Genel

MOSKOVA-WASHİNGTON ARASINDA PİNPON TOPU OLMAK

DR. MUSTAFA PEKÖZ

Ankara’nın bölgesel politikaları sürecin sosyo-politik gerçeğine uygun olmadığı için stratejik olarak uygulanma şansı bulunmuyor. Bu nedenle bölgede bulunan kürsel güçlerle kurduğu ilişkilere göre şekilleniyor. Güç dengeleri hangi ülkeye ve bölgeye göre şekilleniyorsa rotayı oraya çeviriyor. Yaklaştığı hiçbir limanda da istediği sonucu alamıyor. Bu nedenle başarısız bölgesel politikalarını terk etmenin yollarını ararken özellikle iç kamuoyunda halen ‘dik durma ve kazanma’ psikolojisini sürdürmeye çalışıyor.

Ankara Washington’a stratejik müttefik mesajları veriyor. Karşılığını alamayınca bu kez Moskova’ya okyanus ötesinden uçaktan mesajlar yolluyor. Biden ile yakın bir ilişki kuramamaktan yakınan ve Eylül’deki Birleşmiş Milletlerin yıllık açılışında Biden ile görüşemeyen cumhurbaşkanı Erdoğan, yönünü Putin’e çeviriyor ‘zor günün dostu’ olarak iltifat ediyor ama beklenen karşılığı alamıyor. Böylelikle küresel dünyada uluslar arası ilişkileri belirlenmiş stratejiler yerine kişilerle kurduğu bireysel iletişime indirgemenin olumsuz sonuçlarını çok daha derinde yaşanmaya devam edilecek gibi görünüyor.

En uygulanabilir başarılı strateji objektif ve gerçeği en yakın olanıdır. Stratejik hedefler hayal edilen veya olmasını istediği düşünceler üzerinden değil küresel-bölgesel denkleme en uygun olan ve pratikte sonuç alınabilecek gerçekler üzerinden şekillenir. Böyle olmadığı zaman, kendi gerçeğini aşan, güç ilişkilerinin üstünde yapılan her hamle kaybettirir. Ankara’nın durumu da tam budur.

Ankara’nın stratejik eksen dağılması sadece ABD-Rusya-AB denkleminde değil aynı zaman körfez ülkeleri karşısında da aynı durumu yaşıyor. Mısır, BAE, İsrail ve S.Arabistan ile yeniden ilişkiler kurabilmek için önemli tavizler vermeye hazır. Bunlarla olan ilişkilerinde de tam da onların politik taleplerine uygun olacağını da kabul etmeye başladı.

Washington/Biden-Moskova/Putin arasına Ankara/Erdoğan

Ankara/Erdoğan, Washington/Biden-Moskova/Putin dengesini kurmaktan zorlanırken, Moskova-Washington, Suriye Demokratik Güçlerinin geleceği konusunda ortak bir uzlaşıya vardır. Ankara, bu konuda kimi kime şikayet edeceğini doğrusu bilmiyor. Biden yönetimine ‘PYD’nin terörist bir örgüt olduğunu’ her fırsatta ve ısrarla dile getiriyor. Biden’in atadığı Kuzey Afrika-Ortadoğu direktörü ve Beyaz Saraya Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi McKruck, SDG’yi aktif desteklenmesi için yoğun bir diploması yapıyor. Ankara, Kürt merkezli SDG heyetinin Washington’a gelmesine karşı tepkisini yükseltmesine ve kabul edilmez olduğunu belirtmesine rağmen Biden, bu tür açıklamalarını dikkate almıyor ve Kürtleri müttefik olarak tanımlamasına güçlü vurgular yapıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin bu politik tercihi nedeniyle şaşırtıcı bir şekilde Putin’e şikâyet ediyor. Demek ki, Erdoğan, Moskova’nın-Putin’in SDG’yi terörist görmediğini ve hatta Moskova’da resmi bürosu olduğunu, Mazlum Kobani’nin Savunma Bakanlığının özel askeri uçağıyla Moskova’ya getirilip görüşüldüğünü, Qamışlı-Şam ilişkilerinin doğrudan Moskova tarafından sağlandığını bilmiyor. Yani ne istihbarat ne de danışmanları kendisini bilgilendirmiş. Böylelikle Putin-Biden ikilisinin Suriye’de SDG merkezli Kürt politikasının birbirine yakın olduğunu cumhurbaşkanı haberdar değil.

