Genel

DR.MUSTAFA PEKÖZ: TÜRKİYE’DE OLAĞANÜSTÜ GELİŞMELER

Türkiye ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Plansız ve hiçbir stratejiye dayanmayan ekonomik politikaların başarılı olmayacağına dair çok sayıda veri bulunuyor. Ekonomik krizi önlemek için adına ‘Türk Tipi Ekonomik Model’ olarak sunulan uygulamanın esasen bir stratejiye dayanmadığı çok açıktır.  Ekonomik göstergeler iktidarın güç kaybetmeye başladığı ve bunu durdurmak için atılan hiçbir adımın sonuç vermediği görülüyor. Bu nedenle ekonomik krizin, politik ve toplumsal yansımaları düşünülenden daha sarsıcı olacağı açıktır.

Haziran 2022 yılına kadar Türkiye’de çok yönlü olağanüstü gelişmelerin yaşanacak gibi görünüyor.

Kavala açmazı

Birincisi, 17 Ocak 2022 tarihinde Osman Kavala’nın duruşması var. Hem ABD’nin hem Avrupa Konseyi’nin gözü bu duruşmada. 19 Ocak 2022 tarihinde Avrupa Konseyi toplantısı var. Kavala’nın taliye olup olmamasına göre karar alacak. Ankara’daki iktidarın karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların ciddiyeti dikkate alındığında, Kavala’nın tutukluluğuna devam kararı vermesinin politik sonuçları krize dönüşen ekonomik durumu çok ciddi oranda etkileyecektir. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’nin üyeliğini dondurmasının ekonomik yansımaları oldukça olumsuz olacaktır. Aynı şekilde AB’nin üyelik müzakerelerini dondurması ve ABD’nin göstereceği politik tepki beklenilenden daha sarsıcı bir etki yapabilir. Bu nedenle Kavala’nın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma olasılığı oldukça yüksek görünüyor. İktidar, uluslar arası ilişkileri ve kurumların olası kararlarını ya da yaptırımlarını göze alarak Kavala’nın tutukluluğunu  devam ettirmesi, ekonomik riskini  çok daha fazla arttıracaktır.

MHP iktidara doğrudan ortak olabilir

İkincisi, MHP-AKP iktidar dengesinde AKP’nin çok daha fazla prestij kaybettiği görülüyor. Hiçbir politik sorumluluğu olmayan MHP, AKP’nin politik yönünü belirliyor. Bahçeli bilirkişi rolünde iktidarın  adeta ne yapılması gerektiğini belirliyor, sınırlarını çiziyor. Belirlediği politikaların yaşama geçirilmesinde AKP içerisinde aykırı sesler çıkarsa hemen susturuyor, hedef tahtasına alarak sindiriyor. Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Numman Kultulmuş bunların somut örnekleridir. MHP/Bahçeli’nin fiilen iktidarın politikalarını belirlemesi, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Bahçeli’den habersiz karar alamaması özellikle AKP tabanında ciddi bir tepkiye yol açmaktadır. Erdoğan, iktidarda önemli bir güç olan MHP’nin artık politik bir sorumluluk alması gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle Erdoğan’ın Bahçeli ile yaptığı görüşmede, bakanların değiştirileceği ve MHP’nin artık Saray’a bakan vermesi gerektiği’ gündeme geldiği belirtiliyor. MHP’nin 4-5 bakan ile iktidarın resmi politik ortağı olacağı konuşuluyor. MHP’nin alacağı bakanlık sayılarına paralel olarak Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte Soylu’ya yer vermek istemediğini Bahçeli’ye ilettiği iddia ediliyor.  Bahçeli’nin hem 4-5 bakan alması hem de Soylu’nun İçişleri Bakanlığına devam etmesini istemesi zor görünüyor. Pazarlık devam ediyor ancak Soylu için bir dönemin sonuna gelindi denebilir.

