Gündem

Erdoğan ATEŞİN : ABD-AKP-MİT, PKK-KANDİL VE İMRALI KISKACINDA ÇÖZÜM SÜRECİ VE KÜRT SORUNU (1)

ABD-AKP-MİT, PKK-KANDİL VE İMRALI KISKACINDA ÇÖZÜM SÜRECİ VE KÜRT SORUNU (1)

Demokratik Devrimlerini tamamlayamamış ezilen dünya ülkelerinin hemen hemen hepsinde ulus ve azınlıklar sorunu yaşanmaktadır. Ulusal ve azınlıklar sorunu emperyalizm çağında büyük çatışmalara dönüşerek, büyük insan kayıplarına yol açmaktadır ve bu süreç bütün şiddetiyle devam etmektedir. Devrimci önderlikten yoksun bu tür hareketler kaçınılmaz olarak bir süre sonra kendilerini emperyalizmin kucağında görmektedirler.

Küreselleşme süreci 1990’dan sonra kısmen bağımsız olan milli devletlere karşı, emperyalist bir saldırıya dönüşerek, bütün milli sınırları param parça etti. Emperyalist savaşlarla belirlenmiş sınırlar, daha sonra küreselleşme aşamasında emperyalizmin azami sömürüsüne uygun olarak engel görülmüş ve bu sözde sınırlar da yerle bir edilerek, sermaye sınırsız uluslararasılaşarak dizginsiz sömürüye devam etmektedir.

Emperyalizm, küresel güç odakları yalnız başına ekonomik bağımlılıkla yetinmez, siyasi bağımlılığı da ekonomik bağımlılıkla birlikte yaratır. Emperyalizm bu tür ülkelerin öncelikle bütün gümrüklerine, bankalarına, tarımına hayvancılığına, bütün KİT’ine saldırır ve iş gücünü düşük ücretlerle kontrol altında tutmak için emekçi hareketini, siyasi olarak zayıf sendikalar aracılığıyla kontrol altında tutmaya çalışır. Sendikalar günümüzde küresel güç odakların hizmetindedir.

Ezilen bağımlı dünyanın bütün bu sorunlarının yanı sıra birde etnik, dinsel ve ulusal sorunları,1990’dan sonra emperyalizm tarafından büyük bir proje olarak halkların gündeminin en baş köşesine oturtularak, ezilen dünya adeta kan gölüne dönüştürüldü. İnsanlık, dünyanın ezilen mazlum halkları, emperyalizmle en direk karşı karşıya gelmiş ve büyük emperyalist saldırılara karşı kendisini Milli ve Demokratik Devrimler düzleminde savunmaya çalışmaktadırlar. Emperyalist-Kapitalist dünya bütün varlığıyla çürümüş, çürüdükçe daha da saldırganlaşarak, dünyanın ezilen halklarına karşı amansız bir kirli savaş yürütmektedir.

20 yy başlarında batı, devrim cephesi olmaktan çıkmış, dünya devrimi önce Lenin ve sonrasında da Mao’nun saptadığı gibi, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerine kaymıştır. Pratik bu gerçeği ispatlayarak, hayat bulmuş ve Avrupa’ya secde edenler, ANAKRONİK bir sabitin ötesinde o bataklıktan adeta tepinir hale gelmişlerdir.

ABD, Avrupa ve Japonya, insanlığın itici gücü olmaktan çıkmış, dünyanın devrimci itici gücü,1920’den sonra Ezilen dünyaya (Asya, Afrika, Latin Amerika) kaymıştır. Çin, Hindistan büyük ekonomilere dönüşerek emperyalist-kapitalist dünya da yeni kamplar ve gedikler açmış, Latin Amerika ülkelerinin önemli bir kesimi, Güney Afrika’nın bir çok ülkesi, Vietnam ve ezilen dünyanın daha bir çok ülkesi, devrimci atılım sürecine girerek, emperyalizme karşı büyük mücadelelere sahne olmuşlardı.

