Genel

Faik BULUT – Irak’ta aşiretler devlet yönetiminde söz sahibiyken Türkiye’de vaziyet nedir?

Faik BULUT

 

Faik BULUT

Irak’ta aşiretler devlet yönetiminde söz sahibiyken Türkiye’de vaziyet nedir?

 

18 Aralık 2023 tarihinde gerçekleşen ve genel seçimlerden daha büyük önem taşıyan Irak İl Genel Meclis seçimlerinde, yaklaşık 6 bin aday 285 meclis üyeliği için yarıştı.

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) dışında 15 milyondan fazla seçmen oy kullanma hakkına sahip oldu.

Malum; bu seçim Irak‘ın 14 vilayetinde 2013’ten, Musul’da 2008’den ve Kerkük’te ise 2005’ten bu yana ilk kez yapılan yerel seçimi olma özelliği taşıyor.

Rûdaw sitesinin edindiği bilgilere göre; Irak geneli ve Kürdistan idaresi dışındaki Kürt bölgelerinde sandığa gidenlerin oranı yüzde 40’ta kaldı.

Kerkük'te oy sırası bekleyen seçmenler Rûdaw.jpg
Kerkük’te oy sırası bekleyen seçmenler / Fotoğraf: Rûdaw

 

Kerkük Vilayetinde seçimlere katılım oranı yüzde 64 oldu.

Selahaddin vilayeti yüzde 59, Enbar yüzde 57 ve Ninova (Musul) yüzde 52 katılım gerçekleşti.

Kerkük, Musul, Diyala ve diğer illerdeki kısmi başarı elde eden Kürtler, her ne kadar seçim sonuçları için “Kürtlerin zaferi” iddiasında bulunsalar da kanımca bu seçimlerde de görüldüğü üzere tek blok halinde değil, hizipçi politika ve parçalı ittifaklarla seçime katılan Kürt partileri birleşmedikçe hiçbir zaferden bahsedilemez.

Irak'ta seçim afişleri. Fotoğraf-A.A_.jpg
Irak’ta seçim afişleri / Fotoğraf: AA

 

Bu hususu, yazının içindeki youtube üzerinden örneklendirerek anlattım.

Şimdi de Irak toplum ile siyasetinin başka yanına ışık tutacağım.

Çünkü Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler hakkında da düşünmemizi sağlayacak veriler var elimizde.

Arap-İslam dünyasında aşiretlerin konumu günümüzde de önemini korumaktadır.

Pakistan, Afganistan, Orta Asya cumhuriyetleri, Ürdün, Filistin, Körfez ülkeleri, Fas, Libya ve Moritanya’da aşiret-devlet ilişkisi ön plandadır.

Siyasi dengeler ve iktidara gelen politikacıların arkasında aşiret mensupları bulunmaktadır.

Aşiretlerin isim listesi.jpg
Aşiretlerin isim listesi

 

Mesela nüfusu milyonlara varan ünlü Bedevi Şamar aşiretinin Irak, Suriye (bilhassa Deyrizor, Rakka ve Haseke yöresinde), Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerinde (Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri vs) hatırı sayılır bir etkiye ve büyük nüfuza sahiptir.

Bu aşiret federasyonunun reisleri gittikleri her ülkede hükümet ve devlet başkanları tarafından karşılanıp el üstünde tutulmakta; neredeyse merasimle huzura kabul edilmekte; varsa talepleri, hakkıyla yerine getirilmektedir.

Ürdün’deki aşiretlerin ağırlığı da küçümsenemez. Ürdün’de bilhassa Bedevi aşiretlerin durumunu belli bir kurala bağlayan kanunlar çıkarıldı.

Aşiret töresi, resmi kanunlarla rekabet halinde.jpeg
Aşiret töresi, resmi kanunlarla rekabet halinde

 

Törelerine göre düzenlenmiş toplumsal konum ve ilişkilerini (kan davası, namus ve arazi meselelerini) düzenleyen özel bir yasa yürürlüğe girdi.

Sorunlarını çözmek için aşiret reislerinin içinde yer aldığı özel mahkemeler kuruldu.

