalist inşa sürecinde ise üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin tahrip ettiği moral değerleri Proleter Kültür Devrimi eşliğinde onarmanın ve toplumu
rehabilite etmenin diyalektik yöntemidir. İki çizgi mücadelesi proletaryanın iktidar mücadelesi sürecinde esas ve tali araç ve yöntemleri, mücadelenin ihtiyaç
duyduğu devrimci militan kişilik sorunları üzerinden kendisini ortaya koyar. İki çizgi mücadelesi politik özne içinde ve dışında sınıfsız toplum ereğinin
gerçekleşeceği komünist topluma kadar güncel olacaktır.
Proleter Kültür Devrimi ve sosyalist demokrasiyle ilişkisi içinde iki çizgi mücadelesinin bir sosyalist inşa süreci için zorunluluğunun kavranması olmazsa
olmaz öneme sahiptir. Bizim bu çalışmamızda çeşitli başlıklar altında, burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukuku bağlamında burjuva hak’ı esas alan gerici
çizgiyle, emek etkinliğinin kolektif nitelikleri üzerinden kolektif hak’ı esas alan devrimci çizgi arasındaki mücadelenin bir sosyalist inşa süreci boyunca
ekonomi politik dayanakları ve gelişme dinamikleri tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Snıflı toplumların ekonomi politiği, ilkel komünün bireyinin yalın emeğine içeriğini mülkiyet ilişkilerinin belirlediği yasaların dayatılması üzerinden
şekillenir. İlkel komünal toplumda mübadele ilişkileri henüz gelişmediği için soyut emek henüz oluşmamıştır ve komünal ortak mülkiyet bireylerin
farklılaşmalarına olanak tanımamaktadır. Köleci toplumda köle emeği ve feodal toplumda serf emeği üzerindeki sınıfsal zor açık biçimde görülebilirken
kapitalist toplumda işçi emeği üzerindeki sınıfsal zor kapitalist ekonomi politik tarafından gizlenmiş olan dolayımlı bir zor biçimini alır. Kapitalist toplumda
işçinin artı-emeğine kapitalist tarafından el konulması ücret formu altında gizlenmiştir. Marx’ın Kapital’de yaptığı şey tam da bu gizli sömürüyü ve sınıfsal zoru
açığa çıkarmaktır.
Sosyalist toplumda, üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla artı-emeğin sermayeye dönüşmesi engellenir. Bir başka söylemle, emek etkinliği üzerindeki
sınıfsal zor ortadan kaldırılır; geriye, emek etkinliğinin mübadele dolayımıyla kendinde taşıdığı çelişkilerden başka bir çelişki kalmaz.Bu çelişki, sosyalist

toplumda da mübalenin zorunlu toplum biçim olmasından dolayı somut emekle soyut emek arasındaki çelişkidir.

Somut emek, soyut emek biçiminde karşıtı
dolayımıyla toplumsallaşır.Dolayısıyla, somut emek toplumsallaşırken soyut emek tarafından yadsınır.Bir mübadele ilişkisinde ücretlendirilmiş olan somut
emek değil insanal niteliklerden soyutlanmış olan soyut emektir. Böylece, somut emek etkinliği soyut emek biçiminde toplumsallaşırken insanal bir etkinlik
olmaktan da soyutlanmakta, gereksinme giderme amacına yabancılaşmaktadır. ‘’herkese emeği kadar’’ inşa ilkesi halen burjuva hak zemininde durmasıyla
somut emeği, dolayısıyla, emek etkinliğinin kolektif niteliklerini hukuksuz bırakmaktadır. ‘’Herkese emek etkinliğinin niceliğine ve kolektif niteliklerine göre’’
inşa ilkesi, paylaşım hukukunda ve onursal görevlendirmelerde soyut emekle birlikte somut emeği de esas almasıyla soyut emekle somut emek arasındaki
çelişkiyi çözdüğü gibi etkinleştirdiği doğrudan gözleme dayalı bir doğrudan demokrasiyle iki çizgi mücadelesini kolektif üretim ilişkilerine uyarlamanın da
diyalektiğini temellendirmektedir.

