Genel

Klara Zetkin

LENİN’DEN ANILAR

  YOLDAŞ Lenin benimle kadın sorunu üzerine üsteleyerek konuştu. Yığın hareketinin önemli bir vazgeçilmez parçası, belirli koşullarda sonucu çözüme bağlayacak bir parçası olarak kadın hareketine açıkça çok büyük bir önem veriyordu. Ona göre, kadının tam toplumsal hak eşitliğine kavuşturulması, elbette, komünistler için her türlü tartışmanın dışında kalan bir ilkeydi. Bu konudaki ilk uzun konuşmamızı Lenin'in Kremlin'deki büyük çalışma odasında 1920 güzünde yaptık. Lenin kâğıtlarla ve kitaplarla kaplı, inceleme ve çalışma bakımından "dahice düzensizlik" göstermeyen yazı masasında oturuyordu. 
  "Ne olursa olsun, açık teorik temele oturan kuvvetli bir uluslararası kadın hareketi yaratmalıyız", diye konuşmaya başladı. Lenin selamlaşmadan sonra, "Marksist teori olmadan, hiçbir pratik olmaz, bu açık. Bu sorunda biz komünistlere de en büyük ilkesel açıklık gerekli. Kendimizi bütün öbür partilerden kesin sınırlarla [sayfa 208] ayırmalıyız. Ne yazık ki II. Uluslararası kongremiz kadın sorununun ele alınması sırasında dağıldı. Kongre sorunu ortaya attı; ama bir tutum takınmadı. Sorun hâlâ bir komisyonda bulunuyor. Komisyonun bir karar alması gerekiyor, tezler, yönergeler. Bununla birlikte şimdiye kadar pek bir şey yapmadı. Bu işte bize yardım etmeli." 
  Lenin'in, bana söylediği şeyi ondan önce öbür yandan işitmiştim ve bu konudaki şaşkınlığımı belli ettim. Rus kadınlarının devrimde yaptıkları ve şimdi devrimin savunulması ve geliştirilmesi için yapmakta oldukları şeyden ötürü coşku içindeyim. Kadın yoldaşların Bolşevik Partideki durumuna ve etkinliğine gelince, parti bana örnek bir parti, kesinlikle örnek bir parti gibi görünüyordu. Yalnız o, uluslararası bir komünist kadın hareketine değerli, eğitilmiş ve deneyimli güçler ve büyük tarihsel örnek getirmişti. 
  "Bu doğrudur, pek iyi, pek güzeldir", dedi, Lenin sessiz, ince bir gülümsemeyle, "Petrograd'da, burada Moskova'da, taşradaki kentlerde ve sanayi merkezlerinde, proleter kadınlar devrimde olağanüstü davrandılar. Onlar olmadan zafere ulaşamazdık, ya da pek güç ulaşırdık. Bu benim görüşümdür. Ne kadar yürekliydiler, ve şimdi hâlâ ne kadar yürekliler! Katlandıkları bütün acılan ve yoksunluktan düşününüz. Ve onlar, Sovyetleri savunmak istedikleri için, özgürlüğü ve komünizmi istedikleri için dayandılar. Evet, proleter kadınlarımız olağanüstü sınıf savaşçılandır. Hayran kalınmaya ye sevilmeye hak kazanmışlardır. Öte yandan, Petrograd'daki "anayasal demokrasi" hanımlarının da, karşımızda soylucuklardan daha çok cesaret gösterdikleri onanmalıdır. Bu, doğrudur. Partide güvenilir, sağduyulu ve yorulmadan çalışan kadın yoldaşlanmız var. Sovyetlerdeki ve yürütme kurallanndaki, halk komiserliklerindeki ve her türlü kamusal hizmetlerdeki önemli bazı noktaları onlarla ele geçirebildik. Kimileri, partide ve proleter, köylü yığınlar arasında, Kızıl Orduda gece gündüz çalışıyorlar. Bu bizim için pek değerlidir. Dünyanın her yerindeki kadınlar için de önemlidir. Kadınların yeteneklerini, emeklerinin toplum için ne kadar büyük önemi olduğunu kanıtlar. Proletaryanın ilk diktatörlüğü, kadının toplumsal tam hak eşitliği için gerçek kılavuzdur. O, kadın haklarıyla ilgili ciltlerce yazının yıktığından çok önyargı yıkmıştır. Ama her şeye karşın, uluslararası bir kadın hareketimiz yok, ve kesinlikle olmalı. Onu yaratmaya koyulmalıyız. O olmadan Enternasyonalimizin ve partilerinin çalışması tam değildir, asla tam olmayacaktır. Oysa devrim için tam çalışmalıyız. Anlatınız bana, dışardaki komünist çalışmanın durumu nasıl?"... 
  Sorunun Almanya'daki durumu üzerine özellikle ayrıntılı konuşmam doğaldı. Rosa Luxemburg'un bizi, en geniş kadın yığınlarını [sayfa 209] devrimci savaşımla kazanmak için buna ne kadar büyük önem verdiğini anlattım Lenin'e. Komünist Partinin kurulmasından sonra Rosa Luxemburg bir kadın gazetesi çıkması için çok uğraştı. Leo Jogiches, son kez benimle birlikte iken -pusuya düşürülüp öldürülmesinden bir-buçuk gün önce- partinin önündeki işleri benimle görüştü ve bana çeşitli görevler verdi; bunlardan biri de, çalışan kadınlar arasındaki etkinliğin örgütlenmesi için bir plan hazırlamaktı. Parti, ilk yasa-dışı konferansında bu sorunla uğraştı. Sosyal-demokrasinin her iki kanadından, savaş öncesinde ve savaş sırasında ortaya çıkmış, eğitilmiş ve deneyimli ajitatör ve önder kadınlar hemen hiç istisnasız sağdılar ve canlı hareketli proleter kadınları elleri altında tutuyorlardı. Bununla birlikte, partinin bütün çalışmalarına ve savaşımlarına katılan çok enerjik, özveri-sever kadın yoldaşlardan bir çekirdek daha şimdiden doğmuştu. Ama bu bile, proleter kadınlar arasında bir etkinliği örgütlemişti. Elbette her şey henüz başlangıçta; ama herhalde iyi bir başlangıç. 
  "Kötü değil, hiç de kötü değil!" dedi Lenin. "Yasa-dışılık ve yarı-yasallık sırasında yoldaşçaların enerjisi, özveri-severliği ve coşkusu, cesareti ve sağduyusu, çalışmanın gelişmesi bakımından iyi bir perspektif açar. Bunlar partinin serpilmesi ve gücünün artması için, yığınları kazanmak ve eylemlerde bulunmak için değerli etkenlerdir. Peki ama, yoldaşçaların ve yoldaşların bu sorundaki temel aydınlanmışlığı ve eğitimi ne durumda? Bu, yığınlar arasındaki çalışmada pek önemlidir. Bu, yığınların coşması için onlar arasında ağızdan ağıza dolaşan şeyi belirlemede pek etkilidir. Şu anda kimin söylediğini anımsıyamadığım bir söz vardır: 'Büyük işler başarmak için coşkulu olmalıdır.' Biz dünyanın bütün çalışanları, gerçekten hâlâ büyük işler başarmak zorundayız. Öyleyse yoldaşçalarınız, Almanya'nın proleter kadınları, ne için coşuyorlar? Proleter sınıf-bilinçleri nasıl, ilgilerini, etkinliklerini günün politik istemleri üzerinde yoğunlaştırıyorlar mı, düşüncelerinin merkezi nedir? 
