Genel

DR. MUSTAFA PEKÖZ: AFGANİSTAN’IN JEO-POLİTİĞİ VE YENİ GÖÇ DALGASI

Afganistan’da siyasal tarihi aynı zamanda çatışmalar, rekabet ve işgaller tarihi olarak bilinir. Pakistan ve Hindistan işgal etmek isteyen Büyük İskender, öncelikli olarak Afganistan’ın fethine yöneldi ve bölgeyi uzun yıllar denetim altında tuttu. Bu dönemle birlikte Afganistan Çin, Moğol, Rus Çarlığı, İngiltere, Sovyetler ve ABD gibi geçmişten günümüze bölgesel ve küresel güçlerin egemenlik-çatışma alanı olmaya devam etti. Ancak son 45 yıldır özellikle Rusya ve ABD gibi küresel askeri güçlerin kesintisiz askeri işgallerinin merkezi haline gelen Afganistan’da politik ve toplumsal istikrar hiçbir şekilde sağlanamadı ve bu durum daha uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor.

Sovyetler Birliği, 1979 yılında işgal etti ve 10 yıl sonra geri çekilmek zorunda kaldı. 22 yıl sonra da 11 Eylül 2001 yılında New York’taki ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra ABD’nin önderliğinde NATO ve onlarca ülke El Kaide’ye karşı başlattığı savaş çerçevesinde Afganistan’ı işgal etti. İktidarda olan Taliban Hükümeti, Kabil’i terk etti ve Afganistan’da yeni bir hükümet kuruldu. 20 yıl sonra ABD askeri güçlerini çekme kararı aldı. 20 yıl önce yenildiği iddia edilen Taliban, Afganistan’da henüz iktidar gücü haline gelmemesine rağmen en büyük adaydır denebilir. Bugün ortaya çıkan politik tablonun doğru okunması ve özellikle Türkiye’yi de kapsayan göç dalgasının nedenlerinin doğru kavranması önem arz ediyor. Bu nedenle Afganistan’ın küresel çatışma merkezi haline getirilmesinin nedenlerinin politik arka planı kavranmadan bugünkü askeri-politik-toplumsal kaosun durumu anlaşılamaz.

Afganistan’ın Jeo-politik Önemi

 Afganistan Doğu ve Güney’de Pakistan; Batı’da İran; Kuzey’de Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan; Kuzey Doğu’da Çin ile komşu olup 652 bin km2 yüz ölçümü olup çok önemli bir kesimi dağlıktır. 2019 yılı verilerine göre nüfusu 32,2 milyon olup bunun %44,6’sı 0-14 yaş grubunu oluşturuyor. Her bir kadına düşen ortalama çocuk sayısı ise 6,6 ile dünyanın ilk sırasında yer alıyor.

 Afganistan’da Etnik grupların oranları ; Peştunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %10, Özbekler %9, Türkmenler %2, Aymaklar %1, Araplar %1, Beluçlar %1, Nuristaniler %1, diğer %1olarak verilmiş. Bugün başkent olan Kabil, Afganistan’ın tarihteki en büyük kenti olarak bilinir. Afganistan’da bölgeler esasen eyaletlere göre düzenlenmiştir. Bunun temel nedeni de her bölgede farklı etnik ve oldukça kalabalık gruplarının bulunmasıdır. Afganistan’ın iç politikasında özellikle Peştunlar yani bugün Taliban’ın etkin olduğu etnik grup oldukça etkilidir. Bu nedenle Peştunlar ile nüfusun yaklaşık % 46’ısını oluşturan Tacikler, Hazarlar ve Özbekler arasında zaman zaman çatışma ve rekabet Afganistan’ın iç dengelerini ciddi oranda etkilemektedir.

Ülkenin doğal kaynakları bakımından ‘uranyum, lityum, altın, kurşun, çinko, bakır, demir, barit, kükürt, kömür, elmas gibi değerli taşlar, doğal gaz ve petrol gibi oldukça zengindir. Nükleer enerjinin temel maddesi olan uranyum bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olduğu iddia edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırmaları tarafından yapılan araştırmaya göre 2011 yılında bulunan keşfedilmemiş maden yataklarının ekonomik değeri 1 trilyon ile 4 trilyon dolar arasında olduğu belirtiliyor. Ayrıca Afganistan

2001 yılında Eroin’in hammaddesi olan Haşhaşın ekim alanı yaklaşık 28 bin hektar yani 280 bin dönümken 2018 yılında bu oran 348 bin hektar yükselmiş yani 3,5 milyon dönüm tarımsal arazinin % 90’ını Asya/Afganistan merkezlidir. 2010-2019 yılları arasında dünya piyasasına sürülen eroinin toplam tahmini değeri 1 trilyon 567 milyar 100 milyon dolardır. 