Öcalan ile görüşmelerin başlaması

Üçüncüsü,  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhur İttifakı ile yoluna devam etmekte ısrarlı olsa da politik geleceği için ciddi riskler oluştuğunu görüyor. Bütün anketler AKP merkezli iktidarın önemli düzeyde güç kaybettiğini gösteriyor. Bu nedenle AKP her olasılığa karşı yeni arayışlara yönelmiş durumda. Hem MHP’yi yanına alarak yeni açılımlara yönelmek istiyor hem de MHP’siz yeni bir yol haritası belirlemeye çalışıyor. Bunun merkezinde ise Kürtler bulunmaktadır. HDP’nin kapatılmasında ısrarcı olan Erdoğan aynı zamanda PKK Lideri Öcalan ile yeni arayışlara yöneliyor. Erdoğan’ın Diyarbakır gezisinden önce olmak üzere Öcalan ile birkaç görüşmenin yapıldığı uluslar arası ilişkilerde ve kurumlarda da konuşulmaktadır. Öcalan ile olası pazarlığın temel noktası: HDP’nin kapatılmasından sonra kurulacak yeni bir partinin ‘Millet İttifakı ile ortak hareket etmemesini’ sağlamak ve özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en azından ‘üçüncü yol olarak tarafsız olmasını’ garantiye almak. Erdoğan’ın Öcalan/İmralı üzerinden Demirtaş’ı/Edirne’yi tehdit etmesi, kendisine göre bir mesaj veriyor. Yani demek istiyor ki; “Ben, İmralı ile anlaştım bundan sonra sen kendine çeki düzen ver.’

Öncelikli olarak Öcalan ile devlet kurumları arasında bir kısım görüşmelerin yapılmış olması, Öcalan’ın AKP ile anlaştığı sonucu çıkmaz. Cumhurbaşkanı böyle bir imada bulunsa dahi bunun gerçekçi olmadığı/olmayacağı açıktır. Öcalan’ın özellikle bu aşamadan sonra tek başına bir karar vermeyeceğini devlet kurumları da çok iyi biliyor. Öcalan’ın yeniden politik bir aktör olarak devreye girmesi ve politik inisiyatif alması için AKP-MHP iktidarının özellikle Kürtler için somut olarak ne sundukları/sunacakları önemlidir.  Öcalan’ın kendi arkadaşlarıyla, HDP yönetimiyle durum değerlendirmesi için doğrudan görüşmeler yapmadan, gözle görünebilir somut sembolik bazı adımlar atılmadan tek başına yayınlayacağı bir mektubun etkili olamayacağı biliniyor. Bunu en iyi bilen Öcalan’ın kendisidir. Cumhurbaşkanı’nın İmralı-Edirne arasında bir rekabet varmış gibi algı oluşturması karşılığı olmayan taktik bir hamledir.

Çakıcı Türkiye’yi terk etti ve Peker’in de BAE terk ettiği iddiası

Üçüncüsü, İktidarın sivil alanı kontrol etmesi için yaptığı hamleler değişmeye başladı. Bu hamlelerin bir parçası olarak dışarı çıkartılan Çakıcı, Kıbrıs’a yerleşti. Orada birkaç nutuk atmış olsa da şu sıralar sessizliğe büründü.  Peker’in açıklamalarıyla ciddi bir sarsıntı geçiren Mehmet Ağar derin bir sessizlik içinde olup bir süre sonra tatile gitmek için ülke dışına çıkması kimseye sürpriz gelmesin. Böylelikle ülke içerisindeki güç çatışmasının boyutları değişiyor. Öyle ki iktidarın sivil merkezli güvenlik gücü SADAT’ın dahi geri çekildiği belirtiliyor.

