Genel

İKTİDAR BİREY ve TOPLUM ÜZERİNDEKİ VARLIĞI

İKTİDARIN BİREY ve TOPLUM ÜZERİNDEKİ VARLIĞI

Toplum insan etkileşimleri üzerine kurulu bir sistemdir.

Toplumsal yaşam içinde birey sadece etkileşimlerini sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda yaşam içindeki tercihlerini, kendilerinden öncekilerin belirledikleriyle, kendini sınırlı bir durumda bulur. Verili bir toplumsal sistem içinde olan birey; medeni durumu, eğitimi ve toplumsal sınıf statüsüne uygun olan rollerini oynamak zorundadır. Bireyin içine olduğu bu gerçek, bireyin belirlenmiş otoritelerin varlığını kabul etmesidir.

Toplumun üyesi olan birey günlük alışkanlıklarını refleksif olarak yerine getirirken, bunun yanında içinde bulunmuş olduğu toplumun kimliğini kazanmış olur. Böylece birey otoriter güçlerle şekillenmiş toplumun devamlılığına katkıda bulunur.

Bireyin dışında olan, bireyi düşünme ve davranış konusunda yönlendiren her olgu ve süreç bireyin üzerindeki toplumsal iktidardır. İktidar bu anlamda toplumsal alanın her yerinde mevzilenmiştir. Bu gerçekler nedeniyle her bireyi etkileme gücüne sahip olan iktidar ilişkiseldir ve verili olması nedeniyle üretilebilirdir.

Daha çok politik içeriğiyle bilinen iktidar, toplumsal alanın içinde varlığını bulan ve politikleşen bir yaptırım gücüdür. Bu nedenle her politik iktidar kendisine tabi olan topluluğun değerleri ve eğilimlerini dışarda bırakmaz. Etki oranı ve gücü değişen, kaynakları ve araçları farklılaşan bir yığın iktidar gücü, toplumsal mecrada bireyi etkilemekte ve ondan devamlı itaat beklemektedir.

Birey denen toplumsal varlık, sınırları içiçe girmiş ve birbiriyle bağlantılı iktidar ağlarıyla örülü, kimi zaman görünen, kimi zaman görünmeyen iktidar istekleriyle devamlı iletişim hâlindedir.

İktidar kelimesi bireyin ve toplumun aklında genelde bir hükümet adını çağrıştırmaktadır. Oysa iktidar, değişen, dönüşen bir verili yapı olup, birey ve toplumda sonuçlar elde etmek isteyen bir egemenlik sistemidir. Toplumsal düzeni şekillendiren iktidar, bireyin ve toplumun ulaşmak istediği hedeflerde kendini gösteren, dolayısıyla birey ve toplumun önceden hazırlanmış yaşam kurgusu içindeki canlı hücredir.

İktidarın birey ve toplum içindeki en belirgin hâli geçmiş zamana ilişkinin bir baskı ve ikna yönteminin olmasıdır. Otoriteler tarafından verilmiş bir kararın önceden kabullenilmesi, birey ve toplum açısından faydacı olup olmaması düşünülmeden kabul edilmektedir. Bireyin ve toplumun sorgulama yetisinin iktidar tarafından eliminize edilmiş olması, bireysel ve toplumsal birikimin, iktidar kontrolünde olduğunu göstermektedir.

Gücün (iktidarın) ikna sürecindeki kontrolü bireyde ve toplumda ortak davranışların sergilenmesi konusunda belirleyicidir. Bu nedenle bireyin ve toplumun her ne kadar sorgulama yeteneği olsada, bu yeteneklerinde iktidarın (otoritenin) benimsetmiş olduğu sorgulama sınırlarının dışına çıkamamaktadırlar.

Toplumsal hareketleri bir bedende bütünleyen iktidar için tek tip toplum modeli, iktidarın toplumu yönetmesi konusunda önemli yöntem aracıdır. Toplumu kategorize ederek, kendi kimliğini toplumun tanımlanması konusunda şekillendiren iktidar, otoritesini topluma bir hakikat yasası olarak dayatarak bu şekilde toplumun gündelik yaşamı üzerinde bir dayatma gücü olmaktadır. Toplumu iktidar öznesi yapan bu yöntem, toplumsal iyiliği ve vicdanı kontrol altında tutmaktadır. Böylece, toplumsal vicdanını kaybeden iktidarlaşmış toplumun; faşizm ve şiddet konusunda kitlesel bir güç olması kaçınılmazdır.

Toplumsal özgürlüğün yok edildiği bu gerçeklik, özgür olmayan toplumun iktidar tarafından metalaştırılmasıdır. Çünkü düşünen bir varlık olan birey ve bireyin şekillendiği toplum, ancak insani değerlerinden soyutlandığı oranda düşünme özelliğini yitirip metalaşmaktadır. Metalaşan insan ve insanların birer mekanik mekanizma gibi yönlendirilmesi, duygu ve düşünce sahibi olan insanların özgürlük yetisini kaybetmesiyle gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle özellikle içinde yaşadığımız kapitalist modernitenin yarattığı disipline olmuş toplum biçimi, iktidara tabi olan toplum modelidir.