  "Bu konuda Rus ve Alman yoldaşlardan garip bir şey işittim. Bunu söylemeliyim. Yetenekli bir komünist kadının Hamburg'ta orospular için bir gazete çıkardığı ve onları devrimci savaşım için örgütlemek istediği anlatıldı bana. Rosa, o üzünçlü işinin yapımıyla ilgili polis buyruklarına karşı herhangi bir kusurdan ötürü hapse atılan orospuyu bir makalesinde ele alırken, komünist kadın olarak, insanca duydu ve davrandı. Burjuva toplumun acınası ikili kurbanı şunlardır: birincisi onun iğrenç mülkiyet düzeni ve ikincisi iğrenç ahlaki ikiyüzlülüğü. Bu, bellidir. Yalnız yontulmamış ve kısa görüşlü bir insan bunu unutabilir. Ama bunu kavramak, orospuları -açıkça söylemem gerektiği gibi- özel loncasal devrimci savaşım birliği gibi örgütlemekten ve onlar için bir kadın gazetesi çıkarmaktan [sayfa 210] bambaşka bir şeydir. Almanya'da örgütlenmesi gereken, kendileri için bir gazete çıkarılmak gereken, savaşımlarınıza katılmak gereken hiçbir sanayi işçisi kadın gerçekten yok mu? Burada hastalıklı bir gelişme sözkonusudur. Bana her orospuyu tatlı bir Madonna gibi işleyen yazınsal modayı kuvvetle ansıtıyor. Orada bile köken sağlıklıydı: toplumsal duygudaşlık, saygıdeğer burjuvanın ahlaki ikiyüzlülüğüne baş kaldırma. Ama sağlıklı olan, burjuvaca kemiriliyor ve yozlaştırılıyordu. Şu da var: Orospuluk sorunu bize burada da güç bazı problemler çıkaracak. Orospuların üretken çalışmaya yöneltilmesi, toplumsal ekonomiye katılması - sorun budur. Ama ekonomimizin şimdiki durumunda ve belirli bütün koşullarda bunu yapmak güç ve karmaşıktır. Orada, proletaryanın devlet iktidarını ele geçirmesinden sonra genişlemesine karşımıza konan ve pratik çözüm gerektiren küçük bir kadın sorununuz var. Burada, Sovyet Rusya'da bizi uğraştıracak birçok şey var. Ama sizin Almanya'daki özel halinize dönelim. Parti, üyelerinin böyle uygunsuzluklarım asla sessizce seyredemez. Bu, şaşkınlık yaratır ve güçleri dağıtır. Ve siz, kendiniz, buna karşı ne yaptınız?" 
  Ben daha yanıt veremeden sözünü sürdürdü Lenin: "Sizin günah listeniz daha da uzun, Clara. Bana anlatıldı ki yoldaşçaların okuma ve tartışma akşamlarında özellikle cinsel sorun, evlilik sorunu ele alınıyormuş. Başlıca ilgi konusu, politik öğretim ve eğitim konusu buymuş. Bunu işittiğim zaman kulaklarıma inanamadım. Proleter diktatörlüğün ilk devleti dünyanın bütün karşı-devrimcileriyle boğuşuyor. Almanya'daki durum bile, durmadan ilerleyen karşı-devrimi geri püskürtmek için bütün proleter, devrimci güçlerin sonuna kadar yoğunlaştırılmasını gerektiriyor. Oysa, etken yoldaşçalar cinsel sorunu ve 'geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki' evlilik biçimleri sorununu görüşüyorlar. Proleter kadınları bu konuda aydınlatmayı en önemli göreviniz sayıyorsunuz. En çok okunan yazının Viyanalı genç bir yoldaşçanın, cinsel sorun üzerine kaleme aldığı kitapçık olduğu söyleniyor. Bir paçavra! Onda doğru olan şeyi işçiler Bebel'de çoktan okudular. Üstelik o kitapçıktaki soğuk şema gibi cansıkıcı olarak değil, tersine, burjuva topluma karşı okuyanı kışkırtarak sürükleyen saldırgan bir biçimde. Fröydçü varsayımlarla genişletme, bilime göre 'düzenlenmiş' görünüyor, oysa amatör beceriksizliğidir. Fröydçü teori de şimdi böyle bir moda budalalığıdır. Makale, söyleşi, kitapçık cinsel teorilerine, kısaca, burjuva toplumun seralannda bol bol gelişen şu özgül yazının teorilerine güvenim yok. Hintli ermişin kendi göbeğine baktığı gibi, gözlerini yalnız cinsel soruna dikip ondan hiç ayırmayanlara güvenim yok. Bana öyle görünüyor ki, pek çoğu varsayımlar, çoğu zaman gerçekten keyfî varsayımlar olan cinsel teoriler salgını, kişisel bir [sayfa 211] gereksinmeden, yani kendi anormal ya da azgın cinsel yaşamını burjuva ahlakı karsışısmda haklı çıkarmak ve onun hoşgörüsünü dilemek için doğuyor. Burjuva ahlakı karşısındaki bu peçelenmiş saygı, bana, cinseli kurcalayıp durmak gibi aykırıdır. Pek yabanıl ve devrimci tavır takınabilir, ama sonunda burjuvacadır. Özellikle aydınların ve onlara yakın olan katmanların bir düşkünlüğüdür. Partide, sınıf-bilinçli, savaşan proletaryada buna yer yoktur." 
  Burada, özel mülkiyetin ve burjuva düzenin egemenliğinde cinsel sorunun ve evlilik sorununun, bütün toplumsal sınıfların ve katmanların kadınları için çok yönlü problemler, çatışkılar, acılar yarattığını söyleyerek itiraz ettim. Savaş ve sonuçları, cinsel ilişkilerde anılan bu çatışkıları ve acılan bilemiş, eskiden onlar için örtülü olan problemleri görünürleştirmişti. Yayılan devrimin havası buna uyuyordu. Eski duygu ve düşünce dünyası sarsılmaya başlamıştı. Şimdiye kadarki toplumsal bağlar gevşiyor ve kopuyordu, insandan insana yeni ilişkilere ve davranışlara doğru eğilimler beliriyordu. İlişkili sorunlara duyulan ilgi, aydınlanma ve yeniye uyma gereksinmesinin bir dışavurumuydu. Bunda, burjuva toplumun doğalsızlığına ve ikiyüzlülüğüne karşı bir tepki de ortaya çıkıyordu. Evlilik ve aile biçimleri, tarihin akışı sırasında, ekonomiye bağımlılıkları içinde, proleter kadınların kafasında burjuva toplumun sonsuzluğu boşinanını yıkmaya uygundu. Onun için, burjuva düzeninin tahlilinde, özünün ve etkilerinin ortaya çıkarılmasında, onlarla birlikte cinsel yalancılığın damgalanmasında, nazik bir tarihsel durum olmalıydı. Bütün yollar Roma'ya çıkardı. Toplumun ideolojik üstyapısının önemli bir kesiminin, belirgin toplumsal bir görüngünün her gerçek marksist tahlili, burjuva toplumun ve onun mülkiyet temellerinin tahliline varmalıydı. Carthaginem esse delendam [Kartaca alınmalı] idi. 
