Genel

“NE DİKTATÖRLER SEVDİM ZATEN YOKTULAR“

Hasan H. Yildirim

Hasan H. Yildirim sanatı olabilir

Hayal kurmak insanın en ilginç ve güzel duygualrından biridir. Hayallerimiz olmazsa, bu dünyanın katı gerçekliğine katlanmak belki de alıştığımız biçimden daha örseleyici ve katmerli olurdu. Hayallerimiz bize gereklidir. Hele dünyayı değiştirmek gibi bir iddiamız varsa, biraz hülyalı davranmanın kime ne zararı var? Romantizm dediğimiz şey böyle bir şey işte! Hepimiz “devrimci romantizmin” ekstrem büyüsüne kapılmadık mı? Laf aramızda, bunun tadına varanın bir daha unutması mümkün değildir. Yani demem o ki devrimciler “buhranlı” oldukları kadar, hülyalıdırlar da! Gelgelelim hayallerimizin olması gerekliliği ile ‘hayalperestliği’ ve ‘hamhayalcılığı’ karıştırmamak önemlidir. İkisi arasındaki çizgi hiç de şakacı değildir. Tüm ciddiyetiyle sizi gerçeğin duvarına fırlatır ve canınızı olancasıyla acıtır.

Hayallerinizin olması güzeldir, fakat siyasette hayal ve gerçek ilişkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Sınır budur. Verili realiteyi bir yana bırakıp siyasette olanaksızlığı ütopize ederek millete yedirmeye kalkarsanız, yani hamhayallerle umutlarını manipüle ederseniz, gerçeğin acımasız yasalarını karşınızda bulursunuz . Hayat sizi stop ettirir. Bugün bazılarına ettirdiği gibi. İster kabullenin, ister için için kendinizi yiyin, lakin işin gerçek sureti budur.

Siyaset maddi dayanaklar üzerine yapılır. Tahminin, öngörünün temeli somut verilerdir. Somut verileri kenara itip işi hayalperestliğe vardırırsanız gülünç duruma düşersiniz. Tıpkı Doğu Perinçek, Mihraç Ural vd türevleri gibi. İkisi de madalyonun iki ayrı yüzü gibi. İkisi de sıkı anti-Amerikancı. İkisi de sıkı Rusyacı ve Avrasyacı. Neden acaba? İki düşman devlet, ama aynı çizgiyi savunan iki teorisyen. Normalinde birinin A dediğine diğerinin yok deve demesi gerekirdi, ancak ikisi de aynı Avrasyacı çizginin savunuculuğunu yapıyor. Tıpkı ‘Mobius Şeridi’ gibi, birinine giden yolun diğerine çıktığını anlamak pek kolay değil.

İkisi de ABD’nin kendi devlet bütünlüklerini Kürdistan’ın kuruluşuna önayak olarak bozacağından emin. İkisi ayrı cephede gibi, aslında aynı cephedeler. Boşuna ‘Mobius Şeridi’ demedik. İkisi de Kürdistan halkının anti-emperyalist, anti-Amerikancı olmasını istiyor. İkiz yoldaşlar bizi tarihin büyük aptallığına davet ediyor. Niye anti-ABD”ci olacak mışız? Çünkü ABD Kürdistan’ın kurulması için ilgili devletlere yönelmiş. Zannedersiniz İngilizlerin kurduğu devletlerinden kimsenin haberi yok. Yüzyıldır kafamıza vura vura bizi aptallaştırdıkları için bu propagandaya açık olduğumuza kâniler. Amiyane tabirle biz “enayileri” istedikleri gibi ayartabileceklerini düşünüyorlar.

Egemenler kaybetseler de hiçbir zaman bunu kabul etmek istemezler. Kaybettiklerini görseler bile yüksek desibelden saydırmayı ve buyurganlığı elden bırakmazlar. Hatırlarsanız 2003’te ABD askerleri Bağdat’a girdiğinde bile Saddam’ın generalleri “ABD’yi yendik, kaçıyorlar“ diyorlardı. Bu açıklamalardan sonra hepsi sığınacak delik aradılar. Başta Saddam diktatörü olmak üzere hepsinin iskambil kağıtlarına basılmış arama bültenleri çıkarıldı ve birer birer yakalanarak asıldılar.

