Genel

NİSAN YAYINCILIKTAN ÇIKAN PARTİZAN DERGİSİNİN FAŞİZM TAHLİLLERİNE DAİR

NİSAN YAYIMCILIKTAN ÇIKAN PARTİZAN DERGİSİNİN FAŞİZM TAHLİLLLERİNE DAİR

Nisan Yayımcılığın yayınladığı Partizan dergisinin Eylül 2021 tarihli 97. sayısında, sayfa 75’de ”Emperyalist Ülkelerde Faşizmin İşbaşına Gelişi” başlığı altında ikinci paragrafta şöyle deniyor:

”Gelişmiş kapitalist ülkelerde faşizm sürekli değildir. Bu ülkelerde burjuvazi her zaman faşist yönetime başvurmaz. Ekonomik durumun görece iyi olduğu, sermayenin üretim, dolaşım ve dağılım sürecinde aktif olarak yer aldığı ve metasermayenin istikrarlı bir tarzda para sermayeye dönüştüğü ve artı-değerin gerçekleştiği gönenç dönemlerinde , bu ülkelerde faşizme itiyaç duyulmaz.Geçmişte işçi sınıfının verdiği mücadeleler sonucunda bir çok ülkede burjuva demokrasisine gidildi.Ki burjuva demorasisi de burjuvazinin iktidarda olduğu ve işçi sınıfı ve tüm emekçi katmanlar üzerindeki gerici iktidardır.”

Sonrasında, 79. sayfada 2. paragrafta şöyle bir tesbit yapılıyor:

”Dolayısıyla bu sorunlar beraberinde , uluslararası faşzmin ekonomik ve sosyal temelllerini oluşturmaktadır.Bunun sonucudur ki, bu sorunlar giderilemediği için bu ülkelerde faşizmin temelleri atılmak isteniyor. Henüz faşizm bu ülkelerde hakim değil.Her ne kadar faşist partiler ortaya ve öne çıksa ve seçimlerde bellli bir kitle oluştursa da hiç bir burjuva partisine oy vermeyen , bilinç altında (da) olsa anti-faşist geniş kitleler de var.Dolayısıyla emperyalist ülkelerde aşağıdan yukarıya doğru gerekli olan faşizmin kitle temeli tümden yaratılamıyor ve faşist dikdatörlük tümden hakim kılınamıyor. Faşizmin geçmiş tarihi ve bıraktığı izler kitlelerin önemli kesiminin belleğinden silinmediği için , faşizmin kitle temeli istedikleri şekliyle oluşturulamıyor. Burjuvazi bundan dolayı emperyalist ülkelerde aşağıdan yukarıya doğru açıktan faşizmi egemen kılamıyor.”

Bütün bu söylenenler Lenin’in emperyalizm tahillleri ve Dimitrov’un faşizm tahlilleriyle çelişmektedir.Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükûmet yetkisini sembolize eden, ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Her şeyden önce faşizm Togliatti’nin onu indirgediği gibi emperyalist burjuvazi ve işbirlikçilerinin bir politik tercihi değil finans kapitalin karakterine karşılık gelen bir devlet biçimidir. Bu tesbitlerin Togliatti’nin faşizme ilişkin yanılgılarından etkilendiği ve onu tekrarladığı açıkça görülmektedir.Faşizm, Togliatti’nin iddea ettiği gibi burjuvazinin gerek duyduğunda baş vurduğu bi politik tercih değil tamamen finans kapitalin yeniden üretiminin zorunluluklarına karşılık gelen kapitalizmin emperyalizm aşamasının burjuva devlet biçimidir. Bir başka söylemle, kapitalizmin emperyalizm aşamasında serbest rekabetin yerini tekellerin egemenliğine devretmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak burjuva demokrasisinin nesnel şartları ortadan kalkmış ve burjuva devlet aygıtı finans kapitalin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlenmiştir. Kapitalizmin eperyalizm aşamasında burjuva demokrasinin faşizme dönüşümü burjuvazinin öznel bir tercihi değil yer çekimi kanunu gibi nesnel bir zorunluluktur. Faşizm, tamamen, finans kapitalin kendi karakterinin ve ihtiyaçlarının emperyalist kapitalizmin sürdürülebilirliği için devlet biçimi haline gelmesidir. Faşizm, burjuvazi arasındaki serbest rekabetin, dolayısıyla, bu serbest rekabete karşılık gelen demokratizmin yadsınmasıdır. Faşizm, yalnız emekçi kitleler üzerinde değil mali oligarşi dışında kalan burjuvazi üzerinde de bir dikdatörlüktür. Bu olgu, özellikle, ulusal sorunun yaşandığı ülkelerde ezilen ulus üzerindeki faşist baskılarda daha açık bir biçimde görülmektedir.

Dimitrov’un ”Faşizme Karşı Birleşik Cephe” adlı mahkeme savunmalarında net bir şekilde belirlediği gibi faşizm kapitalizmin emperyalizm aşamasının burjuva devlet biçimidir. Faşizm bir kez iktidara geldiğinde onun tasfiyesi artık bir devrim sorunudur. Emperyalist ülkelerde burjuva demokrasinin faşizme evrimi 19. yüzyılın sonuyla 20, yüzyılın başları arasındaki süreçte tamamlanmıştır. 2. emperyalist paylaşım savaşında Almanya, İtalya,Japonya ve İspanya’dan oluşan faşist bloğun yenilmesi bu ülkelerde faşizmin tasfiyesi anlamına gelmediği gibi paylaşım savaşından yengi ile çıkan İngiltere, Fransa ve ABD’nin de burjuva demokrasisini temsil ettikleri anlamına da gelmez. Çünkü, paylaşım savaşının sonucunda bu ülkelerde finans oligarşinin iktidarına karşılık gelen tekelci kapitalizm tasfiye edilmemiş ve bunların devlet aygıtı olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Ayrıca, Partizan dergisinin faşizmin iktidarı için bir şart olarak gösterdiği faşist kitle temelinin finans kapitalin egemenlik biçimi olan faşizm için zorunlu bir ön koşul olmadığı Dimitrov tarafından net bir biçimde ortaya konulmuştur. Faşizm, aşağıdan kitle temeliyle iktidar olabileceği gibi yukarıdan, burjuva devlet aygıtının kendisi tarafından da dayatılabilir ve faşizmin emperyalizm döneminin burjuva devlet biçimi olarak evrenselleşmesi esasen çoğunlukla burjuva devlet aygıtının finans kapitalin egemenliği için ihtiyaç duyduğu faşist biçime evrilmesi aşağıdan kitle desteği temelinden ziyade, burjuva devlet aygıtının finans kapitalin karakterine uygun olarak evrimiyle gerçekleşmiştir.

