Genel

Dr. MUSTAFA PEKÖZ: UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI VE KÜRT COĞRAFYASININ ARTAN JEO POLİTİK KONUMU

Ukrayna-Rusya savaşı, küresel dünyadaki ekonomik ve politik ilişkileri bütünüyle yeniden tanımlamaya başladı. Rusya-Çin, ABD-İngiltere ve AB merkezli küresel güç merkezli bir denge oluşması giderek daha fazla belirginleşiyor. Bugüne kadar Rusya ile dengeli bir politik strateji izleyen AB, Ukrayna krizi nedeniyle en zor süreci yaşıyor.  Avrupa halen şu aşamada dahi doğal gazının yaklaşık % 50’isini, petrolün yaklaşın % 25’ini Rusya’dan karşılıyor. Bu bakımdan Avrupa enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya’ya bağımlıdır.

Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşında stratejik dersler çıkartmaya başladı. Özellikle Savunma, Dış politika ve Enerji alanlarında daha merkezi bir politika oluşturulması konusunda anlaşmış görünüyorlar. Bunlar içerisinde yeni enerji kaynaklarının oluşturulması için önemli bir hazırlık yapılmaya başlandı. Rusya’ya olan enerji bağımlılığının bir anda sonlandırılmasının bunun en az 15 yıl alacağı hesaplanıyor.

AB, çok yönlü bir enerji politikası belirleye başladı. Burada özellikle Ortadoğu çok daha fazla ön plana çıkacak gibi görünüyor. Ortadoğu enerji kaynaklarında İran, Irak/Irak Kürdistan Bölgesi ve Rojava kısa ve orta vadede küresel enerji stratejisinin önemli alanları olmaya başlayacak.

 İran’ın ön plana çıkması

Yıllardır ABD’nin ambargo uyguladığı İran,  yeni küresel enerji politikalarından daha fazla ön plana çıkmaya başladı. BM Güvenlik Konseyi +Almanya   ile İran arasındaki nükleer görüşmelerin boyutu da zorunlu olarak değişmeye başladığı görülüyor. Bir bakıma daha esnek bir politikanın oluşturulması için Almanya-Fransa ikilisinin İran ilişkilerinin esnekleştirilmesi için ABD’ye baskı yapmaya başladı. Böylelikle İran ile nükleer anlaşmanın en kısa sürede sağlanarak İran ile enerji alanında daha kapsamlı bir işbirliğinin önünü açılması amaçlanmaktadır. Böylelikle İran petrolünün ve doğal gazının Avrupa’ya tanışması için yeni enerji boru hatlarının belirlenmesi için bir kısım hazırlıkların yapılmaya başlandı.

Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin arta önemi 

Ukrayna-Rusya savaşının enerji arayışının önemli alanlarından birinin Irak Kürdistan Bölgesinin hem enerji yatakları hem de enerji koridoru bakımından küresel güç ilişkilerinde dikkati çeken önemli bir bölge haline dönüştü.  Irak Kürt bölgesinin fiilen bir devlet gibi hareket etmesi özellikle askeri ve enerji alanından Bağdat’tan bağımsız hareket edebilme kapasitesine sahip olması bir tesadüf olmayıp, küresel güçlerin yıllar önce planladıkları bir stratejinin parçasıdır.  Irak Kürdistan bölgesinin yakın dönemde küresel güçler tarafından ‘bağımsız’ bir devlet olarak tanınmasının nesle zemini oluşturulmaya başlandı.

Irak Kürdistan Bölgesi, petrol yatakları bakımından son derece zengin bir alanı oluşturuyor. Bugünkü petrol üretim kapasitesi istenildiği taktirde beş yüz bin varile ulaşılmasının olanaklı olduğu açıklandı. Rusya-Ukrayna savaşı, özellikle Avrupa’nın enerji politikası nedeniyle Irak Kürdistan Bölgesinin stratejik önemini arttırmaya başladı.

Bir kaç noktanın birlikte değerlendirilmesinden yarar var. Önümüzdeki süreçte Avrupa’nın petrol ihtiyacını Irak Kürdistan Bölgesinde karşılaması daha fazla ön plana çıkacağına dair diplomatik atakların olduğu görülüyor. İkinci husus ise Irak-Kürdistan bölgesinin aynı zamanda enerji koridoru olarak son derece önemli bir rol oynamasıdır. Güney Kürdistan’ın enerji koridorunun öncelikli boru hatt Türkiye üzerinde olması planlamaktadır. Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin savaşın başlamasının hemen ardından Ankara’ya davet edilmesi ve cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi esasen küresel enerji politikalarıyla ilgiliydi. Avrupa’nın enerji politikasının belirginleşmesine paralel olarak, Türkiye’nin sürecin bir parçası haline gelmesiyle Ankara-Erbil ilişkileri çok daha fazla gelişecektir.

