Genel

İSLAM MUTLAKA REFORME EDİLMELİDİR.

Hasan H. Yildirim sanatı olabilir

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

İŞID bitti mi, yoksa yeniden hortlar mı gibi sorular dünyanın gündemini meşgul etmektedir. İŞID bitebilir. O isim altında tekrar hortlaması belki mümkün olmayabilir ama bu, cihadizmin bittiği anlamına gelmiyor. El Kaide bünyesinde nasıl onlarca cihatçı örgüt doğduysa -siyasal İslam var olduğu sürece-; onlarca El Kaide, İŞID gibi cihadçı terör odağı doğar. Cihadizmin bitmesi için İslamın reformize edilmesi gerekir. İslam reformdan geçmeden cihadizm bitmez. Bu konuda ABD’nin başını çektiği Batı sistemi önemli adımlar attı. İslam ülkelerine müdahalede bulundu. Müdahale devam etmektedir. Birçok müslüman ülkesinde mevcut sistem hallaç pamuğuna çevrildi. Atılacak daha çok adım var. Katedilecek daha uzun bir yol var. Bu konu ABD’nin 21. Yüzyıl projesidir. Uygulamadadır. Bundan sonraki görevler bölgenin modernist kesimlerinin omuzlarındadır.

Siyasal İslam’ın temel felsefesi cihat, fetih, enfal, soykırım, köleleştirme, cariyecilik, ırza geçme, ganimetçilik ve talan üzerine kurulmuştur. Kendisi gibi düşünmeyene hayat hakkı tanımamayı içselleştirmiştir. Bunu Allah’ın kendilerine bir hak olarak verdiğine inanmaktadırlar. İnsanlıkdışı eylemler sevap olarak görülmektedir. Hatta buna öbür dünyada cennete gitmenin teminatı olarak bakılmaktadır. Bu nedenle insanlıkdışı uygulamalar gayet olağan sayılmaktadır.

Google’a göre; “İslam Hıristiyanlık’tan sonra dünyanın en çok inanılan ikinci dinidir. Bir demografik araştırmaya göre, İslam nüfusu dünya nüfusunun 1.57 milyar inananı ile %23’ünü oluşturmaktadır. 2009 yılı Ekim ayında Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir demografik çalışmada dünyada yaklaşık 1.57 milyar Müslüman insan yaşamaktadır. Yaklaşık 50 ülkede Müslüman çoğunluk bulunmaktadır. En çok müslüman Orta Doğu ve kuzey Afrika’da yaşasa da dünyanın tüm sathına yayılmış durumdadır.’

Müslüman nüfusun çoğunlukta yaşadığı ülkeleri tek tek veya toplu incelendiğinizde yönetimlerinin ırkçı ve cihatçı olduklarını görürsünüz. Bu ülkelerde demokrasinin esamisi okunmaz. Ülke yönetimlerinin yanı sıra halk da koyu bir cehaletin girdabındadır. Bu tesadüf değildir. Bu toplumların iç yapısından, daha ötesi siyasal inançlarından kaynaklanmaktadır.

Genel bir bakışla İslam alemine bakıldığında, maalesef dünya gericiliğinin başını çektiği herkesin ittifakla kabul ettiği bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Sahip olduğu “siyasal inanç“, çağımızın değerleriyle uyumsuzluk ve bundan kaynaklı çatışkı içindedir. Çağa uyum sağlayamamaktadır. İnsanlığın baş belası bağnaz bir taşlaşmış hali adeta!.. Kafa kesen bir mentaliteye sahiptir. İslamda bir reform yapılmadan bu mentalite kendiliğinden değişmez. Duruma bakıldığında bunun iç dinamiklerle aşılması da münkün görünmüyor. Mutlaka dış bir müdahaleyi gerektirmektedir. Şu an Batılı güçlerin müdahalesi aslında bir yönüyle buna işaret etmektedir.

Müslüman ülkelerde cihadizmin bitmesi veya en aşağı kontrol altına alınması için ilk etapta mutlaka İslamcı siyasallaşmanın önünün alınması gerekiyor. Din ve devlet işlerinin kesinkes birbirinden ayrılması gerekiyor. Dinin toplumsal düzenleyiciliği rolü sonlandırılarak, sadece inanç alanıyla sınırlandırılmalıdır. Siyasete bulaşmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Toplum ancak bu koşullarda hurafelerden kurtarılabilir, özgür düşünmeye sevk edilebilir. Cihadizmin bitmesi veya en aşağı kontrol altına alınması için müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerde demokrasinin gelişmesi gerekir.

