Gündem

DÜNYADA MAFYA, TÜRKİYE’DE ÇETELER

DR. MUSTAFA PEKÖZ- DÜNYADA MAFYA, TÜRKİYE’DE ÇETELER

Devlet-Çete-Siyaset üçgeninde gelişen çatışma boyutlanarak artıyor. Peker tarafından yapılan açıklamalar özellikle iktidar bloğunu sarsacak nitelikte olduğu açıktır. İleri sürülen iddiaların hukuksal boyutlarının mutlak bir şekilde araştırılması gerekiyor. Çünkü iddiaların alt yapısının sanıldığında güçlü olduğu görüldü. Peker’in beşinci videosu bu bakımdan sarsıcı etki yarattı denebilir.

Bu çatışmanın arka planının doğru kavranmasının bir yönü de, mafya-çete ilişkisinin doğru tanımlanmasıdır. Türkiye’de uyuşturucudan ticaretinden çek senet tahsilatına kadar çok sayıda suç örgütü var. Toplum genelde hepsine birden ‘mafya’ diye tanımlıyor. Tarihsel olarak baktığımızda sosyo-ekonomik nedenlere dayanan mafya zaman içerisinde sosyo-politik ilişkiler içerisinde gelişerek büyüdü. Ancak Türkiye’de kendi dinamikleri üzerinde büyüyen bir mafya olmayıp doğrudan devletin kontrolünde ve yönlendirmesinde olan çete örgütleri ortaya çıktı ya da çıkartıldı.

Mafyanın Tarihsel Geçmişi

İtalya ve Amerika merkezli bir organize ‘suç grupları ağı’ olan mafyanın tarihsel kökeni 1830’lu yıllara kadar dayanır. Aslında ‘mafya’ terimi kullanılmamış da olsa, bu tür organizasyonların tarihileri yüzyıllara dayanıyor. ‘Mafya’ kavramı özellikle Sicilya’da kullanılmaya başlandı.  

19. yüzyılın ortalarında kadar yüzyıllarca yabancıların istilasına uğrayan Sicilya’da, bir kısım insanlar ‘kendilerini korumak ve adaletlerini yerine getirmek için gruplar halinde bir araya gelmesiyle’ başlayan süreçten sonra ‘mafya’ terimi kullanılmaya başlandı. Yani bugünküne hiç benzemeyen bir kavrama dahası içeriğe sahipti. Suç çağrışımı yapmayan ‘mafya’ kavramı Sicilya’ya gelen yabancıların istilasına karşı kendisini korumak için merkezi otorite dışında ortaya çıkan ve şiddeti kullanan gruplar olarak tanımlanıyordu. “Yüzyıllar boyunca, Akdeniz’de Kuzey Afrika ile İtalyan anakarası arasında bir ada olan Sicilya, Fenikeliler, Romalılar, Araplar, Fransızlar ve İspanyollar da dahil olmak üzere uzun bir yabancı işgalci hattı tarafından yönetildi. Bu küçük adanın sakinleri, kendilerini genellikle düşman işgalci güçlerden ve diğer bölgesel Sicilyalı gruplardan korumak için gruplar oluşturdular. Daha sonra aşiret veya aile olarak anılan bu gruplar, eylemlerini gizlice gerçekleştirerek, adalet ve intikam için kendi sistemlerini geliştirdiler. 19. yüzyılda, ‘mafya’ olarak bilinen küçük özel ordular, Sicilya’daki sık sık şiddetli, kaotik koşullardan yararlandı ve toprak sahiplerinden zorla koruma parası aldılar. Bu tarihten itibaren Sicilya Mafyası, suçlu klanlar veya ailelerden oluşan bir koleksiyon olarak ortaya çıktı.” Yani mafya içinde üç temel grup bulunur: “aile-klan-cosca.”

Bu grupların etki alanının artmasıyla birlikte aralarındaki ortak ilişki, rekabete dönüştü. Daha sonra ortak anlaşmalarla bölgeler kendi aralarında paylaşıldı. Alınan karar gereği gruplar birbirlerinin alanlarına girmeyecekti. Grupların gelişerek güç haline gelmeleriyle bu kez ‘toprak sahiplerinden zorla koruma’ görevi üstlendiler bunun karşılığından onlardan yüklü paralar almaya başladılar. Daha sonra limanda ticaret yapan ‘tüccarların mallarını zorla koruma’ işlerini yönetmeye başladılar. Öyle ki Kilise, Sicilya’da vergi toplamak için ‘mafyayı’ görevlendirmişti.

