Genel

HEYBET AKDOĞAN: MAOİZM’DE DEMOKRASİ ve HALK SAVAŞI

    MAOİZM’DE DEMOKRASİ ve HALK SAVAŞI

  İnsanlık tarihi emek ve üretim dışında anlaşılamaz. Emek ve üretim dışında anlaşılmak istenen insanlık tarihi ve bugünü; soyut düşünce ve kavramların içeriği olan metafiziği derinleştirir.

  İnsanlığın tarih içerisinde ilerleme süreci, bilimsel ve teknolojik gelişimleri sağlasada, insanlık tarihinden bugüne görülen bilimsel ve teknik gelişmeler sınıfsal farklılıkları ortadan kaldıramamıştır.

  Uygarlık sürecini yaşamaya başlayan insanlık, üretim ilişkilerinde doğayla olan ilişkisini kestiğinden beri, insanlığın yaşadığı trajik durumlar anlamsızlaşıp, metafizik bir boyut kazanmıştır. Bu yüzden insanlık tarihini ele alan tarih bilimi, metafizik biliminin bir parçası olmuştur. Bununla birlikte tarih bilimi, egemen güçlerin tarihini insanlığın tarihi olarak, yöntem konusunda pozitivizmi başlangıç kabul ederek açıklamaya çalışmıştır. Tarihsel materyalizmin resmi tarihten ayrı olması bu yüzdendir.

  Tarihin aynı zamanda materyalistçe sorgulanmaması diyalektik yöntemi geride bırakmış olup; halkların nezdinde kaba evrimciliğin gelişmesine neden olmuştur. İnsan ve maddenin evrimi materyalist metotlarla incelenmedikçe; toplumu devrimci kurtuluş adına değiştirme imkânsızlaşır ve metafizik yorumlarla toplumlara sistem tarafından sonsuz adalet hayalleri aşılanır.

  Kapitalist sistem tarafından hukukun toplumsal koşullarla yorumlanmayıp, gücün hukukuyla toplumların yorumlanması; toplumların burjuvazi demokrasisiyle yönetilmesini düzenin bir kanunu hâline getirmektedir. Ekonomik olguların ahlakla izah edilmesi, metafizik bilimin gelişmesine böylece katkı sunmaya devam etmektedir.

  Devletlerin, halkların gözünde fetişleştirilmesi, Sermayenin egemenliğiyle insanlık aşamalarının sınıflı toplumlarla ilerlemesi; insanlığı emeğine yabancılaştıran ve insanı köleleştiren yönetim anlayışlarının devamlılık kazanmasına neden olmuştur.

  Devletler ekonomik siyasi yapının nedenleriyle faşistleşirler. Ulusal sorun konusunda faşist tavırlar sergileyen kapitalist devletler, çoğu zaman ezilen ulusları proleterya ilerici hareketinin gerilemesi için mevzilendirirler.
Küreselleşme olarak adlandırılan emperyalizmin dünya çapında örgütlenmesi bu şekilde olmaktadır.

  Uluslararası tekellerin dünyada merkezileşmesi ve yeryüzünde bulunan bütün toprakların merkezileşen tekellerin eline geçmesi, güçlenen faşizmin evrensel yansımasıdır. Evrensel dünya anlayışının perde arkasında oluşan gerçekler bunlardır.

  İşçi sınıfını evrensel boyutta sömürmek olan emperyalizm, dünya çapında emek- sermaye çelişkisinin gün geçtikçe ilerleyen boyutudur. Kapitalizmde sermayenin pazarlar içinde gelişmesi zamanla, bölgesel pazarların evrensel bir pazara doğru ulaşmasına ve böylelikle merkezileşmesini sağlamaktadır. Kapitalizmin gelinen boyutunda toplumsal bir olgu olan ulusal sorunlarda, bu ilerlemeyle birlikte gelişerek emperyalizm içinde varlığını kaybetmeye başlamaktadır.

  Dünyanın bir çatı altında toplanması, ulusal problemleri sorunun çekirdeği olan ezilen halklar sorunlarına götürmektedir. Böylelikle kapitalist sistem içinde ulusal sorun olarak yansıyan emek- sermaye kavgası; dünyanın emperyalistler tarafından merkezileştirilmesiyle işçi sınıfını bir kez daha problemin esas meselesi olarak gündeme getirmiştir.

  Günümüzün bütün gerici ideolojilerinin ve yönetimlerinin ana kaynağı olan emperyalizm, proleteryaya güçlendikçe daha azgın saldırılar sergilemektedir.

  Serbest piyasa yöntemleriyle amacına ulaşan merkezileşmenin özelleştirme sistemiyle her geçen gün işsiz sayısını artırması; ezilen ülkelerde ulusların tüm değerlerini yıkmıştır. Artık halkların proletaryaya sarılmaları ve haklarını aramaları emperyalist dünyada kurtuluş için her zamanki gibi tek temel meseledir. Burjuvazinin gelişmekte olan bu çelişkiler içinde ulusal kavgayı sürdürmek istemesi aynı zamanda ezilen halklar ve ezilen ulusların çelişkilerinide çoğaltmaktadır.

