Bölge

“KÖK KURUTUCULAR” HEDEFTE…

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

ABD Başkanı Joe Biden, 24 Nisan 2021 günü yaptığı konuşmasında Ermeni Jenosidine atıfta bulunduktan sonra şu önemli belirlemenin altını çizdi: “Tarihi teyit ediyoruz. Bunu suçlamada bulunmak için değil, yaşananların bir daha asla tekrarlanmamasını garanti etmek için yapıyoruz.

“ Joe Biden’ı ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi tamamladı: “Geçmişte Türkler Ermenilere karşı katliam ve soykırım yaptı. Şimdi de Kürdlere karşı katliam yapıyorlar ve buna son vermeliyiz“ diyor.

Konuşmaların en önemli tespiti bizce budur. Çünkü Türk egemenlik sistemi tarihteki icraatlarını sürdürüyor. Bununla da övünüyorlar. Hâlâ “kökümüzü kurutmak“tan bahsediyorlar. Hangi Türk yetkilisi ağzını açsa, kurduğu ilk cümle “kökünü kurutmak” oluyor.

Hepsi Enver, Talat, Cemal ruhunu kuşanarak, silahını omuzlayarak, Kürdlere yönelik; “kökünü kurutuncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz“ diyor.

Ne demek “kökünü kurutmak“? Bu ne anlama gelir?

Bunun siyasi literatürdeki karşılığı soykırımdır. Dün Ermenilere, Rumlara, Puntoslara, Lazlara, Asuri-Süryanilere ve Kürdlere yaptıkları gibi. O günden bugüne katlede katlede bazı milletleri yok ettiler, bazılarını güçten düşürüp egemenliğine aldılar, fakat Kürdleri bitiremediler. Çünkü onlar, Türk devleti ile özdeşleşmiş bir politik şahsiyet olan Süleyman Demirel’in dediği gibi “sert çıktılar.“ Bir öldürdüklerinde Kürd anaları onun yerine 5-6 kız ve oğul doğurdular. Ama Türkler hâla “kök kurutmak“tan vazgeçmiyorlar. İşte ABD Başkanı Joe Biden’nin 24 Nisan çıkışı bunu engelleyebilirse, başta biz Kürdler olmak üzere coğrafyamızdaki tüm millet, azınlıklar ve farklı dini inanç sahipleri kendilerine minnet duyacaklar.

Türkler Joe Biden’in konuşmasından çok rahatsız oldular. ABD Başkanı Joe Biden’ın, Türklerin 1915’te Ermenilere karşı uygulamaları için “soykırım“ ifadesini kullanmasının ardından konuşmayan Türk kaldı mı kalmadı mı bilimiyoruz, ama konuşan Türkler hep bir ağızdan Joe Biden’in söyledikleri için; “Türkiye Cumhuriyeti açısından yok hükmündedir”, “milletimiz ve tarih karşısında hiçbir değeri yoktur“, “asılsız iddialar“, “kötü niyetli ve kabul edilemez olduğunu“, “tarihi gerçekleri çarpıtarak yeni husumet tohumları ekmek“, “Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti, tüm kurumlarıyla ve tüm fertleriyle ülkemize yönelik yürütülen istismar, yalan ve iftira kampanyalarına asla prim vermeyecektir“, “reddediyoruz“ deyip klasik repertuarı konuşturdular. Ama ABD Başkanı tarafından ifade edilen “soykırım“ın ne anlama geldiğini ve tarihsel yükümlülüklerinin de farkındadırlar.

Kendilerinden geçmişin hesabının sorulması bir yana, bundan böyle eskiden olduğu gibi at koşturamayacaklarının farkındadırlar. Artık istila, işgal, talana girişemeyeceklerdir. Bunun önünün alındığının farkındadırlar. Zaten uzun süreden beri bu kendilerine hatırlatılıyordu. Fakat Türk egemenlik sisteminin sahipleri bunu takmıyordu. Bunu blöf sanıyorlardı. Stratejik avantajının arkasına saklanıyorlardı. Bunu çok iyi istismar ediyorlardı. Bu, iki bloklu dünya koşullarında bir önem arz ediyordu ama bugün bunun eskisi gibi pek bir önemi kalmadı. Eskiden kendilerine verilen değer ve rolün bugün verilmeyeceğini 1. Körfez savaşıyla anladılar. Ne kadar kendilerini dayatsalar da eskiden olduğu kadar önem verilmeyeceğini gördüler. Bu, Türkiye’yi sonu belli mecaralara sürükledi. Fakat Joe Biden yönetimi sonrası bu rolü artık oynayamayacağını anladı. Artık istediği ülkeye asker gönderip at oynayamayacak. Şu andan itibaren Türkler, Kürdlerden başka kimsenin üzerine pek gitmeyeceklerdir. Esas gücünü Kürdlere karşı kullanacaklardır. Şu an Kürdistan’ın güneyinde tüm gücüyle PKK’ye saldırmaktadır. Gelişmelere bakıldığında kuzey Kürdlerinin üzerine çok sert gideceklerdir. Büyük bir ihtimale HDP kapatılacaktır. Nerede bir yurtsever kişi ve güç varsa hepsine saldıracaklardır. Anadolu toplumun desteği almaya çalışacaklardır. Türk devlet aklının süreç politikası budur.