 1900’lü yıllardan sonra merkezi otoriteyi aşan ve hatta bağımsız askeri güçler haline gelen Mafya Sicilya dışında etkili olmaya başladı. İtalya başta olmak üzere Avrupa’ya yayılan ve daha sonra Amerika’da ciddi bir etki alanı yaratan mafya örgütleri arasında kurumsal bağlar kuruldu. Ama aynı zamanda devletlerle olan ilişkilerinin boyutları çok yönlü değişti. Hem devletin içinde hem de devlet dışında güç oldular.

‘Mafya İlkeleri/Emirleri’ ya da ‘Mafya Sözleşmesi’ neyi içeriyordu:

1987 yılında yapılan bir operasyonda Mafya ilkelerini anlatan ‘On Emir’ bilgisine ilk kez ulaşılmıştı. Kasım 2007’de Sicilya polisi tarafından mafya patronu Salvatore Lo Piccolo’nun evinde yapılan operasyonda “On Emir” içeren kitap ilk kez ele geçirilmişti.  Dava dosyasına giren kitapta belirtilen ‘On Emir’ şunlardan oluşuyor:

–          Hiç kimse kendisini doğrudan bir diğer arkadaşımıza sunamaz. Bunu yapacak üçüncü bir kişi olmalı.

–          Asla arkadaşların eşlerine bakma.

–          Asla polislerle görülme.

–          Barlara ve kulüplere gitmeyin.

–          Cosa Nostra için her zaman hazır olmak bir görevdir- eşiniz doğum yapacak olsa bile.

–          Randevulara kesinlikle saygı gösterilmelidir. (Muhtemelen resmi rütbe ve otoriteye atıfta bulunur.)

–          Eşlere saygılı davranılmalıdır.

–          Herhangi bir bilgi istendiğinde, cevap doğru olmalıdır.

–          Başkalarına veya ailelere aitse paraya el konulamaz.

–          Cosa Nostra’nın bir parçası olamayanlar: Poliste yakın bir akrabası olan, ailede iki zamanlı akrabası olan, kötü davranan ve ahlaki değerlere sahip olmayan herkes.”

Bu emirlerin tarihsel bir geçmişi olup, her ne kadar mafya liderlerine bir miras gibi devredilmişse de 1930’lu yıllardan sonra hiçbir şekilde uygulanmayan yazılı sözler olarak kalır. Mafyanın askeri, ekonomik ve politik gücü arttıkça hem devletle iç içe geçtiler hem de giderek kendileri ekonomik güç yani karteller haline geldiler. Uluslararası alanda uyuşturucu ticareti, silah satışları, kumar, kadın ticareti, insan kaçakçılığı dahil olmak üzere birçok yasadışı organizasyon içerisinde yer aldılar.

Mafyanın gücünün uluslararası düzeye ulaştığı ilk merkezi toplantısı: Apalachin toplantısı

  Amerika Mafyası köken olarak İtalya/Sicilya’daki ilişkilere dayanmakla birlikte tıpkı Avrupalıların Amerika’ya yerleşerek kendilerini ‘Amerikalılar’ olarak tanımlamaları gibidir. Kökenleri İtalya’ya dayanan Amerika Mafyası kendisini ‘Amerikalılar’ olarak tanımlar. Kıtalar arası mafya ilişkilerinin gelişmesi ve birbiriyle olan bağları nedeniyle “14 Kasım 1957’de New York, Apalachin’deki 625 McFall Road’da gangster Joseph “Joe the Barber” Barbara’nın evinde düzenlenen Amerikan Mafyası toplantıya Amerika Birleşik Devletleri, İtalya/Sicilya/Avrupa ve Küba’dan tahminen 100 Mafya üyesinin katılması” toplantının esasen uluslararası nitelikte olduğunu gösteriyordu.

 Mafyanın uluslararası ilişkilerinde bir dönüm noktası olan toplantı ‘kredi alışverişi, uyuşturucu kaçakçılığı, silah ticareti ve kumar’ gibi çeşitli konuların yanı sıra öldürülen Albert Anastasia tarafından kontrol edilen yasadışı operasyonları yeniden düzenlemek için yapıldı.