  Lenin gülümseyerek başını salladı. "Gördük işte, yoldaşçalaranızın ve partinizin avukatlığını yapıyorsunuz. Söylediğiniz elbette doğru. Ama bununla Almanya'da yapılmış yanlış en uygun biçimde bağışlanır, haklı bulunmaz. O, bir yanlıştır ve öyle kalır. Okuma ve tartışma akşamlarında cinsel sorunun ve evlilik sorununun yetkin, yaşayan tarihsel materyalizmin görüş noktasından ele alındığını bana ciddi olarak güvenceleyebilir misiniz? Bu, pek çok gerecin (malzemenin) öngörülmesinde, onunla en açık marksist biçimde başa çıkmada çok yönlü ve derin bir bilgi gerektirir. Şimdi bunu başaracak gücünüz var mı? Gücünüz olsaydı, okuma ve tartışma akşamlarında anılan o kitapçık gibi bir kitapçık kullanılmazdı. O, eleştirilecek yerde, salık verilir ve dağıtılırdı. Sorunun yetersiz, marksistçe olmayan ele alınışı nereye varıyor öyleyse? Cinsel sorunun ve evlilik sorununun büyük toplumsal sorunun parçası olarak [sayfa 212] kavranmamasına. Tersine, büyük toplumsal sorunun cinsel problemin bir uzantısı, bir parçası gibi görünmesine. Ana sorun, ikincil sorun gibi geriye çekiliyor. Bu, bir konudaki aydınlığa zarar vermekle kalmaz, genellikle proleter kadınların kafasını, sınıf bilincini bulandırır. 
  "Üstelik hepsi bu kadar değil! Bilge [Hazreti] Süleyman, her şeyin zamanı olduğunu söylüyordu. Rica ederim, şimdi, proleter kadınları, insan nasıl sever ve kendini nasıl sevdirir, nasıl kur yapar ve kendine nasıl kur yaptırır konusuyla haftalarca oyalamanın zamanı mı? Elbette 'geçmişte, şimdi ve gelecekte', çeşitli halklarda, ki o zaman buna övünçle tarihsel materyalizm denir! Şimdi yoldaşçaların, çalışan halkın kadınlarının bütün düşünceleri proleter devrime yönelmiş olmalıdır. Proleter devrim, evlilik ve cinsel koşullann zorunlu yenilenmesi için temeli de yaratır. Oysa şimdi, Avustralya yerlilerinde evlilik biçimleri ve eski çağda kardeş evliliği gibi gerçekten başka problemler ön plana çıkıyor. Alman proleterleri için Sovyetler sorunu hâlâ gündemdedir; Versay antlaşması ve kadın yığınlarının yaşamındaki etkileri, işsizlik, düşen ücretler, vergiler ve daha birçok başkalan. Kısaca, üsteleyerek söylüyorum ki, proleter kadınlarının bu türlü politik, toplumsal eğitimi yanlıştır, baştan sona yanlıştır. Buna nasıl ses çıkarmayabildiniz? Buna karşı otoritenizi kullanmalıydınız." 
  Ayrı ayrı yerlerde önderlik eden yoldaşçaları eleştirir ve uyarırken bunu yapmaktan geri durmadığımı öfkeli dosta açıkladım. Yalnız, o da bilirdi ki, bir peygamberin kendi anayurdunda ve hısımlarının gözünde saygınlığı yoktur. Eleştirimle "sosyal-demokratik düşüncenin ve eski moda burjuva darkafalılığın etkili kalıtılarını" koruduğum kuşkusunu yaratmıştım. Bununla birlikte, eleştiri sonunda boşa gitmemişti. Cinsel sorun ve evlilik sorunu artık kursların ve tartışma akşamlarının ağırlık noktası değildi. Ama Lenin konuşma konusu olan düşünceleri daha da ileri götürdü. 
  "Biliyorum, biliyorum", dedi, "bana hasım olmalanna karşın, bazı kimseler bu bakımdan benim de darkafalı olduğumdan kuşkulandılar. O kadar ikiyüzlü ve darkafahlar ki. Ama sessizce katlanıyorum buna! Burjuva görüşlerin yumurtasından asla çıkmamış cücükler, o sarı gagacıkları ile her zaman korkunç kurnazdırlar. Kendimizi düzeltmeden buna alışmalıyız. Gençlik hareketi de cinsel sorunda düşüncenin 'modernliğinden' ve onunla aşırı uğraşmaktan acı çekiyor." Lenin modernlik sözcüğünü alaylı alaylı vurguladı ve yüzünü buruşturdu. "Bana birçoklarının bildirdiğine göre", diye sürdürdü konuşmasını, "cinsel sorun gençlik örgütlerinizde en çok sevilen konudur. Bu konuda ancak yeterince konuşulmalı. Bu yanlış davranış gençlik hareketinde özellikle zararlıdır. Özellikle tehlikelidir. [sayfa 213] Bireylerde cinsel yaşamın abartılmasına ve körüklenmesine, gençlik sağlığının ve gücünün boşa harcanmasına kolayca yolaçabilir. Bu görüngüye karşı savaşmalısınız. Kadın ve gençlik hareketlerinin değinme noktaları hiç de az değildir. Yoldaşçalarımız her yerde gençlerle birlikte planlı olarak çalışmalıdırlar. Bu, analığın bireyselden toplumsala uzanması, genişlemesi ve yücelmesidir. Ve kadının canlanan bütün toplumsal yaşamı ve etkisi hızlandırılmalıdır; kadın, darkafalı bireysel ev ve aile psikolojisinin darlığından böylelikle kurtulur. Herhalde bunun sırasıdır. 
