Genel

META FETİŞİZMİ VE ŞEYLEŞTİRME

YAZIYA EKLE

Erdoğan ATEŞİN

Kapitalizm insanların yaratıcı üretimlerinin fiilen bir kenara itildiği, sadece ihtiyaç duydukları mallara sahip olabileceği oranda para kazanmayı isteyecek duruma düşürdüğü insani potansiyellerin açığa çıkarılmasından öte mülkiyetin asıl amaç haline geldiği bir çağdır. Kapitalist toplumda emek amaç dışı kulanım olarak amacından soyutlanmış bir karakter kazanmıştır ve emek insani bir yetenek ve ihtiyaç amaçlı olmaktan çıkarılmıştır. O nedenle kapitalist toplumda insan emeği çalışma ve yaratıcılık karşılığı olmayan bir süreçtir.

İnsanlar içinde yaşadıkları koşullar ve ortamı, kendi üretim etkinlikleri ve ilişkileri içindeki unsurlarıyla etkileşim içinde tarihsel olarak şekillendirirler. Marx’ta sosyal teori insanların üretim içinde yaşamlarını idame etmek için bu emek sürecini nasıl ürettikleriyle ilgilidir. İnsanın yeni ihtiyaçları, sosyal yaşamlarında yeniden ve yeniden üretime dönüşerek, insanın kendi insani potansiyelini açığa çıkarması sonucudur.

Marx salt kapitalizmin bir eleştirmeni değildir, o ; aynı zamanda kapitalizmin inşa ettiği bazı şeylerin insanlığın ekonomi politik tarihinin kaçınılmaz sonucu olduğunu söylemektedir . Sermaye iyi bir dünya yaratmak için teknolojik ve örgütsel bir süreç yaratmıştır. Ancak sermaye bunu özgürleşme ile değil de, sosyal tahakküm ilişkileri ile yapıyor. Bu esaslı bir çelişkidir. Marx şunu ısrarla vurgular: “Niçin tahakküme dayanan değil de, özgürleştirici bir dünya yaratmak için bütün bu teknolojik ve örgütsel kapasiteyi kullanmıyoruz”?

Marx küreselleşmeyi toplumsal ekonomiyle açıklamıştır, ve ondaki toplumsal mülkiyet anlayışı, küresel bir toplumsal mülkiyet savunusudur.. Komünist Manifesto bu konuda bize bunun bütün ip uçlarını verir. Marx küreselleşmeyi- toplumsal bir kolektifi potansiyel olarak özgürleştirici görmektedir ve Marx’ın bütün sorunu sürecin özgürleştirici niteliğidir.

Marx, insanın çalışarak insani potansiyellerini gerçekleştirmesi, işbölümüne ilişkin sömürü ve yabancılaşmayla ortaya çıkan zorlukları aşması kapitalist sistem tarafından hep engellenmiştir iddiasındadır…. Marx, bütün yazılarında iş bölümü kapitalizmin sömürü ve yabancılaşma içeren hiyerarşik yapı oluşturduğunu ve bütün sınıflı toplumlar tarihinde iş bölümü bir sömürü aracı olmuştur. Marx’ın kafasında kapitalizm donmuş bir toplum biçimi değil, dinamik ve değişken bir ekonomik formasyondur ve toplumsal yapıların çok değişik ilişkilerden oluştuğunu, ve toplumsal değişimin önündeki engelin esasının meta fetişizmi olduğunu savunur.

Metalara değer kazandıran emek süreci, emek ortaya koyan emekçi tarafından anlaşılmadığından, değerin şeylerin doğasından kaynaklı olduğunu ve bu değerin piyasadaki işleyişten kaynaklandığının emek üreten kişice kavranmadığını ve bununda yabancılaşmaya yol açtığıdır. Emek üreten emekçi, toplumsal yapıyı, kurumları, ve süreçleri değişmez görür ve karnını doyurduğu yere itaat eder ve emeğine yabancılaşır bu süreç içinde ve bu süreç, kurum ve yapıları yeniden ve yeniden üretir.

Meta fetişizminde insanlar metaların insan benzeri niteliklere sahip olduklarına ve sömürü kadar yabancılaşmanın da, makinelerin sahiplerinden ziyade, bir meta türü olan makinelerle ilişkilerinden kaynaklandığına inanırlar. Birey metalara ve piyasaya gerçeklik yükleyerek onlar üzerindeki kontrolünü giderek yitirir. Kapitalist toplumda meta fetişizmi iki farklı biçimde yer alır.

1- İşçileri ( hem sermayenin şeyleşmiş bir hali hemde bir meta olarak ) makinelerin sömürdüğü düşünülür. Bu nedenle, insanlar tarafından tasarlanan ve üretilen ürünler, sadece insani niteliklere sahip şeyler olarak değil, aynı zamanda insani toplumsal ilişkilere katılan bağımsız varlıklar olarak görülürler.

2- Makinelerin işçileri sömürdüğü yabancılaşmaya dayalı, sömürü ve yabancılaşmaya dayalı toplumsal bağlar göze görünmez, bu nedenle işçiler hayat tarzlarını anlamak ya da değiştirmekte zorlanırlar. Bu süreci etkileyen ve engelleyen başka bir unsur ise şeyleştirmedir.

Şeyleştirme insanlar tarafından yaratılan toplumsal formların doğal, evrensel ve mutlak olduklarına ve neticede söz konusu nitelikleri kazandıklarına inanılmasıdır. Bu aşamada insanlar toplumsal yapıların kendi irade ve kontrolleri dışında ve onların değişmez olduklarına inanırlar ve bu süreç insanları itaatkar olmaya kadar götürür.

Bunun bir sonucu olarak söz konusu kurum ve yapılar mevcut süreçleri yeniden ve yeniden üretirler. Şeyleştirmeye bir başka örnek olarak özel mülkiyeti verebiliriz. Özel mülkiyet yaratan olgu, kapitalist çalışma sisteminin bütün aşamalarında olduğu gibi, işçiler emekleriyle üretmelerine rağmen emeğine yabancıdır, yabancılaşmış emeğin işçinin kendisiyle ve doğayla ilişkisinin ürünün ve sonucu bir bileşenidir.

Ancak işçi bu gerçeğin farkında değil, o nedenle ürettiğinin üzerindeki kontrolü kaybeder. Kapitalist sistem, ve tüm ekonomik sınıflı toplumlar kendini yeniden üretmek ve bu üretim süreciyle birlikte kendisini genişletmek zorundadır.

[email protected]

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top