Şimdi aynı akıbetle diktatör bozuntusu Beşar Esad’ın başında olduğu Şam yöneticileri karşı karşıyadır. Bu görülüyor. Fakat Şam diktatör bozuntularının kibri ve üstenciliği devam ediyor. Tıpkı 2003 yılındaki Saddam’ın generalleri gibi atıp tutuyorlar. Fakat akibetleri Saddam, Kaddafi ve Qasım Süleymani’den farklı olmayacaktır. Ya kendilerini ipte bulacaklar, ya bir füze ile vurulacaklar, ya da sokak ortasında halk tarafından linç edilecekler. Biz bu çıplak gerçeği dile getirdiğimizde Beşar Esad diktatör bozuntusunun kapısının dış mandalı Mihraç Ural kendince bizi teşhir ediyor. Birkaç gündür bunu sürdürüyor. Bunu yaparken de Kürd “dostu” postuna bürünüyor. Tıpkı Doğu Perinçek’in bir dönem yaptıği gibi. PKK’nin gölgesine sığınarak Esatçılık pazarlıyor. Birkaç Kürdü kandırabilmenin veya ABD ekseninden Kürdleri uzaklaştırabilmenin hesabını yapıyor. Tutar mı? Boşuna bir çaba. Kürdler o prangaları kıralı çok oldu. Bu dediklerimiz süreç uygulamalarının sonucudur. Kimse bunu tersine çeviremez. Buna ne Şam diktatör bozuntusu Esad, ne İran Mollaları, ne de ağababaları Rus diktatörü Putin yapabilir.

Yazıyı fazla uzatmadan birkaç spotla sonucun buraya varacağını izah etmeye çalışayım.

2011 yılında Suriye’de diktatör Esad’a ABD ve müttefiklerinin desteklediği halk ayaklandı. Esad diktatörü Şam’a sıkışıp kaldı. Bu arada bir olumsuzluk başgösterdi. Ayaklanan halk demokrasiyi inşa etme mücadelesi yerine, şeriat düzeni kurma politikasına yöneldi. ABD ve müttefikleri o günden sonra desteğini çekti. Cihatçı kesimlerin Şam diktatör bozuntusundan daha tehlikeli olduğuna kanat getirip bu süreçte Şam diktatörlerinin iktidarda kalmasına rıza gösterdi. Bu nedenle ABD, Rusya’ya alan açtı. Gel Şam’ı koru dedi.

Fakat bu, ABD ve müttefiklerinin Şam diktatörlerini unuttukları anlamına gelmiyor. Çünkü onların miladı dolmuş durumda. Her halükarda onları ya iktidardan düşürecekler, ya da kendilerine diz çöktürecekler. Bugün izlenen politika budur. Bunun içinde birçok uygulamaya tabi kılınmış durumdalar. Yanı sıra Suriye diye bir devlet ortada yok. Adeta tabela devletidir. Devlet darmadağın. Artık diktatör bozuntusu Beşar Esad önderliğinde toparlanması mümkün değildir.

Suriye denilen “hata ülke”nin birçok alanı Türkiye destekli cihatçıların elinde. Birçok alan Türkiye’nin işgali altında. Birçok alan Şam diktatörünü dinlemeyen aşiretlerin elinde. Suriye’nin dörtte biri Kürdlerin elinde. Bu alan tarım ve enerji deposu. Kontrol Rojava yönetiminin elinde. Bir süre önceye kadar aralarında bir ticaret vardı. Rojava yönetimi, Şam yönetimine tahıl ve enerji veriyordu. Fakat ABD’nin Suriye’ye uyguladığı “Sezar Yaptırımları” ile bu ilişki kesildi. Suriye açlıkla karşı karşıya kaldı. Ülke karanlığa boğuldu. Benzin ve mazot sıkıntısı başladı. İstasyonlarda benzin ve mazot almak için yarım kilometre kuyruklar oluştu.

ABD tarafından Suriye’ye uygulanan “Sezar Yaptırımları” sonucu ekonomi çöktü. Ne dışarıya mal satabiliyor, ne dışarıdan mal alabiliyor. Sadece yiyecek ve ilaç alabiliyor. O da BM kontrolünde oluyor. Şam yönetimi memurlarının maaşlarını bile veremez duruma düşmüştür. Bu duruma düşen Şam yönetimini bu çıkmazdan kim kurtarabilir? Rus diktatörü mü, yoksa İran Mollaları mı? Onlar kendi derdine düşmüşler. Kendileri batık. Bugüne kadar Suriye’yi sırtlarında taşıdılar ama bugünden sonra bunu yapabilecek güçleri kalmamıştır. Bu olan bitenden sonra Şam diktatör bozuntusu Beşar Esad ne yapabilir? Ya kaçacak delik arayacak, ya diz çökecek kaderine razı olacak, ya da kendini ipin ucunda bulacak. Olacak olan budur.