Faşizmin kitle temeline ihtiyaç duyması, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasssının kaçınılmaz bir sonucu olarak Almanya, İtalya, İspanya ve Japonya gibi yeni pazarlara ihtiyaç duyan ve bunun için yeni bir emperyalist paylaşım savaşı başlatma eğilimini temsil eden, dolayısıyla, diğer emperyalistlerin kontrolünde olan pazarlara saldıran ülkelerde, kitleleri daha iyi bir yaşam için savaşa ikna etmeye ihtiyaç duyan ülkelerde olmuş ve kitleler çeşitli vaatlerle emperyalist paylaşım savaşına ikna edilmiştir. 2. emperyalist paylaşım savaşının diğer bloğunu oluşturan İngiltere, Fransa ve ABD’de burjuva devlet aygıtının faşizme evrimi bir kitle temeline ihtiyaç duymadan doğrudan üst yapının finans kapitalin karakterine göre biçimlenmesiyle gerçekleşmiştir.Dolayısıyla, bugün, emperyalist ülkelerle birlikte bunların işbirlikçileri konumundaki yarı-sömürge ülkelerde faşizm tekelci kapitalizmin devlet biçimi olarak iktidardadır ve faşizmin tasfiyesi bir devrim sorunudur.

Emperyalist ülkelerde kısmen sovyet tehdidine karşı tekelci burjuvazinin kitlelere tanıdığı, kısmen de kitle mücadelesi sonucunda edinilmiş kimi haklar bu ülkelerde devlet biçimi olarak burjuva demokrasinin hakim olduğunu göstermez. Emperyalist ülkelerde faşizm içerde kitle muhalefetinin olmadığı ve emperyalist kapitalizmin içerde görece istikrar gösterdiği süreçlerde gerçek yüzünü göstermez ve bu süreçte emperyalist ülkelerde faşizmin baskı aygıtları ve namluları istikrarsızlık gösteren yarı-sömürge coğrafyalara çevrillidir. Emperyalist kapitalizm, bugün, 3. emperyalist yeniden paylaşım sürecini yarı-sömürge coğrafyalarda vekalet savaşları aracılığıyla sürdürmektedir.Yarı-sömürge coğrafyalarda vekalet savaşlarıyla sürdürülen 3. emperyalist yeniden paylaşım süreci emperyalist kapitalizmin 3. bunalım dönemine karşılık gelmekte ve emperyalistler bir taraftan yarı-sömürgeleri yeniden paylaşmaya çalışırken diğer taraftan 3. bunalım döneminin yarattığı istikrarsızlıklar, düşen kar marjları doğrultusunda finans kapitalin ihtiyaçlarına karşılık olarak kitlelerin ekonomik ve sosyal haklarına da saldırmakta ve çıkarılan yeni yasalarla bu haklar emperyalist ülkelerde de geri alınmakta ya da sınırlandırılmaktadır. 1960’ların sonlarında başlayan emperyalist kapitalizmin 3. bunalım döneminin genel bir yeniden paylaşım savaşına dönüşmesi sosyal empetyalist bloğun 1980’lerin sonuna doğru dağılmasıyla önlenmişti.

Bugün, Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının kaçınılmaz bir sonucu olarak yeniden çok kutuplu hale gelen dünyada vekalet savaşlarına tahvil edilen 3. bunalım döneminin çelişkilerinin genel bir yeniden paylaşım savaşına dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz olmakla birlikte, pazarların yeniden paylaşımının vekalet savaşları aracılığıyla sürdürülemez hale geldiği koşullarda böyle bir olasılığın güncelleşmeyeceği de söylenemez. Emperyalist metropollerde manüpüle edilen faşist demogojiyle birlikte gelişme eğilimi gösteren faşist kitle tabanı yaratma girişimlerinin ardında böyle bir olasılığın güncelliğini koruması gerçekliği vardır.Bugünün çok kutuplu dünyasında pazar çelişkilerini en derinden yaşayan ve bu nedenle El Kaide, Boko Haram, DAİŞ, Taliban gibi yapılarla empetyalist bloklara saldıran petro dolar sermayesidir.Çünkü, petro dolar sermayesi meblağ olarak finans kapital gruplarından daha az olmayan parayı tasarrufunda bulundurmasına rağmen, tarihsel olarak geç gerçekleşmiş bir sermaye olduğundan ve bu nedenle uluslararası derinlikten yoksun olduğu için finans kapitale dönüşememekte, dolsyısıyla, tasarrufunda bulunan para kendisini ancak gayri menkul ve ticaret sermayesi olarak gerçekleştirebilmektedir.Gayri menkul ve ticaret sermayesininse kendi dinamikleriyle finans kapitalin gerçekleşmesi için zorunlu ön koşul olan para-meta_para döngüsünü optimal bir biçimde gerçekleştirmesi mümkün değildir.Çünkü, finans kapitalin gerçekleşebilmesi için banka ve sanayi sermayesinin içiçe bir birlik oluşturması ve bu birliğin de uluslararası bir pazara mali ve bürokratik mekanizmalarla bağlanması zorunludur.Finans kapital haline gelemeyen petro dolar sermayesi emperyalist bloklar arasında kitle tabanı yaratabildiği, kendisinin ideolojik olarak güçlü olduğu Suriye, Irak, Libya, Sudan, Nijerya, Afganistan, Pakistan, Mısır gibi coğrafyalarda finans kapital gruplarına saldırmakta ve kendi pazarını oluşturmak için mevzi tutmaya çalışmaktadır. İslami terörün arkasındaki güç başta Suidi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi coğrafyalarda emperyalizmle işbirliği halindeki egemen bürokratik aygıt içinde hakim hale gelememiş ya da tali bir güç konumunda kalmış arap şeyhleridir.Çünkü, bu sayılan ülkelerde devlet aygıtına hakim olan ve emperyalist gruplarla işbirliği içindeki güç askeri- bürokratik aygıtın olanaklarını rakipleriyle paylaşmaz ve doğrudan bir faşist diktayı temsil eder. Petro dolarla emperyalist bloklar arasındaki çelişkinin ve savaşın asıl nedeni petro doların finans kapitale dönüşememesi gerçekliği olmasına rağmen, bu çelişki, siyasal arenaya dinler arası savaş ve kültürel karşıtlık olarak yansıtılmaktadır.

