Genel

EMPERYALİST SAVAŞLARIN KARAKTERİ VE İŞÇİ SINIFININ TAVRI ÜZERİNE

Erdoğan ATEŞİN

Üçüncü dünya savaşının içindeyiz! Büyük savaşa ve büyük emperyalist saldırganlığa karşı emekçilerin birliğini örgütlemek bugünün temel görevidir…

Lenin’in emperyalizm çözümlemeleri, emperyalizm konusunda kafa yoran dönemin burjuva aydınlarından ayrışarak, kapitalizmin ulaştığı süreci yeniden analiz ederek, emperyalist savaşların bu süreçteki önemini özellikle işlemiş, emperyalizmin bir savaş makinesi olduğunu çok net bir dille ortaya koymuştur. Emperyalist ülkelerin işçi sınıfının ”sosyal emperyalist” bir karaktere büründüğünü, sömürge ve bağımlı, yarı bağımlı ülkelerde emperyalistlerin yürüttüğü savaşları destekleyerek, kapitalizmle işbirliği yaptığını tespit etmiş ve dünya halklarını ezen ve ezilen olarak iki kampa ayırmıştır.

Emperyalist sistem, 1.nci ve 2.nci paylaşım savaşlarıyla, ezilen dünya üzerinde büyük bir sömürü ağı kurmuş, kapitalizmin eşitsiz gelişimi ve rekabetçi karakteri dünyayı yeniden bir savaş sürecine sokmuştur.

Emperyalizm Özünde Bir Savaş Makinesidir.

Emperyalizmin tarihini incelediğimizde, emperyalizmin dünyaya barışı değil, savaşlar getirdiği, sonu gelmez dünya savaşlarına yol açtığı çok net görülecektir. Emperyalist savaşlar bütün ülkelerde işçi sınıfını da ekonomik olarak, çalışma ve yaşam standartlarına ilişkin olumsuz etkilemiş ve emperyalist ülkelerde de giderek devrimin alt yapısını oluşturmaktadır.

Emperyalist Savaşların, genel anlamda dünya gayrı safi yıllık üretimini olumsuz etkileyerek, işçi sınıfının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği pratikte ortaya çıkmıştır. Emparyalistlerin, emperyalist işgal ve sömürüyle kendi ülkelerinde yükselttiği işçi sınıfının yaşam standartları, yeniden paylaşım savaşlarıyla büyük ekonomik ve toplumsal yıkımlar yaşamış, işçi sınıfı, emekçiler büyük yoksulluğa mahkum edilmiştir. Bütün bu nedenlerle sömürge, bağımlı, yarı bağımlı ülkelerin işçi sınıfı, emperyalist sömürü ve talana karşı, daha devrimci ve daha aktif dünya devrim cephesine katkılar sunmaktadır.

Marksistler, emperyalizm sorununu 1898 İspanya- ABD savaşıyla, 1899 da Güney Afrika ( Boer, Hollanda asıllı Güney Afrikalı ) İngiltere savaşları sonrasında gündemlerine almışlar ve birinci dünya savaşıyla araştırmalarını derinleştirmiş ve Lenin’in emperyalizm teorisi bu gelişmeler ve çalışmalar üzerine mevcut tartışmaları aşarak sağlam bir zeminde kuramsallaşmıştır.

Marx, Louis Bonaparte’ın Onsekizinci Brumaire’i eserinde, emperyalizm sözcüğünden bahseder ve sözcük ”Bonapartizm ”anlamında ifade edilmiştir. İlk işgalci güç İngiltere’nin 1882′ de Mısır’ ı işgaliyle başlan savaş sonrasında, Öncelikle Afrika emperyalist güç mücadeleleriyle paylaşıldı. Kapitalizmi buna iten temel etken, sermayenin aşırı yoğunlaşması ve kapitalizmin büyüyerek, kendi sınırları dışına taşınma ihtiyacı duyma isteğidir. Artan ve aşırılaşan tasarrufların yatırıma aktarılması, biriken stokların değerlendirilmesi , düşmekte olan kar oranlarının arttırılması, kapitalizmi yeni pazar ve yatırımlara zorlamıştır.