Kapitalist toplum bireysel burjuva hak üzerine
kurulmuştur. Sosyalist toplum ise buna karşıt olarak üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında kolektif hak zemininde gelişmek zorundadır.Dolayısıyla, bir
sosyalist inşa paradigmasının demokratizminin emek etkinliğinin hareket yasalarındaki çelişkilere çözüm üretecek bir nitelikte olması gerekir. Sosyalist
toplumda, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek etkinliğinin hareket yasalarının temel çelişkisi kullanım değerine karşılık gelen somut emekle
değişim değerine karşılık gelen soyut emek arasındaki karşıtlıkta kendisini gösterir. Sosyalist inşanın demokratizmi somut emekle soyut emek arasındaki bu
karşıtlığı kolektivizm temelinde çözmelidir.
Sosyalist toplumda, politik özne içinde ve toplumda iki çizgi mücadelesi sınıflı toplumun ekonomi politiğinin kalıntılarından ve ideolojik-kültürel kalıntılarından köken alan burjuva hak ile
kolektif hak arasındaki çatışmanın siyasal ifadesinden başka bir şey değildir. Her şey, her hareket gibi politik öznenin kendisi de bir çelişkidir. Politik özne
kendisinde ‘’kendisi olmayanı’’, yani, karşıtını içerir. İki çizgi mücadelesi teorisi çelişki yasalarının politik özneye uyarlanmasıdır. İki çizgi mücadelesi
teorisinin epitomolojik (bilgi bilimsel) olarak temellendirilmesi kendisini emek etkinliğinin hareket yasalarının tahlilinde ortaya koyar. Emek etkinliğinin
hareket yasaları, yani, ekonomi politik her farklı üretim ilişkisinde farklı biçimlere bürünür. İlkel komünal toplumda bireyin emek etkinliğinin içeriğinde ‘’her
şey komün için’’ ilkesi öne çıkar; çünkü, toplumsal gelişmenin bu ilkel biçiminde birey komünden ayrı olarak bireysel bir yaşam sürdürme olanağından
yoksundur. Köleci toplumda köle emeği üzerinde efendinin despotizmi hakimdir. Keza, feodal toplumda serf emeği üzerinde feodal zora dayalı angarya
egemendir. Kapitalist toplumda burjuvazinin proletarya üzerindeki sınıfsal zoru ücretli emek sistemi içinde gizlenmiştir. Kapitalist toplumda mülksüz birey
görünişte birey olarak özgürdür; fakat yaşamını sürdürebilmek ve geçimini sağlamak için emeğini kapitaliste satmak zorundadır. Sosyalist toplumda üretim
araçlarının toplumsallaştırılması emekle sermaye arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırır. Fakat, sosyalist toplumda da kapitalist toplumun ekonomi politik
kalıntılarının varlığı ve mübadelenin ve iş bölümünün toplumsal yaşamın zorunlu biçimi olması emek etkinliğinin hareket yasalarındaki çelişkilerin de güncel
olmasını belirler.
Sosyalist toplumda üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla emekle sermaye arasındaki karşıtlığın ortadan kaldırılmış olması emek etkinliğinin hareket
yasalarının kolektivizm temelinde yeni bir biçime bürünmesine yol açar. Sosyalizmde,somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlık, örneğin, vasıflı iş gücüyle
vasıfsız iş gücü arasındaki çelişkide, kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkide yeni biçimlere bürünerek varlığını sürdürür. Sosyalizmde, politik özne içinde
iki çizgi mücadelesinin temelinde burjuva ekonomi poitiği ve hukukunun kalıntısı olan burjuva hak ile kolektif hak arasındaki karşıtlık vardır. Sosyalist
