Gündem

“NEOLİBERALİZM-MAYA İTTİFAKI ve “PEKER OLAYI”:

“NEOLİBERALİZM-MAFYA İTTİFAKI ve “PEKER OLAYI”:

Özellikle de sadece kabuk değiştirmiş Neo-goşistler (Yetmez-ama-evetçiler) tarafından “Kemalist vesayet gücü” olarak tanımlanan Devletin bir numaralı kolluk gücü olan ordu tarafından gerçekleştirilen askeri-faşist bir darbe ile 1980 sonrasında ülkede olup bitenler, bir taraftan yeni bir dönemin temel karakteristiklerini özetlerken, diğer yandan da TC Ulus Devletinin yok olma sürecini hazırlayan yapısal değişimleri de gözler önüne sermektedir. Bu arada, 12 Eylül Faşist darbesinin yapıldığı tarihte olayın kahramanı konumundaki Sedat Peker’in sadece 10 yaşında olduğunun altını çizmemiz gerekmektedir. Diğer bir deyişle Peker’in bütün “Mafya Babası kariyeri” de, aynı zamanda “ÖZAL dönemi” olarak da bilinen, kapitalizmin bütün Dünya’da “kriz” diye adlandırılması adet olmuş “toptan çöküş” dönemine girdiği bu tarih kesitinde gerçekleşmiş bulunmaktadır.ÖZAL döneminin belli başlı özelliği, örneğin bugün dört başı mamur liberal faşist diktatörlüklerde olan yapısal değişikliklerin hemen hemen hepsinin uygulamaya konulduğu bir dönem olmasıdır. Hatta TC Ulus-Devletinde bu dönemde olup bitenlerin Fransa için “avant-garde” (öncü) teşkil ettiğini rahatlıkla ifade edebiliriz. Nedir bütün bu olup bitenler?

Birinci olarak, büyük emek ve fedakarlıklarla öğrenim görerek sahip olunan “diploma” ile -bir önceki “toplumsal ilerlemici” diye adlandırdığımız dönemde olduğu gibi- burjuvaziye karışmak üzere “sınıf atlamak” imkanı tarihe karışmıştır. O kadar ki; bu dönemde, daha çok solcu ve devrimcileri kullandığı “sınıf atlamak” terimi de rafa kaldırılmış, yerine illegal veya “mafyatik” diye adlandırılan yöntemlerle “köşe dönmek” ve “avanta tokatlamak” deyimleri almıştır. O dönemdeki gazete haberleri yakından incelendiğinde, “Peker’in de mezun olduğu okul”, bütün kirleri kendi içinde çözmeye yarayan “para-militer” güç “Çek-senet mafyaları”dır. Dolayısıyla, kendisine haksızlık yapıldığını söyleyerek liberal faşist iktidardan “adalet” talep eden Peker, günümüzde hakim olan siyasi sistemin daha baştan beri kurucu ve böylelikle “organik” bir parçasıdır.

İkinci olarak, bu dönemde sermayeye dönüştürülebilecek nicelikte para ve zenginlik birikiminin önemli bir bölümü de büyük meblağlarla, yine “kanun dışı” ve “mafyatik” özellik taşıyan yöntemlerle kamu banka, kurum ve işletmelerinin içinin boşaltılması veya iktidar sahiplerinin yakınlarına peşkeş çekilmesiyle gerçekleştirilmektedir. ÖZAL döneminde bu “halk düşmanı” faaliyetin de sembolik bir değer taşıyan anahtar tabirleri bulunmaktadır: “Hortumlamak” ve “iş bitirmek”. “Hortumlama” faaliyeti kendisi de “mafyatik” bir anlayışla ülkeyi yönetenlerin bilgisi ve kontrolü dahilinde yapılmakta ve olabildiğince toplumun ve devlet görevlilerinin bütününe mal edilmeye çalışılmaktadır. Turgut ÖZAL’ın “Benim memurum işini bilir” lafı rüşvetle “iş bitirmenin” yerleşik ve kendisini “liberal” olarak tanımlayan siyasi iktidar tarafından kutsanmasından başka bir şey olmadığı açıktır.Üçüncü olarak, “toplumsal ilerlemeci” diye nitelendirdiğimiz bir önceki tarihi dönemin olduğu gibi, bütün Ulus-Devlet formasyonlarının da, hem toplumsallaşma ve hem de kendisine bağlı bir devlet aygıtı oluşturmanın başlıca korumu olan okul kurumunun ve “Milli Eğitim” sisteminin havaya uçurulması da “kriz” döneminde gerçekleştirilen toplumsal ve siyasal yıkım olayıdır. Bunun için “Fetö” olarak adlandırılan dinci-gerici “mafyatik” yöntemler uygulayan “paralel” yapılanmanın faaliyetlerinin “dershaneler”, “öğrenci yurtları” ve “burslar aracılığıyla yürütülmesinin kolaylaştırılması ve hatta açıktan açığa desteklenmesidir. Böylece, karanlık ve dinci bir gizli örgüt, “okul kurumu” yerine toplumsal hareketliliğin ve “sınıf değiştirmenin” asansör yapılanması haline getirilmiş bulunmaktadır. Bu sadece yoksul halk kitlelerinden gelen eskinin “vatandaş bireylerin” hayat çizgilerine çok genç yaştan itibaren bir çeşit “el koyma” işlemi değil; ama Ulus-Devletin yakın gelecekte kilit noktalarına gelecek olan “elit kadrolar” aracılığıyla kamusal olan bütün faaliyetlerine de el koyma işlemidir.Dördüncü olarak, dinci bir dünya görüşü ve dogmatik bir “emre itaat” anlayışıyla başta hareket eden kadrolar aracılığıyla ve, Peker olayında da açık bir şekilde netleştiği üzere, Mafya teşkilatlarıyla doğrudan organik bir bağ içinde, sermayenin sınıfsız ve barbarca hakimiyetinin ikamesi için hukuk sistemini ve milli güvenlik aygıtını bütünüyle havaya uçurmak da yani döneme damgasını vuran belli başlı faaliyetler olmuştur. “Faili meçhul” ve “siyasi” nitelikli cinayetler hukuksuzluk çerçevesinde ve doğrudan “vatandaş-bireyi” terörize etmeyi hedefleyen faaliyetlerden bir bölümüdür. Diğer bir bölümü ise “Ergenekon davaları” olarak adlandırılan baştan sona düzmece bir operasyon olan ve doğrudan orduyu hedef alan faaliyetler olmuştur. Günümüzde, daha 1990’ların başından itibaren bir eski komutan tarafından dillendirilen, liberal faşist bir siyasi iktidar tarafından “Tak diye emredildiğinde şak diye emri yerine getiren” bir savcı ve polis teşkilatının yanında donanımlı bir ordu da emre amade şeklinde istenen legal olsun veya illegal olsun her faaliyeti yerine getirmektedir.”

(Başı var, devamı da gelecek)

Mahir KONUK

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top