Genel

Dr. Mustafa PEKÖZ- TÜRKİYE’DE DEVLETİN KRİZİ:  GÖÇMENLER/ SURİYELİLER

 Son günlerden ‘göçmenler’ üzerinde açık bir çatışma alanı oluşmaya başladı. Hem muhalefet hem de iktidar göçmenler üzerinde birbirine yönelik niteliksiz ama bir o kadar sert mesajlar veriyor. İktidar, milyonları bulan göçmenler üzerinde iç politikada kendisine çok yönlü bir alan açmak ve bunu avantaja dönüştürmede ısrar ediyor. Muhalefet de tersine göçmenler üzerinde iktidara yükleniyor ve göçmenlerin adeta her kötülüğün kaynağı olduğunun propagandasını yapıyor.

Göçmenlere karşı giderek açıktan veya dolaylı olarak ırkçı-nefret söyleminin hızla artması ve sokaklara yansıması, bir göçmenin yaptığı bir hatanın medya aracılığıyla bütün göçmenlere mal edilmesi,  sokakta  ‘yabancı’ olan insanlara karşı kişisel bir saldırıların artması çok olağan ve hatta haklı bir tepki olarak görülmeye başlandı.

Merkezinde Suriye kökenli göçmenlerin olduğu toplumsal gruba karşı yapılan itirazlar bir kaç noktada somutlaşmaktadır;

Birincisi, demografik yapının değişme kaygısı.

İkincisi, ucuz iş gücü nedeniyle işsizliğin önemli nedenlerden birinin göçmenler olması.

Üçüncüsü, göçmenlere pozitif ayrıcalık tanındığı iddiası

Dördüncüsü, göçmenlerin toplumsal çatışmaların gerekçesi olması

Bugün açıkça ifade edebiliriz ki göç ve göçmenlik üzerine yapılan tartışmalar somut bilgilerden uzak daha çok ön yargılı fikirler üzerinde yürütülmektedir. Hem dünyada hem de Türkiye’de göçmen sorunlarında özellikle gündelik yaşamda göze çarpan bir kısım olumsuzluklar ön plana çıkartılıyor. Yaratılan kamuoyunun etkisiyle göçmenler peşinen suçlu gösteriliyor. İşsizlikten hayat pahalılığına, iç politik kaostan bölgesel çatışmalara kadar birçok alanda göçmenler sorumlu tutuluyor. Böylelikle göçmenler bulundukları ülkelerden kovulduklarında her sorunun çözüleceğine toplum inandırılmaya çalışılıyor. Göçmenlerin ucuz iş gücü olarak kullanılması da özellikle gizleniyor.

Dünyadaki mevcut sosyal, ekonomik ve politik tarihsel koşullar dikkate alındığında göçmen akışında sürekli bir artış olduğunu söyleyebiliriz.   Birleşmiş Milletlerin 2019 yılı raporuna göre, dünya nüfusu yaklaşık 7 milyar olup buna karşılık göçmen nüfusu yaklaşık 300 milyondur.  Göçmenlerin ancak yarısı iş gücü olarak aktiftir ve bunlar içerisinde de ancak %30’u düzenli olarak üretim sürecinde yer almaktadır.[1]

2019 yılı verilerine göre Rusya dahil Avrupa’nın nüfusu yaklaşık 658 milyon  olup göçmen sayısı ise yaklaşık 82,3 milyona yükselmiş.  Yani bütün Avrupa kıtasında göçmenlerin oranı %14,3 civarındadır. Göçmenlerin yoğun olarak Avrupa kıtasına gelmelerinin nedeni ekonomik, teknoloji, bilimsel gelişmeler ve insan hakları gibi önemli faktörler etkili olduğu görülüyor.[2] Örneğin Almanya’da bugün resmi olarak Almanya’da 13 milyon göçmen olduğu belirtilmesine rağmen esasen Almanya’nın nüfusunun %20’si göçmen kökenli bir aileden geliyor.[3]

Türkiye’de göç  sorunu 

Türkiye uzun yıllar göç hareketlerinin geçiş merkezi olarak işlev gördü. Özellikle Afganistan’dan, Pakistan’dan, İran’dan, komşu ülkeler Irak ve Suriye’den gelen göçmenlerin Avrupa’ya geçiş yeri olarak kullanıldı. 2005 yılından sonra da Afrika ülkelerinden Avrupa’ya ve ABD’ye gitmek için Türkiye çıkış merkezi olarak görüldü. Bu bakımdan uluslararası raporlarda Asya’dan Avrupa’ya ve Amerika’ya geçiş yeri olarak Türkiye ön plana çıktı.