2000’lerin başında coğrafya ve tarih konularını işleyen Atlas dergisi adına Ürdün’e gidip alan çalışması yaptıktan sonra bol fotoğraflı belgesel nitelikte bir yazı yazmıştım.

Ürdün Hükümeti, son yıllarda bilhassa genel seçimlerle bağlantılı olarak aşiretlerin devlete müdahalesini ve başına buyruk davranmasını kısıtlayan yeni kanunlar çıkardı.

Irak yerel seçiminde oy kullanan bir kadın. Rüşvet ve yolsuzlukla başa çıkılamıyor. Fotoğraf-AFP.jpg
Irak yerel seçiminde oy kullanan bir kadın. Rüşvet ve yolsuzlukla başa çıkılamıyor / Fotoğraf: AFP

 

Suudi Arabistan da çöl Bedevileri için yerel yönetim benzeri özel kuralları düzenledi. Böylece aşiret içi ve mahalli sorunları çözmek konusunda işlevsel olabilecek şeyhlerin (aşiret büyüklerinin) de oranın yönetimine dâhil olmalarını sağladı.

Geçmişte Irak ve Suriye her ne kadar “Arap Sosyalizmi” yaftası altında modern-ulusal bir yönetim kurmayı esas aldılarsa da, aşiret gerçeğini siyasi amaçları için kullandılar.

Örneğin Irak’ın devrik başkanı Saddam Hüseyin ülkedeki Kürt silahlı mücadelesiyle baş edebilmek için Türkiye’deki korucular benzeri, “aşiret milisleri” kurup onları imha amaçlı Enfal Operasyonlarına katmış; Basra ve benzeri güney bölgelerinden getirdiği Bedevileri, tehcir ettirdiği Kürtler, Süryaniler ve Türkmenlerin yerine Kerkük’e yerleştirmişti.

Basra'daki aşiret milisleri.jpg
Basra’daki aşiret milisleri

 

Saddam, Kürt aşiretlerinden “müsteşar” (Kürtler onlara caş diyordu) namıyla milisler oluşturup Irak Kürdistanı’nda özgürlük için mücadele eden Barzani ve Talabani hareketine karşı alabildiğine kullanmıştı.

Eski Suriye Başkanı Hafız Esad ise, 1960’larda ülkenin farklı yerlerinden topladığı Bedevileri, Kürtlerin yaşadığı (Rojava, Rakka, Haseke, Kamışlı) bölgelere yerleştirerek “Arap Kemeri” adı altında demografik değişiklikler yapmayı öngören bir projeyi hayat geçirmişti.

2003 yılındaki Amerikan işgali bölgede aşiret-devlet ilişkisinin ön plana çıkmasında ciddi bir rol oynadı.

İşgal sürecinde El Kaide cihatçılarıyla başa çıkamayan ABD diplomatı Paul Bremer ile ondan sonra gelenler, aşiret mensuplarından El Sahwa (Diriliş) adı altında milisler oluşturdular.

Bremer 11 Mayıs 2003 ile 28 Haziran 2004 tarihleri arasında Irak Devlet Başkanlığı statüsünde olan Geçici Koalisyon Yönetimi’nin başkanlığını yapmıştı.

O tarihten bu yana Irak’taki Arap aşiretlerinin devlet yönetimindeki etkileri ve toplumsal alandaki nüfuzları yaygınlaşıp güçlendi.

Irak'ta Arap aşiretleri ansiklopedisi.jpg
Irak’ta Arap aşiretleri ansiklopedisi

 

Iraklı yazar Muzhar El Far’un El Fariq, “Aşiret Hukuku” (veya Aşiret Yargısı) başlığı altında bu hususta önemli yazdı.

Onun tanımına göre aşiret kabilelerden meydana gelmektedir. Aşiret topluluğu ise kan bağı olup olmamasına bakmaksızın bir aşiretin çatısı altında toplanarak Arapça El Sellef adı verilen aşiret federasyonunu oluştururlar.

Yaklaşık 300 kadar irili ufaklı aşiretten söz edilebiliriz.