ABD’nin Orta Doğu Projesi’ni boşa çıkarmak için çok çaba verdiler. “İlerliyorum, kazanıyorum“ dedikçe battı. İlk etapta kazandım derken her girişim hezimet olarak fiyaskoya dönüşüp kendisine geri döndü. Bunun sonuçları daha da ağır olacaktır. Bunu bilmeleriine karşın eski huylarından bir türlü vazgeçmiyorlar. Kendilerini habire dayatıyorlar. Joe Biden, Nancy Pelosi ve birçok ABD’li yetkilinin açıklamaları sonrası kriz geçiren Türk devleti hıncını Kürdlerden almaya çalışıyor. Joe Biden’nin Ermeni jenosidini telaffuz ettiği saatlerde Türk devleti Kürdistan’ın güneyinde PKK hedeflerine karşı havadan ve karadan operasyon çekti. “Kökünü kazayacağız” deyip duruyor. Bu da yetmemiş olacak ki, İbrahim Kalın, Joe Biden’nin konuşması sonrası; “Bunun elbette bir siyasi karşılığı olacaktır, bugün Türkiye’nin tutumundan da görüldüğü üzere, Türkiye’de hiç kimse soykırım suçlamasını kabul etmeyecektir” dedi. Dedi demesine de Türkiye’nin ABD’ye karşı kullanacağı ne gibi kozları var acaba? Türklerin elinde ABD’yi sarsacak tek bir kozu yok. Ama ABD’nin elinde Türkiye’yi sarsacak sayısız kozu var. Bunları yeri ve zamanı geldiğinde kullanacaklardır. Ki, bu kozlar Türkiye’ye birer birer dayatılacaktır.

Türkiye vazgeçilmez değildir. ABD yetkilileri tarafından; “Türkler, Ermenileri katledip soykırım uyguladi, şimdi de Kürdleri katlediyorlar, bunu durdurmalıyız“ deniliyor. ABD‘nin Türkiye‘ye karşı kararlılığı devem edecek, taviz vermeyecktir. NATO‘nun Güneydoğu kanadının misyonunu eskiden Türkiye‘ye havale etmişti, artık bu rolü Yunanistan üstlenecek.

14 Haziran‘da NATO zirvesi var. NATO günün koşullarına göre yapılandırılacak. Verilen mesajlara bakıldığında dünyayı daha yaşanılır kılmak için anti-demokratik diktatörlüklere karşı savaş açılacak. NATO üyesi olup diktatörlükle idare edilen ülkeler -Türkiye gibi- kapı önüne bırakılacaktır. Kimine göre bu komplo teorisi gibi gelebilir ama olacak olan budur.

ABD CAATSA yaptırımları ile başlayan silah ambargosu üzerinden Türkiye’yi F 35 programından çıkardı. Kredi musluklarını kapattı. En son Ermeni soykırım meselesi ile önemli adımlar atarak Türkiye’ye mesajlar verdi. AB, almış olduğu yaptırım kararlarının askıya alması için Türkiye’den Akdeniz’deki askerlerini geri çekmesi şartını iletti. Halkbank, İŞID ile ilişkiler, Recep Tayyip Erdoğan’ın illegal finans yatırımları vs uzayan sayısız dosya var. Bunlar sırayla birer birer Türkiye’nin önüne konulacak. Ona boyun eğdirilmeye çalışılacak ama Türkiye bunu kabullenmeyecek. Yaptırımlara karşı direnecektir. Batı sistemi ile uyumlu hale gelmeyecektir. O zaman Türkiye başka yaptırım ve baskılara maruz kalacaktır. Bu da 14 Haziran’daki NATO zirvesi toplantısından sonra olacaktır. Aynı tarihlerde ABD’nin öncülük ettiği demokrasi ile idare edilen ülkelerin katılacağı geniş katılımlı “Demokrasi Platformu“ toplantısı olacaktır. Burada da çok önemli kararlar alınacaktır. Türkiye hedef alınacakların başında gelmektedir.