Bu algı ilüzyonunda hem emperyalist blokların ve hem de petro dolar sermayesinin çıkarı vardır. Çünkü, petro dolar sermayesinin elinde kitleleri bir yeniden paylaşım savaşına manüpüle etmek için islami ideolojiden başka ideolojik bir argüman olmadığı gibi mevcut pazar çelişkilerini dinler ve kültürler arası bir çatışma gibi göstermek ve böylelikle petro dolar sermayesinin siyaset ürettiği coğrafyalara askeri müdahaleleri meşrulaştırmak isteyen, başta ABD gibi emperyalist blokların bu algı ilüzyonundan menfaati vardır.ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Avrupa Birliği arasındaki emperyalist it dalaşına petro dolar sermayesi de dahildir.Faşizm ile reformizm arasındaki ilişki ya biri ya da diğeri gibi değildir. Faşizm ile reformizm arasında böyle bir karşıtlık kurmak emperyalist kapitalizmin doğasını anlamamaktır. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında militarizm ve reformizm finans kapitalin kendisini gerçekleştirmesinin özdeş iki stratejik biçimidir.Bu, faşizm ile sosyal demokrasi ya da burjuva dünya görüşünün başka bir fraksiyonu arasındaki ilişki gibidir.Faşizmin temel problematiği finans kapitali gerçekleştirmek ve yeniden gerçekleştirmektir.Bunun için reforma ihtiyaç varsa reforma, militarizme ihtiyaç varsa militarizme başvurulur.

Geçmişte Irak coğrafyasında yaşananlar gibi militarizm ve reform siyaseti emperyalist kapitalizmin finans kapitalin kendisini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu ekonomi politiği yaşama geçirmenin birbiriyle bağıntılı iki biçimidir. Öyle ki meta_ para-meta döngüsünün kapitalizmin kendisini yeniden üretebilmesi için bir zorunluluk olması gibi militarizm ve reform siyaseti de finans kapitalin kendisini gerçekleştirmek için zorunlu olan iki farklı fakat amaçları itibarıyla özdeş siyasal biçimlerdir.Dolayısıyla militarizm ve reform faşizmin finans kapitali gerçekleştirmek ve yeniden gerçekleştirmek için gerektiğinde başvurulan ve birbirini izleyen, biçimsel olarak karşıt ve fakat amaçları itibarıyla özdeş iki politik biçimidir. Bu, birinci ve ikinci emperyalist paylaşım savaşları sürecinde ve sonrasında emperyalist kapitalizmin siyasetinde militarizm ve reformizmin birbirini izlemesinde de görülebilir.Bu olgunun da açıkça gösterdiği gibi faşizmi yalnızca militarizme indirgemek Palmiro Togliatti’nin de yanılgılarına karşılık gelen hatalı bir görüştür.

Birinci emperyalist paylaşım savaşının feodal imparatorlukları parçalayarak emperyalist kapitalizmin hareket alanını genişleten ve finans kapitale daha rahat bir hareket alanı yaratan yarı- sömürge ulusal devletleri yaratması gibi(zira burjuva hukukunun ve mülkiyet ilişkilerinin evrenselleşmesi için feodal imparatorlukların yarı-bağımlı ulusal devletlere parçalanması gerekiyordu) ikinci emperyalist paylaşım savaşının da kapitalizmin gelişimindeki eşitsizliğin kaçınılmaz bir sonucu olarak yeniden paylaşım için bir zorunluluk olarak gerçekleşmesi, finans kapitalin kendisini gerçekleştirdiği ekonomi politik döngüde militarizm ve reformizmin iki ikiz kardeş gibi birbirini takip ettiğini göstermektedir.Dimitrov, 2. emperyalist paylaşım savaşı öncesi süreç için emperyalist metropollerde faşizmin iktidarı önlenebilir derken, kendi dönemindeki süreçte Komünist Partilerin doğru bir siyasetle, bir devrim yoluyla faşizmin iktidara gelişini önleyebileceklerini belirtiyor. Oysa, söz konusu süreç için gerek Komünist Partilerin güçsüzlüğü gerekse yanlış siyasetleri nedeniyle bu mümkün olmamış ve başta emperyalist metropoller olmak üzere bunların egemenlik alanlarındaki yarı- sömürgelerde faşizmin, yani, mali oligarşinin ve işbirlikçilerinin iktidarı kurumsallaşmıştır.Kapitalizmin emperyalizm aşamasında finans kapital banka ve sanayi sermayesinin içiçe geçmiş biçimi olarak sermayenin en üst var oluş biçimidir.Finans kapital metalara endeksli kağıtlar aracılığı ile reel ekonominin yanında bir de sanal ekonomi yaratmıştır.Metalara endeksli kağıtlar belirli bir zaman süreci için endekslendiği metanın beklenen kar marjını temsil ederler ve ulusal ve uluslararası borsalarda alınıp satılırlar.Bu alınıp satılma işleminin bizzat kendisi emperyalist kapitalizmin anarşik niteliği ve finans kapitalin spekülatif niteliği nedeni ile kağıtların endekslendiği metaların gerçek kar marjlarının çok üstünde değerleri temsil etmesine ve finansal balonun şişmesine neden olmaktadır.Bu niteliği ile finans kapital henüz üretilmemiş emek değerleri üstünde tarihsel bir ipoteği de temsil etmekte ve emperyalist kapitalizmin krizleri ile finansal spekülasyonların yükü de emek kitlesinin sırtına yüklenmektedir.Metalara endeksli kağıtlar aracılığı ile sınırsız olarak speküle edilen sanal kar marjları çoğu zaman realize edilemez ve emperyalist kapitalist sistemin finansal krizleri patlak verir.Bu finansal krizler gerçek ve sanal kar marjları dengelenene kadar sürer ve aradaki fark para ve faiz politikaları ile emek kitlesine yüklenir.