1990’da küreselleşme süreciyle birlikte Sosyal Emperyalist Sovyetler Birliği dağılmış, Yugoslavya altı parçaya, Kosova ve Voyvodina’da dahil sekiz parçaya bölündü, Çekoslavakya, ikiye bölündü, Afganistan işgal altında, Irak, Suriye işgal altında, Libya paramparça, kabile savaşları devam ediyor hala, bütün orta-doğu. Balkanlar ve Afrika ülkelerinin önemli bir kesimi, etnik ve mezhepsel çatışmalarla büyük insan kırılmalarına sahne olmaktadır. Bütün bu saldırı ve operasyonlar etnik, milli ve dinsel ayrılıkçılık üzerinden yürütüldü.

Emperyalizme karşı mücadele Vietnam, Laos, Kamboçya, Mozambik, Angola, Gine Bissau, Zimbabve ve Güney Afrika gibi sömürge ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle sonuçlanmıştı. 1990 sonrası, Demokratik Devrimlerini tamamlayamamış çok uluslu ve milliyetli bağımlı ülkelerdeki ulusal, etnik ve dinsel hareketler, direk ABD ve batı emperyalizmi tarafından kontrol edilerek desteklendi ve bağımlı ezilen dünya ekonomileri istikrarsızlaştırılarak yeni savaş cepheleri açıldı ve bu bölgeler savaş konjonktürü düzleminde tutularak, yeni sömürgeler yaratmak amaçlı, yeni işbirlikçi ulusal ve dinsel hareketler ortaya çıktı.

Yugoslavya’nın bu amaçla paramparça edilmesi, Irak’ın işgal edilerek parçalanması, Sunni, Şii, Kürt-Barzani ve Talabani işbirlikçilerinin ABD tarafından kontrol edilmesi, İran’da PJAK’ın, Rusya’da gerici Çeçen hareketi, Gürcüstan, Somali, Endonezya ‘da Doğu Timor sorunu ve D.Timor’un Endenozya’dan koparılması, Çin Halk Cumhuriyetin’de sürekli provake edilen Uygur ve Tibet sorunu, Suriye’deki etnik ve mezhep çatışmaları, Afrika ve Asya’nın bir çok ülkesinde devam eden etnik ve mezhep çatışmaları ABD tarafından desteklenerek, büyük insan kıyımlarına yol açmaktadır. İkinci dünya savaşı sonrası ABD emperyalizmi ve Batı, etnik ve mezhepsel sorunlarda bu strateji doğrultusunda hareket etmiş, Filistin sorunu yaklaşık 75 yıldır bu sürece kurban edilmiştir.

Ulusal Hareketlerin Niteliği

Emperyalizm öncesi kapitalizmin yeni geliştiği Burjuva Demokratik Devrimler Çağında, Ulusal Hareketler feodalizme karşı mücadele içinde kendi bağımsız burjuva devletlerini kuruyorlardı ve anti feodal olmaları nedeniyle ilericiydiler. Ancak günümüzde, yani emperyalizm çağında anti emperyalist olmadan bir hareketin ilerci olmasından bahsedemeyiz. Bugün ilericiliğin kıstası, anti emperyalist, anti kapitalist ve bütün ortaçağ kalıntılarına ve gericiliğine karşı mücadele etmektir.

1917 Ekim devrimi sonrası gelişen Afganistan, Çin, Hindistan, Vietnam, Kore, Cezair, Laos, Kamboçya, Küba, Nikaragua, El salvador’daki mücadeleler, anti emperyalist olup ilerici idiler. Çeçen, Barzani hareketi, Doğu Timor, Tamiller, Libya da ayaklanan kabileler, Sudan-Darfur çatışmaları, Suriye’de emperyalizin kontrolündeki gerici iç kalkışmalar, İran ve Türkiye’deki PKK hareketi emperyalizmin kontrolündeki hareketlerdir.

Osmanlı sonrası, Cumhuriyet tarihi bir anlamda Kürt İsyanları tarihidir. Bunun en son örneği PKK hareketidir. Tarih, uluslaşamamış ve geri kalmış aşiretçi feodal ilişkilerle, uluslaşma süreçlerini tamamlamış uygarlıklar arasındaki çatışmalara tanıklık ediyor. Uluslaşma sürecini tamamlayarak, burjuva devletler şeklinde ortaya çıkan yeni devlet, bütün boy, klan , kabile ve aşiretleri farklılıklarından kopararak, tasfiye ederek, merkeziyetçi devletler ortaya çıkardı ve bunu şiddetle yaptı.