Mafyanın Devletlerin Stratejik çıkarlarıyla uyumlu hale gelmesi

Mafyanın uluslararası alanda tek merkezli organize olduğu bu toplantıdan sonra kıtalara ve ülkelere göre mafya grupları oluştu. Doğrudan kıta devletlerinin çıkarlarıyla da bağlantılı olmaya başlayan mafya örgütleri arasındaki çatışma ve rekabet devletlerin stratejik çıkarlarına bağlı olarak gelişti.

Devletlerin istihbarat örgütleriyle iç içe çalışmaya başlayan mafya örgütleri uluslararası suç örgütlerinin merkezileştiği yapılar haline geldiler.  Kıtalar arası yasadışı ticari ilişkileri örgütlemek için mafya tarafından yönetilen tekeller dünyanın her yerine yaydılar. Özellikle uyuşturucu ve silah ticareti trafiğini örgütlerken devletlerin istihbarat örgütleriyle ortak çalışmaya başladılar.

Ülkelerin iç politik dinamiklerini de etkileyen, devletin üst düzey bürokratlarının atanmasından başbakanların belirlenmesine kadar devletin içinde örgütlenen yapılar haline geldiler. 1970-1980 yıllarında İtalya’daki mücadele, Bakanlardan milletvekillerine, valilerden emniyet müdürlerine kadar geniş bir alanı kontrol eden mafyayı tasfiye etmekten çok sistemle uzlaşan bir güç haline getirilmesine karar verildi. Bugünkü pozisyonunun bu olduğunu söyleyebilir.

Özellikle 1970’lerden sonra özellikle Latin Amerika’da Nikaragua, El Salvador, Peru Kolombiya, Meksika, Panama, gibi ülkelerde uyuşturucu kartelleri kendi özel ordusunu oluşturacak kadar askeri birlikleri tanklar, uçaklara sahip olmaya başladı 

1960-80’lı yılları arasında Latin Amerika’da yükselen halk hareketlerinin bastırmak için CİA özellikle Mafya liderleriyle anlaşmalar yaptı. ABD başta olmak üzere bölge devletleri, kıtadaki toplumsal hareketleri bastırmak için mafya tarafından organize edilen   silahlı saldırılara karşılık, bütün Latin Amerika kıtasını kapsayacak şekilde uyuşturucu ticaretine olanak tanıdılar. Öyle ki yapılan anlaşma gereği CİA her ülkede kurduğu ofislerle özellikle kokain ticaretini denetlemeye başladı. Böylelikle 1900’lü yıllardan başlayan ancak İkinci dünya savaşından sonra bütünüyle devletlerin militarist güçleri olarak kullanılmaya başlanan Mafya örgütleri, devletlerle birlikte toplum için en büyük tehlikeli güçler haline geldiler.

Mafya küresel dünya sisteminin önemli bileşenlerinden biri olarak halen çok ciddi bir örgütlü güce sahip bulunuyor. Mafya, ikinci dünya savaşından sonra doğrudan kapitalist sisteme dahil edildi ve iki nokta özellikle ön plana çıkartıldı. Birincisi NATO’nun kurulmasıyla birlikte Mafya ile NATO’nin uluslararası kontrgerilla birimleri arasında doğrudan ilişki kuruldu. İkincisi Mafya ekonomisi kapitalist dünya ekonomisine yedeklendi. Bugün Mafyanın yıllık hareket halinde kontrol ettiği paranın miktarı yaklaşık 3 trilyon dolar civarındadır.  Bu devasa boyuttaki para miktarı Vatikan Bankaları dahil olmak üzere dünyanın en güçlü bankalarında işlem görmektedir. İMF’nin gelişmekte olan veya yoksul ülkelere borç olarak verdiği paraların bir kısmının mafyaya ait olduğu bilinir.