  Burjuvazinin işgalci koşullarında, milli çelişkiler milli devrimi ön plana koyarken; toprak elde etmek isteyen burjuvazi kapitalizmle, feodal yapıyı parçalayarak ulus ve halk çelişkisini artırarak, çaresizleşen ulusların ve halkların burjuva demokrasisine yönelmesine neden olur. Bu yüzden proletarya demokrasisini ve burjuvazi demokrasisini somut koşullarla iyi tahlil edip, tanımamız gerekir. Dünyadaki bütün devletler emperyalizme göre yeniden yapılandırılırken, demokrasi diye işçi sınıfına yansıtılmaya çalışılan neo liberal düzenin kendisi olmaktadır. Çünkü kapitalist sistem içinde demokrasi ezen sınıfın iktidarıdır. Burjuvazi sistemi içinde sınıflar üstü bir demokrasi anlayışı mümkün değildir. Bu yüzden kapitalist ve emperyalist sistemlerde halkların demokrasi arayışı her zaman çözümsüz kalmıştır.

  Demokrasi, kapitalizmin egemen olduğu yerlerde halkların liberal sistem içinde hak arama talepleridir. Liberal sistem içinde sınıf bilincinden yoksun bir şekilde halkların hak arama çabası, sistemin doğası gereği burjuvazinin lehine sonuçlanmaktadır. Ezilen kesimlerin kapitalist sistem içinde hak arama girişimleri sonuçsuz kalınca; liberal sistemin bireyci anlayışıyla toplum içinde sınıf mücadelesi, anarşiyle yer değişmektedir. Anarşinin olduğu yerde ise nesnel yasalar gözardı edilir.

  Emperyalist sistemde iktidar güçlerinin ayrıcalıklarını kuşaktan kuşağa bürokrasi sistemiyle devrettiği devletler sisteminde, işçi sınıfı ve yönetici sınıf arasında çelişkiler sosyalizmin tanınmasında olduğu kadar sosyalizmin yozlaşmasınada neden olmaktadır. Piyasa pazarlarına açılma mekanizmasıyla gelişen toplum içi bireysel yaşam bireyin ve toplumun bilincinde anarşizmi hakim kılarken; devletlerinde faşizme yönelmesini etkin kılar.

  Mao Zedong’un Kültür Devrim’ini hayata geçirirken, devrim sırasında tabanı doğrudan demokrasi için harekete geçirmesinin nedeni birey, toplum ve devlet içinde oluşabilecek bu tür durumları engellemek istemesinden kaynaklanmaktadır.

  Demokrasi kavramı ait olduğu sınıfa ve sisteme göre farklı anlamlar taşımaktadır. Aynen toplum gibi olan demokrasi kavramı içinde bulunduğu şartlara ve koşullara göre farklı farklı anlamlar taşır. Emperyalist sistemle birlikte evrensel çapta geliştirilmek istenen demokrasi sürekli halkları sömürmek için gelişen dinamik bir siyaset aracıdır. Üretim ilişkileri aracılığıyla toplumcu kapitalizmi geliştirmek isteyen sömürgeci devletler; kapitalizmin her ileri aşamasında toplumları içinden çıkılmaz arayışlara sürükler. Toplumların proleterya bilincinden yoksun olmalarından dolayı demokrasi adına siyasi tercihlerinde sağ muhafazakâr ve sol liberal tercihlerde bulunmalarının nedeni budur.

  Kapitalist sistemle ön plana çıkan demokrasi anlayışı, ulusal çıkarlar bahanesiyle milli baskıyı kutsayarak, şovenizmi geliştirerek burjuvazi sınıfı tarafından evrensel ve merkezileşmiş bir şekilde ezilen dünya halklarını sömürmek için evrensel sermayenin siyaset aracı olmuştur. Avrupa Birliği’nin gelişmesi de dünya haklarının birçoğunu ezmek için, liberal burjuvazi tarafından geliştirilmiş olan bir demokrasi senaryosudur. Ezilen ulusların bağımsızlıklarını ilan ederek haklarını ararlarken zamanla ezen-ezilen uluslar hâline dönüşmeleri emperyalist demokrasi anlayışının ulaştırmış olduğu kaçınılmaz neticelerden biridir. Lenin’in bu konuda sosyal şovenleri eleştirmesi konuyu daha anlaşılır kılmaktadır. Bu yüzden özellikle Maoizm’in direkt olarak siyasi iktidarları hedef alması işçi sınıfının proleter demokrasiye kavuşması için önemli bir ilkedir. Bu ilkenin bilimsel gerçekliğide kapitalist ve emeperyalist siyasi iktidarların zora dayalı ele geçirilmesini dünya proleter sınıfı adına evrensel kılmaktadır.

  Ezilen ulusların hem kendilerini ezen uluslara karşı, hemde emperyalizme karşı başkaldırmaları ve emperyalistler tarafından terörist olarak ilan edilmeleri bu yüzdendir. Emperyalistler kendi yazdıkları senaryoları bozmaya çalışanları her zaman terörist ya da barbar olarak kabul etmişlerdir. Emperyalist dünyada bu yüzden proleteryaya önemli ve ağır sorumluluklar düşmektedir. Mao Zedong’un proleteryanın örgütlenmesinin şart olduğunu söylemesi; emperyalistlerin haince tutumlarından kaynaklanmaktadır.