  "Gençliğin büyük bir kesimi, bizde de, cinsel sorunda 'burjuva kavrayışı ve ahlakı' 'yeniden gözden geçirmeye' pek düşkün. Ve, gençliğimizin en iyi, gerçekten çok şey vaadeden bir kesimi, diye eklemeliyim. Demin söylediğiniz gibi, bu böyle. Savaş sonuçlarının ve başlamış devrimin havasında, toplumun sarsılan ekonomik temeli üzerinde, eski ideolojik değerler bozuluyor ve bağlayıcı güçlerini yitiriyor. Yeni değerler, savaşımlardan doğarak, yavaş yavaş kristalleşiyor. İnsandan insana, erkek ile kadın arasındaki ilişkilerde de, duygular ve düşünceler devrim geçiriyor. Bireyin hakkı ile yığının hakkı arasına, dolayısıyla bireyin ödevlerine yeni sınırlar çekiliyor. İşler tümüyle en başıboş mayalanma halinde. Birbirine karşıt çeşitli eğilimlerin yönü, gelişme gücü, henüz tam bir açıklıkla ortaya çıkmıyor. Bu, geçip gitmenin ve olmanın yavaş ve çoğu zaman büyük acı veren bir süreci. Özellikle cinsel ilişkiler, evlilik, aile alanlarında. Burjuva evliliğin çöküşü, çürümesi, pisliği, güç çözülürlüğü ve erkeğe tanıdığı özgürlük, kadını köleleştirmesi, cinsel ahlakın ve ilişkilerin tiksinç yalancılığı ile birlikte, manen en canlıyı ve en iyiyi yoğun iğrençlikle dolduruyor. 
  Burjuva evliliğin ve burjuva devletin aile yasalarının zoru, rahatsızlığı ve çatışkıyı keskinleştiriyor. Bu, 'kutsal' özel mülkiyetin zorudur. Satın alınırlığı, alçaklığı, pisliği kutsar. Saygın burjuva toplumun bilinegelen ikiyüzlülüğü geri kalanı fazlasıyla yapıyor, insanlar egemen iğrençliğe ve doğalsızlığa karşı haklarını arıyorlar. Ve bireyin duyguları çabucak değişiyor, güçlü devletlerin parçalandığı, eski egemenlik ilişkilerinin koptuğu yerde, bütün bir toplumsal dünyanın batmaya başladığı yerde, değişme isteği ve baskısı, bir zaman için kolayca, dizginlenmemiş bir güç kazanıyor. Burjuva anlamda cinsel ve evliliksel reform yetmiyor. Bir cinsel ve evliliksel devrim, proleter devrime uygun olarak, yaklaşıyor. Kadınların da, gençliğin de özellikle uğraştıklan o böylece ortaya atılmış, çok çetrefilleşmiş sorun karmaşıklığı anlaşılır bir şeydir. Öbürleri gibi, bugünkü cinsel sakıncalar karşısında, o da özellikle [çözüm için-ç.] kıvranıyor. Eskimişliğinin bütün azgınlığıyla başkaldırıyor. Bu, anlaşılır bir şeydir. Hiçbir şey, gençliğin keşişçe perhizini [sayfa 214] öğütlemekten ve pis burjuva ahlakın kutsallığından daha yanlış olmazdı. Yalnız, fiziksel bakımdan zaten ortaya çıkan cinsel konunun şu yıllarda ruhsal olarak merkezleşmesi düşündürücüdür. Etkisini ne kadar uğursuzca gösteriyor... 
  "Gençliğin cinsel yaşamın sorunlarına karşı değişen tutumu 'temeli'dir ve bir teoriye dayanmaktadır. Kimileri, gençliğin tutumunu 'devrimci' ve 'komünistçe' diye niteliyorlar. Öyle olduğuna gönülden inanıyorlar. Bu bende saygı uyandırmıyor. Asık suratlı bir keşiş değilsem de, gençliğin -bazan da yaşlıların- anılan 'yeni cinsel yaşamı' bana çoğu zaman katışıksız burjuvaca, burjuva genelevlerinin bir çoğaltımı gibi görünüyor. Biz, komünistlerin anladığımız gibi, bütün bunların aşk özgürlüğü ile ortak bir yanı yoktur. Komünist toplumda cinsel yaşamın eğilimlerini, aşk gereksinmelerini doyurmanın 'bir bardak su içmek' gibi basit ve önemsiz olduğunu söyleyen ünlü teoriyi elbette biliyorsunuz. Bu bir bardak su teorisi, gençliğimizin bir kesimini çıldırttı, deli etti. Birçok delikanlıya ve genç kıza alın yazısı oldu. Savunucuları bu teorinin marksist olduğunu öne sürüyorlar. Toplumun ideolojik üstyapısındaki bütün görüngüleri ve dönüşümleri onun ekonomik temelinden doğrudan doğruya ve tümüyle saptıran böyle bir marksizmi reddediyorum. Sorun hiç de bu kadar basit değil. Friedrich Engels, tarihsel materyalizmle ilgili olarak, bunu çoktan saptadı. 
  "Ünlü bir bardak su teorisini tümüyle marksist-dışı ve üstelik toplumsal dışı sayıyorum. Cinsel yaşamda yalnızca doğa vergisi olan değil, kültür olan da, ister yukarı ister aşağı düzeyde olsun, etkili ve geçerlidir. Engels, Ailenin Kökeni'nde, genel cinsel içgüdünün bireysel cinsel sevgiyle geliştiğini ve inceldiğini, bunun ne kadar anlamlı olduğunu göstermiştir. Cinslerin birbirleriyle ilişkileri, toplumun ekonomisi ile fizyolojik bakımdan düşünsel olarak yalıtılan fiziksel bir gereksinme arasındaki karşılıklı oyunun yalnızca bir dışavurumu değildir. Bu ilişkilerin dönüşümünü kendisi için ve bütün ideoloji ile bağlantısından çözülmüş olarak, toplumun ekonomik temeline indirmeyi istemek ussalcılık (Rationalismus) olurdu. Marksizm değil. Kuşkusuz! Susuzluk giderilmek ister. Ama normal insan, normal koşullarda sokak çamuruna yatıp bir çirkeften içer mi? Ya da kenarı birçok dudağın değmesiyle yağlanmış bir bardaktan? Hepsinden önemlisi işin toplumsal yanıdır. Su içmek gerçekten bireyseldir. Aşkta iki kişi vardır, ve bir üçüncü, yeni bir yaşam doğabilir. Bu olguda bir toplumsal çıkar vardır, topluma karşı bir ödev vardır. 
