Genel

EĞİTİMİN TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE ONTOLOJİK TEMELENDİRİLİŞİ

Erdoğan ATEŞİN

İlkel topluluklarda ki eğitim etkinliklerine dair insanlık çok az bilgiye sahiptir ve bu konuda ki bilgilerimiz oldukça sınırlıdır…Ontolojik temellendirmemizi ilkel döneme ilişkin oldukça zayıf bilgiler üzerine oturtmak durumundayız.

İlkel topluluklarda, özelde köleci topluluklarda örgütlü, organize bir sistem niteliğinde eğitim etkinliklerine rastlamak çok zor. Bütün bu olumsuz duruma rağmen, yönetici üst sınıflara özgü kimi okullara rastlamak mümkün…Bunlar arasında en öne çıkan ve en gelişmiş olanı Mısır’ın bilim ve eğitim etkinlikleri olduğunu tarihten öğreniyoruz…

Mısır’da Firavunlar döneminde topraklar Firavunların mülkiyetidir. Ticaret ekonomisinin gelişmesi daha düzenli kent ve kasabaların ortaya çıkması, insanlar arası çeşitliliğin, yeni toplumsal ve ekonomik koşuların etkisiyle, özellikle matematik biliminin bu süreçte geliştiği görülür Bu süreçte ekilebilir yerlerin tarlaların, arsaların ölçülmesi, binaların yapımı, ticaret ve ticari ilişkiler, su kanal ve bentlerin inşası, Nil nehrinin taşma zamanın hesaplanması, Mısır’ da ve giderek Mezopotamya’da bilimsel çalışmaların, aritmetik, geometri ve giderek astronomi, tıp çalışmaları sürece damgasını vurmaktadır. Bu süreç, Mısır’da özel mülkiyetin genelde ortaya çıkmasını hazırlamıştır.

Mısır’ın, bu süreçte tarıma dayalı toplumsal yapısı temel üretim biçimidir. Yine bu süreçte soylular, rahipler ve askerler toplumsal tabakalaşmanın en üst sınıflarını oluşturur ve dönemin yöneticileridir. Serf ve köleler ise, toplumun emek kesimini, yani alt sınıflarını oluşturur. Mısır’ın ekonomik yapısında önemli bir yer tutuyor olmasına rağmen, basit el zanaatçılığı, el sanatları, zanaat işleri, Mısır’ın ekonomik yapısında yönetici üst sınıflar tarafından aşağılanmış ve küçümsenmiştir…

Halil Fikret Kanat ” Mısır’lıların ve Mısır pedagoklarının garip özelliği küçük zanaatlarla uğraşanlara aşağı gözle bakması idi. Gençliği yüksek okullara girmeye teşvik etmek için küçük zanaatlarla uğraşanların çektiği zahmetler ve bu gibi işlerin insanı küçülttüğü ve esir ettiği öne sürülürdü.”

Mısır’da ilkokul düzeyindeki okullarda genellikle mistik, dinsel , basit okuma yazma ve aritmetik öğretilirdi ve bu eğitime genellikle serf çocukları devam ederdi. Mabet’ler de genellikle üst sınıflardan kişiler eğitilirdi ve bunlar genellikle yönetici görevlere getirilirdi ve bu okullar, Mısır’ın kültür alanını oluşturan öğretim kurumlarıdır. Bu okullar zengin kütüphaneler, arşivler ve enstitüler, bu süreçte zenginleşmiş, daha sonra İskenderiye’de ki rahip okullarına, bunlar da Hiristiyanlık kültür ve eğitim kurumlarının oluşmasına; giderek Antakya, Urfa, Harran ve Nusaybin’de ki kültür merkezlerine örnek teşkil etmişlerdir.

Mabet okulları, bir çok kraliyet şehzadesinin yetişmesine, ayrıca rahiplik, doktorluk, arazi ve kadastro mühendislerinin, astronomi bilim adamlarının, yazı bilginlerinin yetişmesine hizmet etmişlerdir. Mısır’da bilimsel çalışmalar, dinsel güçlerle iç içedir ve dönemin doktorları Rahip satatüsündendir. Mısır’ın tanrıları ”bereket” nitelikleriyle simgelenirken, ‘yaratıcı ve koruyucu’ tanrı düşüncesi din anlayışlarının ve dünya görüşlerinin temelini oluşturur… Mısır inanışında yer dişi, güneş ise erkektir.