Afganistan jeo-politik açıdan Orta Asya ve Kuzey Doğu Asya’nın ‘kalpgahı’ olarak bilinir. Afganistan’ın askeri olarak kontrolü esasen Çin, Pakistan ve Hindistan’a açılan kapı olarak görüldü. Coğrafik olarak bir bakıma Güney Doğu Asya ile Ortadoğu ve Kafkasya arasında bir köprü konumundadır. Afganistan’ın kontrolü esasen bölgesel dengeler üzerinde etkide bulunmanın en önemli alanıdır. 

 Küresel Güçlerin Yeni Dönem Afganistan Politik Stratejisi Nasıl Şekilleniyor

Politik-askeri dengelerin yeniden belirlendiği Afganistan’da iç politik çatışma ve krizinin daha uzun yıllar devam edeceğine dair çok sayıda veri bulunuyor. Görünenden daha karmaşık olan bu sürecin objektif olarak değerlendirmesi, yeni dengelerin kimler tarafından nasıl belirlendiğinin tespiti önemdir. Bütün bölgesel ve küresel güçler Afganistan’daki satranç oyununda yer almak ve alan tutmak istiyor. Peki süreç nasıl ilerliyor? ve bunun yine bölgede ciddi yansımalarının olacağını gösteriyor Afganistan’da.

Rusya ve Çin’in Yeni Dönem Afganistan Politikası

ABD’nin Afganistan işgaline doğrudan karşı çıkmayan hem Rusya ve Çin bölge ülkeleriyle askeri alanda stratejik öneme sahip anlaşmalar yaptılar hem de Afganistan’da politik ve etnik istikrarsızlığın gelişmesini dolaylı olarak desteklediler.  Taliban, yıllarca Sovyetler Birliği’ne/Rusya’ya karşı savaşmasına rağmen ABD’nin Afganistan’ı işgal ettikten sonra Moskova ile doğrudan ve dolaylı görüşmelere başladı. Rusya’nın ABD’nin Afganistan’da başarısız olması için Taliban’ın askeri olarak desteklediğine dair çok sayıda iddia var. Taliban, birkaç ay önce Moskova ile görüşerek birçok konuda garanti verdi. Öncelikli olarak İslamcı Çeçen ve Özbek grupları ve başta olmak üzere Rusya’da ve Orta Asya’da faaliyet yürüten ‘radikal İslamcı gruplara hiçbir şekilde izin verilmeyeceği’ konusunda anlaştıkları belirtiliyor. Taliban’ın özellikle Özbekistan sınır bölgelerindeki etkinliğini arttırmasından sonra Rusya-Orta Asya ülkelerinin 10 günlük askeri tatbikat yapması Taliban’a verilen bir gözdağı olarak değerlendirildi.

Taliban Çin ile de yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor. Çin ile Taliban arasında iki önemli görüşme gerçekleştirildi.  Çin’in kırmızı çizgisi olan Sincan bölgesi için faaliyet yürüten ve Suriye’de etkin olan Türk İslam Partisi’nin Afganistan’da hiçbir faaliyetine izin verilmeyeceği konusunda Pekin yönetimine güvence verildi.  Rusya ve Çin, ABD merkezli NATO yerine güçsüz ve istikrarsızlığa neden olabilecek Taliban yönetimini tercih eder. Böylelikle Rusya, Orta Asya’daki etkinlik alanını pekiştirir, Çin de Asya’nın bütünü üzerinde artan egemenliği için yeni olanaklar elde edecektir.

ABD’nin ve NATO’nun ‘yeni’ Afganistan Politikası

 NATO güçlerinin Afganistan’da askeri olarak çekilmeye karar vermesi esasen ABD’nin kararıydı. NATO adına bölgede bulunan askerlerin yaklaşık %70’i ABD askeri birlikleriydi. Obama döneminden bu yana ABD başkanlarının Afganistan’da çekilme niyetleri gerçekleşmedi.  Biden’in bu yönde bir karar vermiş olması, Afganistan’ı başı boş bırakacağı anlamına da gelmiyor.  Böylesi bir yönelimin özellikle Çin’in bölgedeki etki alanının çok daha fazla genişleyeceği anlamına gelir. ABD’nin Çin ve Rusya politikası bakımından ciddi sonuçlar doğuracağı açıktır.