  Proleteryanın örgütlenmesi, belirleyeceği hedeflerle önemlidir. Dünya tarihinde bir çok kez örgütlenip, dağılan proletarya hedef ve strateji belirleme konusunda çok dikkatli olmalıdır. Çünkü tarihin her aşamasında proleteryanın sınıf bilinci eksikliğinden dolayı, sosyal şovenlerin kurbanı olduğu görülmüştür. Mao Zedong’un dünya proleter devriminin kilit noktası ezilen ve örgütlenen işçi sınıfıdır demesi, halkların kurtuluşu adına önemli bir stratejidir.

  Rekabetin kapitalizmle birlikte gelişmesi ve serbest piyasa koşullarıyla emperyalizme dönüşmesi; ezen ve ezilen ulusların kaderini belirlemiştir.

  Ezen ulusların emperyalizmin bir parçası olması ezilen ulusları proletarya saflarında yer almaya mecbur kılmaktadır. Ulusal savaşın içinde kendi gerçeğini koruyan sınıf sorunu ezilen ulusları elbet bu gerçekle yüzyüze getirecektir. Mao Zedong’ un komünist devrimi tek hedef olarak belirlemesi boşuna değildir. Gelişmekte olan emperyalizm sistemi içinde işçi sınıfını yanıltmak için hedef şaşırtıcı burjuvazi, her zaman uyanık kalmaya devam etmektedir. İşçi sınıfının bu yüzden hedefini şaşırmaması için: Marksizm, Leninizm ve Maoizm etrafında sınıf mücadelesini yürütmesi proleteryanın tek adresi olmalıdır.

  Bugün bir kez daha ispatlanmıştırki dünyadaki komünizm hayaleti Maoistler tarafından yürütülen halk savaşlarıyla temsil edilmektedir. Bugün dünya emperyalist sistemi içerisinde Marksist- Leninist ilkeler yozlaşmamışsa bu Mao’nun Çin Devrim’inden ve Mao’nun devrimci liderliğinin gücünden kaynaklanmaktadır.

  Dünya tarihinde yaşanmış birçok devrimlerde zamanla komünizm içinde bürokrasinin geliştiği görülmüştür. Komünizm içinde bürokrasinin gelişimine imkân tanıyan koşulların Çin Devrim’i döneminde son bulduğunu tarih bizlere ispatlamıştır. Çin Devrim’i döneminde parti içinde ve orduda yapılmış tasfiyeler komünizm içindeki bürokrasinin yok edilmesine dair işçi sınıfına önemli tecrübeler kazandırmıştır. Mao’nun toplum üzerine yaptığı sınıfsal analizleri daha sonra siyasi eylemlerin üzerindede geliştirmesi; Mao’nun işçi sınıfının sahip olması gereken demokrasi anlayışını ve halk savaşı konusundaki taktiklerini iyi bir şekilde açıklamaktadır.

  Mao Zedong’ un halk içinde yaşanan çelişkilerin barışçıl ve tartışılabilir yöntemlerle çözülmesi gerektiğini, halkla sınıf düşmanları arasındaki çelişkilerinde ancak savaşmakla çözüme kavuşturalabileceğini vurgulaması, ulaşılacak olan demokrasi anlayışını ve proleter zaferi açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tespit aynı zamanda sosyalist düzen içinde elde edilen
demokraside hâlâ sınıf savaşının devam edeceğini ve öte yandan sınıf mücadelesinin proleterya tarafından kesintisiz devam etmesi gerektiğini gösterir.

  Komünizme ulaşılması için devamlı halk savaşı mecburidir. Gelişen emperyalist dünya düzeni reformcu- tasfiyeci ideolojik bayraklarla simgeleşmiştir. Bu yüzden globalleşmiş dünyada en tehlikeli düşmanımız reformizmdir. Çünkü reformizmin ve tasfiyeciliğin olduğu bütün ortamlarda, ideolojik ve politik savrulmalar hızlı bir şekilde baş gösterir. Reformizmin işçi sınıfını düşürdüğü yanılgılar ve savrulmalar; Marks’ın Lenin’in ve Mao’nun; dünya tarihinde işçi sınıfı için ortaya koydukları, sınıf bilincinin bilimsel yöntemleriyle doğruluğuna kavuşabilir ve sarsılmaz bir sağlamlığa ulaşabilir.

  Modern dünyanın insana yakıştırmış olduğu, ” insan denen meçhul” bilinmezliği; ancak insanı ve insanlığı var eden emek olgusuyla materyalist gerçekliğini bilinebilir kılabilir.

  Kapitalizmin ve emperyalizmin sona ermesi ise, işçi sınıfının Maoizm’i benimsemesiyle ve Mao’nun; “Çin Kültür Devrimi”nde ölümsüzleşen proleterya savaşını bir kez daha yaşatmasıyla, Maoizm’e sarılarak sahiplenmesiyle sona erdirilebilir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top