Genel

Heybet AKDOĞAN – ULUSAL PARADİGMA

ULUSAL PARADİGMA

Emperyalist çağın dünya görüşünü temsil eden yeni paradigmalar hakim güçlerin egemen oldukları her alanda iktidar zihniyetleri tarafından şekillendirilmektedir.

Toplumların bakış açılarını yönlendiren küresel siyasetler insanların yerel ve uluslar arası fikirlerinin gelişiminde, halkları egemen güçlerin çarkını döndüren mekanik bir güç durumuna getirmiştir. Sosyolojik olarak toplumların gelişiminde önemli bir rol oynayan ulusal sistem paradigması; kapitalist ve yarı sömürge içinde yaşayan ülke halklarını, eko-politik yaşamda kimliksizleştirme ve insani değerler konusunda hiçleştirmektedir. Modern dünya düzeni içinde uygulanan bu tür politikalar bireyi ve toplumu eş güdümlü olarak isyanlara ve uluslararası ilişkiler çatışmasına itmektedir. Bu nedenle emperyalistleşen dünyada birey ve toplum kendilerine ait tüm insani sorunlarında, sömürgeci dünya düzeninin yaşatmak istediği maddi ve manevi krizleri büyüterek, birey ve toplum bilincinide nihilistleştirmektedir.

Emperyalist dünya sistemi içinde ulusal sorunun ülke içinde gelişen bir problem olmaktan çıkıp, ‘global dünyanın’ önemli uluslararası sorunu hâline gelmesi; uluslaşmak isteyen toplumların, verdikleri mücadeleler neticesinde, yok sayılmak istenen uluslarıda dünya siyasetinin bir parçası hâline getirmiştir. Ulus devlet modeli içinde yaşayan halklar, kapitalist sistemin doğası gereği, serbest piyasa sisteminin şekillendirmiş olduğu yasalar karşısında ezen ve ezilen uluslar oldukları için, demokrasi konusunda yanılgılara düşmektedirler. Sömürücü devlet erkinin hâkim gücünü koruması için ezen ve ezilen ulusları halkçı mantaliteden yoksun bir şekilde yaşatması; uluslar arasındaki çatışmaları yoğunlaştırmakta ve ulusları kapitalist iktidarların çıkarları doğrultusunda yaşatmaktadır. Ezen ve ezilen ulusların demokratik haklarını neye göre belirlemeleri; temel haklar konusunda gün geçtikçe varlığını hissettirirken, ulusların ‘tekelci demokrasi’ sistemi içinde; mutlak demokrasi kavramını bir kez daha düşünüp, eşit haklar konusunda yeniden, kapitalist sistem içinde demokrasi kavramını orantılı olarak masaya yatırmaları; kapitalist sistemin yaşanılan ve tekrar yaşanılacak krizinden dolayı, anayasal bir sorumluluktur.

Toplumsal yapıda belirgin bir şekilde görülen toplumsal katmanlaşma, hâliyle tekçi zihniyet tarafından yönetilen devletlerde oluşan sosyolojik problemleride artırmaktadır. Toplumsal kimliğin belirleyicileri olan ırk ve kültür, kendi özgün değerlerini yaşayamadığı zaman mutlaka ezilen ve yok sayılan toplum içinde psikolojik ve kültürel krizlere neden olur. Dolayısıyla, yaşanılan toplumsal kriz gelişiminde toplumun kendisine yabancılaşması; egemen ulusların algı operasyonlarını çoğaltmasını ve dikte ettirmelerini kolaylaştırmaktadır. Emperyalist dünya sisteminin bir yönetim ilkesi olan bu paradigma, ezen ve ezilen ulus problemlerinin çözümsüzlüğü konusunda ürettikleri krizleri derinleştiren küresel bir stratejidir.

Heybet Akdoğan

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top