Bilindiği üzere, bugüne kadar müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu hiçbir ülkede demokrasi gelişmedi. Kimi ülkede var denilen demokrasi de güdük bir demokrasidir. Ne yazık ki bu toplumlar kendi iç dinamizmi ile bunu aşamazlar. Bu, ancak dış bir müdahale ile ve de laik ve seküler iç dinamiklerin elbirliği ile başarılabilir. Aslına bakılırsa ABD’nin başını çektiği Batı dünyasının Orta Doğu’ya müdahalesi bir yanıyla bunu yapmaya çalışmaktadır. Fakat işin tuhaf tarafı bu müdahaleye iç dinamikler müdahil olamamaktadır. Çünkü toplum bu yönlü laik ve sekülerist bir aktör yaratamamıştır. Irkçılık ve cihatçılık toplumun zihnini zehirlemiştir. Toplumun katmanları arasında bu konuda kim daha çok dinci yarışı bile mevcuttur. Bu rekabet bu toplumları daha da geriye götürmüştür.

Cihadizmin; sadece müslümanların ezici çoğunluk olarak yaşadığı ülkeler için değil, tüm insanlık için büsbütün olarak büyük bir tehlike olduğu bugün herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bu nedenle, bu insanlıkdışı siyasal dinciliğin toplumların yaşamından sökülüp atılması insanlık namına vazgeçilmez bir görev haline gelmiştir.

Peki kim ve hangi güçlerle bu enkaz temizlenecektir? Daha ötesi bu enkazı besleyen hangi mekaniktir? Bunlar açığa çıkarılırsa yapılması gereken kendiliğinden ortaya çıkar. Cihatçılığı besleyen güçler müslümanların ezici çoğunluk teşkil ettiği ülke yönetimleridir. Çağdışı yönetimlerini sürdürebilmek için siyasal Islamcı akımı toplumun bünyesine zerketmektedir. Toplum cihatçı fanatizmle çürütülmektedir. Bu nedenle cihadçı taasubun toplumların bünyesinden sökülüp atılması için, ilk etapta onu besleyen ülke yönetimlerinin değiştirilmesi zorunludur. ABD ve müttefiklerinin bugün yaptığı tam da budur. Fakat bu güçler bunu tek başlarına yapma koşullarına sahip değildir. Alanda onlara yardım edecek yerel aktörlere ihtiyaç duyulmaktadır. İşte bu noktada aranan kan bulunmuştur: Kürdler!

Orta Doğu’da, Kürdlerden gayrı cihadizmi yok edecek başka bir güç yoktur. Tarih bu görevi Kürdlere vermiştir. Cihadizmin panzehiri Kürd toplumunun seküler yapısıdır. Dünyada doğan Kürd sempatisinin nedeni de budur. Çünkü dünya Kürdlere borçludur. İŞID denilen cihatçı terör örgütünün ortaya çıkması, başta Kürdler olmak üzere kendileri gibi düşünmeyen herkese yönelmesiyle, Kürdlerin mukabelen ortaya koyduğu direniş tam bir şaheser yarattı. İŞID denilen cihatçı terör örgütü saldırıya geçtiğinde, Kürdler dışında yerel başka bir güç bu terör örgütüne karşı direnmedi. İŞID’ın ilk saldırısıyla sahadaki mevcut bölge güçleri dağıldılar. Halkı bir yana, en önde kaçan güçlerin başında Irak ve Suriye devlet güçleri geliyor. Şimdi istilacı, işgalcı, enfalcı, katliamcı, soykırımcı, talancı ceberrut bu iki sömürgeci devlet Kürdlere çağrı yapıyorlar. Kürdlerin kendi egemenliklerine girmelerini istiyorlar. Tarihin ironisine bakar mısınız!..

Fakat IŞID cihatçı terör örgütünün saldırısı karşısında Kürdler kaçmadılar. Ölümüne direndiler, savaştılar. Büyük kayıplar verdiler ama İŞID denilen cihatçı terör örgütünü yenmeyi başardılar. Buna tüm insanlık şahitlik etti. Bu nedenle Kürdler insanlığın gönlünde taht kurdu. Hayran olunan bir millet payesi kazandılar. Bu payeyi almak öyle kolay olmadı. Binlerce kız ve erkek evladını bu uğurda feda ettiler. Bir o kadarını sakat verdiler ama kazandılar. Hem kendileri kazandılar ve hem de tüm insanlığı bu beladan şimdilik kurtardılar.