NATO’nun Ortadoğu ve Kuzey Asya politikasında İngiltere’nin önemli derecede etkili olduğu dikkate alındığında, Londra’nın Afganistan’da çekilmenin erken olduğuna dair yaptığı açıklama NATO merkezli güçlerin daha bir süreç bölgede kalabileceğine dair bir mesaj olarak algılandı.

ABD’nin çok yönlü bir politika izliyor.  Öncelikli olarak ‘terörist’ gördüğü Taliban ile Katar üzerinden politik-diplomatik görüşmelere başlamasının arka planında Taliban’ın ABD’nin bölgesel politikalarına uyumlu bir strateji izlemesi ve buna paralel olarak Taliban’ın ‘uluslararası alanda tanınmasının’ kabul edilmesi güvencesinin verilmesidir.  Taliban’ın ABD ile ilişkilerde dengeli bir politika izlemeye çalıştığı, kendi iç kamuoyunda ‘ABD karşıtı sert bir politika’ ama görüşmelerde oldukça esnek davrandığı biliniyor.

Taliban, ABD ile uzlaşmaz ve geçiş sürecini mevcut hükümetle birlikte organize etmezse yani Kabil’deki mevcut güçle ‘ortak-iki iktidar’ oluşturmazsa Taliban’a yönelik saldırıların bir anda yoğunlaşacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle ABD-İngiltere denklemi Afganistan’da çok daha fazla hissedilecek ve askeri güçler bütünlüklü çıkmayacaktır. Hem BM Genel Sekreteri hem de NATO Genel Sekreteri’nin yaptıkları açıklamada ‘Taliban’ın mevcut hükümetle görüşmeden atacağı BM gözetiminde gerekli politik kararlar alınmadan hem ‘olası bir Taliban yönetiminin tanınmayacağı hem de askeri olarak müdahale olasılığının gündeme geleceği’ belirtildi.

 Kabil Uluslararası Hava Alanın Korunması

NATO’nun en önemsedi noktalardan biri de Kabil hava alanın uluslararası güçlerin denetiminde olmasıdır. Bunun ilgili ülkelerin diplomatik temsilcilerinin korunmasıyla ilgili bulunmuyor. Bir ülkede mevcut sistemin varlığı uluslararası hukuk bakımından birincisi ülke başkentinin korunması ikincisi uluslararası hava alanının denetim altına alınmasıdır. Bu iki bölgenin kontrol edildiği sürece Taliban’ın uluslararası meşruiyeti sağlanamaz. Bu nedenle Kabil Havaalanın kontrolünden ısrar ediliyor.

Kabil Hükümetinin Durumu

Başkentteki Kabil’deki iktidar gücü birçok bölgenin kontrolünü kaybetti. Taliban’ın bazı önemli kentleri kontrol ettiği görülüyor. Ancak bu durum, Kabil iktidarının yenildiği veya kısa sürede yenileceği anlamına gelmiyor, Kabil’in NATO ve ABD tarafından desteklenen önemli bir askeri gücü var. Bunlar öncelikli olarak Kabil’e yakın çevrelerde koşullandırılmış bulunuyor. NATO destekli Afganistan iktidar gücünü Taliban karşısında stratejik yenilgi aldığı ve iktidarı kısa sürede teslim edeceğine dair değerlendirmelerin erken olduğunu en azında yakın dönemde böyle bir sürecin yaşanmayacağını söyleyebiliriz. Katar’da devam eden görüşmelerde ortak bir uzlaşı sağlanırsa, Kabil’de ikili bir hükümetin kurulma olasılığı oldukça yüksektir. Böylelikle geçiş süreci ortak ve barışçıl olmadığı taktirde Taliban’a karşı askeri operasyonlar gündeme gelecektir.