Aşiretler; giderek ihtilafları çözme, şu yahut bu politikacıyı destekleme, bloklar halinde genel veya yerel seçimlere katılma gibi konularda vazgeçilmez güç odakları haline geldiler.

Bu da aşiret-devlet ilişkisinde ciddi sorunlara yol açmaya başladı.

Aşiret düzeni ve hiyerarşisi, Türkiye kamuoyunun yabancısı değildir.

Sayısı ister yüzleri isterse binleri bulsun, aşiretin aristokrat zümresi en tepede yer alır.

Aşiret kollarının reisleri, aynı aşiret federasyonun baş reisinin çevresinde toplanarak söz ve karar sahibi olurlar.

Aşiretlerde dizilim ve hiyerarşi, töreye göre belirlenir.

Bu töre uyarınca, nerede hak sahibi olacakları veya kamusal haklarından ne kadar taviz verecekleri önceden varılan mutabakat çerçevesinde belirlenir.

İnsani veya toplumsal yardımlar konusunda neler yapacakları karara bağlanır.

Seçimler sırasında aşiret karar vericileri istişare yoluyla hangi kabileden kimin milletvekili veya belediye başkan adayı olacağı hususunda söz birliği eder; seçim faaliyetlerini yürütür, kampanyalar düzenlerler.

Irak aşiret reislerinden Zeydan Uneyd Rabii’nin değerlendirmesi şu şekildedir:

Kuşkusuz Irak’ta aşiretlerin kapsamlı bir hükümranlığı ve nüfuz alanı bulunuyor. Bu yerel iktidar/hükümranlık bugün oluşmadı. Çok eski zamanlardan beri şekillenen toplumsal bir yapının sonucudur bu.

Irak toplumu, kahir ekseriyetle aşiret topluluklarından meydana gelmektedir. Aşiret toplumunun kendine has töresi, kaidesi, kuralı ve yasası vardır ki, buna ‘El Sinayin’ denilmektedir. Her aşiret, El Sinayin töresine uymak zorundadır.

Eskiden hükümdarlar ile yöneticiler, siyasi veya toplumsal bir müşkülatı çözmek için aşiret reislerini devreye sokarlardı. O kadar ki, kimi zaman iktidar sahibine (kral, başkan, başbakan, vs) karşı ayağa kalkan protestocuları caydırmak/bastırmak için aşiret büyüklerinden yardım istenirdi.

Aşiretlerin ihkakı hak uygulaması iktidarın zayıflamasına neden oluyor alajeeria.net_.jpg
Aşiretlerin ihkakı hak uygulaması iktidarın zayıflamasına neden oluyor / Fotoğraf: alajeeria.net

 

Yasa, esasında devletin iktidarını temsil eder. Ancak aşiretler toplumsal-siyasal sorunlarda çoğu zaman yargı veya kolluk kuvvetlerine başvurmazlar. Meseleyi kendi aralarında hallederler.

Söz gelimi ihtilaflı ve kavgalı iki aşiret probleminin çözümü, her iki tarafı birbirinde ayırıp uzaklaştırmakla başlar. Buna ‘El Utwa’ veya ‘El Atwa’ adı verilir. Bu kavram uyarınca saldırgan aşiretin kabahatini-suçunu üstlenmesi, kendisi hakkında verilecek cezayı veya hükmü peşinen kabul etmesi manasına gelir.

Mağdur edilen veya zulme uğrayan aşiret, töreye uygun tazminat yahut bedel talebinde bulunur. Burada saldırıya uğrayan ister kişi, ister hane halkı yahut kabilenin hepsi olsun El Utwa kuralı aynıdır.

Bilhassa ihtilaf, çatışma, kavga ve namus gibi olaylarda haksızlığa uğramış aşiret adına talep açıklanır ve haksızlık yapan aşiret adına bedel ödenir. Yani ceza veya ödül, kolektife vekâleten alınıp verilir. Karar vericiler ise tarafsız aşiret reisleri ile toplumun ileri gelenleridir.

