Dünya

İNSANIN NİHAİ ÖYKÜSÜ

Erdoğan ATEŞİN

İnsanlığın büyük atılımının ve gelişiminin yüz yıllar içinde yıkıcı bir sonla karşılaşabileceği olasılığını da hesaba katarak, uzay da dahil olmak üzere tamamen askerileşmiş bir dünyanın, bu yüzyılın şafağında büyük kitlesel meydan okumalarla yeniden bir devrimler sürecine gireceğini dünyanın çelişmesi zorlamaktadır.

İnsan eğitim ve disiplinleri, insanlığın ezici çoğunluğunu önümüzdeki süreçlerde tercih yapmaya zorlamaktadır. Bu tercih iki yönlü işleyecektir, ya insanlık kendi sürecini sonlayarak tarih sahnesinden çekilecektir, ya da bütün bu saldırgan süreçlere direnerek, geleceğini inşa etmeye devam edecektir. Bütün bu yaşanan ölümcül kapitalist kriz ve saldırganlıklara rağmen kapitalizmi yüksek derecede değişken ve dinamik kılan, onun rekabet özelliğidir.

Ancak kapitalizmi sonlandıracak olanda bu rekabet özelliği olacaktır, çünkü rekabet yoksa büyüme ve gelişmede yoktur. Rekabet başka bir şirketin yok olması üzerine yapılır ve ölümcüldür. Metaların hareketi insan ilişkilerini kuşatmış, adete dünyayı metalar yönetir hale gelmiştir ve insanlık şuursuz bir tüketimle kendi tarihine ve ürettiklerine yabancılaşarak, kendisini inkara yönelmiştir.

Kapitalizm, temel sosyal ilişkilerden doğan kurumları dönüştürdükçe kendisi de dönüşüm geçirerek başkalaşmakta, ancak kar dürtüsünden asla vaz geçmemektedir. Kapitalizm, aslında insanlık tarihinde ticaretin ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkmış, ve bugünkü halini almıştır.Orta çağın zanaatı ve sonrasında endüstriyel sanayi dönemi ve giderek iletişim ve emformasyon hamleleriyle kendisini devam ettirmeye çalışmaktadır. Kapitalist sistem geçmişi bugünün içine alarak geleceğe yönelmektedir. Marksın dediği gibi ” saf kapitalizm ” yoktur. Ancak büyük bir sosyal, siyasal, ideolojik ve kültürel devrimle geleceğe yönelinir.

Kapitalizm, hala geçmiş üretim biçimlerinden kalan bütün kurumları yedeğine alarak onları kullanabilme yeteneğine sahiptir. Bunu dünyanın en geri toplumlarına girerek oralarda kendisi için alanlar yaratarak ve o potansiyeli arkasına alarak gerçekleştirmektedir. Üretimdeki çok çeşitlilik kitlelerde çok yönlü bir tüketim çeşitliliğine dönüşerek şuursuzca bir çekim alanı yaratmaktadır. Hatta kapitalist sistem, dünyanın ötesine taşarak, gezegenimiz ötesinde gelecekte muazzam ticari alanlar yaratmak çabasındadır.

Kapitalist sistem salt yeni metalar üreterek, yeni istekler yaratmakla kalmamış, insanlığın bilincine yeni kültür ve yeni sosyal sorunlar taşımış ve bu alanda yeni ve büyük insan kitlesini etkileyerek peşine takmış ve kendine benzer insan tipi yaratmıştır. Ücretli emek ile sermaye arasındaki çatışma bütün şiddetiyle devam etmektedir. Kapitalizmin bugünkü en önemli çabası ücretli emeği, küçük burjuva sınıfa dönüştürme yönündedir. Eskiden kullandığı işçi aristokrasisi yerine bütün ücretli emeği kapsayan bir dönüştürme çabasına girmiştir.

Nasıl ki yirminci yüzyılın proletaryası, on dokuzuncu yüzyılın proletaryasıyla aynı değildi, geleceğin proletaryası da yirminci yüzyılın proletaryasıyla asla aynı olmayacaktır. Geleneksel proletarya günümüz kültürü, sosyal ilişkileri, üretim ilişkileri içinde burjuva ütopyacılığa kayarak, tüketim alışkanlıkları tamamen değişmiş ve küçük burjuva alışkanlıklar ile kuşatılmıştır. Tarım taşımacılığı ve çalışanları da aynı kültürün etkisindedirler.

Bu realite işçi sınıfının yaşam standartları ve maddi beklentileri üzerinde muazzam etkilerde bulunarak, sınıfın başkalaşmasında ve kendine yabancılaşmasında büyük roller oynamaktadır. Kapitalizm artık genelde bütün insanlık için ölümcül bir tehdide dönüşerek, yabancılaştığı doğasını da yok etmek üzeredir.

Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen insanlık nihai öyküsünü oluşturmak için tarihte sahne alan insan, insanlığın ve toplamda dünyamızın geleceğine bir avuç kapitalist egemenin oyununu bozmak için kendi savunma sistemini oluşturmak zorundadır. Biyolojik bir savaşın içindedir şimdilik insanlık.

Tarihin her aşaması ve evresi, bir sonraki evreler hakkında bize bilgi bırakır ve hiç kimse tanrısal bir elin kurtarıcılığına artık inanmamalı, bilim bunu reddeder ve herkes, her birey, her grup, toplum kendi fiziki ve bilimsel gücünü yaratmadan ayakta kalamaz ve rol aldığı tarihin bu sahnesini terk etmek zorunda kalır. Yeryüzü merkezli, yer yüzü tabanlı yaşam insanın ve yaşayan tüm canlıların fiziki direnciyle ilişkilidir ve bu bir yasadır.

Tarihsel her evre, insanın ve tüm canlıların evrimini derinden etkileyerek, daha ileri bir paradigma değişimiyle kendisini sürdürür. Evrim, tarihsel sürecin, bir evrenin sonuçlarını, bir başka süreci, bir başka evreyi oluşturmak için bir basamak gibi kullanıyor ve bunun bir matematiği vardır. Her şey, süreçler, çarpanlarına göre büyüme ve gelişme dizini içinde gelişirler.

Türümüzün ayakta kalma mücadelesi, milyarlarca yıllık evrimsel süreçlerdeki tecrübelerin toplamıdır. Büyük altüst oluşlar ve büyük felaketler, insanlığı bugünkü teknolojiye zorlamıştır. İnsanın bu zorlu yolculuğu ve evrimi tek düze bir süreç olmayıp, kendi içinde büyük yok oluşlar da barındıran uzunca evrimsel ve biyolojik bir süreçtir…Kozmik takvim işlemeye devam ediyor, ve insanın ileriye doğru yaptığı her hamle, bir yenisine gebe sürecin ve sorunların da habercisi.

Eskiden insanlık kendi tarihini bin yılda, onbin yılda degiştiriyorken, bugün artık toplumsal ve tarihsel süreçlerin değişim süreleri daha da kısalarak, değişim çok hızlanmıştır. Bu süreç beraberinde insan yaratıcılığını da büyütmüş ve bugünün insanı değişime daha çok açıktır ve tarihini yüksek bilinçle mutlaka değiştirecektir…

[email protected]

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top