Bunca olan bitenden sonra Beşar Esad kapısının dış mandalı Mihraç Ural, tıpkı 2003’te Saddam’ın genaralleri gibi “kazandık da kazandık“ fiyakası dağıtıyor. Nasıl kazanmaksa öyle?

Bu şaşırtmacalı adam yenilgilerinin hıncını benden almaya çalışıyor. Kendi yenilgilerini bana fatura ediyor. Kendi gibi bir Arap ırkçısı ile beni çekiştirirken şunları boca ediyorlar Olduğu gibi aktarıyorum:

“Nuriye Kurteri, Bu şahısla beni değerli ve kadim bir

kürd gazetecisi tanıştırdı. Eski Kawa örgütünün eski lideri. Bu tür liderel tüm güçlerini kaybedince, lider olma karizmalarını korumak için hezimete uğrayan kurgularını yeniden inatla pazarlamaya çalışırlar. Bu vehm olur. Klinki vaka haline gelir. Ancak onlar bu yeni kimliği üstün güç sandıkları ABD seviciliğine yükseltince, tüm uluslara halklara düşman ırkçı bir libasa bürünürler. ABD tapınması başarılmamış umutların ikamecisi olarak belirmeye başlar. Seni abimle birlikte döveriz esprisi budur.

“ Anlaşılan adam beni kendisiyle karıştırıyor. Ben yenilmedim. Dimdik ayaktayım. Çünkü sömürgeciler her geçen gün kaybederken milletim dimdik ayakta. Her gün bir mevzi kazanıyor. Bu beni güçlü ve mutlu kılıyor. Çünkü bu yükselişte benimde payım var. Her ne kadar kişisel olarak ağır bir bedel ödesem de şimdi emeğimin karşılığını fazlasıyla alıyorum. Bunu bana sağlayan, öncülük edenler milletimin bir parçası. İsmi ister PYD, ister YPG, ister başka bir Kürd siyasal hareketi olsun benim için fark etmiyor. Çünkü milletimi zafere götürüyorlar. Adım adım bağımsızlığa taşıyorlar.

Bu ara sömürgecilerimiz ve onların kapılarının dış mandalları olan siz ırkçılar ne alemdesiniz, bir de size bakalım. Kriz yaşıyorsunuz. Devlet kriziniz derinleştikçe saldırganlaşıyorsunuz. Her geçen gün batıyorsunuz. Bunu küçümsediğiniz “abim“ sayesinde size tattırdık. Evet sizi “abimle birlikte dövüyoruz.“ Bunu açıkça göğsümüzü gererek söylüyoruz. Bu ne ayıp, ne günahtır.

Şaşırtmaca adam kulağını aç beni iyi dinle. Her devlet “abiler“ vasıtasıyla kurulmuştur. Çünkü devletleri kuran ve yıkanlar “abiler“dir. Düşün hele. Suriye’yi kim kurdu? Arap milletini paramparça edenler, cetvelle bölen, bir milleten 22 devlet kuranlar İngiliz ve Fransız “abiler“iniz değil miydi? Sakın halkımızın mücadelesi sonucu oldu demeyesin. Zira o tarih menkıbelerini bizler iyi biliriz. Kürdlerin her isyanını Türk, Fars ve Arap barbarları ve “abileri” ile birlikte yenilgiye uğratıldı. Demek ki, bir milletin, bir halkın mücadelesi tek başına kendi özgüçleriyle zafere yetmiyor. Bunu destekleyen mutlaka güçlü bir “abi“nın desteğini şart koşuyor. Dün siz Araplar mücadele etmeden “abileriniz” İngiltere ve Fransa tarafından 22 Arap devleti kuruldu. Bunu unuttunuz mu? Ama bununla gurur duyuyorsunuz. Ama biz kan ve can bedeli bir mücadele vermemize karşın sizin “abileriniz” bize yol vermedi. Üzerinden yüzyıl geçti. Şimdi yeni bir “abi“ (ABD) sahaya inmiş. “Abileriniz” olan Ingiltere ve Fransa’nın dizayn ettiği sistemi beğenmiyor. Onu değiştirip yeni bir sistem kurmaya çalışıyor. Bunun için bizimle birlikte sömrgecilerimizi dövüyor. Bu dayakla Suriye tabela devletine dündü. Esat diktatörü tenekeye döndü. Tabela devletinde; “ne diktatörler sevdim zaten yoktular…

“ Bitte Letzte!..

14 Nisan 2021 NOT: Bu konuda daha evvel birçok makale yazdım. Onları sırayla gümdemleştirmeye çalışacağım.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top