Genel

MİLLİ SİYASETSİZLİK

Bir çizgi film olabilir

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Biz Kürdlerin en büyük zaafı düşmanımızı tanımamaktır. Düşmanımızı düşman olarak görmemektir. Ona kin ve nefret duymamaktır. Düşmanına kin ve nefret duymayan kişi ve milletler kaybetmeye mahkumdur. Zaten Kürdlerin kaybetmelerinin en büyük nedenlerinden biri budur.

Tarihimizin çoğu döneminde bu böyledir. Cumhuriyetle birlikte iktidarı ele geçiren Kemalist kadrolar Kürdleri soykırımdan geçiren uygulamalarda bulundu. Kürdlerin illalah ettiği her süreçte sistem yeni bir yüzle ortaya çıktı. Demokrat Parti Adnan Menderes ve ekibi ile sahneye çıktı. Kürdler kurtuluşu orada aradı. Bu da fazla sürmedi. Bu kez CHP, Bülent Ecevit ile bir kez daha sahneye çıktı. Kürdler bu kez ona yöneldi. Kürdler burada da umduğunu bulamadı.

Bu kez Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan’ın önderlik ettiği muhafazakar cenaha sarıldı. Kürdler burada da umduğunu bulamadı. Bulmaları zaten eşyanın doğasına aykırıdır. Çünkü hepsi Türk egemenlik sisteminin koruyucu partileriydi. Kiminin ismi “sol“, kiminin sağdı ama hepsinin esas rengi tekçi, ırkçı, faşist ve sömürgeci idi. Kürdlerin varlığını Türklerin yok olması olarak değerlendirdiler ve mutlaka imha edilmesi gereken bir tehlike olarak gördüler.

Etrafınıza bir bakın. Kürdlerin sistemin tüm kanatlarına ve özelikle CHP sevdasını bir düşünün. Bu CHP ki, altı ok ile Kürdler için ne ifade ettiği çok net olduğuna göre yıllardır Kürdler onun peşine düştü durdu. Kürd milletini inkar eden, inkar edilen Kürdleri tarihte yok etmeye çalışan, egemenliğini gasp eden bir devletin koruyucu partisi olmasına karşın bu sevdalanmanın nedeni nedir?

Bu ancak düşmanına aşık olma, bir başka ifadeyle, kurbanın celladına bağlanma sendromudur . Bu, bir düşürülmüşlüğe işaret eder. Kürdler bu duruma düşürülmüştür. Kuşkusuz durum sadece CHP hayranlığı ile bitmiyor. Aynı sevdalanma Türk egemenlik sisteminin diğer partilerine de yapılıyor. Türk muhafazakar kanadın Kürdlere karşı yok edici politika ve yaptırımı ortadayken sahaya inen en son temsilcisi Recep Tayyip Erdoğan ve ekibine yaklaşımı ve yapılan kısmi anayasa referandumunda kimi Kürdlerin “yetmez … ama evet“ demesi neyle izah edilir?

Sonuç Kürdler için hüsran oldu. Bu kez AKP muhalifi çevrelere yönelme süreci başladı. Ne kadar tekçi, ırkçı, faşist, sömürgeci parti ve çevre varsa “demokrasi bloğu“ olarak tanımlayıp onlara bağlanılıyor. Bu, toplumsal olarak Kürdlerin içine düştüğü düşürülmüş durumu çok net olarak ortaya koymaktadır.

Düşürülmüşlük bununla sınırlı kalmadı. Kürd oyları ile seçilen parlamenterler Kürdler adına TBMM’ne gidip Atatürk milliyetçiliğine bağlılıklarını ve Türkiye‘nin bölünmez bütünlüğünü koruyacaklarına dair namusları üzerine and içtiler.

Dünyada benzeri olmayan bir tutum sergilediler. Milli bir siyasetin olmayışının vardığı sonuç budur. Bu siyasetsizlik nedeniyle Kürd milleti kendi içinde bölündü. Sistemin farklı kanatlarını temsil eden partilere yöneldiler. Bu da az gelmiş olacak ki, kimine göre “Türk solu“ kimine göre “Türkiye solu“ olarak adlandıran siyasi yapıları; önderlerinden hamallarına kadar Kürdler teşkil etti. Bununla da kalmadı. Tabanı, destekleyeni Kürd olmasına karşın HDP bile “Kürd partisi değiliz, Türkiye partisiyiz“ demeye kadar işi vardırdı.

Kuşkusuz bu duruma itiraz edip kan ve can bedeli mücadele eden Kürdler de az değildir. Ne yazık ki bunlar bile sistemin şu veya bu kanadına karşı çok iyimser bir düşünceye kapılabiliyorlar. Hatta sistemin bu tekçi, ırkçı, faşist, sömürgeci partilerini “demokrasi bloku“ payesiyle taltif edebiliyorlar. Şu gerçek bile görülmüyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana CHP’nin Kürd milletine yaptıkları bir yana, 20 senedir iktidarda olan AKP iktidarının Kürd milletine karşı aldığı yok edici tüm tedbirleri gözü kapalı destek vermesi bile kayda değer görülmüyor. Bunun bilinçli mi, yoksa bilinçsizce mi yapıldığının pek önemi yoktur.