  "Komünist olarak, bir bardak su teorisine en küçük bir yakınlık duymuyorum, 'aşk özgürlüğü' parlak etiketini taşısa bile. Üstelik bu aşk özgürlüğü, ne yenidir, ne de komünistçedir. Özellikle geçen [sayfa 215] yüzyılın ortasına doğru, yazında 'gönüllerin özgür kılınması' olarak öğütlendiğini anımsayacaksınız. Burjuva pratiğinde etin özgür kılınması olarak kozadan çıktı. Öğüt, eskiden bugün olduğundan daha başarılıydı, pratikte nasıl olduğunu yargılayamam. Eleştirimle sanki keşişliği öğütlediğim sanılmasın. Aklımdan geçmez! Komünizm keşişler getirmemelidir, tersine, yaşam sevinci, yaşam gücü, gerçekleşmiş aşk yaşamı getirmelidir. Oysa, benim görüşüme göre, bugün sık sık gözlemlenen cinsel azgınlık, yaşam sevinci ve yaşam gücü vermiyor, yalnızca onları azaltıyor. Çağımızda devrim çetin, çok çetin (schlimm), 
  "Gençlik özellikle yaşam sevinci ve yaşam gücü gereksiniyor. Sağlıklı bir spor, jimnastik, yüzme, yürüme, her türlü bedensel pratik, ruhsal ilgilerde çok-yanlılık. Onlarla birlikte, olabildiği kadar çok öğrenme, inceleme, araştırma! Bütün bunlar, gençliğe, cinsel problemler üzerine sonsuz açıklamalardan ve tartışmalardan ve sözümona zamanım değerlendirmekten daha çok şey verir. Sağlıklı beden, sağlıklı ruhi Ne keşiş, ne Don Juan, ama ikisi arasında Alman darkafalısı da değil. Genç yoldaş X. Y. Z.'yi tanıyorsunuz herhalde. Olağanüstü bir delikanlı, üstün yetenekli. Korkarım, bütün bunlara karşın asla adam olmayacak. Durmadan ötüyor ve kadın öyküsünden kadın öyküsüne sendeliyor. Bu, politik savaşıma, devrime yaramaz. Kişisel romanları politika ile sarmaş dolaş olan şu kadınların savaşımlarındaki güvenirlik ve sebat üzerine bahse girmiyorum. Her iç etekliğin (jüponun) ardından koşan ve her genç kadıncığa tutulan erkeklerinki için de. Hayır, hayır, bu devrimle uyuşmaz!" Lenin yerinden fırladı, eliyle masaya vurdu ve odada birkaç adım attı. 
  "Devrim, güçlerin yoğunlaştırılmasını, artırılmasını gerektirir. Yığınlardan, bireylerden, d'Annunzios'un düşkünleşmiş erkek ve kadın kahramanları için normal olan içkili ve kösnülü durumlara katlanamaz. Cinsel yaşamın dizginsizliği burjuvacadır, çöküş belirtisidir. Proletarya yükselen bir sınıftır. Uyuşmak için ya da uyaran olarak sarhoşluğa -az bile olsa, alkolle sarhoşluk gibi cinsel taşkınlık sarhoşluğuna- gereksinme duymaz. Proletarya kendini unutamaz ve unutmaz, kapitalizmin iğrençliğini, pisliğini, barbarlığını unutamaz ve unutmaz. Savaşımda en kuvvetli itkiyi sınıfın durumundan, komünist ülküden alır! Açıklık, açıklık ve gene açıklık gereksir! Bundan ötürü, yineliyorum, güçlerde zayıflama, boşa harcama, tükenme olmamalı. Kendine egemenlik, özdisiplin kölelik değildir, aşkta da kölelik değildir, bağışlayınız, Clara! Konuşmamızın çıkış noktasından çok uzaklaştım. Beni neden uyarmadınız? Kaygılara kapılıp konuştum. Gençliğimizin geleceği beni çok kaygılandırıyor. Gençliğin geleceği devrimin bir parçasıdır. Ve burjuva toplumdan [sayfa 216] devrimin dünyasına -bazı asalak bitkilerin uzaklara yayılan kökleri gibi- sürünerek sokulan zararlı görüngüler ortaya çıkarsa, bunun üzerine erkenden yürümek daha iyidir. Kaldı ki, değinilen sorunlar, kadın sorununun da parçalarıdır." 
  Lenin büyük bir canlılık ve etkililik ile konuşmuştu. Gönlündekileri söylediğini ve söyleyişinin bunu güçlendirdiğini her sözcükte duyuyordum. Bazan enerjik bir el hareketi bir düşüncenin altım çiziyordu. Lenin'in pek büyük politik sorunların yanında tek tek görüngülere de bu kadar dikkatle eğilmesi ve onları tartışması beni şaşırtıyordu. Üstelik bunu yalnız Sovyet Rusya için değil, kapitalist ülkeler için bile yapıyordu. Yetkin bir marksistti, ve yetkin bir marksist olarak, nerede ve hangi biçimde olursa olsun, tek olanı büyükle, bütünle ilişkisi içinde ve bu bakımdan önemiyle kavrıyordu. 
  Yaşam istenci, yaşam amacı karşı konmaz bir doğal güç gibi, bütün ve sarsılmaz olarak bir tek şeye yönelmişti: yığınsal girişim olarak devrimin çabuklaştırılmasına. Böylece, her şeyi devrimin bilinçli itici gücüne etkisi içinde değerlendiriyordu. Ulusalı uluslararası gibi, çünkü tek tek ülkelerde ve çeşitli gelişim aşamalarında, tarihsel bakımdan belirli ve tek olanın tam değerlendirilmesi, onun gözünde, her zaman, bir tek şeye, bölünmez proleter dünya devrimine dayanıyordu. 
  "Yüzlerce, binlerce sözünüzü işitmediğim için çok acınıyorum. Yoldaş Lenin!" diye haykırdım. "Biliyorsunuz ki, beni imana getirmeniz gerekmiyor. Ama görüşünüzü dost ve düşman işitseydi ne kadar etkili olurdu." Lenin tatlı tatlı gülümsedi. "Sözkonusu sorunlar üzerine bir gün belki konuşurum ya da yazarım. İlerde - şimdi değil! Şimdi bütün güç ve zaman, başka şeylere verilmelidir. Daha büyük, daha zorlu sıkıntılar var. Sovyet devletlerini savunma ve sağlamlaştırma savaşımı daha sona ermedi. Polonya ile savaşa son vermeliyiz. Wrangel hâlâ güneyde. Yalnız, bu işi bitireceğimize kesin güvenim var. Bu, İngiliz ve Fransız emperyalistleri ve onların vasallarını da düşündürecek. Ama görevimizin en güç kesimi hâlâ bizi bekliyor: Kuruluş. Onunla birlikte cinsel ilişkiler, evlilik ve aile sorunları da güncelleşip ön plana çıkacak. Bu arada, gerektiği zamanda ve yerde, dövüşmelisiniz. Bu sorunların marksist-dışı ele alınmasını ve yıkıcı sapmalara ve hilelere beslenme zemini verilmesini önlemelisiniz. Ve bununla, sonunda, sizin işinize geliyorum." 
  Lenin saate baktı. "Size ayırdığım zamanın yarısı geçti", dedi. "Gevezelik ettim. Kadın yığınları arasında komünist çalışma için kılavuz ilkeler geliştirmelisiniz. İlkesel düşüncenizi ve pratik deneyiminizi biliyorum. Bundan ötürü çalışma üzerine konuşmamız kısa [sayfa 217] olabilir. Kılavuz ilkeleri nasıl düşünüyorsunuz?" Bu konuda yoğun bir özet verdim. Lenin, sözümü kesmeden, başını sallayarak beni onadı. Sözümü bitirince soran gözlerle baktım ona, "Anlaştık!" dedi. "işi Zinovyev ile de konuşunuz. Önde gelen yoldaşcaların bir toplantısında bu konuda bilgi vermek ve tartışmak da iyidir. Yazık ki, çok yazık ki Inessa Armand yoldaşça burada değil. Hasta, Kafkaslara gitti. Tartışmadan sonra kılavuz ilkeleri yazınız. Bir komisyon onları salık verir, ve sonunda, yürütme karara bağlar. Ben, yalnız görüşünüzü tümüyle paylaştığım birkaç ana noktada düşüncelerimi söylemek istiyorum. Günlük ajitasyon ve propaganda çalışmamız eylem ve savaşım hazırlamak ve başarılı olmak gerekiyorsa, bu çalışmamız için de önemli görünüyorsunuz bana." 