İhtilaf ve meselelerin çözümünde aşiretlere rol verilmesinin temel sebebi, olayın hem hızlı hem de verimli bir tarzda halledilebilmesidir. Dava için resmi makamlara başvurulduğunda dosya güvenlik ve yargı bürokrasisinin labirentlerinde dolaşır durur. Sonuca bağlanması yılları alabilir.  Kazansa bile hakkının tamamını değil, bir kısmını alabilir.

Netice olarak bu gibi meselelerin hepsinde en kısa ve doğru yol, aşiret barışı yapmaktır. Zira verilecek hüküm hem davacıyı, hem de davalıyı mağdur etmez.

Irak'ın güneyinde aşiret çekişme ve çatışmaları hiç eksik olmuyor.jpg
Irak’ın güneyinde aşiret çekişme ve çatışmaları hiç eksik olmuyor

 

Irak’taki aşiretler, mevcut konumlarıyla siyasi partilere benzerler.

Mensuplarını çevresinde toplayıp belirledikleri adayı seçtirme gücüne sahiptirler.

Ancak son dönemlerde ülkede onlarca parti faaliyet gösterdiğinden, kimi zaman aşiret bireyleri farklı partiler içinde yer alabiliyorlar.

Nitekim parti listesinden aday olabilenlerin bir bölüğü aşiret oylarından daha fazlasını alarak parlamentoya girebiliyor.

Aşiretlerin toplumsal konumu son zamanlarda ülke ölçeğinde tartışılmaya başlanmıştır. Yanıt aranan başlıca sorular şunlardır:

  • Aşiret töresi, kanun yerine geçer mi?
  • Ahali arasındaki bazı problemleri çözmesi aşireti, devlete alternatif bir kurum yapar mı?
  • Sosyal zeminde kitlesel tabana sahip aşiretlerin konumu tabiiyet ilişkisine tabi midir?
  • Öyleyse devlet nezdindeki vatandaşlık kuralı ihlal edilmekte midir?
  • Devlet ile mensupları arasında köprü vazifesi gören aşiret reisleri, bazı yasaları ve töreleri sentezleyerek uygulamaya geçirdiğinde, kendisini kanundan ve devletten daha üstün görebilir mi?

Doğrusu, son zamanlarda bu tür kanaat önderleri, aşiret reisleri, ağa ve benzeri konumdaki eşraf-mütegallibe zümresi türemeye başlamıştır.

Kanun kural dışına çıkıp “devlet benim” zehabına kapılanların sayısı artmaktadır. Bu da asayiş ve huzuru bozan bir edimdir, faaliyettir.

Sosyolog Nebil Cabbar Temimi’ye göre; Irak’taki aşiret sistemi birçok aşamadan geçerek bugüne gelmiştir.

1920’lerden 1950’lere kadar kırsal bölgelerdeki şeyhlik sistemi ve aşiretçilik meşru sayılıyordu. Yasa yoluyla yönlendirilip belli bir düzene sokuluyordu.

Krallığın yerini alan cumhuriyet rejimi aşiret düzenini bozdu; elindeki mali ve iktidar gücünü aldı.

Baas iktidarı sırasında görünüşte aşiret diye bir şey yoktu. Oysa bizzat Baasçılar, aşiretleri kendi emelleri uğruna istihdam edip kullanıyorlardı.

Daha geç yıllarda ise aşiret reisi ismi yerine “şeyhlikler, şeyhler” kavramını öne çıkarmışlardı.

2003’teki ABD işgali, kırsal alanlardaki aşiret dokusunu paramparça etti.

Iraklı Şii aşiretler, zamanla kendilerine sığınıp mezhep değişitren Sünni aşiretleri içlerine almışlar. .jpg
Iraklı Şii aşiretler, zamanla kendilerine sığınıp mezhep değişitren Sünni aşiretleri içlerine almışlar

 

Zümrecilik temelinde meydana gelen mezhepçi ve etnik çatışmalar toplumsal yapıyı lime lime etti.

Bu ise huzur, asayiş ve güvenin ortadan kalkması demekti ki, kendini güvencede hissetmeyen insanlar, ister istemez aşiretlere sığınıp onların himayesine girdiler.

