Gündem

Heybet AKDOĞAN : KİTLE PSİKOLOJİSİ ve KATLİAMLAR

KİTLE PSİKOLOJİSİ ve KATLİAMLAR

Kitle (topluluk), hayatın; acı, sıkıntı, öfke, ve umut dolu duygularını aklında ve kalbinde barındıran ve “sessizce’’ yaşayan insan topluluklarıdır. Sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla incelendiğinde, özgür olmayan ve özgür irade ile kendilerini yönetemeyen toplulukların özgürlüklerinin, baskıcı iradeyle engellenmesi sonucu ortaya çıkan toplumsal şiddet mekanizmasına kitle denir.

İnsanların belirli güçler tarafından yönetilmesi, toplumlarda yaşanılan anlamsızlık ve sosyal krizler bu anlamsızlık ve krizleri yaşayan kitlelerin egemen güçlerin elinde bir ölüm makinesi haline gelmesi her zaman olağandır.

Dünya tarihinde yaşanmış ve yaşanılacak katliamlarının sebeplerini konumuzun içeriğinde bilimsel olarak anlamlandırabiliriz. Toplumların, sosyo-psikolojik krizleri yaşaması şiddet duygularını her zaman körüklemiştir. Şiddet boyutuna ulaşan kitlelerin yönlendirilmesi egemen sınıflar tarafından rahat bir şekilde sağlanmıştır.

Bu kitleler bir imha aracı haline kolay bir şekilde dönüştürülebilmişlerdir. İnsanların yöneten güçlerin uyguladıkları politikalar sayesinde kendilerine yabancılaşması, kitleleri; din, etnik, köken, mezhep ve kültür çatışmalarının kaynağı haline getirir. Yönetilen konumunda olan kitleler, şiddeti her zaman baskı altında olan duygu ve düşüncelerinin anlık bir tezahürü olarak dışa vururlar.

Korku kültürü ve yönetimiyle yaşayan insanların belirgin özellikleridir. Varolma amacını düşünme ve bilinç yetisiyle yaşanamamış, çaresiz toplulukların kimliklerini açıklamalarının belirgin özellikleridir şiddet.Tarihten bugüne insanların egemen olma dürtüsüyle yaşaması her zaman egemenlerin ellerinde köle olarak yaşamaya insanları mecbur kılmıştır.

Kölelik gerçeğinin açık bir ifadesi olan korkunun bilince üstün gelmesi; köle olarak yaşamayı bir inanç olarak gören kitlelerle, köle gibi yaşamak istemeyen ve aydınlık için mücadele eden kesimler arasında savaşlar, katliamlar ve kıyımlar kaçınılmaz olmuştur.

Bu gerçeklikle insanlık tarihine baktığımızda dinlerin

nasıl ortaya çıktığını ve dinlerin egemen kurumlar aracılığıyla insanlık savaşlarını nasıl başlattığını doğru bir şekilde açıklığa kavuşturabiliriz.

İnsanlığın kaybettiği komün hayatının cennetini, olmayan hayali bir alemde nasıl sonsuzlaştırdığını sınıflı toplumun analizleriyle kavrayabiliriz. Kitleler tarihini araştırdığımızda kitle psikolojisinin bilinçaltı oluşumlarını “Marksist” metot yöntemiyle sabit kanıtlarla anlayıp, açıklayabiliriz.

Kitle psikolojisinde; kitleleri var eden bireysel farklılıklar bir yöne doğru yönlendirilir.

Bireysel yolla elde edilmiş yetenekler var olan kitle içerisinde yok olur ve kitlenin bilinçsiz ruhu her şeye egemen olur. Kitle içerisinde her insanın içgüdüsel duyguları şiddet olarak kendini dışa vurmaya hazır hale gelir. Kitlenin; kolay provoke edilmesi, kararsal zayıflıklar, telkine kapılmanın açık olması, çabuk inanma eğilimlerinin olması, kitleleri bir şiddet mekanizması haline getiren en önemli unsurlardır.