Kapitalizmle birlikte isimlendirilmiş olan toplumu yönetme sanatı adı; tam da kapitalist modernitenin yaratmış olduğu disipline olmuş toplumu ifade etmektedir. Bu nedenle iktidarın birey ve topluma karşı dayatmış olduğu yasalar, birey ve toplumu kapalı bir yaşam içine hapseden iktidarın özel yönetim mekanizmasıdır.

Belirlediği normlar üzerinden yönlendirilen toplumu tesis eden iktidar, kendi çıkarlarını koruyan ve güvenliğini sağladığı toplumun, nihai olgunluğa ulaştırmak için, değişimden yalıtılmış toplum bilincine ihtiyaç duyar. Bu nedenle iktidar toplum için; sınıflandırılmış, ayrıştırılmış özneleri toplum içinde üretir. Böylelikle iktidarın öznelleştirilmiş bireylerle, uysal bir toplum oluşturması daha çok kolaylaşmaktadır.

İktidarın nesnesi hâline gelen toplum, etrafı sınırlarla çevrili mekanlarda yaşamayı güvenlik zarureti olarak görmektedir. İktidarların mekanlarını belirleyen bu sınırlar, iktidarların güvenliği için gerekli olduğu gibi, insan nüfusunun,iktidarların istikrarı için devamlı şemalandırmasını sağlamaktadır. Bu amaçla suni mekânlar geliştiren iktidar, nüfusu iktidar gereksinimlerine göre ayarlamaktadır.

İktidar için toplumsal yoğunluktan oluşabilecek riskleri en aza indirmek için düşünülmüş bu hedef, iktidarın dolaşımı için gerekli bir stratejidir. Fakat burada farkında olmamız gereken husus, iktidarın bazen kendi güvenliği için sağlamış olduğu nüfusu gözden çıkarmasıdır. İktidarın kendi güvenliği için bazen düzenlenebilir bedenler yaratması, bu gerçeklik için kısmen gerekli görülmektedir. Ki, iktidarın bir güvenlik paradigması olarak ayırt edici özelliği, var ettiği toplumu korumak değil, çıkarlarının gereklerine göre yok olmasınıda göze almaktır.

Egemenlik paradigmasının farkı; kimin öleceği, kimin yaşayacağı arasındaki seçimin belli bir hukuka göre değil, kaynağı ve doğası her an değişebilecek risklere göre belirlenmektedir. İktidarın, bireysel ve toplumsal iradelerin çatışmasını ortadan kaldırmak içinde benimsemiş olduğu bu egemenlik yöntemi, aynı zamanda insan kaynaklarının; kapitalist bilimin ürünü olan sosyolojide nasıl değerlendirebileceğinin bilimsellik kazanmış alanıdır.

Bu nedenle iktidarın yaratmış olduğu topluma biçtiği kader ve ölüm, modern dünya iktidarının, toplum için ürettiği sosyolojinin de iktidarın bir ürünü olduğunu kanıtlamaktadır.

İktidarın her yerde hazır ve nazır oluşu, bireyleri toplum içinde kümeleştirmektedir. Böylece toplum bilimi olan sosyolojinin, egemen sömürücü sistem için savunduğu bireysel özgürlük kavramını, bir yaşam biçimi olarak lanse etmesi, doğal olarak sosyolojinin sınıfsal gerçekliği gizlemesi için önemli bir ilkedir. Zaten sosyolojinin doğuş koşullarını araştırdığımızda bunu görmekteyiz.

Bireyin ve toplumun varlığını kaygıya dönüştüren iktidarın, modern varlık felsefesinin ana temasını oluşturması, iktidarın birey ve topluma ait olan doğal varlığı kendi tekeline almasıdır. Bu yüzden verili bir yaşamsal düzeyi gerçekleştirmiş iktidarın birey ve toplumu sınıfsal bir statü içinde hiçleştirmesi engellenemez olmaktadır.

Bireyin ve toplumun iktidar otoritesini bir yaşam kaynağı olarak kabullenmesi olan bu nesnel durum, insanların neden çoğalması ve üretim sürecinde olmasını belirleyen bir iktidar programıdır. İktidarın bireysel ve toplumsal tözünü açıklayan bu olgu, iktidarın uygarlık dünyası içinde tartışılan tanrı kavramının metafiziksel algısının, somutta maddi yaşamla ilişkili bağlayıcılığına bizleri yaklaştırmaktadır. Bu nedenle aslında politik olarak bilinen iktidarın, yaşam içinde asıl kökeninin, tarihsel koşullarla nasıl ortaya çıktığına dair önemli ip uçları sunmaktadır. Bu yüzden birey ve toplumun varlık enerjisi olmuş iktidarın, ontolojik olarak neden sorgulanması gerektiği sorusu, insanlığın nasıl doğal bir öznelleşmeye sahip olacağı cevabında gizlidir.

Heybet Akdoğan

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

Popüler Haberler

To Top