Aşiretler devlete değil kendine sığınanlara güvence verebiliyor. .jpg
Aşiretler devlete değil kendine sığınanlara güvence verebiliyor

 

Dolayısıyla aşiretler yeniden canlanıp dirildi, ciddi bir güç merkezi haline geliverdi.

Doğrudur, aşiretler eskisi gibi tek merkezden yönetilemiyordu.

Parçalanmışlık içinde aynı aşiretin farklı kabileleri de ortaya çıkınca ortalığı çok başlılık sardı.

Buna rağmen aşiretler kırsaldan şehirlere doğru da yayılıp toplumsal bünyeyi kemirdi.

Netice olarak şehir merkezlerinde aşiret sistemi kanunun yerini alarak toplumsal sorunların çözüm yeri ve başvuru makamı haline geldi.

Iraklı siyasetçilerin bilinen pragmatist ve eyyamcı tutumları, aşiretçiliği teşvik etmekle kalmadı.

İhtirasları uğruna yıllar boyu aşiret güzellemesi yaptılar. Onların telinden çalıp hırslarını bilediler.

Böylece toplumun bir yanına aşiretçilik, diğer yanına ise mezhepçilik egemen oldu. Her ikisini birden istismar edenlerin sayısı da az değildi.

Önemi ve konumunun farkına varan aşiret ile reisleri, fırsattan istifade emellerini gerçekleştirmek üzere aşiretçiliği alabildiğine istismar ettiler.

2021 yılındaki yeni seçim kanunu, aşiret adaylarının da parlamentoya girmesine yol açtı_.jpg
2021 yılındaki yeni seçim kanunu, aşiret adaylarının da parlamentoya girmesine yol açtı

 

Özellikle seçim kampanyaları sırasında öne çıkıp göze çarpan simalar, politikacıların vitrinlerindeki model rolüne soyundular.

Yolsuzlukla mücadele konusunda uzman Said Yasin, şu tespitleri yapıyor:

Bazı aşiretler büyük siyasi nüfuz sahibi olmakla kalmadılar silahlı milisleri sayesinde itibar da kazandılar. Bu ise çoğu zaman aynı aşiretin, kimi kamu ve özel yatırım projelerini kendi lehine etkilemek için toplumsal nüfuzunu kullanmasına yol açtı.

Söz konusu aşiretler istediklerini elde edebilmek uğruna şantaj yapabiliyor, bazen de uyuşturucu ve ham petrol kaçakçılarıyla birlikte çalışabiliyorlar. Eyyamcı politikacılar, oy hatırı için böyle aşiretleri el üstünde tutabiliyorlar.

Aşiret mensupları da bu ve benzeri adı yolsuzluklarla anılmış politikacılara daha fazla rağbet edebiliyorlar. Hangi yollarla siyasi ve mali rant elde ettiklerine aldırmaksızın kendilerinden nemalanmaya bakıyorlar.

Hâlbuki aşiretler, bahsi geçen yolsuzluklara bulaşmak ve nemalanmak yerine milli görevleri gereğince her türlü yasadışı kazanç ve yolsuzluklara karşı kararlı bir tutum almalılar.

Kırdan şehire inen aşiret milisleri gövde gösterisi yapıyorlar.jpg
Kırdan şehire inen aşiret milisleri gövde gösterisi yapıyorlar

 

Ne yazık ki aşiret yozlaşması alabildiğine yayılmış vaziyette. Iraklıların mahalli dilinde ‘El Dekke El Aşairiye’ diye söylenen yeni bir âdete göre; birileri, karşı taraftaki rakibini/hasmını  çökertip malına mülküne el koymayı kafasına koyduğunda, öncelikle bu kişinin evini ya da ona ait herhangi bir yeri kurşunlatabiliyor.

Ardından hanesi yahut bürosunun kapısına “bu daire/ev kiralanamaz ve satılamaz, zira kan davasından ötürü borçludur” ibaresi yazılıyor.

Böylece aşireti ile arasına nifak sokup tek düşürülen hedefteki kimse, şantaja başvuranın eliyle bir dizi kanunsuz yolda kullanılabiliyor.

Gerçi Irak hükümeti, ‘terör’ olarak nitelediği bu eylemi suç saydı.