  "Kılavuz ilkeler, gerçek kadın özgürleşmesinin ancak komünizmle olabileceğini kesinlikle dile getirmelidir. Kadının toplumsal ve insani konumu ile üretim araçlarında özel mülkiyet arasındaki çözülmez bağlılık kuvvetle belirtilmelidir. Bununla, kadın-hakçılığı oyununa karşı kalın, silinmez ayırım çizgisi çekilir. Ama bununla, kadın sorununu toplumsal sorunun, işçi sorununun parçası olarak kavramak için ve bu niteliğiyle proleter sınıf savaşımına ve devrime bağlamak için temel de belirlenmiştir. Komünist kadın hareketinin kendisi, yığın hareketi, yalnız proleterlerin değil, tersine, her türlü sömürülenlerin ve ezilenlerin, kapitalizmin ya da bir egemenlik ilişkisinin bütün kurbanlarının genel yığın hareketinin bir parçası olmalıdır. Onun proletaryanın sımf savaşımları için ve proletaryanın tarihsel yaratısı için, komünist toplum için, anlamı bundadır. Partide, Komünist Enternasyonalde seçkin bir devrimci kadınlar topluluğumuz olduğu için gerçekten övünç duyabiliriz. Ama bu, sonuçlandıncı değildir. Kentte ve köyde çalışan milyonlarca kadını kazanmalıyız. Savaşımlarımız için ve özellikle komünist toplum devrimimiz için. Kadınlar olmadan gerçek hiçbir yığın hareketi olmaz. 
  "Bizim komünist anlayışımızdan örgütlenmeyle ilgili olan çıkar: Komünist kadınların ayrı (özel) hiçbir birliği yoktur. Komünist kadın, partide, komünist erkek gibi üyedir. Eşit ödevlerle ve haklarla. Bu konuda hiçbir görüş ayrılığı olamaz. Partinin organları, ya da alışılagelmiş söyleşiyle, özel görevi, en geniş kadın yığınlarını uyandırmak, partiyle bağlamak ve içlerinde sürekli etkili kalmak olan çalışma grupları, komisyonlar, kurullar, kollar olmalıdır. Kadın yığınları arasında tümüyle sistemli yolda etkin olmamız elbette buna bağlıdır. Uyandırılanları eğitmeliyiz ve Komünist Partinin önderliğindeki proleter sınıf savaşımları için kazanmalı ve donatmalıyız. Üstelik yalnız fabrikadaki ya da aile ocağındaki proleter kadını düşünmüyorum. Bence küçük köylü kadınlar, çeşitli tabakaların [sayfa 218] küçük-burjuva kadınları da sözkonusudur. Onların hepsi de kapitalizmin avıdır ve savaştan beri her zamankinden çok öyledir. Bu kadın yığınının politik-dışı, toplumsal-dışı, geri kalmış ruhu, yalıtılmış etkinlik çevresi, yaşamının bütün düzeni, birer olgudur. Onları gözönüne almamak budalalık, kesinlikle budalalık olurdu. Onlar arasında çalışmak için bize birkaç organ, özel kışkırtma yöntemleri ve örgüt biçimleri gerek. Bu feminizm değildir; bu, pratik, devrimci amaca-uygunluktur... 
  "Kadın yığınları arasındaki kışkırtıcı ve propagandacı etkinlik, onların uyandırılması ve tümüyle değiştirilmesi, yalnızca yoldaşların işi sayılıyor. Bu iş daha çabuk ve sağlıklı ilerlemiyor diye yalnız onlar kınanıyor. Bu yanlıştır, temelli yanlıştır! Gerek ayrılıkçılık (Separatisrnus) ve Fransızların dediği gibi Frauenrectelei à rebours, tersyüz edilmiş kadın-hakçılığı oyunudur. Ulusal kesimlerimizin yanlış düşüncesinin temeli nedir? Sovyet Rusya'dan sözetmiyorum. Son tahlilde, kadının ve yaptıklarının küçümsenmesi! Evet evet! Şu, ne yazık ki, yoldaşlarımızın çoğu için de geçerli: 'Komünisti kazı, altından darkafalı çıkar.' Elbette onun duyarlı yeri, kadınla ilgili (in puncto) anlayışı kazınmalıdır. Kadınların tek başına ev yönetimindeki o ayrıntılı, tekdüze, gereksiz yere güç ve zaman harcatan ve yıpratan çalışmayla nasıl solduğunu, o sırada ruhlarının nasıl daraldığını ve bunaldığını, yüreklerinin uyuştuğunu, istençlerinin zayıfladığım erkeklerin sessizce seyretmelerinden daha çarpıcı kanıtı var mı bunun? Çocuk bakımı da birlikte olmak üzere bütün evsel işlerini boğaz tokluğuna çalışanlara yükleyen burjuva haramlardan sözetmiyorum elbette. Sözüm, kadınların pek büyük çoğunluğu, ve özellikle bütün gün fabrikalarda çalışıp para kazanan işçi karıları için geçerlidir. 
  "Pek az erkek -proleterlerden de- 'karı işi'ne el atmak istediğinde, kadının bazı güçlüklerini ve yorgunluklarını ne kadar azaltabildiğini, hatta, tümüyle giderebildiğini düşünüyor. Ama hayır, bu, erkeğin dinlenmesini ve rahatını gerektiren 'erkek hakkına ve onuruna' aykırıdır. Kadının evsel yaşamı, binlerce değersiz ufak tefekte her gün kurban olmaktır. Erkeğin eski efendilik hakkı gizlice yaşayagidiyor. Kölecesi bunun öcünü -gene gizlice- nesnel olarak alıyor- Kadının geri kalmışlığı, erkeğin devrimci ülküsüne anlayışsızlığı, erkeğin savaşım sevincini ve savaşım azmini sınırlıyor. Göze çarpmayan, yavaş ama kesin kemiren ve aşındıran küçücük kurtlara benziyorlar, işçi yaşamını bilirim, üstelik yalnız kitaplardan öğrenmedim. Kadın yığınları arasındaki komünist çalışmamız, onlar arasındaki politik çalışmamız, erkekler arasındaki eğitim çalışmasının büyük bir bölümünü içeriyor. Eski efendi görüş noktasını en son, en ince köklerine kadar söküp atmalıyız - partide ve yığınlarda. [sayfa 219] Çalışan kadınlar arasında parti etkinliğini yürüten ve yöneten yoldaşçalardan ve yoldaşlardan ivedilikle bir kurmay geliştirmek gibi, bu da politik görevimizdir." 
