Kültür

Heybet AKDOĞAN:Hegemonya ve Edebiyat

            HEGEMONYA ve EDEBİYAT

Lenin: “Edebiyat, proletaryanın genel davasından bağımsız, bireysel bir girişim olamaz. Edebiyat genel proletarya davasının parçası olmalıdır.

  Sistemin maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda kültür ve sanat üzerinde de egemen güçtür. Maddi üretim güçlerini elinde bulunduran sınıf, zihinsel üretim araçlarının şekillenişinde belirleyici bir otoritedir.

  Geçmişin ve bugünün sanatsal- kültürel ürünlerinde; ekonomik, estetik ve etik bakımından değer biçen, değer biçtiği ürünleri muhafaza altına alan ve bu ürünleri insanlığın kültür mirası olarak topluma kabullendirten aynı sınıftır. Bu nedenle sanat ve kültür alanında  hiyerarşiler kurarak, toplumsal varlığını meşrulaştıran egemen sınıf; yani burjuvazi,  bugünün ve yarının anlamsallaşmasında ciddi roller sergilemektedir.

  Konumuz açısından edebiyat ve edebiyat tarihide aynı hegemonik sınıfın nitelendirdiği yöntemlerle, toplumsal alanda önemli yozlaşmaların başat unsuru olmaktadır.

  Burjuvazi edebiyatı, kendini maskeleyen bir edebiyat anlayışından başka bir şey değildir.

  Toplumun maddi ilişkilerinin sömürgeci güç/ler tarafından derinlemesine bir krizde olması, o toplumun üstyapı kurumu olan, sanat ve kültürünüde krizde bırakır ve bu kriz toplumsal gerçekçiçiliği tersine çevirir.

  Hegemonik burjuva edebiyatı, egemen sınıfın değerlerini toplumun bilincine yerleştirir. İdeolojik hegemonya altındaki insanlar, toplumsal olayları öğretilmiş bakış açısıyla değerlendirirler. Burjuvazi edebiyatının toplumsal öğretide yazınsal bir görev üstlenmesi; egemen sınıfın altında ezilen toplumu kalıplaştırarak, yığınsal bir yaşam tarzını oluşmasına neden olur. Ezilen toplumda yaşanılan bu yığınsallık, toplumun sanatsal ve kültürel bakışlarını körleştirir.

  Toplumsal altyapı ile üstyapıyı burjuva aydınlarının organik olarak sağlaması, toplumsal kimliğin oluşmasında yapısal ve işlevsel bir güçtür. Böylelikle egemen ideolojinin yönetimiyle kimlikleşen toplumun, edebiyat sahasında insancıl değerlerinin metalaştırılması, toplumu duyarsızlaştırılır ve sorumsuzlaştırılır.

  Edebiyatın burjuva ideolojisiyle karmaşıklaşması, toplumsal aklıda yaşam içerisinde rasyonel sorgulamalardan soyutlamaktadır. Modern kapitalist kültürde egemen edebiyat doğasının yaratmış olduğu bu karmaşa, özgül yaşam inancını ütopikleştirmektedir.

  Edebiyat emek sürecinin zihinsel iş ürünüdür. Maddi varlıkların üretimi sürecinde, insanın doğayı ve kendisini değiştirip üretmesindeki birikimi toplumsal bir gerçektir. Bu nedenle edebiyat, insanla sanatın doğal bir ilişkisinin ürünü olmalıdır.

  Edebiyatın toplumsal yaşamda emek sürecinin bir parçası olması, edebiyatı tarihselleştirmektedir. Tarihsel olarak yorumlanması mutlak olan edebiyat tarihi, ülkelerin politik tarihlerinin bir parçasıdır. Bu nedenle, edebiyat üzerinde düşünen herkes içinde bulunduğu ülkenin politik tarihinide düşünmektedir.

  Her ülke edebiyatının tarihsel dönemleri bulunur. Ülkelerin farklı tarihsel dönemlerinde edebiyat, farklı tarihsel anlamlar içermektedir. Bugünün edebiyatı tarihsel ve dönemsel olan edebiyattır.