Türkiye geçiş bölgesi olarak halen kullanılmasına rağmen, geçmişten farklı olarak söz konusu ülkeler dâhil olmak üzere Orta Asya ülkelerinde, İran’dan Ortadoğu körfez ülkelerinden gelip Türkiye’de kalıcılaşmaya başlayan önemli bir göçmen kitlesi bulunuyor. Bu nedenle son yıllardaki veriler Türkiye’nin aşamalı olarak geçiş merkezi olmaktan çıkarak göçmenler için kalıcı bir ülke haline gelmeye başladığını söyleyebiliriz.

Uluslararası güçler tarafından doğrudan ve dolaylı olarak Suriye’ye yönelik yapılan müdahale nedeniyle ortaya çıkan iç savaş, milyonlarca Suriyelinin komşu ülkelere göçüne neden oldu. 2012 yılından itibaren Türkiye’ye gelen Suriyeli göçmen sayısında çok ciddi artışlar yaşandı.   2019 yılında Türkiye’de bulunan göçmen sayısı yaklaşık olarak 5,8 milyon olup genel nüfusa oranı %7’idir. Suriye iç savaşı sonrasında Türkiye’de bulunan toplam göçmenler içerisinde Suriyelilerin oranı  2019 yılında %64,4 olarak belirlenmiş. Böylelikle Türkiye’de göçmenler grupsal olarak esasen Suriyeli mültecilerden oluşuyor.[4]

Türkiye’de ne kadar Suriyeli yaşadığına dair çok farklı bilgiler var. Avrupa Birliği ülkeleri dahil dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de göçmenler iç politikada önemli bir araç olarak kullanılıyor. Öyle ki “bütün kötülüklerin anası” olarak gösterilen göçmenler iktidar-muhalefet çatışmasının ana gündem maddelerinden biridir. Türkiye’de de özellikle Suriyeliler üzerinde başlayan tartışma, toplumun alt katmanlarına indikçe çok daha sertleşmeye hatta göçmenlere yönelik saldırılar meşru görülmeye başlandı.  

Örneğin göç merkezine dönüşen İstanbul’da bulunan Suriyelilerin sayısını 1,5 milyonu geçtiği söylenebiliyor. Gaziantep, Urfa, Mersin, Adana gibi illerde 1’er milyon Suriyelinin yaşadığına dair algı hiçbir araştırma yapılmaksızın kabul görebiliyor. Bunlar doğru kabul edildiğinde Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısının 10 milyon olduğu gibi bir sonuç çıkıyor ki bu da pek itiraz görmüyor.

Türkiye, son 10 yıldır, bölgesel/küresel göç akışının geçiş güzergahı işlev görüyor. Orta Asya Türki cumhuriyetlerinden, Pakistan’dan, İran’dan ve nihayet Afrika’dan Türkiye’ye doğru ‘yasa dışı’ göç yoğunluğu artarak devam ediyor. Bu bölgelerden gelen yasal veya yasa dışı göçün esası ekonomik faktörlere dayanıyor.

Suriye’den gelen milyonları bulan göç dalgasının nedeni ise ekonomik faktörler olmayıp esasen savaştır. Yoğun olarak “yasa dışı” yollarla gelen göçmenlerin bir kısmı Türkiye üzerinden bir başka ülkeye gitmek istemektedir. Özellikle Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Avrupa Birliği ülkelerine gitmek isteyen önemli bir göçmen kitlesi bulunmasına rağmen geçmişten farklı olarak Türkiye giderek kalıcı göçmen topluluklarının oluştuğu ülke haline gelmeye başladı denebilir.