Türkiye’deki Kürt isyanları genellikle feodal kalkışmalar olup önderlikler gerici karakterdedirler, devrimci kalkışmalar değildirler. Hiç bir Kürt ayaklanmasının devrimci bir yanı yoktur, feodallerin devrimci programı olamazda. Feodal beyler, feodal ve etnik kimliklerini, yapılarını korumak için ayaklanmışlardı, köylülük bu ayaklanmaların temel itici gücüdür ve feodal önderliklerin kontrolündedirler. Bütün bu etnik ve ulusal başkaldırılar kanla bastırılmış ve büyük katliamlar yaşanmıştır. Bu çalışmamızda PKK sürecini incelemeye çalışacağız.

PKK DÖNEMİ

1975 sonrası Türkiye-Kuzey Kürdistanı’nda Sola ve diğer Kürt örgütlerine yönelerek varlığını inşa etmeye çalışan dönemin UKO’su 1978 birinci kongresiyle PKK olarak kendisini Türkiye ve Dünya kamuoyuna deklere etmişti. 1980’darbesi öncesi Suriye’ye geçerek, Mahabarat’ın kontrolüne girmiş ve 1991-1999 Körfez savaşı ve Irak işgaliyle beraber PKK, Suriye ve Irak merkezli iki ayrı yapı halinde üstlenmiş, Irak üssü, daha sonra Amerika’nın kontrolüne geçmiş ve Amerika bu alanla özel ilgilenmiştir.

1998’de ABD baskısıyla Suriye’den çıkarılan Öcalan, daha sonra tekrardan bir CİA-MOSAD operasyonuyla Türkiye’ye teslim edilmiştir. Bu süreç PKK’de iki başlılığa da son vererek, PKK tek merkezden Tamamen ABD’nin kontrolüne girmiştir. Öcalan, daha evvel Suriye Mahabarat’ının kontrolünde olduğu için ABD tarafından denetlenemiyordu ve kontrol edilmesi zordu.

ABD, Apo’yu Suriye’nin dışına atarak kontrol altına alabilmiştir. Özel bir operasyonla ve özel bir uçakla Kenya’dan Türkiye’ye getirilirken daha havada uçaktayken ”benim annem Türk, Fırsat verilirse Türkiye’ye hizmet etmek istiyorum ” demesi çok manidardır. Önce Kemalistlerin (2004’e kadar), sonra da BOP projesinde kullanılmak üzere tamamen ABD, İSRAİL, AKP, MİT tarafından kontrol altına alınmış, bugün bu görevini ifa etmek üzere İmralı’ adasında tutulmaktadır.

PKK 1980’ne kadar sol örgütlerle, Kava ve Denge Kava gibi örgütlerle çatışmış ve bir çok örgütten onlarca devrimci katletmiştir. Bu süreç sol ve diğer örgütleri şiddet kullanarak fiziki olarak bölgeden çıkarma dönemidir ve bu konuda bir çok alanda da esasta başarılı olmuştur. Bu süreçte PKK’nin devlete yönelik hiç bir operasyonu yoktur ve esasta sola yönelerek çok ağır suçlar işlemiştir.

Bu çatışmalar devletin politik tutumuna uygundu ve o süreçte faşist devlet, gelişen sosyal kurtuluş mücadelesini etnik alana çekerek tasfiye etmek istiyordu. PKK kurulduğu yıllardan çok kısa bir süre sonra, uluslararası politikalara ve çeşitli istihbarat örgütlerinin faaliyetlerine alet olmuş ve daha sonrada, tamamen CİA’nın kontrolüne girerek, Kürdistan’ın gerçeklerinden kopmuştur.

ABD’nin 1991’de Irak’ı işgal etmesiyle birlikte, Irak silahlı güçlerinin 36’ncı paralelin kuzeyine geçmesini yasaklamıştı ve Irak’lı güçler, 36’ncı paralelin kuzeyinde operasyon yapamıyorlardı. Barzani bir Amerikan projesiydi ve koşulları oluştuğunda bu proje hayata geçirilecekti. 1991 Irak saldırısı bu anlamda iyi bir fırsattı ve konjonktür buna müsaitti. Süreç adım adım ABD kontrolünde bir Barzanistan kurmaktı ve kuruldu da, çok yakınlarda fiili olarak ilan edilecekte.

