İşçi-Sendika

Erdoğan ATEŞİN – TAŞERONLUK VE SENDİKAL GERİCİLİK

Kapitalist burjuvazi bunalımlar çağının en kronik dönemlerini yaşamaktadır. Rekabet arttıkça kapitalist burjuvazi bunalımdan bunalıma sürükleniyor. Genelde bütün dünyada, özelde de bölgemizde ki gelişmeler, taşeron işçilerinin mücadelesini daha bir anlamlı kılıyor.

Emperyalist burjuvazinin emek yoğun üretimi az gelişmiş ülkelere kaydırması, bu tür ülkelerde işçi sınıfına saldırıların dozunu da arttırmaktadır. Sermaye kendi çıkarları doğrultusunda yeni teknolojiler ve zalimce yeni üretim yöntemleri örgütlemektedir. Burjuvazi ”hantal devleti küçültüyoruz” demagojileriyle, tanrısı devlet olanların ”sosyal devlet” anlayışı da ortaya çıkmış oldu.

Taşeronluk biz ve bizim gibi ülkelerin çalışma ve üretim biçimlerinin merkezine oturtuldu. İki binli yıllardan sonra taşeron işçi sayısı yaklaşık on kat artmıştır. Gelinen aşamada taşeron işçilik, üretim biçiminin temeli haline gelmiştir. Bu alanda Belediye şirketleri başı çekmektedir. Burjuva devletin Yerel alanda ki temel organları olan Belediyeler, çeşitli çıkar çevreleri ve onların şirketleri üzerinden ülkeyi ve belediyelerin varlıklarını talan etmektedirler. Bunun için bütün denetimler baskı altına alınmış ve uzun bir dönemdir muazzam bir talan yapılmaktadır. İşçiler ve tüm emekçiler şiddetle susturularak, bütün hakları gasp edilmektedir. Taşeron işçiler bu alanda örnektirler ve üçlü bir saldırıyla ( taşeron, belediye şirketi, belediye ) karşı karşıyadırlar.

Sendikal hareketin tarihi ve tecrübesi, farklı programlara ve yönelimlere sahip değişik katagorilerde, çok sayıda sendikal örgütün bulunmasına rağmen, aslında objektif olarak farklı çizgilere, farklı işlevlere ve özelliklere sahip iki tip sendika vardır.

Kendilerini salt ekonomik taleplerle sınırlamayıp, bütün sebep ve sonuçlarıyla sömürü sistemini hedefleyen ve kapitalist-emperyalist burjuva sistemin tamamen ortadan kaldırılması için mücadele eden, bu mücadeleye işçi sınıfını hazırlayan, eğiten ve pratikte harekete geçiren sınıf sendikaları, birde sınıf işbirliğine dayanan, burjuvazinin hizmetinde olan ve kapitalist-emperyalist sistemin ayrılmaz bir parçası olan reformcu ve revizyonist sendikalar.

Bu iki sendikal anlayış dışındaki bütün ara sendikal anlayışlar, kaçınılmaz olarak sınıf tavrından kopmuş akımlardır. Sendikalar açısından bugünün temel sorunu, ülkemizdeki bu tür reformcu, revizyonist sendikaların ihanetini; işçi sınıfı önünde ve hayatın her alanında, sendika ağalarını şiddetle ve çok güçlü mücadele yöntemleriyle teşhir ve işçi sınıfında tecrit etmek, devrimci pratik yöntemlerle, bu sömürücü karşı devrimci sistemi yıkmak amacıyla mücadeleyi yükseltecek olan, gerçek ve güçlü bir sınıf hareketini yaratmak için, reformcu ve revizyonist sendikaların içinde ve dışında karalı ve tutarlı bir devrimci mücadele yürütmeyi acil bir görev olarak kavranmalıdır.

Reformist, revizyonist, sınıf uzlaşmacı sendikaların teşhir ve işçi sınıfından tecrit edilmeleri, bugün hayati önemdedir ve sınıf hareketinin en önemli görevlerindendir.

Taşeronlaştırma ve emekçilere saldırılar, zaten sistemin yedeğinde olan sendikaların tasfiyesi süreciyle başladı ve bu gün bu Pandemi sürecinde daha da kapsamlı saldırılara dönüşerek, işçi kıyımına dönüşmüştür. Burjuvazi kendi kontrolündeki sendikalara dahi tahammül edememektedir. Emek cephesinin ve onun öncüleri ivedilikle mücadeleyi örgütlemelidirler. Nerede mücadele varsa, sınıfın öncüleri o mücadelenin en başında olmak görevleriyle karşı karşıyadırlar. Varlıklı sınıfların bütün saldırılarına proletarya, ancak, örgütlü bir öncüyle karşı koyabilir.

Grevler ve genel grevler bir mücadele aracı olarak doğrudur ama, grevler iktidar mücadelesi için yeterli değildir. İşçi sınıfının kurtuluşu kendi öncüsünü yaratmakla veya kendi öncüsünün içinde örgütlenmekle mümkündür. Öncüsünü yaratamayan işçi sınıfı geleceğini de yaratamaz. işçiler, kendi kolektif öncüsünü yaratarak iktidara yürüyebilir.

Erdoğan ATEŞİN

Yorum yap

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Haberler

To Top