Feodal Çin’de toplumsal yapı niteliğini eğitim birimleri, ekolojik koşullara uyumlu olarak dağılmış ve bu doğrultuda örgütlenmiştir. Çin’ de örneğin halk tabakalarının okulları, ‘cemaat’ okulları olarak bilinir. (Liu) Mistik ve dinsel eğitim bu okulların temelini, özünü oluşturur. Kırsal yerleşim ve küçük kasabalarda kanton okulları ( Çiyong ), büyük kasabalarda ise, büyük kasaba okulları ( Siu ) il merkezlerinde yüksek öğrenimi simgeleyen Hio ya da bir başka adıyla Akademia bulunmaktadır. Süreç içinde feodalizmin güçlenmesiyle birlikte okullar da giderek derebeyin direk hizmetindedir artık.

Çin’in temel felsefesi Panteizmdir ( kamu tanrıcılık. ) Tao, Cin’in tanrısıdır ve her yerdedir, doğayla iç içedir. Bu inanış, determinist bir doğa anlayışını savunur. Tao ve doğanın bütünleşmesinden oluşmuş bir determinizm. İnsan doğayla mutludur ve onun yasalarıyla varlık kazanır. O nedenle Çin’de ki devlet, törel insan ve toplum anlayışları, Taoizmin temel görüşleri arasında algılanır.

Konfüçyanizm, töre ve dinsel değerleri, insan doğasıyla bütünleştirmek iddiasındadır. İnsan doğasının yapıp etmelerinden çıkış alarak, iyi ve güzel olana ulaşmak ister.

Eski Hint toplumları ise, Ganj kıyılarına yerleştikten sonra toplumsal yapılarını Kast şeklinde örgütlemişlerdir. Brehmenler, bu toplumsal yapının en üst tabakasını oluştururlar ve Brehmenler devleti yönetirler. Asker sınıfı hiyerarşik olarak Brehmenlerin altındadır. Bu hiyerarşik yapı zanaat sahipleri ve en altta da köleler olarak şekillenmiştir. Her kast kendi içinde kapalı ve genetiktir.

Toplumsal bir hareketlilik ve devinim yoktur. Brehmenler burada hem üretim aracının sahibidir, hem de yönetici konumdadırlar ve Brehmen dininin koruyucularıdır. Brahman dini, eski Hint toplumunda devlet dinidir, tümel ruhu ( külli ruh ) simgeler, tikel ruh , yani bireyler bu tümel ruhla , Brahman’la bütünleştikleri oranda erdem kazanıp, kurtuluşa ulaşırlar.

Brahman dini özünde panteisttir. Brahman doğanın kendisidir, özüdür, ona içkindir ( immanenttir ). Brahman’ın iki yardımcısı vardır Viznu ve Çıva ve bunlar iyi ile kötü değerlerle görevlidirler. Evrenin temel amacı, çokluktan tekliğe, birliğe doğru bir gelişme izlediğinden, tikel ruhlar, tümel ruhla, bütünleşmek zorundadır, yani devlete ve onun dinine itaat etmek zorundadır.

Eski Hindistan’ın hakim ikinci din ise Buda ( Budizm )dinidir. Bu din ileriki süreçlerde halk arasında yaygınlık kazanarak, Jainizm’le birlikte giderek devlet dinine dönüşmüştür. Budizmin tanrısı Nirvana hiçliktir. Çünkü varlık, yaradılış temelli olup, yokluktan, hiçlikten çıkmıştır. Nirvanaya ulaşmak ise, hiçlikten, yokluktan acı ve ızdırap, çile çekmekten geçer.

Eski İran’da toplum savaşçıdır, devletin başında ise bir üst sınıf olan din adamları, Papazlar bulunur. Askerler ikinci sınıf, ziraatçılar ve köleler en alt sınıfı temsil ederler.

İsrail’de ise, sistemli eğitimin Babil ve Asurlu’ların köleliğinden kurtulmasından sonra başladığı görülür. Kudus’te kurulan okul bu anlamda çok önemli bir yere sahiptir ve bu okul, ihtiyarlar meçlisine, akiller meçlisine bağlıdır. Okul üst sınıflara eğitim vermektedir. Ayrıca bu okula bağlı Haham okulları kurulmuştur, tapınaklar içinde de de Sinagog okulları açılmıştır. Sonrasında bütün bu okullar İsrail devletinin resmi okullarına dönüşmüştür. Musa’nın on emri temeline dayanan ve bu felsefeden kök alan okullar, bugünkü İsrail devletinin eğitim politikasında önemli bir gelenek olarak rol üstlenmişlerdir.

Fenikeliler’de ekolojik koşulların bir sonucu olarak, ticaret ve pratik amaçlara yönelik okullar yaygındır. Dinsel eğitim, eğitimin merkezi politikasıdır. Bütün bu analatımlardan çıkan sonuç, ilkel toplulukların eğitime ilişkin ontolojik yapısında genelde aynı yaklaşımlar sergilenmektedir. Genelde toplumun üst sınıfları yönetici, asker ve yazıcılar yetiştirmek için saray ve tapınaklarda organize bir eğitim göze çarpmaktadır.