Fakat tehlike bitmiş değildir. Farklı isimler altında cihatçı çeteler örgütlenmektedirler. Bunları örgütleyen, koruyan, her alanda destekleyen devletler var. Bunların başını Türk çete devleti çekmektedir. Türkiye bu çeteleri kendi himayesine almıştır. Her ne hikmetse birden bire bu insanlık düşmanı katil sürüleri “Türkiye’nin denetimindeki askeri güçler“ oluverdi. Hem Kürd milletinin, hem de dünya kamuoyunun nazarında terörist ve katil olan bu çetelerin hak ettikleri cezaya çarptırılması gerekirken, Türkiye onlara Suriye sınırında “güvenli bölge“ oluşturmaya çalıştı.

Birçok uluslararası devlet farklı gerekçelerle çıkarı gereği bu planı destekledi. Bunun nedeni açık ve nettir. Çünkü bu tutum bu devletlerin çıkarına cevap vermektedir. Rusya ve özelikle Avrupa bu katillerin ülkelerine akın etmemeleri için Türkiye’nin planını onayladı. BM sessiz kalmaktan öte bu plana destek verdi. Trump dönemi ABD de buna yol verdi. Fakat bu plan Kürdlerin ve uluslararası kamuoyunun tepkisiyle karşılaştığı gibi ABD kurumlarının tepkisine de yol açtı. Plan boşa çıkarıldı.

Fakat Türkiye bir taraftan Kürdistan’ın güneybatısını büsbütün olarak işgal etmek istemenin yanı sıra, “tampon bölge“ planının uygulanması için yoğun bir çaba sarf etti. Bazı tahribatlara sebep olsa da tüm amaçlarına ulaşamadı. Türkiye ne yaparsa yapsın bu katil terör örgütlerinin işgal ettiği Kürdistan’ın güneybatı ve Suriye topraklarından kendilerine ağır bir bedel ödetilerek çıkarılacaktır. Tasfiye olacakların dışında kalan diğer cihatçı çeteler Türkiye’ye taşıtılacaktır. Recep Tayyip Erdeoğan karşıtı tüm güçlere karşı kullanılacalar. Bilhassa Kürdlere karşı! Bu çeteler Kürdlere karşı savaşacağı gibi, ABD çıkarlarına da darbe vurmaya çalışacaklar. Bu nedenle Biden ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla İŞID’a karşı mücadeleye devam edeceklerini açıkladı. Yalnız bu sadece ABD ile başarılacak bir iş değildir. Kürdler bu konuda aktör bir rol oynayacaklardır. Cihatçı terör mutlaka bitirilmeye çalışılacaktır.

İslam reforme edimedikçe, siyasallaştıkça, onu koruyan cihatçı yönetimler tasfiye edilmedikçe bu tehlike devam edecektir. Bunu tüm dünya görüyor, biliyor. Bunun mutlaka tasfiye edilmesi gerekiyor. Peki bunu kim yapacaktır? Bu rolü oynayan Kürdler vardır ve tarihi bir direniş sergileniyor. Bu nedenle dünya Kürdlere yardım etmeye mecburdur. Kürdlerin de buna ihtiyaçları var ve ayaklarına gelen bu fırsatı iyi değerlendirmeleri gerekiyor.

Kürd politik güçleri, Kürdlerin bağımsız devlet olarak tarih sahnesine çıkmalarının bu politikadan geçtiğini görmelidir. Bu nedenle Kürd siyasal hareketleri gayrı-milli ve yaşamda karşılığı olmayan, sakat ve bir o kadar çürümüş eski politikaları terk etmelidir. Sürecin gerektirdiği milli politikayı izlemeleri gerekir. Bu nedenle Kürdlerin millet olmasından kaynaklı bağımsızlık hedefi için milli birliklerini oluşturmaları zaruridir. Şu an bu politika kendini Kürd siyasal hareketine dayatmıştır. Buna uyan tarih yazar, uymayan tarihin dışına atılır. Her iki seçeneğe aday birçok Kürd politik gücün varolması ise hazin bir gerçekliktir.

9 Nisan 2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top