ABD’nin başını çektiği Batı sistemi, uzun süreden beri Türkiye’yi içte dünüştürmeye çok çaba sarfetti ama başarılı olamadı. Türk devlet aklı, Batı dünyasının süreç politikasını kavramaktan gecikmedi, bunun tedbirini almıştı. Ne kadar Batı sistemi yanlısı iç dinamik varsa sırayla hepsini tasfiye etti. Batının nimetlerinden yararlanan ama ona karşı kullanan çıplak bir diktatörlük oluşturdu. Durum bu olunca Batı sistemi Türkiye’ye karşı farklı bir politikaya baş vurdu. Şu an bu politika uygulamadır. Siyasi, politik, ekonomik ve askeri yaptırımlarla Türkiye güçten düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu yöntemlerle Türkiye Batı sistemine teslim olup boyun eğmese bu kez farklı seçenekler devreye konulacaktır. Bu seçenek askeri müdahaledir. Tıpkı, Irak, Libya ve Suriye’de olduğu gibi. Bununda ne sonuçlara yol açtığı ortadadır.

Bu, bir projedir. Bu konuda Batı sistemi Türkiye ile bir pazarlık yapmayacaktır. Kendi değer yargılarını dayatacaktır. “Demokrasi Bloğu“ toplantı sonrası Türkiye’nin üzerine daha sertçe gidilecektir. NATO üyeliği “Demokrasi Bloğu“na göre ele alınacaktır. Türkiye bunu kabullenmeyecektir. Bu koşullarda çıplak olarak Batı sitemi ile karşı karşıya kalacaktır. Bunun sonuçlarını tahmin etmek zor değildir.

Türk egemenlik sisteminin Kürdistan, Yunanistan, Irak, Suriye, Libya, Kafkasya, Akdeniz, Balkan politikası çöktü. Dönüp kendilerini vurdu, daha da vuracaktır. ABD’nin başını çektiği Batı sistemi bunu çoktan uygulamaya koydu. Uyguladığı ekonomik ambargolar, CAATSA yaptırımlarıyla Türkiye yavaş yavaş güçten düşürülmeye çalışıyor. Kimse görmese de Türk egemenlik sisteminin sahipleri bunu görüyorlar. Bu kadar hırçınlaşmasının nedeni de budur. Bu da onun son çırpınışlarıdır. Sonuç; Türk devletini ele geçiren mafyalaşmış çetelerin tasfiyesine doğru evriliyor. Sürecin sonunda Kürdistan ve Laz milletleri bağımsızlıklarına kavuşacaktır. Anadolu toplumunu teşkil eden etnik yapılar köklerine döneceklerdir. Kendi aralarında bir federasyon oluşturacaklar. İstanbul serbest bölge olacak. Süreç buraya evriliyor. Joe Biden 24 Nisan konuşmasında durduk yere “Konstantinopolis“ demedi. (Bizler makalelerimizde 10 yıla yakın bir zamandır bu “B Planını” sizlerle paylaştık. Eminiz ki bizi takip edenler yazdıklarımızı hatırlayacaklardır.)

Bu uzun süreli bir süreç meselesidir. Bugünden yarına gerçekleşecek sorunlar değildir ama izlenen politikaların sonucu buraya çıkıyor. Bu arada Türk devletini ele geçiren mafyalaşmış çeteler boş durmayacaktır. Eşi menendi olmayan insanlık suçları işleyeceklerdir. Büyük katliamlar ve soykırımla sonuçlanacak uygulamalara başvuracaklar. Bundan en çok Kürdler payını alacaktır. Bu koşullarda uluslararası güçler devreye girecektir. Tıpkı Yugoslavya’da olduğu gibi. Katliam ve soykırımın hesabı sorulacaktır. Ama kimden? Türklük adına işlenen soykırım dahil tüm insanlıkdışı uygulamaları kim üslenecek? Hiç kimse. O koşullarda hepsi “valla biz Türk değiliz“ diyeceklerdir. İşin içinden çıkmaya çalışacaklar. Hatırlarsanız birkaç sene önce BM Genel Kurulunda Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada; “benim atalarım soykırım yapmamıştır“ dedi. Doğru dedi. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan Türk değil, Gürcüdür. Gürcüler de söz konusu soykırımlarda sorumlu değildir.