ABD’nin enerji koridor stratejisine uzun vadede ise Rojava bölgesi üzerinden Akdeniz’e doğru açılacak bir boru hattının planlaması bulunuyor. ABD’nin Suriye’de güç bulundurması ve Rojava’da Kürtlerle ittifak kurmasının amaçlarından biri de budur. Bu nedenle Irak Kürdistan Bölgesinden enerji transferinden önemli bir misyon üstlenme olasılığı çok yüksektir.

Irak Kürdistan Bölge Yönetiminin, küresel güçlerin enerji stratejisini bölgeye önemli bir rol biçtiğini doğru okumaya başladıklarını söylemek mümkün. Bu nedenle bölge yönetiminin  zorunlu olarak yeniden reorganizasyonun kaçınılmaz olduğu gerçeğini bir yana bırakırsak, Başbakan Masrur Barzani’nin “Enerji kapasitemiz sadece bölge için değil, Avrupa hatta tüm dünyanın ihtiyacını karşılayacak seviyede” açıklaması, Irak Kürdistan Bölgesinin enerji alanında küresel ihtiyaçlara yanıt verecek düzeyde olduğunu belirtmesi önemlidir. Böylelikle hem Irak Kürdistan Bölgesinin küresel stratejik ilişkiler içinde doğrudan kendisine alan seçmek hem de Bağdat yönetimiyle ilişkilerinin boyutuna ilişkin bir mesaj vermektir.  Başbakan Masrur Barzani ve Başkan Neçirvan Barzani’nin eş zamanlı Ortadoğu ülkelerine yaptıkları ziyaretlerinin merkezinde enerji sorunu olması, küresel rekabette yer almak için yapılan diplomatik hamlelerden biridir.

Bağdat, enerji rekabetinden arka plana düşme kaygısını mahkeme kararlarıyla engellemeye çalışıyor. Irak Yüksek Federal Mahkemesi’nin Kürdistan Bölgesi petrol ve gaz yasası hakkında aldığı kararın esas amacı, Irak Kürdistan Bölgesinin artan politik etkinliğini kırmaya yönelik bir adım olduğu söylenebilir.  Bunu başarmayan Bağdat için bölünme kaçınılmazdır. Çünkü Irak Kürdistan Yönetiminin küresel ilişkilerde öneminin artması aynı zamanda ‘bağımsız’ bir devlete dönüşmesinde çok ciddi faktör olacaktır.

Rojava’nın öneminin artması

Rusya-Ukrayna savaşının stratejik yansıması, Suriye’de çok daha belirgin olarak hissedilecektir. Hem ABD’nin hem de Rusya’nın Suriye politikasında belirli farklılaşmaların olacağına dair bir kısım verilerin ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Rusya, Ukrayna’ya yönelik başlattığı askeri harekâttan bir kaç gün sonra Rojava ya da Kuzey Doğu Suriye’yi kontrol eden Suriye Demokratik Güçlerini(SDG) Moskova’da ağırlayarak Cenevre’deki görüşmelere resmi düzeyde katılmasını talep etmesi pek kimsenin dikkatini çekmede ama Suriye’deki gelişmeler bakımından oldukça önemliydi.  Böylelikle SDG’ni kendi çeperinde tutmaya taktiği olarak değerlendirildi. Rusya’nın aynı zamanda Esad rejimini, SDG ile görüşmesi ve somut anlaşmaların yapılması için çok daha fazla yönlendirecektir.

ABD, Ukrayna-Rusya savaşıyla Rojava’ya yönelik politikasını daha fazla aktifleştirecek gibi görünüyor. Suriye’de oluşan Rusya-ABD denkleminin bozulması ve ABD’nin kendi stratejik projesini yaşama geçirmesi için yeni bir planlanma yapması kimseye sürpriz gelmemelidir.  Örneğin ABD Yönetimi 2023 yılı için Rojava ve Suriye’de IŞİD ile mücadele eden DSG için 183 milyon dolar ayırdı. Ayrıca Suriye ve Irak’ta bulunan ve IŞİD ile mücadelede görevli askerleri birimlerine 541 milyon dolar ayırması bölgeye verdiği önem bakımından dikkat çekicidir.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunda sonra ABD’nin Rojava’daki diplomatik hareketliliği artmaya başladı. 16/03/2022 tarihinde ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Irak İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Jennifer Gavito, Birleşmiş Milletler (BM) Irak ve Suriye Dosyası Direktörü Zahra Bell ve ABD’nin Suriye Misyonu Başkan Yardımcısı Matthew Pearl’in yer aldığı heyet  Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Kobaniyi ziyaret ederek bir görüşme gerçekleştirdiler. BM Irak ve Suriye temsilcisinin bu görüşmede yer alması esasen BM Merkezinin Rojava’yı resmi olarak muhatap aldığının bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Biden yönetimi, Haziran 2020’de yürürlüğe giren ve Suriye’de ambargo kapsamını belinleyen Sezar Yasasında bir değişikliğe giderek SDG denetimindeki bölgelerin ambargo dışına çıkartılacağına dair yeni bir kararın en kısa sürede yürürlüğü gireceğini açıkladı. Böylelik başta ABD şirketleri olmak üzere küresel şirketlerin Rojava bölgesine yatırım yapmasının önü açılmış olacak. İkincisi, Biden yönetimi ‘Özel Suriye Temsilcisini’ henüz atamış değil. Bu atamanın da en kısa sürede yapılacak olması önemli bir mesaj olarak değerlendirildi. Üçüncüsü, ABD’nin Rojava bölgesine yeniden ağır silahları taşımaya başlamasıdır. Bunun bir yönü IŞİD ile mücadele ama esası SDG’nin kontrol ettiği bölgelerin, politik statüsünün askeri güçle korunacağına dair verilen bir mesajdır. 