Bu niteliği ile finans kapitalin egemenliğindeki emperyaist kapitalizm emek kitlesinin yalnızca artı emek zamanına değil gerekli emek zamanının da bir kısmına el koyar.İşte bu niteliği ile finans kapital tüm zamanlara ait emek değerleri üstünde yaratılmış tarihsel bir ipoteği de temsil etmektedir. Finans kapital tüm zamanlara ait emek değerlerini ve henüz üretimemiş emek değerlerini sermayenin büyüklüğüne göre yeniden ve yeniden paylaştırmaktadır.İMF, Dünya Bankası, Avrupa Merkez Bankası,Amerika Merkez Bankası gibi teşkilatlar vasıtası ile uygulanan para ve faiz politikaları ile mali oligarşi ve iş birlikçileri diğer finans kapital dışında kalan sermaye biçimlerini terörize ettiği gibi emek ktlesinin yalnız artı- emek zamanını değil ücrete tekabül eden gerekli emek zamanının bir kısmını da gasp etmektedir.Kapitalizmin emperyalizm aşamasına dair olarak mali oligarşi ve iş birlikçilerinin devlet biçimi olan faşizm öncelikle emek kitlesi ve diğer sermaye biçimleri üstünde çeşitli biçimlerde sürdürülen bir ekonomik terördür.Emperyalist kapitalizm terörist kapitalizmdir.Bu ekonomik terör herhangibir muhalefetle karşılaştığında militarize olarak siyasal terör biçimini almaktadır.Bu anlamda faşizmi yalnızca militarizme indirgeme anlayışı emperyalist kapitalizmin ve finans kapitalin iktidarının niteliğine dair hatalı değerlendirmelerdir.

” Faşizmin yönetimi ele geçirmesi, sadece bir burjuvahükümetin bir diğerini izlemesi değildir. Burjuvazinin -burjuva demokrasisinin belli bir sınıfsal egemenli ği içerendevlet biçiminin, bir di ğeriyle; açık terörist diktatörlükledeğiştirilmesidir. Bu farkı gözden ırak tutmak çok yanlı şolur. Çünkü bunun unutulması devrimci proletaryanın,emekçi halkın en yaygın oldu ğu şehir ve köy kesimlerindeyönetimi ele geçirmeye çalı şan fa şistlere kar şı mücadeleyegirişmesine, ayrıca burjuva kampında söz konusu olan iççelişkilerden yararlanmasına da engel olabilir.”

Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;136 .

Faşizm olgusunu doğru kavramak Dimitrov’un faşizm nitelemelerinin Lenin’in emperyalist kapitalizm nitelemeleri ile beraber değerlendirilmesini gerektirir.Finans kapitalin borsa spekülasyonları, para ve faiz politikaları ile tüm zamanlara dair emek değerleri ile birlikte henüz üretilmemiş emek değerlerini önceden ve yeniden sermayenin büyüklüğüne ve siyasal fonksiyonlarına göre bölmesi ona tüm zamanlara dair emek değerleri üstünde tarihsel bir ipotek niteliği vermektedir.Borsalarda, para ve faiz politikalarında alınıp satılan değerler üretilmiş emek değerleri ile birlikte henüz üretimemi,ş emek değerleridir.Dolayısı ile finans kapital üretici güçler üzerinde asalak bir sermayedir.Finans kapitalle birlikte kapitalizmin bunalım dinamiklerine aşırı üretim krizlerinin yanında finansal krizlerde katılmıştır.Finansal krizler henüz üretimememiş emek değerlerinin karşılığının belirli bir zaman dilimi içnde reel ekonomi tarafından üretilemediği ya da kar realizasyonlarının öngörülen biçimde gerçekleştirilemediği koşullarda gelişmektedir.

Finans kapitalin borsa, para ve faiz spekülasyonları için herhangibir hukusal düzenleme ve sınır olmadığından finansal krizler sık sık tekrarlamakta ve reel ekonominin krizlerini de tetiklemektedir.