 Farklı Politik Kesimlerin Buluşma Noktası: Suriyeliler

Türkiye’nin sosyolojik ve sosyo-politik durumunu etkileyen ve toplumsal sorunların merkezine girmeye başlayan Suriyelilerin mevcut durumunun doğru analiz edilmesi son derece önemlidir. Milliyetçi-İslamcı, laik-demokrat ve hatta kendilerini sosyalist olarak tanımlayanların belki de tek buluşma noktası Suriyeliler sorunudur. Neredeyse bir genel kabul olarak Türkiye’deki kötülüklerin anası Suriyeliler olarak gösterilmektedir. Güya bunlar gönderildiğinde Türkiye’de işsizlik gibi toplumsal ekonomik sorunlar önemli oranda çözülecektir. Hatta ‘Suriyelilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından daha ayrıcalıklı oldukları, devlet kurumlarında özel bir statüye sahip oldukları, sağlık, eğitim gibi alanlarda Suriyelilerin Türkiyelilerden daha itibar gördükleri’ iddiaları sıklıkla dile getirilmektedir. Böylelikle ciddi ekonomik sıkıntı çeken insanlarımızda, Suriyelilerin devlet tarafından ekonomik olarak desteklendiği şeklinde bir yanlış algı yaratılıyor. Hatta bunlar sokakta Suriyelilerle çatışmanın bir gerekçesi haline getirilmektedir.

Savaş koşulları nedeniyle tarihsel ve kültürel geleneklerinden koparak Türkiye’ye gelen milyonlarca Suriyeli, aynı zamanda mafyanın kullandığı önemli bir toplumsal grup haline geldi. Çeteleşme, fuhuş ve uyuşturucu ticaretinde önemli bir insan kaynağı olarak kullanılmaya devam ediliyor. Büyük şehirlerde gettolar oluşturmaları ile ülke içinde sosyal dengeleri  etkileyen ‘dışlanmış’ sosyal gruplar haline geldiler.

Mevcut durumda kısmen haklı yanları da olan iddia ve değerlendirmelerde, sorunun merkezinde yer alan devletin izlediği Suriye politikasını bir kenara bırakıp, grup ve birey olarak Suriyelilerin hedef alınması, içinde büyük bir tehlikeyi barındırıyor.

Suriyelilerin bu kadar güncel bir düzeyde tartışmanın merkezine girmiş olması, devletin Suriye’nin iç savaşının aktif müdahil gücü olarak izlediği politikayla doğrudan ilişkilidir. Devletin Suriye stratejisinde merkezi bir rol atfedilen Suriyeli göçmenlerin, aynı zamanda Suriye iç savaşının silahlı gücü olarak da kullanılması planı, doğal olarak Suriyelileri Türkiye’nin iç politik dengelerinde ve sosyal yaşamı içinde çok daha büyük bir sorun haline getirdi.

Peki, Türkiye’de Suriyelilerin gerçek durumu nedir? Yukarda sıraladığımız ve daha kapsamlı ele alacağımız sorunların kaynağında Suriyeliler mi bulunuyor? Bu soruya doğru yanıt verebilmek için Türkiye’deki Suriyelilerin durumu hakkında çok daha somut bilgiler üzerinde değerlendirme yapmak gerekir.

Türkiye’de Ne kadar Suriyeli var

Türkiye’de kayıtlı olan ve aynı şekilde Birleşmiş Milletlere bildirilen Suriyeli sayısı yaklaşık 3 milyon 639 bin 284 kişidir. Bunların 1 milyon 970 bin 516’sı erkeklerden, 1 milyon 668 bin 768’i ise kadınlardan oluşuyor. Türkiye’deki Suriyelilerin %46,45’i ise 0-18 yaş aralığındadır. 0-9 yaş grubunda olanların miktarı 1 milyonun üzerinden olup toplam nüfusun %27,4’ünü oluşturuyor. 0-14 yaş aralığında olanların sayısı ise yaklaşık 1,4 milyondur. Bunların toplam nüfusa oranı ise %39’dur. 15-18 yaş grubu arasındaki oran ise %7 olup, 0-18 yaş grubunun toplam oranı ise yaklaşık %46’dır. En yüksek oranı ise 457 bin nüfusla 19-24 yaş grubu oluşturuyor. Bunların toplam nüfusa oranı ise %15’tir.[5]