toplumda, burjuva hak ile kolektif hak arasındaki karşıtlık kendisini somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlıkta ortaya koyar. Bu nedenle, sosyalizmin
demokratizminin temellendirilmesinde somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlık özel bir öneme sahiptir.
Maoist iki çizgi mücadelesi teorisini bulunduğu yerden bir adım ileri taşımak politik öznenin iç çelişkisini ekonomi politikle, yani, emek etkinliğinin hareket
yasalarıyla ilişkisi içinde tahlil etmekle mümkün olabilir; Maoist iki çizgi mücadelesi teorisini epistomolojik olarak tamamlanmamış yönü burasıdır.
Sosyalist toplumda da somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlık iş bölümü ve mübadele toplumsal yaşamın zorunlu biçimi olarak varlığını sürdürdüğü
sürece halen günceldir. Somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlık, ancak, komünist toplumun ikinci aşamasında, ‘’herkese ihtiyacı kadar’’ ilkesinin
gerçekleşeceği üretici güçlerdeki muazzam gelişmeyle birlikte iş bölümü ve mübadelenin zorunluluklarının tarihsel olarak aşılmasıyla ortadan kalkacaktır.
İki çizgi mücadelesi politik özne içinde çelişki yasasının bir yansıması olarak başından sonuna kadar vardır. İki çizgi mücadelesi politik öznenin aynı zamanda
var oluş koşuludur; politik öznenin demokratizminin kendisidir. İki çizgi mücadelesinin, yani, politik öznenin demokratizminin nesnel koşullarının ortadan
kalkmasıyla, politik öznenin varlık nedeninin ortadan kalkması, sosyalist devletin sönümlenmesi aynı sürece karşılık gelir.
Politik özneyi çelişki yasalarından azade olarak ele almak idealizmdir. Bununla birlikte, iki çizgi mücadelesi teorisi hizipler arası bir çatışmaya da
indirgenemez. Hizip, ikinci çizginin programlaşmıış, platform oluşturmuş özel bir biçimidir ve politik öznenin birliğiyle bağdaşmaz. İkinci çizgi hizip
biçiminde programlaştığında tasfiye edilmelidir.
Nenelliğin öznel bilinci görelidir. Politik özne içinde ya da politik özneler arasında farklı görüşlerden bir tanasi proletaryannın anlık çıkarlarına ve sınıfsız
toplum paradigmasına daha yakındır ve bu niteliği ile komünist çizgiyi temsil eder. Diğer görüşler farklı derecelerde proletaryanın anlık çıkarlarından ve sınıfsız
toplum ereğinden farklı derecelerde bir uzaklaşmayı, dolayısıyla komünist çizgiden şu ya da bu derecede bir sapmayı temsil ederler. Çelişme yasasının politik
öznenin demokratizmine uyarlanma zorunluluğunun diyalektiği buradadır.
İki çizgi mücadelesi politik öznenin ideolojik gelişiminin, sosyalist inşanın ihtiyaçlarına yönelik politik donanınımda yetkinleşmesinin de dinamiğidir.
Proleter Kültür Devrimi, aynı zamanda, iki çizgi mücadelesinin kitleler arasında sürdürülen biçimidir. Kitlelerin komünist çizgiye kazanılmasında iki çizgi
mücadelesinin Proleter Kültür Devrimi ile ilişkisi içinde ele alınmasının önemi yadsınamaz.
Politik özne içinde her farklı görüş komünist ya da burjuva çizgiden birine yakındır. Bu görüş farklılıkları toplum içinde sınıfsal farklılıkların iz düşümü
olabileceği gibi bilgisizlikten ya da yetersiz bilgilenmeden de kaynaklanabilir.Bu nedenle, görüş farklılıklarının tartışmalarla ikna etmek esas tasfiye etmek
talidir. Komünist çizgi karşısında burjuva içerikli çizgi sistemleştiğinde, ayrı bir ideolojik-siyasi platform oluşturmaya yöneldiğinde tasfiye etmek esas yöntem
haline gelir.