Bu durum Kürd milli hareketinde bir kırılmaya neden oluyor. Zaten kafaları çorbaya dönmüş birçok Kürdün kafasını daha da bulandırıyor. Kurtuluşu düşmanın kapısında aramaya sevkediyor. Bu, Kürd siyasal alanına da sıçrıyor. TBMM bünyesinde yer alan kimi parlamenterler sözde Kürdler adına katıldıkları uluslararası kurumlarda; “bizim sorunumuz sistem içi bir sorundur“ deyip Kürd/Kürdistan sorununun uluslararasılaşmasının önünü kapatıyorlar.

İşte milletçe karşı karşıya olduğumuz en büyük handikaplardan biri; Kürd/Kürdistan sorununun sistem içi bir sorun olarak lanse edilmesidir. Sömürgeciler bunu siyaset yaptıkları gibi kimi Kürd siyasi çevreleri de bunu politika edinmiştir. Bu da Kürd/Kürdistan sorununu uluslararası alanda ciddiye alınmamayı peşisıra getirmektedir. Bu güçlerin dedikleri açık ve nettir.

“Kürdlerin kendileri, kendi haklarına sahip çıkmazken biz niye Kürdleri baskı altında tutan devletlerle bozuşalım … Madem sorununuz sistemin iç sorunu, sistemlerin iç sorunlarına müdahale etme hak ve yetkimiz yok, kendi aranızda sorununuzu çözün“ demektedirler.

Haksızlar mı?

Bu oyunu bozacak olan Kürdlerin bir millet olmasından kaynaklı bağımsızlık hakkını savunan siyasi güçlerdir. Ne yazık ki bu konuda yeterli bir çaba yoktur. Nedeni bağımsızlıkçı güçlerin örgütlü ve pratik sahada olmayışlarıdır. Durum bu olunca; uluslararası alanda gerekli bir diplomasi de yapılamamaktadır. Bunu aşmanın yolu bellidir. Milletçe milli bir siyaset sahibi olmayı gerektirir.

Milletleri millet yapan, devletleşmesini sağlayan milli siyasettir. Milli bir siyasete sahip olunmadan milli birlik de kurulamaz. Kürdler de olmayan da budur. Bu nedenle devletleşemiyorlar. Bu görülmesine rağmen mevcut Kürd siyasal yapıları bunu aşamıyorlar. Daha doğrusu aşmak istemiyorlar. Kuşkusuz bu nedensiz değildir.

Sömürgecilerimiz çok önceleri dostları vasıtasıyla bu siyaseti Kürdlerin önüne koymuştur. Daha evvel Kürd siyasal hareketinin hedefi bağımsızlık iken, Mustafa Barzani’nin önüne Sovyet Rusya tarafından; “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi“ hedefi konuldu. Onu diğer parçalardaki PDK’ler takip etti. Kuşkusuz buna karşı gelenler oldu. Önlerine bağımsızlığı hedef olarak koyan örgütlenmeler ortaya çıktı.

Fakat “sömürgeci ülkeye demokrasi, Kürdistan’a otonomi“ diyen gücü aşamadılar. Her ne kadar şu an tüm parçalarda federasyon kabul görülse de bunun da çıkmaz bir yol olduğu Irak ve Kürdistan’ın güneyinde ortaya çıktı. Bunun nedeni açıktır. Öngörülen federasyon hedefi de Kürdistan realitesine uymuyor. Çünkü Kürdistan sorununun çözümü ancak bağımsızlıkla mümkündür.

Kürd milleti ile sömürgecilerimiz arasındaki ilişki, teslimiyet ve direniş ikilemi üzerinde yürüyor. Türk, Fars ve Araplar, Kürdleri sistematik olarak katliam, soykırım, göçertme ve asimilasyondan geçirerek ya teslim almaya, ya da yok etmeye çalışıyorlar. Zaten esas amaçları Kürd milletini tarihten silmektir. Kürdleri kendine göre örgütlemesinin ve kurgulamasının esas nedeni de budur. Fakat bu tek başına yetmiyor. Salt başına savaş sorunu çözmüyor. Bunu tamamlayacak bir politik zeminin olması gerekiyor.

Üzerinde uygulanan sömürgeci boyunduruk sonucu yok edilmekle karşı karşıya kalan Kürdler, kendilerini korumak, yaşatmak, geleceğe taşımak ve dünya milletleri arasındaki yerini almak için; “ya toptan yok oluş, ya kurtuluş“ şiarıyla ölümüne savaşıyorlar. Saygıyı hak eden bir durum ama bu yetmez. Bir temeli, bir hedefi olmalı bu kan ve can vermenin. Evet, bunun karşılığı bağımsızlık olmalıdır. Başka hiç bir amaç bu ağır bedellerin karşılığını veremez. Kürdler bu politikaya ulaştığında onları yerküremizde durduracak bir güç yoktur.

5 Mart 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top