“Tekelci kapitalizmin, kapitalizmdeki bütün çelişkileri ne kadar ağırlaştırdığı herkesçe bilinmektedir. Bu konuda yüksek fiyatları ve kartellerin zorbalığını hatırlamak yeter. Çe-lişkilerdeki bu ağırlaşma, dünya malî sermayesinin kesin za-feriyle açılmış olan geçici tarihî dönemin en büyük itici gücü olmuştur.Tekeller, oligarşi, özgürlük eğilimi yerine egemenlik eği-limi, sayıları gitgide artan küçük ya da zayıf ulusların zengin ya da güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesi — bütün bunlar, emperyalizme, onu asalak ve çürümüş bir kapitalizm haline getiren ayırıcı özellikler kazandırmıştır. Burjuvazinin, gitgide artan bir ölçüde sermaye ihracından gelen kazançlar ve “kupon kırpmakla” yaşadığı, “rantiye-devletin”in, te-feci-devletin yaratılması, gitgide daha belirgin biçimde emperyalizmin eğilimlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızlı gelişimini önleyeceğini sanmak yanlış olur. Önlemez. Emperyalist dönemde, bazı sanayi kolları, burjuvazinin bazı tabakaları, bazı ülkeler, bu eğilimlerden birini ya da ötekini, küçük veya büyük ölçüde gösterirler. Bütünüyle kapitalizm, eskiye göre çok daha büyük bir hızla gelişmektedir. Bu gelişme, yalnızca genel olarak gitgide daha eşitsiz hale gelmekle kalmayıp, ayrıca da eşitsizliği özellikle sermayece en zengin ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendini göstermektedir.” LENİN-Emperyalizm syf:147 ” Bu bakımdan, gelişme sürecindeki bir olayın birçok bağ-lantısını hiç kavrayamayan bütün genel tanımlardaki itibarî ve izafî değeri unutmadan, emperyalizmin, aşağıdaki beş temel özelliğini kapsayan bir tanımını yapalım:1) üretimde ve sermayede görülen yoğunlaşma öyle yük-sek bir gelişme derecesine ulaşmıştır ki, iktisadî hayatta kesin rol oynayan tekelleri yaratmıştır;2) banka sermayesi sınaî sermayeyle kaynaşmış, ve bu “malî sermaye” temeli üstünde bir malî oligarşi kurulmuştur;3) sermaye ihracı, meta ihracından ayrı olarak, özel bir önem kazanmıştır;4) dünyayı aralarında bölüşen uluslararası tekelci kapi-talist birlikler kurulmuştur;5) en büyük kapitalist güçlerce dünyanın toprak bakı-mından bölüşülmesi tamamlanmıştır.Emperyalizm, tekellerin ve malî sermayenin egemenli-ğinin kurulduğu; sermaye ihracının birinci planda önem ka-zandığı; dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşılma-sının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en bü-yük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.”

LENİN-Emperyalizm syf:105-106

Finans kapitalin tüm zamanlara ait emek değerleri üstünde yarattığı tarihsel ipotek niteliği, borsa kar marjlarının sınırsız spekülasyon olnaklarını da yaratmakta böylelekle kapitalizmin devreli bunalımının nedeni olan aşırı üretim krizlerinin daha kısa süreli aralıklarla tetiklenmesi, çap olarak dünya ölçeğine yayılmasına ve emek kitlesi üstünde yükün ağırlaşması sonuclarını getirmektedir. Finans kapitalin kendisi dışında kalan tarihsel olarak geç sermaye biçimleri üstünde de burjuva demokrasisini yadsıyan egemenlik kurma eğilimi farklı sermaye biçimleri arasındaki çelişkileri de derinleştirerek burjuva kampın kendi arasındaki çelişkileri yoğunlaştırmaktadır.Farklı sermaye çevreleri ve sermaye biçimleri arasındaki çelişkiler siyasal alana burjuva ideolojilerin farklı versiyonları kılığında yansımaktadır.Örneğin Orta Doğunun ve Güney Amerikanın petro dolar sermayesi büyüklük olarak mali oligarşinin denetlediği miktarlardan daha az olmayan meblağları kontrol etmelerine rağmen petro dolar sermayesinin tarihsel olarak gecikmiş bir sermaye olması sebebiyle uluslar arası derinliği olmadığından finans kapitale dönüşemesinin yarattığı çelişkilerden El Kaide gibi siyasal oluşumlar şekillenmekte ve finans kapitalle petro dolar arasındaki çelişkiler siyasal alana dinler arası çatışma olarak yansımaktadır.Petro dolar finans kapitalin baskısı nedeni ile uluslar arası borsalarda rahat hareket edememekte bu nedenle ticaret ve gayrı menkul sermayesi olarak var olabilmektedir.

Yine, finans kaital de petro doların hakim olduğu ulusal pazarlarda rahat hareket olanağı bulamamaktadır.Farklı sermaye biçimleri arsındaki bu çelişkiler siyasal alana kitlelerin manüpülasyon ve dezenformasyonla yanıltılması ile burjuva-feodal ideolojik formasyonların farklı biçimlerini alarak yansımakta böylelekle kitleler sınıfsal gerçekliklerinden uzaklaştırılmakta ve sermaye grupları arsındaki çelişkilerin yarattığı ulusal ve uluslararası çatışmalara sürüklenmektedirler. Finans kapital niteliği gereği sürekli büyümek zorunda olan bir sermayedir.Finans kapital ya büyümek ya da el değiştirmek zorundadır.Fnans kapitalin hareket yasalarına karakterini veren eşitsiz gelişim yasası mali grupların kendi aralarındaki ilişkilere ve mali gruplarla diğer sermaye biçimleri arasındaki ilişkilere sürekli çatışmalı bir nitelik vermektedir.Mali gruplar ve işbirlikçileri kendi aralarındaki çatışmalarda halk sınıflarından bir kitle tabanı yaratmak maksadı ile burjuva ideolojisinin çeşitli formasyonlarını milliyetçilik,din,mezhep farklılıklarını ideolojik ve demogojik materyal olarak kullanarak kendi mali politika ve siyasetlerinde kullanacakları bir faşist kitle tabanı oluşturma ihtiyacı duyarlar.Yine mali sermaye ve işbirlikçileri burjuva demokrasisinin nesnel koşullarını ortadan kaldıran finans kapitalin hareket yasalarını uygularken halk sınıflarının en demokratik muhalefetine karşı da militarizme yönelme eğilimindedirler.Finans kapitalin niteliği gereği onun egemenlik aygıtı olarak burjuva devlet aygıtı militarist niteliği sürekli geliştirilen bir devlet aygıtıdır.Öyle ki tek tek burjuva devlet aygıtlarıın çözümleyemeyeceği meseleler için NATO ve Birleşmiş Milletler silahlı birlikleri gibi uluslararası militarist yapılar geliştirilmiştir. Emperyalist metropollerde halk muhalefetinin nisbeten zayıf oldupu koşullarda faşist militarizm NATO ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütleri aracılığı ile sömürge ve yarı-sömürgelerdeki halk muhalefetlerine ve finans kapitalin bu bölgelerdeki hareket olanaklarını geliştirecek siyasal manevraları gerçekleştirmek için burjuva siyasetin yetersiz kaldığı koşullarda militarizme yönelme eğilimindedir.Emperyalist kapitalizmin kriz süreçlerinde mali krizlerin metropollerdeki etkilerine karşı halk muhalefetinin yükseldiği koşullarda metropollerdeki burjuva askeri-bürokratik aygıtların demokratik masklesi de düşmekte ve faşist militarizm metropollerdeki halk muhalefetlerine de yönelmektedir.