Kitle psikolojisi, bilimsel olarak bir “sürü psikolojisine” benzetilmiştir. Topluluklar varolduğundan beri; kitleleri yöneten, gücü elinde bulunduran ve iktidarını sahip olduğu maddi imkanlarla koruyan kişi ve kişiler “sürü psikolojisinin” sahip olduğu liderlerdir.

Sınıflı toplumlarda bireylerin ve alt grupların birbirlerinden farklı yönde davranışlarını diğerlerine egemen yapma çabası karşılıklı olduğu için çatışma ve uyumsuzluk hiç engellenememiştir.

Kitle psikolojisinde aynı cinsten olmayan, aynı cinsin içinde kaybolur ve bilinçaltı üstün duruma geçer. Kitle psikolojisinde bireysel özelliklerin ortak hale gelmesi durumu, kalabalıkların yüksek bir zeka isteyen işleri niçin beceremediklerini bu şekilde açıklığa kavuşturmuş olur.

Kişi tek başına olduğu vakit kendisini kontrol edebileceği bir çok durumda kitle içinde kontrol edemez ve çok güçlü olduğu hissine kapılır. Kişi, kitle psikolojisi içine girdiği vakit bireysel çıkarlarını kolayca kitle çıkarına feda eder. Şiddet eylemlerine açık olan kitleler, sorumsuz ve hedefsiz oldukları için kendilerini içgüdülerine kolayca teslim ederler. Sınıflı toplum içinde yaşayan bireyler, yeteneklerini özgür iradeyle kullanamazlar.

Bireysel yeteneklerin emek sömürülmesiyle değersizleşmesi, bireysel yetenekleri kitle içerisinde değersiz hale getirip, kişiyi insan erdemlerine yabancılaştırır. Kitle içerisinde içgüdülerin şiddet olarak dışa yansıması; baskı altında olan bireylerin korku kültürü içinde kişinin acı çekerek yaşamasının en bariz örneğidir.

Kitlelerin kolay saldırganlaşması, kararsız olmaları ve telkinlere açık olmaları insanların kadim uygarlıklardan bugüne doğayla olan uyumunun bozulduğunun “çatışmaları” olduğunu düşünüyorum.

Uygarlıkların kurulması ve yıkılması hadiselerine baktığımızda görünüş olarak egemenlerin kavgaları sonucu oluşan olayların sebepleri olarak görünür. Oysa ki olayların toplumsal boyutlarına baktığımızda, kavimlerin düşünce ve görüşlerinde meydana gelen değişmelerin sebep olduğu anlaşılır. Çağlar boyu, milletlerin başına gelecek olayların senaryoları çoğu zaman kitlelerin ruhuna yazılmıştır. Uygarlıkların değişmesi kitlelerin bilinçaltlarında oluşan maddi öğelerin anlam değişmesidir.

Değişen maddi öğelerin anlamı komünal bir yaşam ile birleşmeyince toplumların hayatında “üstyapı” kurumu kitleleri yöneten egemen güç olarak varlığını her zaman korumuştur.

Bu yüzden kitlelerin tarihine baktığımızda toplumların altüst olan ruh kargaşalığı savaşların doğuşuna ve dini kurumların vaatlerinden ümitsiz ve çaresizce yardım istemelerine kitleler için zemin hazırlamıştır. Medeniyetler şimdiye kadar küçük seçkin düşünceliler tarafından meydana getirilmiş ve yönetilmiştir. Kitleler tarafından oluşmamış medeniyetler bu yüzden düzensiz ve kargaşa içinde olan toplumların acı ve isyan dolu tarihleri olmuştur.

Medeniyetleri kuran bütün kralların, peygamberlerin kişiliklerine baktığımızda hepsinin sahip oldukları kitleleri çok iyi tanıyıp yöneten bir psikolog olduklarını söyleyebiliriz. Medeniyetleri kuran bu liderlerin kutsallıklarına baktığımızda ilahi bir güç ile kendi hakimiyetlerini koruduklarını görürüz. Örneğin: Krallar, Tanrı’nın temsilcisi olduklarını söylemişlerdir ama bu iradeyi Tanrı’dan nasıl aldıklarını halka açıklama gereği duymamışlardır.

