Genel

Mehmet Yeşiltepe yazdı: Guzman’ın şahsında devrimcilik ve değerlerde ısrar

Hücrenin dişleri sivrilip
üzerimdeki postal büyüdükçe
Filistin’mişim gibi
sokaklarımdaki çocukları çoğaltarak direniyorum…

Abimael Guzman, namı diğer Gonzalo, bilinen en ağır tecrit koşullarında, tutsak alınışının yıl dönümünde, 86 yaşında fiziki yaşamını tamamladı.

Tutsaklık/tecrit koşullarında onunla empati kurmuş devrimcilerin, pek çok coğrafyada ve çok sayıda olduğuna inanıyoruz. Biz, Selimiye’nin 3 tabutluğu E, F, G’de tecrit edilmişken o henüz tutsak değildi; Metris, Mamak, ve Diyarbakır sürecinde de özgürdü. Ama tecrit hissini zamanlar üstü yaşayanlar o tutsak düştüğünde, bu deneyimler üzerinden onu hem anlamış hem de empati kurmuştur.

Onun ikinci yargılanması, Türkiye’de F tipinin yaygınlaştığı döneme denk gelir. Ve artık özetle F’dir tecritin simgesi…

Devrimcilik bir yaşam biçimidir

Guzman’ın, hayatının hemen her kesitinde yaşamı ciddiye aldığını, yaptığı her işi dolayısıyla da hayatının temeline koyduğu devrimciliği aynı ciddiyette karşıladığını görmek mümkün. Mesela Mao’yu örnek almakla kalmaz 1965’te Çin’e gider. Orada aylarca araştırmalar yapar ve dönüşünden kısa süre sonra üniversiteden istifa edip varlığını, tüm donanım ve birikimini halkların Aydınlık Yol’una adar.

Adeta Mao’nun ”Devrim, bir ziyafet vermek, bir makale yazmak, bir resim çizmek veya bir nakış işlemek değildir. (…) Devrim bir ayaklanmadır, bir sınıfın başka bir sınıfı devirdiği bir şiddet hareketidir.” tanımını doğrularcasına hareket eder.

Bilinir ki devrimcilik; artılarını, tadını, anlam ve onurunu kendi içinde taşıyan bir kimliktir; yalnızca bedel, yalnızca çirkinliklerle mücadele değildir.

Bir süredir sadece devrimcilik tanımı değil, alternatif yaşamın içeriği ve kendisi; yoldaşlığın kimyası, değerleri ve gereği, yabancılaşmanın bozan ve dağıtan etkisi karşısında kendini ifade etme ve sürdürülebilirlik sorunları yaşıyor.

Bu tür sorunlar, dönemin toplam koşulları içinde anlaşılabilir olsa da asıl meselenin, içselleştirme ve gereğini yerine getirme olduğunu söyleyebiliriz. Bilinir ki moral de mutluluk da soyut olmadığı gibi dışsal değil içsel bir olgudur; kuşatıldığınız ölçüde bozucu ve zayıf düşürücü niteliklerin tehdit boyutu artar ama aynı zamanda mücadele ederek, sorun çözerek mutlanma ve özgürleşme potansiyeli de büyür.

Devrimcilik, gündelik hayatın eleştirisi ve dayatılanın reddidir

Rutin kadar, nasıl yaşandığı, zamanın ne için harcandığı, hayatın eksenine ne konulduğu önemlidir. Rutin, insanın nasıl yaşadığının, nelere en uzun zamanı ayırdığının göstergesidir.

Guzman, yaşamına felsefe profesörü olarak devam edebilecekken istifa edip, profesyonel devrimciliği, yoldaşlarıyla beraber geçen illegal yaşamı, tüm zamanında ve her gün yeniden devrim yapmayı seçmiş ve sürecin hiçbir aşamasında sınıf düşmanlarıyla uzlaşmamıştır.

Devrimcilik en zor koşullarda dahi, moralini, mücadele rotasını ve sahip olunan değerlerin ayırdında olmayı yitirmemek, sistemin en güçlü gibi görünen temsilcileri karşısında dik durmak ve onları yargılamaktır.

12 Eylül 1992’de tutsak düşen Guzman, duruşma salonuna demir bir kafes içinde ve 1508 numaralı siyah beyaz çizgili hapishane elbisesi giydirilerek getirilmiş, aşağılanması amaçlanmıştır. O ise emperyalizmi yok etmekten bahsetmekte, kafese sığmamakta, özgürlüğün bir yanıyla da bilinçte, yaşam tercihinde olduğunu göstermekte, onu aşağılayabileceklerini sananları aşağılamakta, kafesten deyim yerindeyse firar etmektedir.