Savaşın en büyük mağdurlarının çocuklar ve kadınlar olduğu dikkate alındığında Türkiye’de bulunan Suriyeli kız çocukları dâhil bütün kadınların ve erkek çocukların oranı %67,7’dir. 0-18 arası yaş grubunda olan 1,7 Suriyeli bulunuyor. 10 yaşın altındaki Suriyeli sayısı ise bu ay 1 milyon 32 bin 166 kişi oldu. Yani Suriyelilerin yüzde 28,36’sı 10 yaşın altında. Çocuklarla (0-18 yaş aralığında olanlarla) kadınların toplamı ise 2 milyon 551 bin 389. Bu sayı toplam Suriyeli sayısının %70,1’ine denk geliyor.[

Bu oranlar hangi bakımdan önemlidir? Birincisi Suriye savaşının mağdurlarının önemli bir kesiminin kadınlar ve çocuklar olduğunu ortaya koyuyor. İkincisi, iktidarın Suriye savaşında kullandığı veya kullanmaya çalıştığı göçmenlerin yaş grubu bakımından bize bir fikir verebiliyor. Üçüncüsü, Türkiye’de üretime dahil olabilecek Suriyeli göçmenlerin oranları bakımından bir fikir edinmemizi sağlıyor. Dördüncüsü, suç oranlarının daha çok hangi yaş gruplarını kapsayabileceğini ortaya koyuyor. Beşincisi, Suriyeli göçmen-mültecilerin doğum oranları oldukça yüksek olduğu görülüyor.

Suriyeli nüfusun illere göre dağılımı birçok bakımdan önem arz ediyor. Öncelikli olarak kamuoyunda yansıtılanlarla gerçek rakamlar arasındaki farkı ortaya koymak önemlidir. Suriyelilere yönelik sokaktaki algının negatif olarak hızla değişmesi ve tepkilerin şiddete dönüşmesinin bir nedeni de Suriyeli nüfusun şehir nüfusunu geçtiği, her şeye hâkim oldukları iddialarının hiçbir araştırmaya dayanmadan kabul görmesidir. İşsizlik gibi ekonomik sorunların kaynağı olarak Suriyelilerin gösterilmesi de bilinçli bir politik tercihidir.

TABLO-18: Suriyelilerin İllere Göre Sayısı Ve Nüfusa Oranları.

SIRAŞEHİRLERSURİYELİ NÜFUSUSURİYELİ SIĞINMACI NÜFUSUNA ORANIİL NÜFUSUNA ORANI
1İstanbul547 bin 716% 15,1%3,64
2Gaziantep445 bin 154% 12,2%21,94
3Hatay431 bin 98% 11,8%26,78
4Şanlıurfa430 bin 237% 11,8%21,13
5Adana240 bin 752% 6,6%10,84
6Mersin201 bin 607% 5,5%11,11
7Bursa174 bin 770% 4,8%5,84
8İzmir144 bin 802% 3,9%3,35
9Kilis115 bin 903% 3,1%81,31
10Konya108 bin 234% 2,9%4,91
11Ankara92 bin 947% 2,6%1,69
12Kahramanmaraş89 bin 723% 2,4%7,84
13Mardin87 bin 411% 2,3%10,54
14Kayseri78 bin 894% 2,1%5,68
15Kocaeli57 bin 585% 1.5%3,02
16Osmaniye49 bin 801% 1,3%9,32
17Diyarbakır33 bin 251% 0,9%1,92
18Malatya29 bin 989% 0,8%3,76
19Adıyaman25 bin 188% 0,6%4,03
20Batman22 bin 556% 0,6%3,76
... .
... .
79Tunceli55 %0,06
80Artvin35 %0,02
81Bayburt25 %0,03
Kaynak:https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi-aralik-2020/
 

TÜİK tarafından yapılan açıklamaya göre geçici koruma altına alınan kayıtlı Suriyelilerin 82 milyon Türkiye nüfusuna oranı ise ülke genelinde %4,4’tür. Suriyelilerin illere göre oranı da çok ciddi oranda değişmektedir. Örneğin İstanbul, Antep, Hatay ve Urfa’da bulunan toplam Suriyeli sayısı 1,8 milyon civarında olup Türkiye’de bulunan Suriyelilerin yaklaşık %51’ini oluşturmaktadır. İlk 10 ilde bulunan Suriyelilerin sayısı yaklaşık 2,9 milyon olup toplam Suriye kökenli göçmenlere oranı %81’dir. %19’luk bir oran ise diğer illerdeki toplamı oluşturmaktadır. Bu veri aynı zamanda Suriyeli göçmenlerin Türkiye’nin her ilini “işgal” ettiği anlamına gelmiyor.