Osmanlı-Türk toplumlarında da bundan farklı bir eğitim söz konusu değildir. Enderun ve sonrasında Medrese okullarının olduğunu Osmanlı -Türk tarihinden biliyoruz. Bu okullar genellikle bilim insanı, hukukçu, Tıp insanı yetiştirmek amaçlı faaliyet yapmıştır. Üretim araçlarına ve topraklara sahip olan devlet, kendi bünyesinde insanlar yetiştirmiş, halk kesimleri için, toplumsal değerlere uygun ve uyumlu, töresel ve dinsel amaçlı okullar örgütlemiştir ve bu okullarda aile ve askeri eğitimler de verilmiştir. Eğitimin temel amaçlarını şöyle sıralamak mümkün. ”Ruh” kavramının hem dinsel, hem bireysel , toplumun üst sınıflarını simgeleyen bir anlamı olduğunu söylemek mümkün. Madde ise yoksul kesimlerin, çalışan kesimlerin eğitilmesi amaçlıdır, yani hizmet sektörü…

Antik Yunan’da ise (Polis) küçük kente devletlerinin kurulmasıyla felsefe ve eğitim başlamıştır. Polis’in gerçek temsilcileri çeşitli silahlarla techiz edilmiş ” hür erkekler” erkekler, ( Hopilit’ler) dir. Bu birlikler tamamen erkeklerden oluşan birliklerdir, başında yönetici sınıf yada sınıflar vardır, onların hizmetindedirler. Antik Yunan’da bu süreçte sitenin kutsal yasaları (nomus), polisin birliğini sağlayan çok önemli sosyo-külterel değerlerdir. Ataerkil aile yapısı üzerine yükselen ve genel eşit haklara sahip haklara sahip- köleler dışında-yurttaşların oluşturduğu birliktir. Antik Yunan’da her site ayrı ve bağımsız örgütlenmesine rağmen topllamda bütün siteler Yunan uygarlığının birer unsurlarıdır.

Isparta ve Atina, ayrı özelliklerde kurulmuş site devletlerin en önemlilerindendir. Isparta, Mora yarımadasından Dorlar’ın göç etmesiyle yerli halkı devletin köleleri( Holiot) ve yarı hür sayılan ( Periök) lar durumuna sokmalarıyla bir site devlet oluşmuştur. Isparta kendi döneminin savaş devletidir ve eğitimin temeli savaşçılık üzerine kuruludur ve bu nedenle Isparta’da bilim ve felsefe gelişememiştir. Isparta’nın toplumsal yapısında yurttaşların yanı sıra, toprak köleleri (Heilos) ve yarım yurttaş statüsünde olan (perioikos) bulunmaktadır. Perioikoslar ticaret ve zanaatla uğraşırlar ancak siyasi haklardan yoksundurlar. Her yurttaşın başka birine devredemeyeceği belli bir toprağı vardır ve bu toprakları küleler işler…Eğitim etkinlikleri sınıfsal temel üzerinden yurttaşlara yöneliktir.

Atina’nın ilk dönemlerinde (MÖ- 1100-750), ticaret ekonomisi henüz çok cılızdır ve Atina’ da üç ayrı sınıf görülür. Soylular (Eupatrides), tarımcılar( Geomoroi), zanaatcılar (Damiourgos). Siyasal yönetim eski klan şeflerinden oluşma soylularındır, siteyi yöneten ”yargıçlar kral”lar ( Arkhön’lar) hep soylular arasından seçilerek alınırlardı.

MÖ 3-4 yy’larda Atina’da el sanatları ve ticaretin gelişmesiyle birlikte, siyasal yapı da bu sürecin ruhuna uygun liberalleşme sürecine girilmiştir. Halk demokrasisi bu liberalleşen alan üzerinden yeşermiştir. Eğitim bu süreçte felsefeyle birlikte hümanist insanı, insanın kendisi için eğitim’i amaç edinen nitelik kazanır.

Bu eğitim genel bir kültür eğitimidir. Bu tür eğitimin temel dersleri konumunda olan ”yeni hür sanat”a yani yedi özgür zeka sanata , Latince’de Arts Liberales denirdi. Yunancada bu sözcüğün anlamı ansiklobediktir. 18 yy’da Fransız devriminin düşünce yapısını oluşturan düşünür”lere verilen ”Ansiklobedistler” deyiminin anlam köklerini buradan aramak gerekiyor.

Antik Yunan’da hürlerin çocukları, eğitimlerini Gymnasion ve Palestra’larda yaparlardı. Matematik, Felsefe, Gramer, , retorik ve diyalektiği de içine alan bu eğitim, ileriki süreçlerde Avrupa eğitim sistemlerinde 18 yy’dan sonra ortaya çıkan genel eğitim veren okulların ana geleneği olmuştur… Devam edecek…

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top