”Sol’la tartışmasında Kautsky, emperyalizmin “yalnızca bir dış siyaset sistemi” (yani ilhak) olduğunu ve kapitalizmin gelişmesinde belli bir ekonomik aşamayı ya da erişilen düzeyi emperyalizm diye tanımlamanın yanlış olduğunu ilân ediyordu. Kautsky hatalıdır. Kuşkusuz, sözcükler üzerinde tartışmak yersizdir. Emperyalizm “sözcüğü”nün bu anlamda ya da başka bir anlamda kullanılmasını yasaklayamazsınız. Ama bir tartışma yürütmek istiyorsanız, terimlerinizi doğruca tanımlamalısınız. Ekonomik açıdan emperyalizm (ya da mali-sermaye “çağı” — sözcükler önemli değil) kapitalizmin gelişmesindeki en yüksek aşamadir, üretimin çok büyük ve engin boyutlara ulaşmasıyla serbest rekabetin yerini tekele bıraktığı aşamadır. Emperyalizmin ekonomik özü budur. Tekel kendini, tröstlerde, birliklerde (syndicates), vb., dev bankaların mutlak kudretinde (omnipotence), hammadde kaynaklarının kapatılmasında, vb., banka sermayesinin birikiminde, vb. ortaya koyar. Her şey ekonomik tekele dayanır. Bu yeni ekonominin, tekelci kapitalizmin (emperyalizm tekelci kapitalizmdir) siyasal üstyapısı, demokrasiden siyasal gericiliğe değişimdir. Demokrasi serbest rekabete tekabül eder. Siyasal gericilik tekele tekabül eder. Rudolf Hilferding, Finance Capital’inde gayet haklı olarak “mali-sermaye, özgürlük için değil, egemenlik için çabalar” der’ Dış politikayı iç politikanın karşılığı gibi göstermek bir yana, “dış politika”yı genel olarak politikadan çekip ayırmak esas itibariyla yanlıştır, marksist ve bilimsel değildir. Gerek dış politikada, gerek iç politikada emperyalizm demokrasiyi ihlâl etme çabasındadır, gericiliğe yöneliktir. Bu anlamda emperyalizm, genel olarak demokrasinin, yalnızca onun istemlerinden [sayfa 48] birinin, yani ulusların kendi kaderlerini tayin isteminin değil, her türlü demokrasinin sugötürmez biçimde, “yadsınması”dır. ”

Marksizmin Bir Karikatürü Ve Emperyalist Ekonomizm -Lenin

Farklı sermaye biçimleri , kapitalist formasyonda kapitalizmin temel çelişkisi olan “Emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçimi” arasındaki çelişkide “mülk edinmenin kapitalist biçimi” ni temsil etmekle uzlaşmaktadırlar.Ancak kapitalizmin emperyalizm aşamasında farklı sermaye biçimleri arasındaki bu uzlaşma, finans kapitalin “mülk edinmenin kapitalist biçimleri” ni yarattığı sanal ekonomi ve bu ekonominin argümanları olan uluslararası ekonomipolitika ötgütleri, borsa,faiz ve para politikalarını kontrol eden konumu ile genişletmiş ve derinleştirmiş olması ile sürekli çatışmalı bir uzlaşmadır.Bu anlamda, kapitalizmin emperyalizm aşamasında, finans kapital ve işbirlikçilerinin iktidar aygıtı olarak burjuva askeri-bürokratik aygıtlarla sermayenin farklı biçimlerinin ilişkileri, emperyalizm öncesi serbest rekabetçi kapitalizmde olduğu gibi büyüklük ve siyasal güç olarak az çok denk sermayelerin kendi aralarındaki ilşkileri belirleyen burjuva demokrasisi biçiminden farklılaşır ve mali oligarşi finans kapital aracılığı ile kontrol ettiği mali ve siyasal olanakları diğer sermaye biçimleri üstünde, yine, farklı tarihsel koşullarda farklı biçimler alabilen bir diktaya dönüştürür.Burjuva demokrasisi, genel olarak sermayenin emek kitlesi üstünde diktası iken, faşizm, Mali oligarşi ve işbirlikçilerinin diğer sermaye biçimleri ve halk sınıfları üstünde diktasıdır.Finans kapitalin yarattığı bu mali ve siyasal diktadan en çok etkilenen sermaye kesi-mi orta ve küçük işletmelerdir.

