Kültür

Heybet AKDOĞAN: DİRİLERİN UYKUSU-3

DİRİLERİN UYKUSU-3


İmkânlar  isteklerimizle  birlikte o kadar ilerliyor ki, zamanın bile dengesi bozuluyor.

Biz insanlar, zaman kavramını unutalı çok oldu. Bunu zamanın kendi dengemizi  zorladığından anlıyorum.

İsteklerimiz , bizi doğadan ve doğal olanlardan çok uzaklaştırdı. Bu yüzden bizlerde artık doğal değiliz. Gülüşlerimizde sönmüş sıcaklıktan, konuşmalarımızda imalarla noktalanan cümlelerimizden anlayabiliyorum.

İsteklerimiz bizimle, biz isteklerimizle  rekabet hâlindeyiz. Hâliyle kendimizlede rekabet halindeyiz. Bir yerlere doğru koşuyoruz. Önceden bir yerlere doğru yürüken, şimdi kendimizi koşmak zorunda hissediyoruz. Koşmasak, ezileceğiz  hissine kapılıyoruz. Koştukça en çok geride kalanlar yine bizler oluyoruz.

Bir yerlere varmak isterken yolun sonunu göremiyoruz. Bu yüzden zaman çok hızlı geçiyor. Hızlı geçen zaman içinde bizler düşünemiyoruz, duygulanamıyoruz.  Duygulansak, kendimizi acınacak hâlde görüyoruz.  Yoruluyoruz. Dinlenmek istesek, çok şeyler kaybedecekmişiz gibi; dinlenmiyoruz. Bir an endişelere kapılıyoruz. Korkular sarıyor tüm benliğimizi. Tüm bu olanlara bir cevap bulmak istiyoruz. Cevaplar bulmak isterken, sanki birilerine hesap vermemiz gerektiği hissine kapılıyoruz. Cevap/ cevaplar bulamadan koşmaya devam ediyoruz. Koştukça insan olduğumuzu unutup arzularımızın kölesi oluyoruz. Arzularımızın kölesi olurkende birilerinin isteklerine daima hizmet ediyoruz.

Bir insana aşık olurken, sevgiden önce isyanlarımız alevleniyor. Sanki aşık olduğumuz insandan alacaklıyız.  Kaybettiklerimizi, korkularımızı ve kaygılarımızı aşık olduğumuz insanda arayıp, gidermeye çalışıyoruz. Aşık olduğumuz insanı severken, eksikliklerimizi görüp, sinirlerniyoruz. Sinirlendikçe sevdiğimiz insana egemen olmaya çalışıyoruz. Sahiplenmeye çalıştığımız sevgilimizi sıkmaya gayret ediyoruz. Korkularımız çoğalıyor. Sanki kaybedeceğiz aşık olduğumuz insanı. Onu kaybetmemek için  çırpınırken, içimizdeki sevgiyi kaybedip, aşık olduğumuz insanı aldatmaya başlıyoruz. En sonunda sevdiğimiz insanı kaybediyoruz. Sonra yeniden sevilmek için bekliyoruz.

Bize değer verenleri çoğu zaman önemsemedik. Genellikle acımasız ve alaycı insanlarla oturmayı, gezmeyi, konuşmayı tercih ettik.  Bizlere onlar daha ilgi çekici geliyordu. Hayattan yana yaralanmıştık. Acıyordu kalbimiz. Gülüşlerimizde biraz öfke, dilimizin altında küfür nöbetinde kelimeler vardı.

İntikam almak istiyorduk. O kadar intikamı alınacak yaralarımız vardı ki… Bu yüzden bir türlü; arkadaşlıklara, dostluklara, aşklara sıra gelmedi. Bunun için bize değer verenler bir türlü yanımızda olamadılar. Bu yüzden erteledik bizi en çok sevenleri.
Savaşımız bitmemişti.  Savaşmaya devam ettik. Savaştıkça; hep yalnız kaldık. Yalnızlaştıkça daha çok hırslandık. Gün gelip yenilince, bize değer verenlerin  bir tebessümüne muhtaç olduk.

Bir çoğumuz ayrı dünyaların insanlarıyız. Hepimizin farklı düşünceleri ve duyguları var. Oysaki aynı dünya içerisinde yaşıyoruz. Dünyanın neresinde olursak olalım aynı havayı teneffüs ediyoruz. Yalnız  severken aynı insanlar olduğumuzu hatırlıyoruz. Yalnız acı çekerken aynı yüreğe sahip olduğumuzu anlıyoruz.
Farklı dillerin, farklı ırkların ve farklı dinlerin insanları olsak bile, yalnız ölürken sadece insan olduğumuzu kabullenebiliyoruz.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top