Bu yeni sömürü ve saldırganlık, çeşitli ülkelerde büyük direniş ve tepkilere yol açmış ve emperyalizmle dünya halkları arasındaki çelişme de bu süreçle başlamıştır. 1898’de ABD’nin Filipinler’e saldırması, Filipinler’de anti emperyalist bir cephenin oluşmasına yol açmıştır. Bu süreçte emperyalist ülkelerin sosyalistleri, emperyalizme karşı tavır geliştirerek, emperyalistlerin bu sömürgeci emellerinin kendi ülkelerinde de büyük bir baskı aracına dönüşeceğini bekliyorlardı. Onlar Lenin’in emperyalizm tahlilini çok kavrayamamışlardı ve hala bu konuda geri bir çizgideydiler.

Bu süreçte emperyalizm iki farklı strateji izlemiştir. Emperyalistler, bazı ülkelerde askeri güçlerini büyüterek, bu güçle devleti de güçlendirdiler ve baskıları daha da ağırlaştırdılar. Bazı ülkelerde ise sömürgelerden aldıkları aslan pay ile, bu ülke hakim sınıflarının daha demokratik ve daha esnek davranmalarına ve burjuva demokrasisinin genişlemesine, sendikal hak ve özgürlüklerin tanınmasına yol açmıştır. Avrupalı sosyalistler, kendi ülkelerindeki baskıların artacağı endişesiyle emperyalizme tavır almışlardır, yoksa ki; ikinci nedenden ötürü değildir bu tavır alışları…

Bu süreçte, İngiltere asıllı Marksist Ernest Belfort Bax, dönmin sosyal demokrat ve sosyalistlerinden farklı olarak, sömürgeciliği şiddetle reddederek, Avrupalı emperyalist saldırganlığa ve sömürgeciliğe karşı sömürge halkların yanında tavır takınmış ve bu saldırganlara karşı silahlı mücadeleyi savunmuştur.

Alman Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Vilheim Liebknecht marksistlerin aksine, işçi ücretlerini arttırarak, iç piyasaya canlılık kazandırmayı ve iç talebi arttırarak, aşırı üretim ve nüfus fazlası sorunlarının çözüleceğini savunuyordu. Sonrasında Fransa İşçi Partisi 1895 te ki kongresinde sömürgeciliğe karşı çıkarak bu doğrultuda bir karar almıştır ancak, buradaki amaç, üretici proletaryanın kanı ve canı pahasına, mülk sahibi sınıfın kar alanlarının arttırılması yönündedir.

Dönemin önemli çalışmalarından biri de John.A. Hobson’un Emperyalizm kitabıdır. Hobson Afrika’ya bizat giderek sömürgeciliği yerinde incelemiş ve 1902’de bu çalışmalarını yayınlamıştır.

Hobson, emperyalizm konusundaki temel teorisini, emperyalizmin ülke içindeki talep yetersizliğinin çözüm arayışı üzerine kurmuştur. Gelir ve servet dağılımındaki dengesizliği sömürgeciliğin esas kaynağı olarak saptamış, ülke içindeki ücretlerin artırılması yoluyla ekonomik dengelerin yeniden kurulacağını, iç pazarın üretilenler için yeterli bir pazar olacağını savunmuştur. Bütün bu tartışmalar Marksistler arasında ciddi tartışmalara ve ayrışmalar yol açarak, bir çok Marksist , işçi sınıfının militarizme ve emperyalist sömürgeci politikalara karşı çıkacağını öngörmüştür.

Bütün bu yanlış eğilimlere karşı Lenin, Marx ve Engels’in marksist çizgisine derinlik kazandırarak ve oradan kök alarak, Marksistler arasında boy veren, oportünist ve revizyonist çizginin aksine işçi sınıfının tümünün, yada en azından bir kısmının burjuva politikalara teslim olduğunu ve emperyalist sömürgeciliğe karşı kendi burjuvazisinin yanında saf tuttuğunu saptamıştır.

Birinci paylaşım savaşından etkilenen bütün emekçiler ve halklar büyük bedeller ödedi, bu yenilginin faturası yenene de yenilene de büyük faturalar çıkardı ve bu faturanın en büyüğünü emperyalist ülkelerin işçi sınıfları ödedi. Bu büyük krizler nedeniyle İngiliz ve Fransız ordularında çok büyük ayaklanmalar patlak verdi. Bu süreç, işçi sınıfının barış sürecindeki sınıf uzlaşmacı tavrını değiştirerek, yeniden mücadele çizgisine dönüşünü sağlamıştır. Lenin, bu süreci de doğru analiz ederek Büyük Sovyet devrimine büyük dehasıyla ve bütün gücüyle yüklenmiştir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top