Genel

ÖZGÜRLÜK SEVDAMIZ…

Özgürleşme mücadelesi insanın insanlaşma mücadelesidir.
Dur durak bilmeden Baskı, sömürü , zulüm, insan haklarına karşı yapılan saldırılar, engellemeler, düşüncelerin kısıtlanmaları, katliamlar, sömürüler, Faşizmin her türlü akıl almaz yöntemlerine boyun eğmeden verilen mücadele özgürlük mücadelesidir.
Milyonlarca ezilen , zulüm altında sömürülen halkın gayrık yeter deyip ayağa kalkıp, kendi tarihinin yazılmasına bedenlerini yatırımlarına neden olan, bir büyük savdadır. Tutsak düştüğünden beri insanın insana , kendine, yüreğine, bilincine karşı yürüttüğü bir büyük kavgadır.
Yetinmememenin kışkırtıcı ve tatmin edici coşkusuyla, akıl ve emekle, düş evrenimizden söküp atmaktır esas mesele. Kırıntıları değil, Dünyayı istemek, varlıksal öz niteliğin bilinçli etkinliğini gerçekleştirirken, kendi beden ve bilincimizin bu etkinliğin nesnel olmasından geri durmamak. Özgürleşmek için özgürleştirmeyi, özgürleştirdikçe özgürleşmeyi yaşamsal pratikte duyumsamaktır. Zorunluluğun bilgisine değil, bilincine varmak, varmayı o sonsuz yolculuk eylemini gün’e , dönem’e, tutsak kalmamak ve doğruların geliştirilmesini, yanlışların eleştirilmesini sağlamak ve daha doğruyu incitmeden kırmadan dökmeden, yapmak zorundadayız. Bu birlikteliğin coşkusunu paylaşmak ve bu coşkuyu yaratmak, yaşatmanın ve ona ortak olmanın yolu, her şeye olduğu gibi ortaya konulan düşüncelere de eleştirel bakmaktan geçiyor.
insanın özgürleşme mücadelesi, insanlaşma mücadelesi ile eş anlama gelmekle birlikte, aynı zamanda insanlık tarihiyle de yaşıttır. ilkel komünal dönemde, sadece doğaya karşı verilen özgürleşme mücadelesi, özel mülkiyetle gerçekleştirilen sınıflı toplumlarda ; doğanın yanısıra eğemenliği altında yaşadığı sınıflara karşıda yürütmek zorundaydı. Özel mülkiyetle başlayan, insanın insan tarafından tutsak edilişi, tarihsel zorunluluk gereği uğradığı bu evreyle emeği ve alın teri ile yaşayan insanlarla emek sömürüsü ile yaşayan insanların, ezen ve ezilen, eğemen ve eğemenlik altında olan, sömüren ve sömürülen sınıflar olarak bölünmesine neden oldu.
Özgürleşme mücadelesinin temel gücünü her dönem için ezen sınıf tarafından boyunduruk altına alınmış, yaşam koşulları asgariye indirilmiş ezilen sınıflar oluşturur.
ancak Kapitalizme gelinceye kadar üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi nedeniyle , ezilenlerin küçük de olsa sahip oldukları özel mülkiyet, onların tüm toplumu özgürleştirecek maddi temele sahip olmalarının engelini oluşturmaktaydı. Kapitalizmle birlikte maddi gereksinimlerini karşılamasına olanak sunan tüm özel mülkiyet ortadan kalkan İşçi ve emekçi sınıflar aynı zamanda özgürleşme mücadelesini de kendini tutsak kılan mülkiyetten bağımsızlığıyla, toplumsal olarak gerçekleştirebilmenin koşulların da sahip oldu.
kapitalizmin doğuşuyla birlikte tarih sahnesine çıkan mülkiyetten özgür işçi sınıfı ile birlikte, aynı zamanda kendisini vareden ve sınıflı toplumların en üst aşaması olan kapitalizmin de yıkılarak, özgürleşme mücadelesinin, özgürlük toplumunun inşa edilebileceği düzeye ulaşmasının koşulları doğdu.
Böylece insanın özgürleşme mücadelesindeki karşıtları olan, doğa ve ezen sınıflar olgusu, yerini başlangıçtaki gibi gene doğaya bırakılabilecekti.
insanın doğaya karşı özgürleşme mücadelesi ise, özgürleşmenin doğası gereği, doğanın tahakküm altına alınması değil, insan varlığının devamı ve gelişimi için doğanın yasalarını keşfetme ve uyum içinde yaşama mücadelesidir. Bu böyle biline.
Şu bir gerçek olgudur: içinde yaşayacağı bir doğa olmaksızın varolmayacak olan insan, aynı zamanda doğanın işleyiş yasalarını bilmeksizin varlığını sürdüremez.
AşK İle…
GAZETE KÖK AVUSTRALYA
Hüseyin Bİçer
7/11/2021
Victoria/Melbourne

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top