Tarih içinde coğrafyamızda yapılan başta soykırım olmak üzere uygulanan tüm insanlıkdışı faciaların hesabı sorulmaya başladığında, “fail ayağa kalk”denildiğinde kimse ayağa kalkmayacaktır. Kimse Türklüğe sahiplenmeyecektir. Ben Türk değil, şu bu etnik unsurunun üyesiyim deyip işin içinden sıyrılmaya çalışacaklardır. Geriye Türk olan unsur kalıyor. Onlar da bu uygulamalarda hiçbir suçu olmayan zavallı bir topluluktur. Her ne kadar coğrafyamızda bunca insanlıkdışı uygulamalar onlar adına yapılmışsa da bu unsurun bunda bir suçu yoktur. Hem Osmanlının, hem cumhuriyetin baskısı altında kalmış, birçok katliama uğramış bir topluluktur. Tarihi belgeler ortadadır ama ne yazık ki, her insanlıkdışı uygulamalar onlar adına yapılmıştır. Dahası Türkler adamdan sayılmamıştır. Hep küçümsenmiştir. “Etrak-ı bé idrak“ olarak aşağılanmıştır. Yani anlayışsız, laftan anlamaz olarak tariflenmiştir. İşte bunun belgesi.

Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin: “Türkler dini, soyu, sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür.“ (16 Nisan 1923’de Mısır’da El Ahram Gazetesine verdiği röportaj‘ından)

Osmanlı hiçbir zaman “biz Türküz“ dememişlerdir. Sürekli Türkleri aşağılamıştır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türklük kabullenilmiş ama sistemde Türk unsura yer verilmemiştir. Dikkat ederseniz cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türk egemenlik sisteminde üst kurumların başındakilerin yek teki Türk değildir. Zaten coğrafyamızda Türk var mı, yok mu tartışması var. Anadolu coğrafyasında toplumun %2,8 oranında olduğu genomik araştırmalarda ifade edilmektedir. Onlar da devlet kademelerinde yer alanlar değildirler. Toroslarda ve sağa-sola serpilmiş bir şekilde yaşayıp gidiyorlar. Ama Türk egemenlik sistemin sahipleri tüm pisliklerini Türklük adına icra ediyorlar. Yarın bu icraatların hesabı sorulmaya başladığında uygulama sahipleri arazi olacaklardır. Geriye sağda solda kalan Türkler kalacaktır. Şimdi bunca insanlıkdışı uygulamanın sahibi olarak bu insanlardan mı hesap sorulacak? Kuşkusuz hayır. Buna ne hukuk, ne ahlak müsaade eder. Ama bunun hesabı “son Türk devleti“ni ele geçiren mafyalaşmış çetelerden sorulur. O durumda da o “son devlet“ ortadan kalkmış olur. Olacak olan budur.

Türk devletini ele geçiren mafyalaşmış çeteler bile “Türk devleti, bir ensite, bir millette tekabül etmiyor. 72,5 buçuk milleten, olmayan bir millet yarattık” diyor. Burada buçuk denilen usur Türk oluyor. Gerisi farklı etnik grup ve milletlerden gelen unsurlardan oluşuyor. Zaten devletle bütünleşmiş, her kademesinde görev icra etmiş Süleyman Demirel; “Türk devletini Balkanlardan gelenler kurdu“ dememiş miydi? Karşımıza yamalı bir bohça çıkıyor. Bir yamanın çekilmesi halinde sistemin çökeceğini sistem sahipleri biliyor. Bu nedenle işi sıkı tutuyorlar. Sistemi katı kurallar ile yönetiyorlar. Tekçi belagatla başlayan ve biten kurallar ile işleyen bir sistem oluşturuldu ama bu bir korkuya da işaret ediyor. Zaten ikide bir; “bölündük- bölüneceğiz“ demelerinin nedeni de budur. Bu yüzden kimse “Türk devleti demokratikleşecek, başta Kürd sorunu olmak üzere tüm sorunlar çözülecek“ hayalini kurmasın. Öyle bir şey olmayacak. Gelinen bu aşamada bu görülüyor. O zaman başka bir yol kalıyor. Türk çete devletini kırmak.

Bilindiği üzere Türk çete devleti 1920’lerin büyükleri -İngiltere, Fransa, İtalya- tarafından kuruldu, kollandı, her alanda desteklendi. Onunla coğrafyamızdaki tüm halkları denetim altına aldılar. Bu, 20. Yüzılın sonuna kadar sürdü. Kurulu bu sistem insanlığın geldiği sistemle uyuşmaz duruma düştü. Değişme ihtiyacı kendini dayattı. ABD’nin başını çektiği Batı sistemi bunda karar kıldı. Şu an kendisine dayatılan uygulamalar bunun sonucudur. Bundan kaçış yok.

27 Nisan 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top