  Sovyet Rusya'da bununla ilgili durumu sormam üzerine Lenin şu yanıtı verdi: "Proleter diktatörlüğün hükümeti, elbette Komünist Parti ve işçi sendikaları ile birlikte, erkeklerin ve kadınların geri kalmış kavrayışını altetmek için, eski komünistçe olmayan psikolojiyi yere sermek için her şeyi yapıyor. Yasamada tam kadın ve erkek eşitliği doğaldır. Hak eşitliğini sağlama gönülden çabası, bütün alanlarda kendini gösteriyor. Kadınları toplumsal ekonomiye, yönetime, yasamaya ve hükümete katıyoruz. Mesleki ve toplumsal yapıcılıklarını geliştirmek için onlara bütün kursları ve yetiştirme yurtlarını açıyoruz. Ortak mutfaklar, genel aşevleri, yıkama ve onarma yerleri, kreşler, çocuk yuvaları ve çocuk yurtları, çeşitli eğitim kurumları kuruyoruz. Kısaca, programımız gereğince, tek başına ev yönetiminin toplumsal ve eğitsel görevlerini topluma aktarmak için elimizden geleni yapıyoruz. Böylece kadın, eski ev-köleliğinden ve erkeğe her türlü bağımlılıktan kurtuluyor. Kadınlara, yeteneğe ve eğilime göre, toplumda tam etkinlik olanağı sağlanıyor. Çocuklar, evdekinden daha elverişli eğitim koşullarına kavuşuyor. Dünyanın en iyi kadın-işçileri-koruma yasaları bizde, ve onları örgütlü işçilerin vekilleri uyguluyor. Doğumevleri, ana ve bebek yurtları açıyoruz. Anneler için danışmanlıklar, bebek ve çocuk bakımı için kurslar, ana ve bebek sağlığı ile ilgili sergiler vb. düzenliyoruz. Yoksun ve işsiz kadınların sıkıntılarını gidermek için en ciddi çabaları gösteriyoruz. 
  "Biliyoruz ki, bu, çalışan kadın yığınlarının gereksindiklerine oranla henüz çok değildir, onların gerçek kurtuluşu için henüz her şey olmaktan uzaktır. Bununla birlikte, çarcı-kapitalist Rusya'da olanla karşılaştrılırsa, işitilmedik bir ilerlemedir. Kapitalizmin henüz sınırsız egemen olduğu yerlerde olanla karşılaştınlınca bile çoktur. Doğru yönde iyi bir başlangıçtır, ve bunu, şaşmadan, bütün gücümüzle daha da geliştireceğiz; siz dışardakiler buna inanabilirsiniz! Çünkü Sovyet devletlerinin varlığı her gün açıkça gösteriyor ki, milyonlarca kadın olmadan ilerlemeyiz. Nüfusun tam yüzde-sekseninin köylü olduğu bir ülkede bunun ne demek olduğunu bir düşününüz. Küçük-köylülük, tek başına ev yönetimi, kadının ona zincirlenmesi demektir, Bu bakımdan onu bizden çok daha iyi ve kolay benimseyecektir. Şu koşulla ki, proleterleriniz de sonunda iktidarı ele geçirmek için, devrim için şeylerin tarihsel olgunluğunu bir kez kavrasınlar. Bununla birlikte, büyük güçlüklere karşın kuşkulanmıyoruz. Güçlerimiz, güçlüklerle birlikte artıyor. Pratiğin zorunluğu, bizi, kadın yığınlarının köleliğine son vermek için de yeni [sayfa 220] yollara itecek. Sovyet devletiyle işbirliği halinde, kooperatifçilik büyük işler başaracak. Elbette o eski devrimci coşkunlukları uçup gitmiş reformcuların öğütledikleri gibi burjuva anlamda değil, komünist anlamda kooperatifçilik. 
  "Kooperatif etkinliği geliştiren ve onunla kaynaşan kişisel bir inisiyatif de kooperatifçilikle elele gitmelidir. Proleter diktatörlükte gerçekleşen komünizmle kadının kurtuluşu köyde de olacak. Sanayimizi ve tarımımızı elektriklendirmenin bunun için iyi olacağını umuyorum. Pek büyük bir iş bu! Yapılmasındaki güçlükler de büyük, korkunç büyük. En yoğun yığın güçleri onun başanlması için özgürleştirilip eğitilmeli. Milyonlarca kadının gücü buna katılmalı." 
  Lenin'le kadın hareketi üzerine daha sonraki bir görüşmeyi aşağı yukarı iki hafta sonra yaptım. Lenin bana geldi... 
  Lenin kılavuz ilkelerin ya da tezlerin ne durumda olduğunu sordu. Moskova'da bulunan bütün önde gelen yoldaşçaların katıldığı ve görüşlerini açıkladığı büyük bir komisyonun toplandığım bildirdim ona. Kılavuz ilkeler hazırdı ve yakında küçük bir komisyonda tartışılmaları gerekiyordu. Lenin, III. Dünya kongresinin sorunu yeterince kapsamlı ele alması amacına ulaşmamız gerektiğini düşünüyordu. Yalnız bu olgu bile yoldaşların bazı önyargılarını silecekti. Bundan başka, her şeyden önce yoldaşçalar işe sıkı sarılmalıydı hem de sıkıca. "Yürekli teyzeler gibi mırıldanmak yok, savaşçı kadınlar olarak yüksek sesle, açık konuşmalı!" diye haykırdı Lenin coşkuyla. "Bir kongre, kadınların romanlarda olduğu gibi incelikle göz kamaştırmaları gereken bir salon değildir. Kongre bir savaşım yeridir. Orada devrimci uygulama bilgileri uğruna savaşırız. Savaşabildiğinizi gösterin! Önce elbette düşmanlarla, ama gerekli ise, parti içinde de. Büyük kadın yığınları söz konusudur. Rus partimiz onların başarısına yardım eden bütün önerilere ve önlemlere başvuracak. Bu yığınlar bizimle birlikte değilseler, o zaman karşı-devrimciler onları bize karşı sürmeyi başarabilirler. Bunu her zaman düşünmeliyiz." 
  "Kadın yığınlarını, Von Stralsund'un dediği gibi, gökyüzüne zincirlenmişlerse, kazanmalıyız", diye toparladım Lenin'in düşüncelerini. "Bence, gür kaynayan yaşamı, çabuk ve kuvvetli atan nabzıyla devrim çevresinde, yaratıcı kadın yığınları arasında büyük bir uluslararası eylem planı buraya varır. Bunun için bana özel itkiyi partisiz büyük kadın konferanslarınız ve kadın kongreleriniz verdi. Onları ulusal düzeyden uluslararası düzeye aktarmayı denemeyi göze almalıyız. Gerçektir ki, dünya savaşı, sonuçlarıyla çeşitli toplumsal sınıflann ve katmanların en geniş kadın yığınlarını derinden sarsmıştır. Bu yığınlar kaynaşmaya başlamış, harekete geçmiştir. [sayfa 221] Geçim kaygıları yüzünden, kadınların pek çoğunun eskiden hiç düşünmediği, pek azının açıkça kavradığı sorunlar, onların önünde en acılı sıkıntılar halinde duruyor. Burjuva toplum bu sorunlara doyurucu bir çözüm bulacak halde değildir. Bunu yalnız komünizm başarabilir. Kapitalist ülkelerin en geniş kadın yığınlarına bunu anımsatmalı ve bu amaçla yansız bir uluslararası kadın kongresi düzenlemeliyiz." 