Türkiye’de Çeteler

Türkiye’de mafya olarak tanınan güçler esasen devlet tarafından kullanılan ve gerektiğinde önü açılan ve sıradan basit işlere gidişin gruplar olarak bilinir. Sanıldığı gibi kendi dinamikleri ve güçleri üzerinde yükselmiyorlar. Mutlak olarak sistem içerisinde bir gücün yanında durarak varlıklarını sürdürürler.  Kendi aralarında bilinen ve uygulanan bir ‘hukukları’ ya da ‘gelenekleri’ bulunmuyor. Çakıcı’nın ve Peker’in ülke içerisindeki gücü tamamen devletin tercihlerine göre değişmektedir. Bir dönem etkin olan ve hatta cumhurbaşkanı için mitingler yapan, uluslararası iş adamı ödülünü alan, özel statülü koruma görevi verilen ve hatta ‘oluk oluk kanınızı akıtacağız’ diyen Peker, yurtdışına gitmek zorunda kalırken tersten cumhurbaşkanına hakaret mektupları yazan Çakıcı cezaevinde çıktı. Yani Peker gözden düşerken Çakıcı’nın yıldızı parlamaya başladı. Devlet içerisindeki güç odaklarının pozisyonuna göre suç örgütleri liderlerinin hangi düzeyde ön plana çıkartılacağına karar veriliyor.

Peker’in devleti yönetenlerle olan derin ilişkileri üzerine vermeye başladığı bilgiler, iktidar başta olmak üzere bazı güç odakları için ciddi sorunlara yol açtığını görebiliyoruz. Peker’in anlattıkları anlatmadıklarının onda biri olmasına rağmen oluşmaya başlayan politik krizin ilk adımlarını görmek mümkün. Önümüzdeki haftalarda Peker’in açıklamalarına paralel olarak devlet-siyaset ve çete örgütleri arasındaki ilişkileri çok daha kapsamlı analiz edeceğiz.

Ancak özet olarak birkaç noktayı belirtebiliriz

Birincisi, Uluslararası güçler, Kolombiya’da yapılan uyuşturucu operasyonuyla İktidarın ekonomiyi toparlamak için ‘uyuşturucu ekonomisine’ yönelmesine izin verilmeyeceğini açıkladılar. Kolombiya’dan Türkiye’ye getirilmesi için organize edilen uyuşturucu trafiğine yapılan operasyon doğrudan CİA tarafından organize edildi.

İkincisi, Peker’in açıklamaları iktidarın iç dinamiklerinde ciddi bir sarsıntı yaratacağı görülmeye başlandı.  Sessizlikle geçiştirilmesi taktiği hiçbir şekilde etkili olmayacaktır. Çatışma alanı genişleyebilir.

Üçüncüsü, Süleyman Soylu’nun politik olarak giderek yalnızlaşmaya başladı ve AKP, sembollük açıklamalar dışında güçlü bir destek verilmiyor. Kendi başına savunmaya geçen ve hukuki süreci başlatan Soylu’nun politik geleceği aşınmaya başlandı. Önümüzdeki süreçte politik denklemin dışına düşmesi sürpriz olmaz. MHP’nin de artık eskisi gibi arkasında durması oldukça zor görünüyor.

Dördüncüsü, Ağar’ın hareket alanı ciddi oranda daralmaya başlandı. Hakkında soruşturma açılması sürpriz sayılmaz. Yaptığı bütün açıklamalar aleyhine delil niteliği taşıyor. Örneğin Gülen ile görüşmeye devletin onayı ile gittiğini açıklaması hukuki sonuçlar doğuracak niteliktedir. Her iktidarda kendisine alan açan Ağar’ın uluslararası alanda hiçbir destek görmediği çok açıktır. Gizli, kirli, yasadışı gibi kirli ilişkilerin yeniden soruşturulması durumunda merkezine Ağar oturtulacak gibi görünüyor.

Beşincisi Çakıcı’nın büyük perdeden yaptığı açıklamalar, ciddi bir karşılığı bulunmadığı görüldü. Büyük bir misyon biçilerek serbest bırakılan Çakıcı, piyasaya oğlunu sürmesi hem iktidara diyet borcunu ödemesi hem de artık kendisini aşamalı olarak geri plana çekmesi olarak yorumlanabilir.

Altıncısı, Türkiye’nin dizaynında yeni bir dönem başlıyor. Peker’in ‘kartlar yeniden diziliyor’ açıklaması, kendisine bir rol biçildiğinin mesajı olarak değerlendirebiliriz. Yani gündemi ve dengelerin alacağı biçim, İktidar ve muhalefet değil de Peker’in yaptığı açıklamalar üzerinde yürümesi ve gündemi belirlemesi de bir tesadüf değildir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top