Washington-Moskova arasında bir türlü denge kuramayan Ankara’nın stratejik dağılmasını birkaç örnekle somutlaştırmak mümkün;

Doğu Akdeniz süreci tamamlandı

Ankara’nın büyük bir gürültüyle başlattığı Ak Deniz’de güç olma planı sessizce iptal edildi. Özellikle Doğu Akdeniz’de kurulan oyunları bozma ve kendi gücünü hissettirme hamleleri beklenilen sonucu alamadı. Öyle ki Ak deniz giderek küresel güçlerin kalıcı merkezi haline gelmeye başladı. Geçmişten beni Ak denizde olan Londra askeri varlığını Kıbrıs’taki askeri üssüyle devam ettiriyor. Ak deniz ülkesi olan Fransa, AB adına müdahale gücü olarak hem Kıbrıs Rum kesimi bölgesinde hem de Yunanistan adalarında kalıcı askeri üsler almaya başladı. ABD, Ortadoğu’daki en büyük deniz ve hava askeri üstlerinden biri Midili adasına kurmaya başladı. Ayrıca ABD, Edirne sınırına 40 kilometre mesafedeki Yunanistan’ın Dedeağaç’daki üsse kalıcı olacak şekilde yüzlerle ifade edilen tank ve top gibi ağır silahlar yerleştirdi: Bir bakıma ABD, küresel askeri güç olarak Ankara’yı olası bir Atina ile çatışmayı aklına geçirmeme konusunda uyarmış oldu. Yani ‘artık askeri olarak komşun oldum, muhatap benim’ diyor. Artık ne Libya meselesi gündemde ne mavi vatan ne de Doğu Akdeniz hamleleri kaldı. Bunlar unutuldu ve yeni arayışlar başladı. Akdeniz stratejisindeki başarısızlık Mısır, BEA, İsrail gibi ülkelerde yeniden diplomatik ilişkilerin geliştirilmesiyle kapatılmaya çalışılıyor. Ancak bunun da pek gerçekçi olmadığı ve bu taktiksel yöntemlerle sonuç alınmasının pek görünmediğini söylemek gerekir. Ortadoğu’daki ilişkilerin düzelmesinin çok başka önemli faktörleri olduğunu görülmeden atılan adımlar ciddi bir sonuç vermeyecektir. Esad’ı iktidarda tutmak bütün gücünü kullanan Rusya, Suriye’nin Ak Deniz sahillerinde kurduğu Tartus ve Latikya üslerini kalıcı hale getirerek sıcak denizlere açılmada stratejik bir başarı elde etti. Libya’da dengeleri etkilemeyi başardı, Körfez ülkeleriyle askeri ve ekonomik olarak daha yakın ilişkiler kurdu. Burada güç dengelerinin dışına düşen Ankara, içerde halen gürültü yapsa da uluslar arası diplomatik ilişkilerde ‘Akdeniz’de güç olma’ planını rafa kaldırdığını fiilen kabul etti.