 SDG’nin Doğu-Kuzey Suriye’de uyuşturucuya karşı başlattığı operasyon aynı şekilde uluslararası alanda dikkat çekiyor. 22/03/2022 tarihinde Rojava İç Güvenlik Güçleri Genel Komutanlığı Sözcüsünün yaptığı açıklamaya göre ‘depoda inşaat malzemeleri içerisinde gizlenmiş yaklaşık 2 milyon 570 hap (438 kilogram uyuşturucu) ele geçirilmiş. Bütün bunlar ABD’nin vermiş olduğu bilgiler ve kendi istihbarat çalışmaları sonucunda elde edilen başarı olmasının ötesinde ‘Qamışlı  Özerk Bölge Yönetimi’ uluslararası hukuka bağlı olduklarının ve yasaları uygulayacaklarının mesajını veriyor.

Rojava’yı desteklemeye devam eden ABD Yönetiminin, bu süreci hızlandırması ve diplomatik, politik ve ekonomik desteğin özellikle Rusya-Ukrayna savaşından sonra artamaya başlaması, belirlenen yeni enerji stratejisiyle doğrudan ilişkilidir. Obama döneminden itibaren Rojava’ya verilen destek, ABD’nin İran ile nükleer anlaşmasının imzalanmasından sonra  yeni enerji koridorunun belirlenmesiyle bağlantılıydı. Trump’ın İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi bu süreci olumsuz yönde etkilese de ABD’nin 2035 stratejisinin devam ettiğini söyleyebiliriz.

Irak gibi Suriye’nin de fiilen parçalanması, Kürtlerin bölgesel alanda giderek stratejik bir konuma gelmeye başladı. Uzun süreli belirlenen strateji içerisinde Kürtlerin haritaları değiştirecek düzeyde yeni bir güç olacağını gösteriyor. SDG’nin politik pozisyonunu kalıcılaştırılmasını ve fiilen bir devlet gibi hareket etmesinin sağlaması, İran’dan başlayan Irak Kürdistan Bölgesinden geçen ve Rojava üzerinden Ak Denize akacak olan yeni enerji koridorunun oluşturulması bakımından son derece önemlidir. Rojava’nın ABD’nin enerji stratejisinden önemli bir alanı oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.  Aynı şekilde Avrupa Birliği’nin önümüzdeki süreçte Rojava’ya yönelik politikasının çok daha fazla belirginleşeceğini ve ön plana çıkacağını da söyleyebiliriz. Fransa’nın belirlediği Rojava politikasının AB politikasına dönüştürülmesi ve uygulanması önümüzdeki süreçte netleşecektir. Aynı şekilde Ankara’nın Rojava politikasının değişmesi ve yeni bir yol haritasının oluşturulması, SDG denetiminde olan bölgelerdeki petrollerin Türkiye üzerinden uluslar arası alana pazarlanması gündeme gelmesine şaşırmamalıyız.

Sonuç: ABD ve AB’nin Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik harekatından sonra özellikle Ortadoğu’da daha etkili bir politika izleyeceğini söyleyebiliriz. Bunun merkezinde İran ve Kürtler bulunuyor. Kürtler için Irak Kürdistan Bölgesi’nin devlet olarak ilanı sonra Rojava’nın fiilen devlet gibi hareket edecek düzeyde ‘özerk bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor. Daha sonra ikinci stratejisinin devreye konulması yani Güney ve Rojava’nın birleştirilmesidir. Çok zor gibi görünün bu süreç işliyor. Rusya’nın Ukrayna hamlesinden sonra Ortadoğu’da güç dengelerinin yeniden tanımlanması sağlanarak süreç hızlandırılacaktır. Bu dengeyi hem küresel ilişkilerin boyutları hem de Kürtlerin kendi aralarındaki ilişkiler belirleyecektir. Bilinmesi gereken şu: Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak ve tek düze ilerlemeyecektir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top