Fakat bazı yörelerde halen devam etmesi nedeniyle vatandaşın güvenlik ve selameti açısından büyük bir tehdit oluşturuyor.

Yakın zamanlarda Bağdat Ağır Ceza Mahkemesi bu yola tevessül eden birkaç kişiyi 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sabit görülen suç şuydu:

Sanıklar,  otomatik silah ve el bombası kullanmak suretiyle mağdurun evine saldırıda bulunmaları sonucu hane halkından birinin yaralanmasına sebebiyet vermişlerdir. Ayrıca haneye tecavüz etmişlerdir. 1

Aşiret milisleri yıllardan beri kendi bölgelerini IŞİD saldırılarından koruyorlar.jpg
Aşiret milisleri yıllardan beri kendi bölgelerini IŞİD saldırılarından koruyorlar

 

Arap ülkelerinde vaziyet böyleyken, Türkiye’de durum nedir?

1960 ve 1970’li yıllarda “Doğu ve Güneydoğu’daki aşiretler küçük devlet, devlet ise büyük aşiret gibidir” ibaresi çokça yazılıp kullanılmıştı.

1980’lerin ikinci yarısından itibaren iktidarlar, “terör ile mücadele” planı çerçevesinde aşiretleri örgütleyip yaşlı-genç demeden korucu yaptılar.

Koruculuk bir kazanç ve rant alanı haline geldi. Korucu sayısı yaklaşık 90 bini buldu.

1990’larda korucu aşiretlerden bir kısmının adı uyuşturucu kaçakçılığı dâhil birçok yolsuzluk, cinayet ve yüz kızartıcı suça karışmıştı.

Üstelik bu işler, bazen bir kısım resmi görevliyle birlikte yapılıyordu.

Dönemin iktidarlarının el üstünde tuttuğu kimi aşiretler için “özel kenevir ekim alanı” tahsis edildiği, o tarihteki resmi gazetede bile yayımlanmıştı.

Birkaç aşiret reisine takım elbise giydirilerek İstanbul’daki televizyon kanallarında konuşturulmuştu.

21 yıllık AKP iktidarının ikinci yarısında Urfa’daki aşiretler, aniden dernekleşmeye başladılar.

Merkezi ve yerel yönetim tarafından hoş karşılanan bu olay teşvik edilip yaygınlaştırılmaya çalışıldı.

Yıllar önce Urfa Ziraat Odası yönetiminden bir mühendis şöyle demişti:

Vali veya kaymakamdan mesleki alanımızın acil sorunlarını görüşmek için randevu istiyoruz. Bize 15 yahut 30 gün sonrasına randevu veriliyor. Oysa aşiret reisi veya aşiret derneği başkanı görüşmek istediğinde hemen talebi yerine getiriliyor.

Dernekleşen aşiretler, bu konumlarından yararlanarak yerel ölçekteki kamu ihalelerine de girebiliyorlar.

Seçim zamanlarında aday gösterebiliyor veya meclise gideceklere verilecek oylar karşılığında pazarlıklar yapabiliyor.

Mevcut iktidar direkt karışmasa bile yeni oluşan aşiret sisteminden hoşnut görünüyor.

Bu yoldaki teşvik ve projesinin içeriğini bilinmemekle birlikte “aşiret sisteminin” yeniden ihya edildiğine dair ilk emareler ortaya çıkıyor.

Gözden kaçırmışım; Iğdırlı hemşerim Hasan Alagöz bir sohbet sırasında bahsetti:

Abi, biliyor musun Iğdır, Doğubayazıt, Ağrı, Patnos ve Van yörelerinde ‘Kadim Aşiretler Federasyonu’ adı altında bir oluşuma gidiliyor.

Çevredeki hemen her aşiretten, işe yarasın veya yaramasın birçok sima, kanaat önderi, aşiret ileri geleni ve mahalli şahsiyetler bu oluşuma dâhil ediliyor.