‘’Parti nedir?’’ sorusunn karşılığı politik özneyi ontolojik olarak, yani, varlık bilimsel olarak tanımlar. Fakat, ontolojik tanımlama tek başına iki çizgi
mücadelesinin içeriğini doldurmak için yeterli değildir. Ontolojik olarak parti bir çelişkidir. Fakat, bu çelişkinin değişken koşullar altında nasıl bir çelişki
olduğu, hangi araç ve yöntemlerle çözüleceği, niçin var olduğu ve neye dönüştüğü, nitel değişim ifade eden zamansal koşullarda nasıl geliştiği ve nasıl ele
alınması gerektiği ortaya konulmalıdır. Dolayısıyla, iki çizgi mücadelesi kavramının kendisine ilişkin bilginin epistomolojik, yani, bilgi bilimsel olarak da
temellendirilmesi gerekir.
‘’Nedir?’’ sorusunun karşılığı bir cismi, bir eşyayı ontolojik olarak tanımlamak için yeterli olabilir. Fakat, iki çizgi mücadelesi gibi bir eylemlilik ifade eden
kavramı tanımlamak için tek başına ‘’nedir?’’ sorusunun karşılığı yetersiz kalır; öznenin yüklemle olan diğer belirleyici ilişkilerinin de gösterilmesi gerekir.
Çelişki kavramından azade bir politik özne kavramı nasıl idealizme karşılık geliyorsa, aynı anlma gelmek üzere, mutlak bir komünist çizgi anlayışı da
idealizmdir; komünist çizgiyi gelişim sürecindeki aşamalardan soyutlayarak idealize etmektir.Dolayısıyla, iki çizgi mücadelesi kavramının içeriğinin diyalektik
materyalist bir yöntemle tanımlanması için Kim?, ya da kimler?, nedir?, neden, niçin?, nasıl?, ne zaman? Sorularının hem özneye, yani, komünist partiye hem
de onun varoluşsal etkinliği olarak yükleme, yani, iki çizgi mücadelesi kavranmına ilişkin olarak ayrı ayrı yanıtlanması gerekir. Çünkü, çelişki kavramından
azade bir politik özne gerçekliği olmayacağı gibi mutlak bir komünist çizgi gerçekliği de yoktur. Bugün, bir konuda komünist çizgiyi temsil eden her hangibir
eğilim, yarın, başka bir konuda yanlışı da temsil edebilir. Bu gerçeklik, politik özne içinde farklı görüşler arasındaki demokratizmi ilkeler temelinde koşular.
Farklı görüşlerin ayrı bir platform olarak sistemleşmesi ise demokratizmin ilkesel sınırlarını koşullar.
Politik özneye ve onun varoluş biçimi olarak iki çizgi mücadelesi kavramına ‘’kimler’’ sorunun sorulması, iki çizgi mücadelesinin sosyalizm mücadelesinin
ilkesel sorunlarında birleşmiş olan komünistler arasında sürdürülen ilişkinin demokratizmi olduğu gerçeğini günceller. Bu sorunun karşılığı, aynı zamanda, iki
çizgi mücadelesinin, dolayısıyla, politik özne içindeki demokratizmin sınırlarının çelişkinin özdeşliği ilkesi tarafından belirlendiğini ortaya koyar. Çelişkinin
özdeşliği ilkesi, iki çizgi mücadelesi etrafındaki demokratizmde çelişen görüşlerin ilkesel, yani, antagonist bir karşıtlık oluşturamayacağını, bunların
birbirinden etkilenebileceğini, birbirini değiştirebileceğini, birbirine dönüşebileceğini, yani, özdeş bir karşıtlık içinde olduklarını tanımlar.Ama bu, bu farklı
görüşler arasındaki ilkesel özdeşliğin politik öznenin ilkesel birliğinin sınırlarını aştığı koşullarda demokratizmin de koşullarının ortadan kalkarak çelişmenin
bir uzlaşmaz karşıtlığa dönüşmeyeceği anlamına gelmez.