  Lenin hemen yanıt vermedi. Bakışı sanki içe dönük, ağzı kenetlenmiş, alt dudağı biraz öne çıkık, düşündü, "Evet", dedi, sonra "bunu yapmalıyız. Plan iyidir. Ama, iyi uygulanmazsa, iyi, hatta en yetkin plan hiçbir şeye yaramaz. Uygulama üzerinde de düşündünüz mü? Bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?" Lenin'e bu konudaki düşüncelerimi ayrıntılı olarak sundum. Önce, kongrenin hazırlanması, yapılması ve değerlendirilmesi için çeşitli ülkelerdeki ulusal yoldaşça kesimlerimizin candan ve iyice anlaşmalarıyla bir komite kurulmalıydı. Bu komitenin hemen açıkça ve resmen çahşmaya başlayıp başlamaması, henüz düşünülecek bir amaca-uygunluk sorunuydu. Herhalde, ilk görev, komitenin ayrı ayrı ülkelerdeki üyelerinin, sendikalarda örgütlenmiş kadın işçilerle, politik proleter kadın hareketleriyle, her türlü ve her yönlü burjuva kadın örgütleriyle, saygın hekim, öğretmen, yazar vb. kadınlarla ilişki kurmaları ve ulusal bir hazırlık ve çalışma kurulunun toplanması idi. Bu ulusal komitelerin üyelerinden, uluslararası kongreyi hazırlaması, toplantıya çağırması, gündemini düzenlemesi, toplanacağı yeri ve zamanı saptaması gereken uluslararası bir kurul oluşurdu. 
  Benim görüşüme göre kongre her şeyden önce şunu ele almalıydı: Mesleki çalışmada kadının hakkı. Bununla birlikte işsizlik, eşit iş için eşit ücret ve aylık, yasal sekiz saatlik işgünü ve kadın işçilerin korunması, sendika ve meslek örgütleri, ana ve çocuk için toplumsal yardım, ev kadının ve ananın yükünü hafifletmek için toplumsal düzenlemeler vb. sorunları ortaya atılmalıydı. Ayrıca şu da gündeme alınmalıydı: Kadının aile ve evlilik hukukundaki ve kamusal politik hukukdaki konumu. Bu önerileri gerekçelendirdim ve sonra ayrı ayrı ülkelerdeki ulusal kurulların toplantılarda ve basında yürütecekleri planlı bir kampanya ile kongreyi nasıl iyiden iyiye hazırlamaları gerektiğini ayrıntılarıyla anlattım. Bu kampanya, en büyük kadın yığınlarına seslenmek için, onları tartışmaya konu edilen problemle en ciddi biçimde uğraşmaya özendirmek ve dikkatlerim kongreye ve dolayısıyla komünizme ve Komünist Enternasyonalin partilerine çekmek için olağanüstü önemliydi. Kampanya, bütün toplumsal katmanların çalışan, yaratan kadınlarına uygulanmalıydı; kongreye, açık kadın toplantılarına katılanların olduğu gibi, anılan bütün örgütlerin temsilcilerinin de katılmasını [sayfa 222] ve işbirliğini sağlamalıydı. Kongre, burjuva parlamentodan bambaşka bir anlamda bir "halk temsilciliği" olmalıydı... 
  Lenin, ben anlatırken, birçok kez onayarak başını salladı ya da kısa, onayıcı sözler söyledi. "Bana öyle geliyor ki, sevgili yoldaşça" dedi, "sorunu politik bakımdan ve örgütsel bakımdan ve özü bakımından çok iyi düşünmüşsünüz. Belirlenen durumda böyle bir kongrenin önemli bir görevi yerine getirebileceğine kesinlikle inanıyorum. En geniş kadın yığınlarını, özellikle her meslekten kadın yığınlarını, kadın sanayi işçilerini, evde çalışan kadınları, öğretmen kadınları ve öbür görevli kadınları bizimle ilişkilendirme olanağını bağrında taşıyor, iyi olur bu, çok iyi olur! Büyük ekonomik savaşımlardaki ya da politik grevlerdeki durumu düşünelim. Bilinçli şahlanan kadın yığınlarıyla devrimci proleterde ne büyük bir güç artımı! Elbette böyle başarmamız ve savunmayı bilmemiz önkoşuluyla. Kazanç büyük, gerçekten pek büyük olur. Ama birkaç sorun üzerine nasıl düşünüyorsunuz? İktidarların kongre girişimini çok uygunsuz saymaları, kongreyi engellemeyi denemeleri olasıdır. Bununla birlikte kongreyi kabaca bastırmayı asla göze almayacaklardır. Onların yapacakları, sizi korkutmayacak..." 
  Bunun üzerine, Lenin'e, resmî makamların kongreye karşı demir yumrukla güç karşı çıkacakları yanıtını verdim. Kongreye karşı yalan dolanlar ve kabalıklar yalnızca kongreyi, bizi kışkırtırdı... 
  Umut dolu olarak hazırlık çalışmalarına gittim. Ne yazık ki, kongre, bir zamanlar Sovyet Rusya dışındaki en iyi kadın hareketini yürüten Alman ve Bulgar yoldaşçaların karşı koyması üzerine suya düştü. Kongreyi reddettiler. Bunu Lenin'e bildirdiğim zaman şöyle karşılık verdi: "Yazık, çok yazık! Yoldaşçalar, en geniş kadın yığınlarına bir umut perspektifi açma ve böylelikle onları proleterin devrimci savaşımlarına katma parlak fırsatını harcadılar. Kim bilir, böyle uygun bir firsat belki gene ele geçiverir. Ama görevin kendisi yapılmadan kaldı. Kapitalizm yüzünden korkunç acı çeken kadın yığınlarına ulaşma yolunu aramalısınız. Ne olursa olsun, bunu denemelisiniz! Bu zorunluk karşısında geri çekilmek olmaz! Komünistlerin önderliğinde örgütlü yığın etkinliği olmadan kapitalizm yenilmez, komünizm kurulmaz. Ve bundan ötürü, sonunda, kadın yığınlarının Acheron'u da harekete geçmelidir." [sayfa 223] 

  Clara Zetkin, Erinnerungen an Lenin. Ausgewählte Reden und Schriften, 
  Band III, Berlin 1960, s. 129-159

GAZETE KÖK/AVUSTRALYA
HÜSEYİN BİÇER
15/9/2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top