 Kıbrıs’ı Zorlamak

Doğu Akdeniz stratejisinde önemli oranda başarısız olan Ankara, özellikle Türkiye’nin iç kamuoyunu etkilemek için Kıbrıs Türk bölgesinin Ankara’nın fiilen 82.ili olduğunu açıkladı. Kıbrıs’ın bir devlet değil de valinin atandığı bir il gibi görerek iç işlerine müdahale etti ve AKP’ye yakın bir iktidarın oluşmasını zorladı. Burada bağımsız ‘iki devletli toplum’ politikasını uygulayacaklarını ilan ettiler. Bunu pratikte uygulanma şansı hemen hemen hiç bulunmuyor. Kıbrıs’ta iki toplumun tam eşit koşullarda federal  bir çözüm ilkesinin daha gerçekti olmasına rağmen ‘bağımsız’ devlet  talebinin  küresel ilişkilerde bir karşılığının olmayacağı ve Kıbrıs Türk toplumunun çok uluslar arası alanda izole edilmesine yol açacağı çok açıktır. Ankara’daki iktidarın bu hamlesi esasen Türkiye’nin iç politikasına yöneliktir ama içte beklenilen etkiyi yaratmayacaktır.

Suriye’de Yolun Sonuna Gelmek

Ankara’nın en başarısız bölgesel politikasının somutlaşmış örneği Suriye’dir. Büyük hayallerle girdiği Suriye’den hüsranla çekilmenin hazırlığı yapılıyor. Umudunu Biden’den kesen cumhurbaşkanı Erdoğan’ın soluğu Soçi’de Putin’in yanında almasının da politik bir anlamı olmadığı görüldü. Her devlet lideri kişisel ilişkilerini değil temsil ettiği ülkenin stratejik çıkarlarını esas alır. Soçi’de Putin-Erdoğan görüşmesinin merkezinde Suriye/İdlib vardı. Bu konuda Moskova/Putin, hiçbir tartışmaya ve yoruma yer vermeyecek şekilde İblib’in Şam rejimine teslim edilmesini Ankara/Erdoğan’a kabul ettirdi. Öncelikli olarak İki yıl önce Ankara-Moskova arasında imzalanan ama hiçbir şekilde yürürlüğü girmeyen ortak protokol gereği M-4 yolunun Güney-Kuzey üzerinden 12 km uzunluğundaki bölge  bu hat üzerinde buluna Jisr Ash Shugur ilçesi en kısa sürede Rusya-Esad askeri güçlerinin denetimine verilecek. Rusya’nın bölgeyi yoğun bir şekilde bombalamaya başlaması da bu eğilimi güçlendiriyor. İkinci hamle İdlib şehir merkezine yaklaşık 6 km olan Sarmin  ve İdlib-Afrin yolu üzerinde bulunan Ma’arrat Misrin Kasabaları kontrol altına alınacak. Aynı şekilde İdlib-Hayat sınır bölgelerinin aşamalı olarak kontrolü sağlanarak İdlib şehir merkezi bütünüyle kuşatılacak. Ankara’nın İdlib’den vazgeçmesi esasen Suriye’nin El Bab, Afrin bölgelerinde kalmasının hiçbir gerekçesi de kalmamış olacak. Putin’in Suriye yol haritası koşulsuz bir şekilde Erdoğan tarafından kabul edildiği anlaşılıyor.  Cumhurbaşkanı’nın Soci dönüşünde Suriye’ye yönelik politika değişikliklerinin mesajlarını verdi. Böylelikle Ankara için Suriye’de bir dönemin sonuna gelindi. Bu gerçeğin kabul edilmesinden başka bir alternatif bulunmuyor.

Sonuç: Ankara/Erdoğan,  Washington/Biden-Moskova/Putin arasındaki Suriye konusunda ortak bir buluşma noktasının oluştuğunu ve çözüm sürecinin başladığını, Ankara’nın bütün itirazlarına rağmen SDG’nin bu sürecin önemli bir parçası olduğunu görür ve bu iki lideri birbirine şikayet etme yerine oluşan dengeleri kabul eder ve yeni gerçekçi bir politika belirlerse belki sürece dahil olur. Bunun yolu, Suriye’nin iç dinamiklerinin kimlerinden oluşacağını belirlemeye kalkmak yerine, oluşan ve oluşmaya başlayan dinamiklerle uyumlu çalışabilecek bir siyaset belirlemektir.  Rota: Şam ve Qamışlı’dır.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top