NATO’nun İsteğine Bağlı Olarak Ankara’nın Kabil Havaalanının Koruması

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılmış olduğu NATO zirvesinde Afganistan’ın geleceğine ilişkin alınan kararların birisi de Ankara’nın NATO adına uluslararası Kabil Havaalanını koruma sorumluluğunu üstlenmesidir. Biden-Erdoğan görüşmesinde de bu sorun gündeme gelmiş ve ABD’nin Ankara’nın bu kararı kabul etmesine karşılık politikalarını esnetebileceği mesajı verilmişti. Burada temel sorun bu görev neden Ankara’ya verildi ve Ankara böyle bir görevi neden kabul etme eğilimine girdi? Birinci NATO, Suriye örneğinde olduğu gibi Ankara’nın uluslararası alanda ‘radikal İslamcı örgütlerle ideolojik ve politik bir yakınlığı olduğunu biliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Taliban ile ortak yanlarımız çoktur’ anlamına gelebilecek açıklamalar yapması ve ‘Taliban yöneticileriyle görüşebileceğini’ söylemesi esasen Taliban yöneticileriyle Ankara’daki iktidar arasında ideolojik bir yakınlık ve bir kısım ilişkilerin ve görüşmelerin olduğunu gösteriyor. Bu nedenle NATO merkezinde Türkiye’nin Taliban ile uyumlu olacağına dair bir kanı oluşmuş durumda. Ankara’nın uluslararası Kabil havalanın güvenliğini sağlaması, NATO için de bir güvence olmuş olacak. Ankara için de özellikle ABD olan bir kısım sorunların aşılmasının ve daha yakın bir ilişki kurmanın bir aracı olarak görüyor. Aynı şekilde ABD’de bazı taleplerin karşılanmasına yönelik karşı hamleler yapama arzusu var. Özellikle Kabil Havaalanına karşılık Halk Bankası, S-400’ler, F-35’ler, Gülen Cemaati, PYD gibi meselelerde bazı esneklikler veya tavizler alma arzusunu taşıyor.

Öncelikli olarak ABD’nin Türkiye’nin ileri sürdüğü taleplerini karşılamayacaktır ama nispi bir esneklik gösterebilir. İkincisi Ankara’nın böyle bir sürece girmesinin tahmin edilenden çok ciddi riskleri olacaktır. Esas mesele, Ankara’daki iktidar gücü ile uluslararası radikal İslamcı örgütler arasındaki ilişkinin tescil edilmesidir. Böylelikle halen terörist listesinde görülen Taliban ile Ankara arasındaki diplomatik-politik ilişkiler, Türkiye’nin politik pozisyonunu tahin edilenden riske sokacaktır.

Türkiye Gelen Afganlılar 

Kamuoyunu ciddi oranda meşgul eden Afgan kökenlilerin Türkiye’ye gelmeye başlamalarıdır. Sayıları 1 milyona yakın olacağı söylenen bu insanların Türkiye’ye hedef olarak seçip gelmeleri politik bir planın önemli bir parçasıdır. Hiçlerinde hemen hemen hiçbir kadın ve çocuğun olmaması ve yaşlarının 17-30 arasında olmaları doğal olarak dikkat çekiyor.  Afganistan-İran   ya da Afganistan-Pakistan-İran üzerinden hiçbir engelle karşılaşmadan çok ciddi odanda organize edilmiş bir tarzda bu insanların Türkiye’ye gelmeleri planlı ve bilinçli bir durumdur. Bu nedenle Suriyeli göçmenlerle Afganistan’da gelenler kesinlikle birbirine karıştırılmamalıdır. Afganistan’da gelenlerin engellenmemesi için Washington’un Ankara’yı uyardığı ve bu nedenle Erdoğan’ın da bunu kabul ettiği belirtiliyor.

Afganlı Gençler Neden Geliyor.

Bu soruya doğru bir yanıt vermek gerekir. Çünkü bunların kısa bir sürede ve organizeli bir şekilde Türkiye’ye ulaşmaları sosyolojik-politik göç hareketleriyle ve ABD’ye destek veren güçler olmalarıyla hiçbir ilgisi yok. O zaman neden geliyorlar. ABD’nin önümüzdeki süreçte Afganistan’da Taliban’a karşı çok daha kapsamlı ve uzun süreli yeni bir mücadele başlatma eğiliminde olduğu biliniyor. NATO kararları doğrultusunda Ankara’da Afganistan özel kuvvetleri eğitime alınmış durumda. Gelenlerin önemli bir kesimi bu sürecin bir parçası olarak eğitilip yeniden Afganistan’a gönderilecektir. Bu sorumluluğun Ankara’ya verilmesi esasen AKP iktidarının politik geleceği bakımından yeni riskler yaracağı açıktır.

Özellikle İran’ın hiçbir engel çıkartmaması, Ankara’nın uluslararası yeni bir krizin içine çekilmesinde mutlu olacağını ve buna paralel olarak Suriye’de aşamalı olarak çekilmek zorunda kalacağına dair beklentisi oluşmuş durumda. Yani Ankara hem Suriye’de hem Libya’da hem de Afganistan’da böyle bir süreci götüremeyecek, Afganistan’da görev alırsa Suriye ve Libya’dan çekilmesi çok daha hızlı olacaktır.