  Günümüz edebiyatında soyut bir estetik olarak sunulan ve edebiyatın kendisi gibi izlenim uyandıran burjuvaziedebiyatıdır. Bu edebiyat türü tarihsel birikimi ile yaşayan ve neredeyse rakipsiz kalan modern burjuva edebiyatıdır.  Büyük oranda hegemonik olan bu edebiyat akımıdır. Estetik denilen olguyu soyut ve kendi dışına kapalı bir şekilde ileten bu edebiyat akımı, edebiyatı bir tür kendindelik olarak aktarmaktadır. Bu anlayış tarzı edebiyatı anonimleştirmektende çekinmemektedir.

  Fakat, edebiyat tarihsel hakikat boyutundan mahrum bırakılamaz, çünkü edebiyat içinde bulunduğu toplumun tarihidir. Bu nedenle edebiyat düne, bugüne ve yarına ait edebi üretim biçimlerini ve ilişkilerini, eşzamanlı tarihsellikle bir arada tutan dolayıma sahiptir. Bu tarihsellik içinde ülke edebiyatının bütün bir ülke geçmişi edebiyattan ayrılamaz.

  Toplumsal gerçekliklerle ilintili olarak burjuva toplumunda, belirli ve tek bir edebiyat anlayışı yoktur. Lakin egemen burjuva edebiyatının üretim düzeyi, üretim biçimi ilişkisi üzerine hiçbir şey açıklamamakta ve edebiyatı tek tipleştirmede bir sakınca görmezler. Oysa, edebiyat bir toplumun bütün üyelerince, üzerinde oy birliğiyle anlaşılan ve hiçbir maksatla homojen bir edebiyat türü olmamalıdır. Edebiyat, bir ülke tarihinin belirli dönemleri içerisinde farklı eğilimlerin kendilerini temsil ettikleri özgül bir olgudur.

  Edebiyatı, edebiyatlar olarak nitelememiz anlam doğruluğu açısından isabetli olacaktır. Her ne kadar burjuva edebiyatı hegemonik olsada, egemen olan burjuva edebiyatına karşı gelişen edebi anlayışlar daima var olacaktır. Ve bu edebi akımlardan hangisi sınıfsal perspektifi dikkate alırsa; burjuva edebiyatının kuramsal altyapısına karşı bir pozisyonda olacaktır.

  Emperyalist- kapitalist dünyamızda bir sınıf adına gelişen edebiyatın, sınıflar mücadelesi açısından yönlendiriciliği kaçınılmazdır. Sınıfsal sorunların sadece ekonomik, teorik ve politik mücadele olmaması, kültür ve sanatıda sınıf mücadelelerinin pozitif öğeleri kılmaktadır. Bu yüzden sınıf mücadelesinde yeni bir toplum, yeni bir dünya kurmak isteyen ezilen sınıf için, sınıfsal bilinç hayatın tüm alanlarını kapsamalıdır.

  Burjuvazinin toplumsal hayatın bütünü üzerinde söz sahibi olması, edebiyat konusunda da burjuvazinin, hegemonik bir edebiyat akımı yarattığını göstermektedir. Burjuvazi gündelik hayatın tüm bileşenlerini üretip, organize ettiği müddetçede varlığını koruyacaktır. Dolayısıyla burjuvazinin kendi edebiyatını, toplumlara seçeneksiz olarak kabullendirtmesi, burjuvazinin maddi yaşamda gücünü pekiştirmesi açısından başka bir alternatiftir. Bu nedenle egemen sınıfın hegemonik kültürünü bir kabul hâline getirmesi, gündelik hayatta ezilenlere mücadele alanlarının açtırmayı unutturmamalıdır.

  Sınıf mücadelesi ezilenlerin iktidarı için vazgeçilmez bir amaç olduğundan, ezilen sınıfın kültür- sanat alanında prolterya kültür ve sanatını içselleştirnesini zorunlu hale getirmekedir.

  Şüphesiz, kültür-sanat konusunda marksist tutumların belirginleşmesi, bu konudaki politik unsurlarında ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Dolayısıyla edebiyat alanında sorunun doğru ortaya konması için, edebiyat kavramlarının işçi sınıfı açısından doğru tanımlanması ve marksist teori yöntemiyle derinleştirilmesi gerekmektedir.

  Sınıflı bir toplumda herkesin içinde bulunduğu konumla olaylara bakması elzem olduğu için, proleterya sınıfının davasının her yönden netleşmesini gerekli kılmaktadır.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top