Öcalan, Suriye’de ikamet ediyorken, kendisiyle görüşmeye giden gazetecilerin verdiği bilgidir, dönemin Suriye devlet başkanı Hafız Esad’ın fotoğrafının kendi çalışma odasında asılı olduğunu yazmışlardı. ABD’nin baskıları sonucu A.Öcalan, 10 Ekim 1998 tarihinde Suriye’den çıkartıldı ve 15 Şubat 1999 günü bir CİA operasyonuyla Kenya’dan Türkiye’ye teslim edildi.

Amaç Ve Beklentiler,

1: Kuzey Irak’ta Barzanistanın kurularak, kontrolündeki kuvvetlerin kriz bölgelerinde kullanılması.

2: Ilımlı İslam projesinin AKP ile yürütülmesi,

3: Eski derin devletin kesin tasfiyesi ve onun yerine, yeniden dizayn edilecek devletin, 2023 programı esaslarına uygun hale getirilmesi.

4: ABD ve İsrail enstürmanlarıyla hareket eden bir Kürt önderliği,

5: ABD ve İsrail patronluğunda yürütülen proje, bütün bölgeyi istikrarsızlaştırma ve büyük, sonu gelmez savaşlara sürükleme projesidir. Bu süreç her geçen gün daha da dayatılacaktır,

6: Kürt Burjuvazisi,Türk Burjuvazisiyle, Kürt Petrollerini pazarlık konusu yapmaya başladı”Bütün sorun pazarın paylaşımında düğümleniyor”.Türkiye’deki durum, Irak’tan farklı olmayacaktır…

Süreç başlamıştır ve Amerikan projesi işlemektedir…Saddam, bu amaçlar uğruna ABD tarafından bütün ailesiyle birlikte tasfiye edilmiştir ve amaç, Irak’ı zayıflatarak, bütün Irak ve Kürt petrollerinin kesin kontrolünü sağlamaktır. Bu proje hala İran ve Türkiye üzerinde de işlemektedir. Suriye zaten kurtlar sofrasında…

Türkiye,1996 da Saddam Hüseyin’e ve Irak yönetimine tam destek vererek, Saddam ve Barzani işbirliğini savunuyordu. Amerika bu projeyi, dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlisi tasfiye ederek sonuçlandırmıştı. 28 Şubat süreciyle birlikte tarikatlar daha da güçlenerek çıkmışlardı. Bu süreç,Turgut Özal’ın Cumhur Başkanı olmasıyla başlamıştı ve o süreçten sonra tarikatlar her geçen gün ılımlı İslam adı altında daha da güçlenerek bugünlere gelindi.

1952’den sonra Türkiye’de kontrolü eline geçiren ABD, daha evvel Almanya’nın kontrolünde olan kemalis devlet, ABD’nin kontrolüne girmiş, Almanya ikinci dünya savaşında yenilerek,Türkiye üzerinde ki kontrolünü kaybetmiştir. Bu süreç öncesi İngiltere, sonrasında ise ABD Kürt sorunuyla yakından ilgilenmiş ve bölgenin geleceğini dizayn etme görevini üstlenmiştir.

Emperyalizm ve Demokratik Devrimler çağını atlayanlar bu süreci analiz etmekte ve anlamakta zorlanmaktadırlar. Sosyalist devrim avuntularıyla, devrimsizliği dayatan bir revizyonist sahtekarlıkla karşı karşıyayız. Çağın ve tarihin dışına atılanlar, tarihi tersinden zorlarlar ama bu anti bilimsellik, onların tarihin duvarlarına çarpan yüzlerinde patlayacaktır.

Tekrardan konumuza dönersek, Öcalan savunmasında, ABD ve İsrail’in kendisini Suriye’den çıkardığını, bu süreçten sonra NATO’nun özel operasyon timinin kontrolünde olduğunu ve en son İmralı’da ABD ve AB’nin kontrol ettiği bir sistemin içinde olduğunu itiraf etmiştir.