Devrimcilik, günü kurtarmak değil, hayatın her kesitinde değerlerinin anlam ve ağırlığının bilincinde olarak yaşamaktır.

Yargılamada, birbirine zıt iki sınıfın değerleri karşı karşıya gelir. Guzman 1992’de hani “sosyalizm öldü” denilen ve zannedilen süreçte, kendi değerlerini, yüzünü dahi göstermekten korkan, yargılamayı kukuletalı olarak yapan yargıçlar ve basının karşısında adeta kafesi yıkarak yapar. Öyle ki Mao’nun yüzüncü doğum yılının bir yıl boyunca kutlanmasını söyler. Ve konuşmasının devamında Enternasyonal marşını okur.

O özgüvenlidir, morallidir, kendinden emindir. Yargıçlar ise kukuletalıdır, kendi düzenlerinde ve kendi salonlarında dahi yüzlerini gösteremeyecek durumdadır.

Devrimcilik ütopya sahibi olmaktır

Gonzalo, örgütlüğün ve mücadelenin kazanımlarına bağlı olarak stratejik saldırı için hazırlık yaparken veya tutsak düşüp kafesin içinde yumruğu havada “yıkalım bu köhne düzeni biz başka alem isteriz” diye haykırırken, aynı değerlerin insanıdır. Bu, özgürleşme yürüyüşüdür ve ufkunda insanlaşmanın en ileri/mümkün ütopyasını taşımaktır.

Ütopya mümkünün kıyısıdır” der Ernst Bloch. Devrimciler, bu bilinçle, imkansız gibi görüneni zorlar; günün gereklerini yerine getirirken bir an bile bilincinin gözünü menzilden ayırmaz.

Ütopya ülkesini göstermeyen bir dünya haritasına göz atmaya bile değmez, çünkü orası insanlığın hep dönüp dolaşıp geldiği yerdir. Ve insanlık oraya indiğinde, ileriye ufka doğru bakar ve daha iyi bir ülke görerek, oraya doğru yelken açar. Gelişme ütopyaların gerçek olmasıdır.” der Oscar Wilde.

Ütopyasız insan, ufuksuz ve öngörüsüzdür; kendisine dayatılanın esiridir. Kapitalizm koşullarında bu esaretin devamının en büyük güvencesi, mülkiyet ilişkilerinin her gün, yaşamın hemen her alanında yeniden üretilmesidir.

Spartaküs dönemi dahil mücadelenin hemen her kesitinde kavgaya ütopya da eşlik etmiştir. “Kuralın, kutsalın ve paranın” olmadığı “Şirinler” gibi bu alandaki tüm üretimler dönemine göre değerlidir. Ve devrimcilik bir yanıyla da düşü gerçek kılmaktır.

Devrimcilik karşıtına benzememek ve onunla uzlaşmamaktır

En ağır tecrit koşullarında 12 yıl kaldıktan sonra yeniden yargılanma koşulu doğduğunda Gonzalo salona alındığında devrim selamı vererek “Yaşasın Peru Komünist Partisi! Marksizm-Leninizm-Maoizm’e şan! Peru halkına şan! Yaşasın halk savaşının kahramanları!” sloganlarını atar.

Sonra da 12 yıllık tecridin değerlerinde en ufak bir sarsılmaya sebep olmadığını gösterircesine bu sözlerle seslenir sistemin temsilcisi yargıçlara:

Benim adım Abimael Guzmán Reinoso, ben bir Marksist-Leninist-Maoistim ve tutuklanana kadar Peru Komünist Partisi başkanıydım ve partimin 17 Mayıs 1980’den beri önderlik ettiği halk savaşından sorumluyum. Bu nedenle, ima edilen sorumluluğu hiçbir zaman inkar etmedim ve etmeyeceğim de. Ancak mahkemenizce hakkımda verilmiş olan kararı aşağıdaki sebeplerle reddediyorum.”

O, devrimciliğin bir yaşam biçimi olduğunu göstererek (gitti diyemiyoruz) fiziki yaşamını tamamladı. Eğer yoldaşlık, solukların ve terin/emeğin kesişme noktasıysa; O, bu kesişmede yaşamaya devam edecek…

En güzel türküleri kuşanmak için
bedel ödeyenler
O türkülerden soyunduklarında
çırılçıplak kalırlar.
Biz her sabah yeni bir besteye
uyanıyoruz yoldaşlar.
Siz kendi iklimine kıyanların çıkardığı
içi boş dışı gürültülü seslere aldırmayın.
Gonzalo’nun “öldüğüne” de inanmayın…

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top