Yeni Dönem Taliban Politikası

Daha çok Afganistan nüfusunun önemli bir kesimini oluşturan Peştunların ağırlıkta olduğu kendilerini ‘mücahit’ olarak tanımlayanlar yine Sovyetler Birliği’nin işgaline karşı savaşmak içir Pakistan sınır bölgelerinde ‘dini ve askeri eğitim’ aldılar. Daha sonra ‘Terörist’ örgüt listesine alınan ve Peştuca “talebeler” anlamına gelen ‘Taliban’ın kurulmasında ABD’nin önemli bir rol aldığını görüyoruz. Taliban uzun süre iktidardan uzak, Afganistan’da savaşıyor. Politik stratejisinde belirli değişikliklere yönelen Taliban, 1990-2000’lı yılların iktidar politikasını izlemeyecektir. Tarihsel süreç ve özellikle bölgesel ilişkiler çok yönlü değişmiş durumdadır. Geçmişte Suudi Arabistan’dan Pakistan’a kadar   İslam dünyasında ekonomik, politik ve askeri destek alıyordu.  Bugün Körfez ülkeleri dahil olmak üzere İslam dünyasında önemli bir değişim süreci yaşanıyor ve bu nedenle eski tarz ideolojik-politik çizgi izleyen Taliban’a destek verilmeyecektir. Taliban da iktidar gücü olsa da uluslararası ilişkilere göre kendisini konumlandırmadığı sürece iktidarının uzun süreli olmayacağının farkındadır. Eski tarz politik çizginin yeni askeri müdahalelere yol açacağını görüyor. Bu nedenle geçmişte sürdürdüğü ve iktidarda uyguladığı katı politikaları revize edeceğine ve kadınlara yönelik daha esnek politikalar izleyeceğine dair sık sık mesajlar veriyor.  Taliban homojen bir örgüt değil, içerisinde farklı eğilimlere sahip grupların olması yanında bölgesel yapılara göre aşiretlerin aşiretlerin belirli bir etki alanı söz konusudur. Geçmişte olduğu gibi yeniden bir iç çatışmanın çıkması sürpriz sayılmaz. Bu nedenle ABD ve NATO güçlerinin işinin zor olması kadar Taliban’ın da politik pozisyonu oldukça zor görünüyor.

Sonuç: ABD’nin yeni Afganistan politikası iç politik istikrarı sağlamayacak tersine çok daha uzun süreli bir çatışma sürecini başlatacaktır. ABD merkezli NATO’nun askeri güçlerini Afganistan’da çekmesi sanıldığı gibi hızlı olmayacak hatta gelişmelere bağlı olarak askeri gücünü yeniden arttırabilir. BM ve NATO destekli Kabil’deki iktidarın yine tahmin edilenin daha uzun süre kalması pek ala mümkündür. Taliban bir ok bölgeyi kontrol etmeye başlasa da Başkent Kabil’i ve Uluslararası hava alanını kontrol etmesi pek mümkün görünmüyor. Ortak çözüm: BM ve NATO denetiminde/gözetiminde Taliban ile mevcut iktidarın yeni bir hükümet oluşturması ve ortak çözüm sürecini örgütlemeleridir. Taliban’ın politik arka plan diplomaside küresel güçlerin belirlediği süreci kabul etme eğiliminde olduğunu söyleyebiliriz. Bazı bölgeleri kontrol ele geçirmesi tamamen politik-psikolojik bir baskı oluşturmaya yönelik olduğu açıktır.

Eğer Taliban ile bugünkü iktidar arasında ortak bir çözüm anlaşması ve yol haritası olmazsa, Afganistan daha uzun yıllar kanlı bir iç savaş sürecine girecektir. Türkiye’ye gelmeye başlayan Afganlılar bu sürecin bir parçası olarak kullanılacaktır. Ayrıca vurgulamak gerekir ki Taliban, ideolojik ve politik olarak katı İslamcı geleneğe sahip, geçmişteki uygulamalarıyla çağ dışı bir yaşam tarzını mutlak bir şekilde uygulayan bir örgüt. Ancak Afganistan’da sosyolojik dinamikleri güçlü olan toplumsal bir harekettir yani ‘terörist’ olarak değerlendirilemez. Radikal İslamcı bir çizgide olması ve bunu barbarca politik-toplumsal alanda uygulamaları nedeniyle ‘terörist’ olarak tanımlanamayacağına dikkat çekmek gerekir.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top