Toplantılardan biri Van’da yapılmıştı. Sırayla ve zamanla başka bölgelerde de toplantı ve görüşmeler gerçekleşecek. Galiba iktidar, Kürt meselesini kendince halleder görünüp mevcut Kürt hareketi ve partilerine alternatif yaratma arayışında…

Alagöz’ün sözünden birkaç gün sonra Iğdır merkezli Güven Gazetesi’nde yayımlanan 6 Ekim 2023 tarihli haberin başlığı gözüme çarptı:

Aşiret Liderleri ve Kanaat Önderlerinden Vali Turan’a Ziyaret: Kadim Aşiretler Federasyonu İl Başkanı Ferhat Armağan ve kanaat önderleri, Iğdır Valisi Ercan Turan’ı makamında ziyaret ettiler.

Aşiret liderleri ve kanaat önderleri, Iğdır Valisi Vali Ercan Turan'a ziyaret etmişlerdi Güven gazetesi.jpg
Aşiret liderleri ve kanaat önderleri, Iğdır Valisi Vali Ercan Turan’a ziyaret etmişlerdi / Fotoğraf: Güven gazetesi

 

Devamına da bakalım:

“Ziyarette oluşumları ve yaptıkları çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Başkan Armağan, bu oluşumun toplumda oluşan ihtiyaca cevap vermek için kurulduğunu; toplumun birlik ve beraberliğine, bölgedeki kan davalarını, arazi anlaşmazlıklarını, kız kaçırma olaylarındaki husumetleri bitirebilmek, sosyal yardımlaşmalarda eşgüdümlü hareket edip daha çok faydalı olmak için var olduğunu dile getirdi.

Başkan Armağan, oluşum olarak milletin faydası için daima toplum içinde aktif çalışmalar yaptıklarını anlattı. Ayrıca, üç aşiretin kan davasının çözümlenmesi için yaptıkları barış toplantısı ve taziye yemeklerinin kaldırılması için yaptıkları çalışmaları ve bu çalışmanın sürdürülebilmesi için köy köy, mahalle mahalle taziye yerlerini ziyaret edip yemek dağıtımını nasıl önlediklerini anlattı.

Başkan Armağan, şunları söyledi:

‘Aldığımız eğitim, büyüklerimizden aldığımız terbiye, dinimizin bize emrettiği hükümler herkesi kucaklamamızı gerektiriyor. Kimse doğarken ailesini seçmiyor. Dinimizde ırkçılık yoktur. Husumet yoktur. Bizim farklılığımız zenginliğimizdir. Biz bunu kesinlikle böyle görüyoruz.

Bizler mensubu olduğumuzu aşiretlerin ağası değil bizatihi hizmetkârlarıyız. Bizler bu toplumun içindeki kanaat önderlerinin ta kendisiyiz. Yoksa kimse maraba sahibi olan ağalar değil. Biz mensubu olduğu kabileye hizmet için onların maslahatı için çalışan kimseleriyiz.

Kanaat önderleri, aşiret liderleri, cemaat temsilcileri olarak kıymetli Valimizin ziyadesi ile gayretli olduğunu görüyor, yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Sayın Valimizden beklentimiz ve başaracağına da inandığımız, bu iki toplumun vahdeti için hizmet etmesidir.’

Kanaat önderlerinin ziyaretinden ötürü teşekkür edip memnun kaldığını söyleyen Vali Turan, ‘Toplumun birlik ve beraberliğine yönelik böyle bir oluşumu kurmanızdan ötürü sizleri tebrik ediyorum. Çok güzel çalışmalar yaptığınızı görüyor, takdir ediyoruz. Toplumun böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu ve bu ihtiyacı sizlerin karşıladığını görüyoruz…’ şeklinde konuştu.” 2

Kürt yoğun illerde yeni gelişmeler var.

Yasal Kürt hareketini (HDP-HADEP gibi) devre dışı bırakıp tabanını çekmeye yönelik yeni bir politikanın hayata geçirildiğine dair bir örnek daha yaşandı:

Din âlimleri Diyarbakır’da toplandı.

Maşallah Dekak imzalı haberin devamına bakalım:

Diyarbakır’da düzenlenen Âlimler Buluşması’na katılan âlimler, Kürtçenin üzerindeki yasakların kaldırılması talebinde bulunarak Kürtçenin resmi dil olmasını istedi.