”Yukarıda, iki karşıt şey arasında özdeşlik olduğu için bu iki şeyin aynı varlıkta bir arada varolabileceğini ve bunların birbirlerine dönüşebileceklerini

söylediğimiz zaman, koşula bağlı oluşu, yani belirli koşullar altında iki karşıt şeyin birleşebileceğini ve birbirlerine dönüşebileceğini belirtmek istemiştik.

Karşıtların özdeşliği yalnızca belirli koşullar altında olduğu için, özdeşlik şartlı ve bağıntılıdır diyoruz. Burada şunu eklemeliyiz : Bir çelişkideki savaşım, sürecin

başından sonuna kadar devam eder, bir sürecin bir başkasına dönüşümünün nedeni olur ve süreçteki savaşım her yerde varolduğu için, çelişki içindeki

savaşımın kayıtsız şartsız ve mutlak olduğunu söyleriz.

Şartlı, bağıntılı özdeşlik, şartsız, mutlak savaşım ile birlikte, her şeydeki karşıtların hareketini oluşturur”

Mao Ze Dung Teori Ve Pratik.

Çelişkinin özdeşliği şarta bağlıdır. Çelişen şeyler arasındaki karşıtlığın özdeş olduğunu gösterir.Örneğin, kafa emeği ile kol emeği, işçi sınıfı ile yoksul köylülük arasındaki çelişkiler, komünist partisinin içinde farklı görüşler arasındaki çelişkiler özdeş çelişkilerdir. Fakat, özdeşliğin bozulduğu koşullarda çelişki bir antagonizma biçiçiminde uzlaşmaz bir karşıtlığa dönüşme potansiyeli de taşır.


‘’Niçin?’’ sorusunun karşılığı, iki çizgi mücadelesinin hangi amaca hizmet edeceğini tanımlar. Bu amaç, proletaryanın siyasal mücadelesinin ve sınıfsız
toplum ereğinin ihtiyaçlarını karşılamak için örgütlenmiş olan politik öznenin demokratizminin temellendirilmesi ve burjuva dünya görüşüyle birlikte bu görüşü
temellendiren ekonomi politik, ideolojik, kültürel ve siyasal eğilimlerin etkisinin geriletilmesidir.
‘’Neden?’’ sorusunun karşılığı, varolan her şey gibi politik öznenin kendisin de bir çelişki olduğu ve iki çizgi mücadelesinin bu çelişkinin her durumda
yeniden ve yeniden çözüm yöntemi olduğu gerçekliğidir.
‘’Nasıl?’’ sorusunun karşılığı politik öznenin demokratizminin ve demokratik merkeziyetçilik ilkesinin içeriğini tanımlar.İki çizgi mücadelesi, farklı
görüşler ilkesel bir ayrılık oluşturmadığı sürece demokratik merkeziyetçilik ilkesi altında sürdürülen bir mücadeledir.
‘’Ne zaman?’’ sorusunun karşılığı, iki çizgi mücadelesinin, politik öznenin varlık koşullarını belirleyen sınıf karşıtlıklarının güncel olduğu sürece bir
zorunluluk olduğunu ortaya koyacağı gibi nitel farklılıklar gösteren süreçlerde iki çizgi mücadelesinin ve dolayısıyla komünist çizginin kendini gerçekleştirme
dinamiklerinin de farklılaşacağını tanımlar. ‘’Ne zaman?’’ sorusu, iktidar mücadelesi aşamasındaki bir politik öznedeki demokratizm ve iki çizgi mücadelesiyle
iktidardaki bir politik öznedeki demokratizm ve iki çizgi mücadelesi arasındaki farklılıkları da açıklar. Politik özneyle ilgili bölümde değindiğimiz gibi politik

iktidar mücadelesi aşamasındaki bir politik öznenin demokratizmi zorunlu olarak merkezi yönü güçlendirilmiş bir demokratik merkeziyetçilğe dayanır. Politik
iktidarı ele geçirmiş bir politik özne ise Proleter Kültür Devrimi gibi yöntemsel açılımlarla ve doğrudan sosyalist inşanın ihtiyaçlarına ilişkin olarak iki çizgi
mücadelesinin içeriğini kolektif ekonomi politiğe uyarlama olanaklarına sahiptir.
Partiyi çelişkisiz bir birlik olarak ele alan anlayışlar Hegel’in mutlak tini gibi pür saf bir komünist çizgi idealizmi içindedirler. Oysa, politik özne içinde
komünist çizgi farklı görüşlerin ilkesel birlik temelinde çatışması sürecinde bu görüşlerin birbirini etkilemesi, değişime uğratması, yanlış fikirlerin ayırt
edilmesi, doğru fikirlerin belirginleşmesiyle ortaya çıkar. Bu anlamda, iki çizgi mücadelesi komünist çizginin gelişme ve belirginleşmesinin ön koşulunu
oluşturmaktadır.Dolayısıyla, sanki saf komünist bir çizgi var ve diğer farklı görüşler bu çizgi karşısında burjuva çizgiyi temsil ediyorlar anlayışı iki çizgi
mücadelesinin diyalektiğini yansıtmayan idealist bir yaklaşımdır.
Komünist çizginin kendisini gerçekleştirmesi, politik özne içinde demokratik merkeziyetçilik ilkesinin işletilmesiyle, azınlığı çoğunluğun kararına uyumuyla
karar altına alınmış olan çizginin pratiğin deneyiminden geçtikten sonra, farklı görüşler arasındaki tartışma sürecinin tekrar baştan yaşanması, pratiğin
yanlışladığı çizginin düzeltilmesi, doğru çizginin belirginleşmesine bağlı olarak gerçekleşen bir süreçtir. Bu anlamda, demokratik merkeziyetçilik ilkesi
komünist çizginin doğumunun olmazsa olmaz ön koşuludur.Dolayısıyla, komünist çizginin kendisini gerçekleştirmesi, politik özne içinde pür komünist bir
çizginin kendisini hakim hale getirmesiyle değil, farklı görüşlerin çatışmasından çıkan fikirlerin pratiğin deneyimiyle yanlışlardan arınarak tekrar pratiğe
yönelmesiyle gerçekleşen bir süreçtir. Burada, teori-pratik-daha doğru teori- daha doğru pratik diyalektiği söz konusudur. Dolayısıyla, komünist çizginin
gerçekleşmesi süreci parti içindeki farklı görüşlerden birine ait bir etkinlik değil bir bütün olarak politik öznenin demokratik merkeziyetçilik ilkesi etrafında
gerçekleşen etkinliğidir; komünist çizginin kendisini gerçekleştirmesi, aynı zamanda, politik öznenin kendisini gerçekleştirmesidir.
Bu anlamda, iki çizgi mücadelesi kavramının hem ontolojik, yani, varlık bilimsel boyutuyla hem de epistomolojik, yani, bilgi bilimsel boyutuyla, doğru
görüşün komünist çizgi olarak gerçekleşmesi sürecinin temellendirilmesinin koşulları bağlamında ele alınması gerekir.
Politik özne, sosyalizm mücadelesinin ve sosyalist inşanın temel sorunlarında ilkesel olarak anlaşmış bir birliktir. Politik özne içinde iki çizgi mücadelesi
sürecinde bir görüşün ya da eğilimin burjuva çizgi olarak ayrı bir platform oluşturması, sistemleşmesi durumnda bu ilkesel birlik bozulur. Burjuva çizgi olarak
sistemleşen çizginin tasfiye edilmesi gerekir.Politik özne ilkesel birliği temsil ettiği gibi,aynı zamanda, çelişkinin özgünlüğü bağlamında kendisinde çelişkiyi
temsil etmektedir. Politik özne içindeki görüş farklılıklarının burjuva çizgi olarak sistemleştiği sınır demokratik merkeziyetçilik ilkesin de, yani, parti içi
demokrasinin de sınırıdır. Burjuva demokrasisi ile proleter demokrasi arasındaki ilkesel farklılık da tam da burasıdır.
Çelişkinin özgünlüğü ilkesel birlik koşullarında, bu ilkesel birlik şartına bağlı olarak politik özne içindeki görüş farklılıklarının uzlaşmaz karşıtlıklar içeren bir
antagonizma değil özdeş karşıtlıklar olduğu anlamına gelir. Fakat, bu, politik özne içindeki karşıtlıkların belirli koşullarda ilkesel karşıtlıklara dönüşmesi
durumunda uzlaşmaz karşıtlığın, yani, antagonizmanın oluşmayacağı anlamına gelmez. Bir görüş, bir eğilim burjuva çizgi halinde sistemleşip ilkesel bir
karşıtlık yarattığında, bu, politik öznenin ilkesel birliğine karşılık gelen çelişkinin özgünlüğü şartının ortadan kalkması ve politik özne içindeki görüş
farklılıklarının bir antagonizma oluşturması anlamına gelir. Bu durumda, sistemleşmiş olan burjuva çizginin tasfiye edilmesi politik öznenin ilkesel birliğinin
devamlılığı için bir zorunluluktur.
Maoizmin proleter dünya görüşü ile burjuva dünya görüşü arasındaki mücadeleyi iki çizgi mücadelesi bağlamında formüle ederek politik özne içinde ve
kitleler arasında komünist çizginin kendisini gerçekleştirme sürecine özgün katkısı, iki çizgi mücadelesi kavramının politik özne içindeki mücadeleyle
sınırlandırılmasıyla anlaşılamaz. Politik özne içinde burjuva dünya görüşü ile proleter dünya görüşü arasındaki mücadele kavramı Marx, Engels, Lenin Stalin
tarafından da konu edinilmiştir. Proleter Kültür Devrimi iki çizgi mücadelesinin kitleler arasında sürdürülen biçimi olarak kavranmadan, Maoizmin, proleter
dünya görüşü ile burjuva dünya görüşü arasındaki karşıtlığa felsefi yaklaşımının ve komünist çizginin kendisini gerçekleştirme sürecinin diyalektiği
kavranamaz.
Mao’nun doğrudan iki çizgi mücadelesine ilişkin olarak özgün bir metin bırakmamış olması iki çizgi mücadelesine ilişkin olarak kafa karışıklığının temel
nedenlerinden biridir.Fakat, iki çizgi mücadelesine ilişkin kafa karışıklığının asıl nedeni çelişki kavramının diyalektiğinin anlaşılmamasıdır. Biz, iki çizgi
mücadelesi kavramına ilişkin olarak doğru yaklaşımı, ancak, Maoizmin felsefi söyleminin ve siyasal pratiğinin bütünlüğünden yola çıkarak ortaya
koyabiliriz.Dolayısıyla, Proleter Kültür Devriminin diyalektiği anlaşılmadan iki çizgi mücadelesi kavramına ilişkin diyalektik materyalist bir anlayış
gerçekleştirilemez.
Maoist iki çizgi mücadelesinin bütün mantığı politik özne içinde ve kitleler arasında proleter dünya görüşü ile burjuva, burjuva-feodal dünya görüşü
arasındaki çatışmayı ortaya koymak, komünist çizginin politik özne içinde ve kitleler arasında kendisini gerçekleştirme koşullarının diyalektiğini tanımlayarak
burjuva, burjuva-feodal dünya görüşünü silahsızlandırmak ve geriletmektir. Bu anlamda, politik özne içindeki iki çizgi mücadelesi kavramıyla Proleter Kültür
Devrimi pratiği kopmaz bir diyalektik bağ oluşturmaktadır. Proleter Kültür Devrimi sürecinde parti içindeki oprtünist gelişmeye karşı, Mao, kitlelere ‘’burjuva
karargahları bombalayın’’ talimatı vererek, kitleleri komünist çizgiye kazanmanın bir örneğini göstermektedir.
Maoist iki çizgi mücadelesi kavramını proleter dünya görüşü ile burjuva, burjuva-feodal dünya görüşü arasındaki mücadelede daha ileri taşımak bir sosyalist
inşa paradigmasında Proleter Kültür Devriminin ilkelerini kolektivizmin ekonomi politiğiyle ilişkisi içinde geliştirmekle mümkün olabilir. Bu, kolektivizmin
demokratizminin iki çizgi mücadelesi ve Proleter Kültür Devriminin diyalektiğiyle ilişkisi içinde ele alınmasını gerektirir. Biz, bu çalışmamızda bu konuya bir
giriş yapmaya çalıştık.
‘’Bir, ikiye bölünür; iki, bir olmaz’’ belirlemesi ve ‘’ yüz çiçek açsın yüz fikir yarışsın’’ belirlemesi parti ve kitleler arasındaki farklı görüşlerin çatışmasında
komünist çizginin kendisini gerçekleştirmesinin diyalektiğine atıf yapan belirlemelerdir.
Lenin’in Ne Yapmalı’daki parti içi demokratizm anlayışının Devlet Ve İhtilal’deki anlayışında farklılaştığını, yani, politik iktidar mücadelesi aşamasındaki
politik öznenin demokratizmiyle, iktidardaki politik öznenin demokratizminin Lenin tarafından farklı olarak ele alındığını, demokratizmin ikinci durumda
nitelik değiştirdiğini, bu ikinci durumda politik öznenin demokratizminin kolektivizmin ekonomi politiği ile ilişkisi içinde ele alınmaya çalışıldığını politik özne
sorununu irdelediğimiz bölümde göstermeye çalışmıştık.

Burada bir kaç kez tekrarlamış olmak pahasına konunun öneminden dolayı Devlet Ve Devrim’den aynı
alıntıyı bir kez daha yinelemek istiyoruz:


”Demokrasiyi sonuna dek geliştirmek, bu gelişmenin biçimlerini araştırmak, bu biçimleri pratiğin [sayfa 104] deneyinden geçirmek vb.: toplumsal devrim
savaşımının en önemli görevlerinden biri de budur. Tek başına alındığı zaman, hangisi olursa olsun, hiçbir demokratizm sosyalizmi sağlamaz; ama gerçek
yaşamda, demokratizm hiçbir zaman “tek başına” değil, “tümün içinde” alınacaktır; demokratizm bir yandan ekonomik gelişmenin etkisine uğrayacak, ama bir
yandan da, dönüşümün uyardığı ekonomi üzerinde etkide bulunacaktır vb.. Yaşayan tarihin diyalektiği böyledir.”
Devlet Ve Devrim – Lenin


Politik öznenin demokratizminin niteliği ve biçimini verili tarihsel konjonktürde komünist partiyi çevreleyen koşullar, politik öznenin çözmek zorunda olduğu
sorunların niteliği belirler. Lenin bir diyalektikçidir ve politik öznenin demokratizminin niteliği ve biçimine ilişkin sorunu ele alırken tarihsel diyalektik
materyalizm bilimini ustaca kullanmaktadır.Lenin’in de özellikle vurguladığı gibi sosyalist inşayı gerçekleştirme göreviyle karşı karşıya olan iktidardaki bir
komünist partinin demokratizmi kolektivizmin ekonomi politiği ile ilişkisi içinde ele alınmak zorundadır.

Kuşkusuz, Mao, Lenin’in izleyicisidir ve o da iktidardaki politik öznenin sosyalist inşanın
demokratizmini nitel anlamda geliştirmek için daha çok olanağa sahip olduğunun farkındadır. Bu nedenle, iki çizgi mücadelesi kavramı da politik iktidar
mücadelesi sürecinde ve sosyalist inşa sürecinde nitel olarak farklı ele alınmak zorundadır.

İki çizgi mücadelesinin politik özne içinde ve kitleler arasında sürdürülme biçimi farklıdır. Politik özne içinde, iki çizgi mücadelesi, demokratik
merkeziyetçilik temelinde ilkesel birlik koşullarında sürdürülürken kitleler arasında iki çizgi mücadelesi Proleter Kültür Devrimi eşliğinde ,emek etkinliğinin
kolektif nitelikleri temelinde herkesin herkesi denetlediği doğrudan gözleme dayalı bir doğrudan demokrasi aracılığıyla bizzat kolektif üretim ilişkilerinin inşası
zemininde sürdürülür.
İki çizgi mücadelesinin amacı politik özne içinde komünist çizginin kendisini gerçekleştirme dinamiklerini harekete geçirmek, burjuva, burjuva-feodal dünya
görüşünü ekonomi politk, ideolojik, kültürel, kalıntılarıyla birlikte geriletmek, kolektivizmi bilimsel temeller üzerinde inşa ederek sınıfsız toplum ereğini
tarihsel olarak berilemektir.
‘’Kitlelerden kitlelere’’ şiarı komünist çizginin öncüllerinin kitlelerin devrimci dinamiklerinde olduğuna işaret eder. Politik özne kitlelerin devrimci
dinamiklerini tarihsel diyaletktik materyalizm bilimiyle harmanlayarak tekrar kitlelere sunmakla komünist çizgiyi yaşama geçirir.
Politik özne içinde her teorik-pratik soruna ilişkin hazır bir reçete anlamında komünist çizgiden bahsedilemez. Kuşkusuz, proletaryanın siyasal mücadelesinin
tarihsel deneyimleri olarak belirli bir teorik-pratik deneyim mevcuttur. Fakat, bunlar ancak kitlelerin devrimci dinamikleriyle birlikte komünist çizginin kendisi
değil öncülleridir.Komünist çizgi, iki çizgi mücadelesinin sonucu olarak gerçekleşir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top