Dikkat çeken bir başka nokta da Suriye sınırında bulunan Gaziantep, Urfa, Hatay, Kilis ve Mardin illerindeki durumdur. Bu illerde bulunan Suriyeli göçmen sayısı yaklaşık 1,5 milyon olup Suriyelilerin %41,5’ini oluşturmaktadır.

Suriyelilerin yerli nüfusa oranla en yoğun yaşadığı il %81,41 ile Kilis. Suriyelilerin nüfus yoğunluğu olarak en az olduğu şehir ise %0,02 oranı ile Artvin. Artvin’de 174 bin 10 Türk vatandaşına karşılık yalnızca 35 Suriyeli bulunuyor. Türkiye’de Suriyelilerin olmadığı bir şehir bulunmuyor.

Suriyelilerin toplumsal ilişkilerde sorun olarak görülmesi ve bütün kötülüklerin anası olarak ilan edilmesi, sorunun esasını çözmüyor. Suriyeliler ne Türkiyelilerin işsiz kalmasının gerekçesidir ne de ekonomik ve toplumsal krizin nedenidir. AKP iktidarının Suriyelileri iç ve bölgesel dengelerde kullanması ve bunun yarattığı kriz ile Suriyelilerin savaş nedeniyle gelmek zorunda kalmaları sonucu oluşan sorunlar birbirine karıştırılmamalıdır.

Türkiye Ekonomi Araştırmaları Vakfı’nın yaptırmış olduğu araştırmaya göre Türkiye’de bulunan Suriyelilerin %72’si geri dönmeyi düşünmüyor. Yani yaşamlarını burada sürdürmekte kararlı görünüyorlar. Göç sosyolojisinin en önemli özelliği, gelen nüfusun gitmeme eğiliminin artması ve giderek yerleşik hayata uyum sağlayarak kalıcı olmasıdır. Örneğin Türkiye’de doğmuş 750 binin üzerindeki çocuğu ve ailesini göndermeniz artık imkânsız hale gelecektir. Çocuk yaşta gelip burada ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim almaya başlayan Suriyelinin gönderilmesi pek olanaklı olmayacaktır. Bu sosyolojik veya sosyo-politik gerçeği dikkate almadan, “Suriyeliler defolun” demenin Suriyeliler sorununu çözmeyeceği açıktır.  Başta Suriyeliler olmak üzere Türkiye’de bulunan kalıcı veya ‘mülteci’ statüsündeki göçmenler üzerinde ülke sorunlarını tartışmak ve göçmenler üzerinde oy almaya çalışmak çözüm değil kaosu tetikler. Özellikle Türkiye’nin demografik yapısının değişeceği biçimindeki iddiaların sosyolojik-politik bir anlamı bulunmuyor. 2030 yılına kadar dünya genelindeki göçmen sayısının 400 milyonu geçeceği dikkate alındığında, ülkelerin uluslar arası alandaki etkisini toplumun ne kadar saf/arı kalacağı değil ekonomik-politik ve esasen bilişim gücü belirleyecektir. Demografik yapının değişime olasılığına duyulan tepkinin arka planında ırkçı-milliyetçi politikaların olduğu da asla unutulmamalıdır. Göçmenlere karşı çıkmak veya onları göndermekle tehdit etmek değil esasen onların entegrasyonu veya toplumsal uyumu üzerinden politikalar geliştirilmelidir.


[1]https://publications.iom.int/system/files/pdf/wmr_2020.pdf

www.esa.un.org/migration/index

[2]https://publications.iom.int/system/files/pdf/wmr_2020.pdf

www.esa.un.org/migration/index

[3]https://publications.iom.int/system/files/pdf/wmr_2020.pdf

www.esa.un.org/migration/index

[4] https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi-aralik-2020/

[5] https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi-aralik-2020/ https://www.goc.gov.tr/kurumlar/goc.gov.tr/YillikGocRaporlari/2016_yiik_goc_raporu_haziran.pdf

[6]https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi-aralik-2020/ https://www.goc.gov.tr/kurumlar/goc.gov.tr/YillikGocRaporlari/2016_yiik_goc_raporu_haziran.pdfNe

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top