Sahip oldukları maddi nüfusun gücü halka boyun eğdirme “itaat”ini kıldırmıştır. Peygamberlerin, Allah ile konuştuklarına ve Allah’tan kutsal kitap aldıklarına onlardan başka kimse şahit olamamıştır.

Bu inanç ile yönettikleri halk tabakasıda bunun sorgulamasını yapamaz ve bu konuda ispat ile gerçeği öğrenemezler. Kitle psikolojisinin telkinle yönetildiğine dair açık ve kesin ispatlardan biri bu olsa gerek diye düşünüyorum. Birey yalnız olduğu zaman medeniyet basamağından aşağı iner ve komünal karakterini yaşar. Fakat birey bir kitleye karışınca “barbar” diye ifade ettiğimiz bir karaktere bürünür ve yıkıcı olur.

Kitle içerisinde her zaman kitlenin var ettiği efsaneleşmiş kahramanlar vardır. Kitlenin kendi gücü ile yarattığı bu kahramanlar, gerçekte kitlenin farkında olmadığı gücünün sembolüdür.

Ama kitle kontrolsüz ve bilinçsiz bir topluluk olduğu için kendi gücüyle var ettiği bu kahramanların kölesi olmaktan kurtulamamışlardır.

Yıkıcı ve şiddet dolu içgüdüler kitlelere ilkel devirlerinden kalma bir mirastır. Tek başına birey için bu içgüdüleri tatmin etmek tehlikeli olduğu için bireyin sorumsuz ve cezasız kalacağından emin bulunduğu bir kitleye karışması gerekmektedir.

Sivas katliamında, egemen güçlerin, dinci kadrolarla oluşturdukları kitle buna bir örnektir. Dikkat edilirse Madımak katliamında rol alan kitle cezalandırılmamıştır.

Kitlelere baktığımızda hayali vaatlerle kandırılıp ve manevi duygularla, içgüdüleri coşturulup bir şiddet gücü haline gelmişlerdir. Kitlelerin; “vatan, şan, şeref ve din” duygularıyla çok iyi bir şekilde motive edildiklerini Sivas, Maraş, Çorum, Malatya vb. birçok katliamda görmüşüzdür.

Dünya tarihinde kitlelerin bu tür katliam aracı haline dönüştürülmelerine birçok örnekle vererek ispatlayabiliriz. Yakın tarihimizde yaşatılmış Sivas katliamı insanlığımızın kanayan ve kabuk tutmayacak yarasıdır. Türkiye’de yapılmış yakın tarihimizin katliamlarını, Kemalist ideoloji de ve dinci iktidarların egemen görüşlerinde araştırılmasını ve sorgulanmasını önemle tavsiye ediyorum.

Emperyalist ideolojilerde önemli olan inançtır.

Emperyalist ideolojinin doğru olduğuna inandırmak ve onu hayata geçirmek için her türlü haksızlığa başvurulur.

Kemalist ve dinci ideolojilerde kendi varlığını kabul ettirmek için faşist ve baskıcı uygulamalar yapmıştır. Kemalist ideolojinin ve dinci egemen yönetimlerin bilimsel ve teorik tespitlerinin “İbrahim Kaypakkaya eserlerinde ve mücadelesinde gerçek kimliğinin bilineceğine ve Kaypakkaya’nın metotlarının kurtuluşun bir reçetesi olacağına yürekten inanıyorum.

Dünyada ezilen halkların kurtuluşu ancak sosyalizm mücadelesi ile başarıya ulaşır. Emekçi halkların kitle konumuna düşmemesi ve egemen güçlerin yönetimi altında olmadan, insanca, öz irade sahibi olarak yaşaması komünal toplumun gerçekleşmesi ile yaşanır.

Sosyalist bir dünya oluşmadığı müddetçe, baskı ve korku kültürü içinde yaşayan ve yetişen kitleler daima olacaktır. Unutmayalım ki, sosyalizm insanlığın ve doğanın iradesidir.

Heybet Akdoğan

Yorum yap

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Haberler

To Top