Genel

III BölümNato sadece nato mu?

Salih Zeki TOMBAK
NATO bir askeri/siyasi ittifak örgütü. Öncelikle kapitalist batının, dünyanın bütününü kontrol etme amacını gerçekleştiriyor. Ancak aynı zamanda, artık sayıları Makedonya’nın katılımıyla 30’a ulaşmış olan NATO üyesi ülkelerin, örgütün merkezi gücü olan ABD tarafından kontrolünün en güçlü mekanizması NATO.
NATO üyesi olmamakla birlikte, NATO ile özel ilişki ve statü geliştirilen ülkeleri de buna ekleyelim.
4
“Akdeniz Diyaloğu” çerçevesinde İsrail, Moritanya, Fas, Tunus, Cezayir;
İsrail ile ilişkilerini “normalleştirmiş”, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan;
Körfez işbirliği konsepti üzerinden Katar, Bahreyn, Kuveyt ve BAE.
Özel statülü İsveç, Finlandiya;
Küresel Ortaklar statüsünde Japonya, Yeni Zelanda, Avustralya; Güney Kore, Moğolistan, Afganistan, Pakistan, Irak, Singapur, Kolombiya vb vb
Bazıları ortak askeri/siyasi misyonlara birlik veriyor; bazıları bölgesel roller üstleniyor; tamamı istihbarat alanında işbirliği yapıyor; çoğu “terörizmle mücadele” ortağı; hepsi farklı kapsamlarda askeri ve istihbari eğitim alıyor; NATO bağlantısı çok önemli bir silah, mühimmat ve donanım tedarik yolu; askeri sanayi alanında işbölümü ve teknoloji transferi alanı; pek çok ülke için ABD ile ilişki ve yakınlaşma zemini. Ve ortak deneyimlerin gerçekleştiği veya deneyimlerin standardizasyonu ve paylaşımının gerçekleştiği bir ortak tarih.
Dolayısıyla NATO ilişkileri sürekli çeşitlenen, derinleşen ve kökleşen kapsamlı ilişkiler bütünüdür. NATO ile üyelik veya benzeri ilişkiler kurmak, Mahir Çayan’ın ifadesiyle “emperyalizmin içsel bir olguya” dönüşmesinin en hızlı, en sistematik kanalıdır..
NATO’nun ve NATO bağı üzerinden çevre ülkelerin kontrolü, milli orduların, NATO ordusu olarak şekillendirilmesi sonucu, ülkelerin iç siyasetinde sistemin tehdit olarak algıladığı siyasal/toplumsal gelişmelere karşı askeri darbe yapmak dahil pek çok yöntemle gerçekleşiyor. Çünkü NATO üyeliği Gladyo olarak da bilinen, komünist partilerin gelişmesini engellemek; iktidara gelirlerse iç savaş yürütmek üzere kurulmuş; silah ve donanımları, faaliyetleri, suç olanlar dahil ilgili hükümetler tarafından himaye edilen kontrgerilla yapılanmasını da kapsıyor.
Ülkelerin iç siyasetine bu ölçüde müdahale edebilen örgütün, partilere, sendikalara, gençlik örgütlenmelerine sızdırılmaması mümkün değil.
Suikastler, siyasi cinayetler, katliamlar, terör faaliyetleri ve benzerlerini batı ittifakının içinde yer alan pek çok ülke yaşadı.
NATO aynı zamanda bir uluslararası siyaset ve diplomasi ağı.
Ve bütün bunlarla beraber NATO’nun olduğu her yerde başta CİA olmak üzere istihbarat örgütleri de var.
Yaygın, güçlü, çoğunlukla ABD’nin mutlak kontrolü altındaki askeri üsler ağının hem operasyonel, hem istihbari önemi üzerine Türkiye’de çok konuşuldu.
Elbette bütün bu uyumun “değerler dünyası” diye bir meşrulaştırıcısı olmalı. Kontgerilla örgütlenmesi ve faaliyetleri, devlet tarafından sistematik olarak korunsa da legal değil; örtülü bir yapılanma. Fakat NATO legal, kurumsal varlığı ile Batı demokrasilerinin siyasi/askeri savunma örgütü.
BM, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) başta olmak üzere çok sayıda bölgesel ve uluslararası örgütle ortak faaliyetler yürütüyor.
“Batı demokrasileri” derken, devletlerin kapitalist, emperyalist karakterinin altını çizerek; bununla birlikte çeşitli muhalefet biçimlerinin var olma ve gelişme imkanı bulabilmesinin; çoğulculuğun, hukuk ve adalet alanındaki kazanımların; siyaset yapma, düşünce ve ifade özgürlüğünün, temel insan haklarının, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki kazanımların vb vb günümüz koşullarındaki haliyle bile çok kıymetli olduğunu ifade etmek isterim.
Elbette işaret ettiğim demokratik değerlerin uzun toplumsal/siyasal mücadelelerin ve ödenmiş ağır bedellerin ürünü olduğunu da, gereksiz tartışmalara yol açmamak için not etmeliyim.
Türkiye ittifaka 1952’de katıldı. O güne kadar gözü hep İngiltere ve ABD’de olmakla beraber 1. Dünya savaşı sonrası toparlanma yılları; 1929-30 bunalımı, 2.Dünya savaşı derken bu aşk ciddi bir karşılık bulamadı. Bu yıllarda sanayileşme adımları ve 5 yıllık planlar daha çok SSCB’nin yardım ve katkılarıyla gerçekleşti.
1946’da CHP Marshall Yardımı için başvurdu. ABD 5 yıllık planı “iddialı sanayileşme hedefleri” olduğu gerekçesiyle yardım yapmaya uygun bulmadı. 1947’de yeni bir plan hazırlandı. Plan hedefleri uygun bulunsa da, yardım bir yıl arayla iki farklı plan hazırlayan CHP hükümetine değil, 1950 sonrası Demokrat Parti hükümetine verildi. Ve yardımlar, asker göndermeler, devlet yalanları derken NATO üyeliğiyle ittifak perçinlendi.
(Cemal Nadir karikatürü-Türkiye’yi ziyaret eden Missouri Zırhlısı Yıl 1947)
Türkiye-SSCB arasındaki ekonomik işbirliği Soğuk Savaş boyunca hiç kesintiye uğramadı. Bu durum Türkiye’deki iktidarların ABD ile ilişkilerde zaman zaman, görece hareket alanı bulabilmesine imkan yaratmışsa da, bu imkan “Yeni bir Dünya kurulur, biz de orada yerimizi alırız” ve “Duvarı deleriz” gibi boş tehditlerin ötesinde kullanılmadı.
Çünkü bir “manevra alanı” ihtiyacı ne zaman ortaya çıksa, Türkiye’yi yönetenler “İçerideki ABD”nin varlığını ve gücünü algılamak zorunda kaldılar:
Türkiye’yi ABD müttefikliğinden koparmak isteyen ABD ile savaşmak zorundadır.
(6. Filo’ya Hayır eylemleri sırasında İTÜ kantininde Alman Televizyonu tarafından çekilen röportaj)
Devam edecek…
Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top