Peker, BAE yerleştikten sonra yayınladığı videolar AKP’yi ciddi oranda sarstı. Özellikle İçişleri Bakanı Soylu’ya yönelik yaptığı açıklamalar sadece prestijini sarsmadı aynı zamanda politik olarak gücüne ciddi bir darbe vurdu. Soylu, bir bakıma politik denklemin dışına düştü denebilir. Cumhurbaşkanı ile helallik istedi ve yapacağı açıklamalarla Erdoğan’ı zorda bırakacağının mesajını verdi. Video çekildi ama yayınlanmadı. MİT devreye girdi, BAE istihbaratı ile görüşülerek durduruldu dahası Peker fiilen ev hapsine alındı. 15 Temmuz Darbe girişiminin finansörü olarak gösterilen BAE Emiri, Sarayda ağırlandı. Önemli gündem maddesi hiç şüphesiz ki Peker’di. Peker, Ankara’ya teslim edilmedi ancak Peker’in yer değiştirdiği iddiası gündeme geldi. Yani BAE’ni terk ediği Fas veya Tunus tarafına geçmiş olabileceği iddiası  uluslar arası alanda konuşulmaya başlandı. Eğer böylesi bir olasılık varsa Peker’in yakın zamanda daha yüksek sesle konuşmaya başlayacağı söylenebilir.

Ekonomik krizin toplumsal tepkiye dönüşme olasılığı

Dördüncüsü, AKP-MHP iktidarı, ekonomik krizin kontrolsüz bir toplumsal tepkiye dönüşmesinin ortaya çıkartacağı sonuçları çok yönlü değerlendirmek istiyor. Öncelikli olarak olası bir toplumsal tepkinin hangi güçle bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın sonuçta iktidarın toplumsal dinamiklerini önemli oranda zayıflatacağı açıktır. Aynı şekilde husus ise toplumsal tepkinin sorumluluğunu muhalefete yükleyerek, ‘vatanın bekası’ gerekçesiyle OHAL ilan edip  ‘Cumhur İttifakı’ dışındaki  bütün siyasal partiler üzerinde baskı gücünü arttırmaya çalışacaktır. Bu nedenle Bahçeli’nin liderliğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu’nun eş zamanlı bir şekilde muhalefeti açıktın ve yüksek perdeden tehdit etmeleri esasen içte taşıdıkları büyük kaygının bir yansıması olduğu görülüyor. Bugünkü iktidar özellikle  hukuk kuralları içerisinde  kontrollü ve denetlenebilir bir toplumsal tepkinin gelişmesinden ciddi orandan tedirgin olacaktır. Bu nedenle ortaya çıkabilecek toplumsal tepkileri kriminalize ederek   muhalefeti baskı altına almaya çalışacaktır. Bahçeli ve Erdoğan tehditlerinin düzeyini attırdıkça CHP merkezli muhalefet, sokağa  çıkmayacağız, oyuna gelmeyeceğiz’ söylemini tekrarlıyor. Burada sorun şu AKP-MHP iktidarının tehditlerine, CHP-İYİ PARTİ merkezli muhalefetin ‘sokaklara çıkmayın’ gibi uyarılarına rağmen kontrolsüz bir şekilde toplumsal tepki sokağa yansırsa sonuç ne olur? Özellikle muhalefetin demokrasi güçleri tarafı; demokratik normlar ve hukuksal zeminde ortaya çıkacak toplumsal tepkiyi doğru yönlendirecek politik eylem planını belirlemelidir.

Şam’ın Arap Ligine davet edilmesi

Beşincisi, Önümüzdeki ay Arap Birliği Cezayir’de toplanacak. Dönem Başkanlığını yürüten Cezayir, Şam’ı Arap Birliğine davet etmek için ciddi bir hazırlık yaptığı biliniyor. Ankara’nın Arap dünyası ile ilişkilerini toptan çözmek için bu durumu bir fırsat olarak değerlendirmek istediği bu nedenle Şam ile diplomatik ilişkileri kurmak  adımları hızlandırdığı iddia ediliyor. Sadece istihbarat kurumları değil aynı zamanda politik alanın da doğrudan devreye girdiği belirtiliyor. Önümüzdeki altı ay içerisinde bu ilişkilerin çok daha somutlaştırılacağı bu nedenle Şam’ın İdlib operasyonunu geciktirdiği de diplomatik ilişkilerde konuşuluyor.

Sonuç: Türkiye’de önümüzdeki 6 ay içerisinde ciddi değişimlerin yaşanacağı bir sürece giriliyor. Umarız bu değişim sorunsuz ve toplumsal ilişkileri rahatlatan bir süreç olur.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top