Öcalan,

”Clinton ve ilişki içinde olduğu Irak Kürt lideri Suriye’de bulunmamı kendi stratejik amaçları için uygun görmüyorlardı. Çünkü, Kürdistan ve Kürtler giderek kontrollerinden çıkıyordu. İsrail bu durumdan çok rahatsızdı…Kürdistanı kontrolleri altında tutmak, özellikle Irak’la ilgili planları için…

Suriye’den mutlaka ayrılmam ve bağımsız Kürt kimliğiyle özgürlük çizgisine son vermem gerekiyordu”.Can alıcı bir açıklama. Bütün yazının ana konusu olabilecek bir ana fikir. Öcalan, bu konuda İsrail’in rolünü de şöyle anlatır.”Çıkışın az öncesinde İsrail istihbaratı dolaylı yoldan ısrarla Suriye’den çıkmam gerektiği mesajını vermişti” Suriye’den itibaren benim içine girdiğim süreç, NATO’nun içine girdiği süreçtir. Bu süreçte NATO’unun özel operasyon birimi tarafından kontrole alınma durumum vardı” Devamında bu süreçte kendisiyle muhatap olanların NATO’nun elemanlarının olduğunu savunmasında açıkça belirtmektedir ve kendisini enterne edenlerin NATO’nun özel operasyon birliği olduğunu itiraf etmektedir. Öcalan Mart 2010’da Avukatlarına şu bilgiyi vermiştir.

”Buraya getirildiğimde Kıvrıkoğlu’nu temsilen gelenler vardı. O zaman dikkatimi çekmişti, çok ürkeklerdi, adeta kısık sesle konuşuyorlardı. Ben şaşırıyordum bir Genel kurmaydan gelenler nasıl bu kadar korkarlar diye. Sonra dan fark ettim ki, Kıvrıkoğlu NATO’dan habersiz olarak bir şeyler yapmak istiyordu. Kıvrık oğlu gerçekten kıvrak zekalıymış, tehlikeyi görmüştü, birlikte çözümden yanaydı, ama izin vermediler, o ekibi tasfiye ettiler. O zaman Ecevit’de dürüsttu, bir şeyler yapmak istiyordu ama etkisizleştirdiler. Ecevit’e yapılanlar ortada ”Öcalan burada Kürt sorununun birlikte çözülmesi gerektiği yönündeki çabaların nasıl tasfiye edildiğini açıkça anlatmaktadır.

Öcalan daha sonra mahkemedeki savunmasında Kürdistanın sömürge olduğu tezini reddetmiş ve Atatürk Milliyetçiliğini savunmuştur. Bu savunma Mahkeme tutanakların da mevcuttur. Öcalan, savunmasında1919-1924 dönemlerine ait kemalist programı savunuyor . 2000 yılında silahlı mücadeleyi kesinlikle reddettiğini açıkça beyan ediyordu savunmasında. Bu konuda 1 Eylül 1999 günü, PKK güçlerine sınır dışına çekilsinler talimatı vererek tavrını pekiştirmiştir. Bunu fırsat bilen TSK, karşı operasyon başlatarak PKK kuvvetlerine ağır kayıplar verdirtti ve bu dönemde PKK içinde bölünmeler yaşandı, o dönem ayrılanların çoğu yurt dışına Avrupa’ya gittiler.

TSK’nın bu operasyonlarına karşı, PKK, ABD kontrolünde yeniden Türkiye’nin güneyine, Kürdistan parçasına girdi. Bu süreç PKK’nin ABD planlarına uyum sürecidir. ABD bu süreci kendi kontrolünde AKP, MİT-PKK, KANDİL ve İMRALI ekseninde bugünlere taşımıştır. Bu süreç 2006 yılında başlamıştır. Kutlu Doğum mitinğleri, MİT’e dair methiyeler, Petrol gelirlerinden pay istemeler, bir bütünsel projeler olup, Kürt feodal gericilerini de içine alan Orta sınıf Kürt Burjuvalarının iştahla Kürt pazarlarını paylaşım kavgası derinleşerek devam etmektedir…

Erdoğan ATEŞİN

Yorum yap

Bir yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Haberler

To Top