” Faşizmin kitleleri etkiledi ği kaynak nedir? Fa şizmkitleleri çekebilir, çünkü demagoji yoluyla onların en acilihtiyaçlarına ve isteklerine seslenir. Faş izm, kitlelerinözünde kökle şmi ş ön yargıları alevlendirmekle kalmaz,onların duygularına, adalet anlayı şlarına ve hatta bazen dedevrimci geleneklerine el atar. Alman fa şistleri -büyükburjuvazinin bu uşakları ve sosyalizmin dü şmanları- nedenkendilerini kitlelere “sosyalistler” olarak tanıtırlar? Nedenyönetimi ellerine geçirdiklerine “devrim yaptık” derler?Çünkü, Alman emekçi halkının yüreklerindeki devrime olaninancı ve sosyalizme yönelme iste ğini sömürürler de ondan”

Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;137

Bu olguda kuşkusuz reel sosyalizm deneyimlerinin başarısızlıklarının sosyalizm projesinde yarattığı prestij kaybına bağlı olarak kitlelerin bilnç düzeyindeki gerilemenin ve güçlü bir enternasyonal birliğin geçmiş tarihsel deneyimlerin bilimsel irdelenmeleri üstünden yeni sosyalizm projeleri olarak geliştirilememesinin belirleyiciliği yadsınamaz. Dimitrov, faşizmi, emperyalizm döneminin devlet biçimi olarak tahlil eder ve bütün ülkelerde barışcı ya da militarist yoldan farklı sosyoekonomik yapıların niteliklerine bağlı olarak değişik biçimlerrde ama kaçınılmaz olarak finas kapital ve mali oligarşinin iktidara geleceğini, bu anlamda burjuva demokrasisinin sermaye biçimleri arasındaki farklılıkların ve çelişkilerin dünya ölçeğinde derinleşmesine bağlı olarak nesnel dayanaklarının ortadan kalkmış olduğu gerçeğini belirlemektedir.Faşizm, bir kez kendi iktidarını kurumsallaştırtan sonra ancak bir devrimle iktidardan indirilebilir.Böyleyken AB ülkeleri gibi kimi siyasal coğrafyalarda halen burjuva demokrasisinden bahseden siyasal anlayışlar, Dimitrov’un faşizm nitelemeleri ve Lenin’in emperyalist kapitalizme dair tespitleri ile çelişmektedirler.Finans kapital burjuva demokrasisinin katilidir.Faşizm, finans kapitalin niteliğine bağlı olarak yalnız halk sınıfları üstünde değil farklı sermaye biçimleri üstünde de mali oligarşi ve işbirlikçilerinin ekonomik teröre dayalı iktidarıdır.Mali oligarşi ve işbirlikçilerinin ekonomik terörü herhangibir siyasal direnişle karşılaştığında militarist biçimler de alabilmektedir.Bu anlamda üçüncü paylaşım savaşı dünya ölçeğinde bölgesel çatışmalar biçiminde değişik siyasal coğrafyalarda farklı kılıklarda sürdürülmektedir.

” Faşizmin, söz gelimi Otto Bauer’in (38) iddia ettiğ i gibi,”her iki sınıfın-proletarya ile burjuvazinin üstünde yer alan”bir devlet gücü biçimi de ğildir. İngiliz SosyalistBrailsford’un belirttiği gibi “Devlet mekanizmasını elegeçirmiş olan küçük burjuvazinin ba şkaldırması” da de ğildir.Hayır, faşizm ne sınıfların üstünde var olan bir güç, ne deküçük burjuvazinin ya da yozlaş mış proletaryanın (lümpenproletarya) finans kapital üzerindeki iktidarıdır. Fa şizmfinans kapital iktidarıdır. Fa şizm finans kapital iktidarının takendisidir; işçi sınıfı ile köylülerin ve aydın kitlenindevrimci kesimlerine kar şı örgütlenmi ş bir yıldırıcı öç almahareketidir. Dış siyaset açısından fa şizm en kaba biçimiyle bağnaz bir milliyetçiliktir; öteki uluslara kar şı kini körükler.”

Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;135

” Faşizmin geni ş bir kitle dayanağ ı bulamadığı ve faşist burjuva kampın çeşitli grupları arasındaki mücadelenin kesin olduğu bir takım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyufeshetme yoluna gitmez. Sosyal Demokrat Partiler de dahilolmak üzere öteki burjuva partilerinin biraz me şruiyet eldeetmelerine göz yumar. Ba şka ülkelerde e ğer yöneticiburjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa,faşizm sınırlandırılmamı ş olan siyasal tekelini kurar. Bunu,ya hemen ya da rakip parti ve gruplara kar şı terör yönetiminive kan kusturmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikleaçıklığa kavu şunca bu durum fa şizmin, kendi temelinigenişletmesini ve sınıfsal yapısını değiş tirmeksizin açıkterörist dikta-toryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmlebirleştirmesini engellemez.”;

Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;136

” Yoldaşlar, fa şizmin yönetimi ele geçirmesi sanki birfinans kapital kurulu ya da organı, fa şist diktatörlü ğübaşlatmak için bir tarih saptamı ş gibi basitleş tirilmiş, düzgünbir olay olarak düşünülmemelidir.Faşizm gerçekte genel olarak eski burjuva partilerine ya dabunların belirgin bir kesimine kar şı verilen kar şılıklı, bazende şiddetli bir kavga sonucu ortaya çıkar. Bu kavga fa şistkampın kendi içinde de sözkonusu olabilir. Bu kavga bazıdurumlarda silahlı çatı şmalara da yol açabilir; Almanya,Avusturya ve birtakım ülkelerde gördü ğümüz gibi. Ne var ki,bunlar şu gerçe ğin önemini azaltmaz: Burjuva hükümetler,faşist diktatörlük kurulmadan önce belli birtakım önaşamalardan geçerler ve fa şizmin yönetimi ele geçirmesinidoğrudan do ğruya mümkün kılan birtakım gerici tedbirleralırlar. Her kim ki burjuvazinin koydu ğu gerici tedbirlere vebu ön aşamalarda fa şizmin geli şmesine kar şı koymaz, o ki şifaşizmin zaferine engel olmak durumunda değ ildir; aksine ozaferi kolaylaştırır.”

Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;136

Faşizm kapitalizmin emperyalizm aşamasının devlet biçimidir.Bu anlamda bugün avrupa devletlerini burjuva demokrasisi olnarak tanımlayan siyasal anlayışlar ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası faşizmi emperyalizmin kendisinin tasfiye edebileceği gibi bir paradoksa düşmektedirler.Bu emperyalizmi kendi kendisine tasfiye ettirmektir.Faşizm finans kapitalin iktidarıdır ve finans kapital sömürge ve yarı-sömürgelerde Demokratik Halk Devrimi, emperyalist metropollerde sosyalist devrimle bütün siyasal ve ekonomik ve militarisr kurumları ile tasfiye edimediği sürece iktidarını sürdürecektir.İkinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası sovyet faktörü ve bir sosyalist devrim ihtimaline karşı başta avrupa ülkelerinde uygulanan sosyalizasyon politikaları sömürge ve yarı-sömürgelerden aktarılan ekonomik kaynaklarla finanse edimiştir.Sovyet tehdidinin ortadan kalkması ile açılan yeni pazarlar etrafında sürdürülen emperyalist talan savaşları dünya genelinde farklı bölgelerde kendini göstermektedir.

Emperyalist metropolllerdeki sosyalizasyon politikaları ise artan rekabet ve finans kapitalin anarşik niteliği neeni ile düşen kar marjları nedeni ile yerini neo -liberal politikalara bırakmış, empwryalist metropollerde emek kitlesinin sosyal hakları ve ekonomik kazanımları neo-liberal düzenlemelerle tasfiye sürecine girerken metropollerde finans kapitain ekonomik terörünün maskesi düşmüştür. Bütün sınıflı toplumlarda alt yapının, yani, üretim ilişkilerinin niteliği üst yapının, yani devletin niteliğini belirler.Faşizm sermayede görülen olan üstü yoğunlaşmanin finans kapitali yaratması sonucunda serbaet rekabatçi kapitalizmmin emperyalizm aşamasına geçişiyle birlikte burjuva devletlerin finans kapitalin ekonomipolitik eğilimleine göre yeniden biçimlenmesidir. Bugün finans kapitalin ekonomik terörü emperyalist metropollerde de emek kitlesi üstünde giderek şiddetlenmektedir.Sosyal demokrasini,n siyasal ve ekonomipolitik strateji bağlamında iflasının nedenleri de bu olgudadır.Emperyalist metropollerde finans kapitalin ekonomipolitik eğilimlerinin giderek gerçek mecrasına gelmesi ile sosyalizasyon politikalarının maddi zemini ve uygulanabilirliliğinin koşulları oradan kalkmaktadır.

Bu olgu Avrupa sosyal demokrasisinin finans kapitalin ekonomik ve siyasal eğilimlerine karşı politika üretemez hale getirmektedir.Sosyalizasyon politikaları bağlamında soyal demokrasinin iflası ile birlikte finans kapitalin emek kitlesi ve diğer sermaye biçimleri üstünde ekonomik terörünün ve militarizminin kitlelerce tolere edilebi,lirliği giderek gerilemekte emperyalisst metropollerde ve sömürge, yarı-sömürgelerde kitle finans kapital ve iş birlikçilerin faşizmine karşı halk kitlelerinin muhalefeti yükselme eğilimi göstermektedir.Emperyalist metropllerde ve sömürge, yarı-sömürgelerde yeni devrimlerin ön koşullasrı olgunlaşmaktadır. Tarihsel materyalizm bilimi siyasal üst yapının yani üreticim araçlarının mülküyetinin sahipliğini yapan sınıfın yada sınıfların devletinin siyasal nitelik ve ekonomipolitik eğilimlerinin ekonomik alt yapı yani üretim ilşkilerin niteliği tarafından belirlendiğinin tesbit eder.Kapitalizmin emperyalizm aşamasında emperyalist metropollerde ve bağımlı sömürge ve yarı-sömürgelerde üretim ilşkilerinin niteliği yani ekonomipolitik eğilimleri esasta finans kapitalin ekonomipolitik eğilimleri tarafından belirlenmektedir.

Dünya pazarları mali oligarşi ve işbirlikçilerinin hakimiyetindedir.Burjuva, burjuva-feodal devletlerin birer askeri-bürokratik aygıt olarak mali oligarşinin kartel, tröst, tekel ve holdinglerinden nisbeten özerk bir niteliği olsa da üretim ilşkilerinde finans kapitalin hakimiyeti siyasal üst yapınında eğilim ve niteliklerini son tahlilde belirlemektedir.Çünkü burjuva yada burjuva feodal askeri-bürokratik aygıtların siyasal niteliğini belirleyen olgu askeri-bürokrasinin ve siyasal temsiliyetin kimliği ve niyetleri değil üretim araçlarını mülküyetinde bulunduran sınıfların sınıfsal kimliği ve üretim ilşkilerinin yasalarının niteliğidir.Finans kapitalin ekonomik terörü onun ekoomik doğasının bir niteliğidir.Aşağıdan kitle hareketleri ve yukarıdan siyasal reformlar bu ekonomik terürü ve ekonomik terörün siyasal biçimi olan militarizmi ancak geçici süreçler olarak kısmen geriletebilir.Finans kapitalin ekonomik terörünün ve militariz<minin nihai çözümü finans kapitalin ekonomik, politik, siyasal, askeri ve kültürel kurumsallaşmalarını tasfiye edecek bir devrim sürecidir.

Fikret Karavaz

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top