Her yıl Müslüman ülkelerden âlim, akademisyen, siyasetçi, STK temsilcileri ve kanaat önderlerinin katılımıyla düzenlenen Âlimler Buluşması’nın 8’incisi Diyarbakır’da düzenledi.

Buluşmaya Türkiye dışında Kürdistan Bölgesi ve Rojhılat’tan (Doğu Kürdistan) çok sayıda âlim katıldı.

4 oturumla gerçekleştirilen buluşma; Türkçe, Kürtçe ve Arapça okunan sonuç bildirgeleri ile sona erdi.

Buluşmaya katılan âlimler Türkiye’de Kürtçe üzerinden bulunan yasakların kaldırılmasını, anayasal güvence verilmesini ve Türkiye’de Kürtçenin resmi dil olmasını istedi.

Rûdaw‘a konuşan Âlimler ve Medreseler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Beşir Şimşek, şöyle konuştu:

Türkçe gibi Kürtçenin de eğitim dili olmasını istiyoruz. Kanunen bu böyle olmalı. Biz diyoruz ki Kürtçe Türkçenin yanı sıra ikinci resmi dil olsun. Bu yasal olarak tanınmalı. Eskiden de Osmanlılar devrinde Kürdistan adıyla bir coğrafya vardı. Bu husus, kabul edilmelidir.

Söz konusu buluşmanın sonuç bildirgesinde şu ibareler dikkati çekti:

Önceki iki asırda Müslüman Kürt halkının siyasal haklarını gasp eden güçler, bugün Müslüman Kürt halkının itibarına kastetmektedir. Seküler dünya, dün İslam’ın Kürt halkına kazandırdığı siyasal hakları imha ettiği gibi, bugün de Kürt halkının itibarını, ahlak ve şahsiyetini imha peşindedir.

Müslüman Kürt halkının İslam içinde dürüstlük, yiğitlik, vefalı olmak, mertlik, namusuna düşkünlük gibi değerler ve dünya tarihine yön veren ulema ve önderleriyle kazandığı itibar, bugün sekülerleşme ile tarihi bir tehdit altındadır.

Liberal küreselcilik, Kürt halkının değerlerinden yoksun kalmasını yeterli görmemekte, aynı zamanda ondan ahlâkî değerlere karşı savaşmayı da istemektedir.

Karmaşık ideolojik yapılar, Müslüman Kürt ailesine ve Kürdün itibarına karşı savaştırılmaya çalışılmaktadır. Değerlerin yok edilmesine karşılık siyasal hak verme vaatleri aldatmadır, bu durum kabul edilemez.

Kürt halkının itibarını korumak; onun İslam kaynaklı dürüstlük, yiğitlik, vefalı olmak, mertlik, namusuna düşkünlük gibi değerlerini ihya ile birlikte, ilimde ve bilimde insanlığa yeniden önderlik yapacak öncü şahsiyetler yetiştirmekle mümkündür. 3

Bu iki haberden edindiğim izlenim şudur:

Görüldüğü gibi, hiçbir şey tesadüf değildir. Gayet planlı ve hesaplıdır.

Doğuştan gelen ve demokratik haklarını elde etmek isteyen Kürtlere, Kürt-Aşiret veya Kürt-İslam sentezi temelinde yeni paketler sunulmaktadır.

Din soslu bir aşiret devleti mi yoksa insan hakları evrensel bildirgesi temelinde iş gören modern bir sosyal devlet mi isteniyor?

Buna karar vermek lazım!

Faik BULUT

NOT: Makalede yer alan fikirler yazara aittir

Independent Türkçe’den alınmıştır.

 

 

Kaynakça:

1. https://www.independentarabia.com/node/501011/,  Cabbar Zeydan, 29 Eylül 2023.
2. http://www.guvengazetesi.com.tr/asiret-liderleri-ve-kanaat-onderlerinden-vali-turan-a-ziyaret/7659/
3. https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/0110202330/ 1 Ekim 2023.
4. https://www.aljazeera.net/news/2022/5/16/,  16 Mayıs 2022.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu