Genel

Dr. MUSTAFA PEKÖZ: ABD-RUSYA-ÇİN KISKACINDA AFGANİSTAN-TALİBAN

31 Ağustos 2021 tarihinden itibaren Afganistan’da yeni bir dönem başlıyor. Afganistan’ın artan iç krizine paralel olarak uluslar arası güçlerin Afganistan’da ortaya çıkan yeni duruma göre bir kısım yeni stratejiler belirledikleri görülüyor. Yeni durum küresel ve bölgesel güçler için ne anlama geliyor? Bu soruya doğru cevap vermek hem uluslar arası alanda ‘terörist’ görülen Taliban için hem de Afganistan’da yeni küresel oyuncuların nasıl bir pozisyon alacağı konusunda bir fikir edinmemizi sağlar.

Mevcut dengeler ve ilişkiler dikkate alındığında Çin ve Rusya bakımından yeni bir durumun ortaya çıktığını belirtebiliriz. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle yeni dönem stratejisi nasıl olacak? Belki de merak edilen en önemli konulardan biridir. AB daha çok NATO eksenli ABD’nin belirleyeceği politikalara göre kendisini konumlandıracaktır. Bölgesel ilişkilerde Hindistan, Pakistan, İran ve Türkiye’nin hamleleri önem arz ediyor. Bu yazımızda daha çok küresel güçlerin Afganistan’da izleyecekleri strateji üzerinde bir analiz yapacağız.

Çin’in Taliban’a bakışı ve Afganistan planı

Afganistan ile en yakında ilgilenen ülkelerden biri Çin’dir. Pekin Yönetiminin Taliban ile kurduğu ilişki uzun yıllara dayanıyor. Ekonomik ve askeri olarak desteklediğine dair çok sayıda iddia ve veri bulunuyor. ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisini özellikle Çin sınırlarına kadar getirmesi önemli bir tehlikeli alanı oluşturuyordu. Bu nedenle ABD’nin Afganistan’da çekilmesi özellikle Çin’in Asya’nın önemli bir kesiminde güç olmasının, ekonomik-politik hakimiyetini sağlamasının önünü açacak.

28 Temmuz 2021’de, Molla Abdulgani Baradar öncülüğünde bir Taliban heyeti yeni dönemde en üst düzey uluslararası temasını Çin’de gerçekleştirdi. Çin Dışişleri Bakanı VangYi ile bir araya gelen Baradar, “Taliban’ın Afganistan’da siyasi bir çerçeve çizmek için tüm taraflarla çalışmaya hazır olduğunu, kadın ve çocuk hakları başta olmak üzere insan haklarını koruyacaklarını ve değiştik, tanınmak istiyoruz.” Çin için ‘değiştik’ mesajı belirleyici bir öneme sahip değil. Pekin yönetiminin stratejik planı Çin-Pakistan-Afganistan denklemini kurarak bölgeyi ekonomik olarak kontrol altına almayı hedefliyor.  

Pakistan’da askeri olarak ABD’nin etkinliğinden bahsedilse de bugün ekonomik olarak Çin’in artan muazzam bir üstünlüğünden bahsedebiliriz. Çin’den başlayan Pakistan’ın içlerine doğru geliştirilen oradan Afganistan’ın Başkenti Kabil’e doğru uzatılmak istenen uluslararası bir otoban yolunun inşaatı devam ediyor. Böylelikle Çin, İpek Yolu stratejisinin öncelikli olarak Orta-Güney Asya’yı kapsayan ve oradan Kuzey Asya’yı dahil ederek genişletmek istiyor. Bu nedenle Taliban’ı tanıyabileceğine dair yaptığı açıklama bir tesadüf değil.

 Çin’in Taliban ile kuracağı diplomatik ilişkilerle ve ekonomik-mali yatırımlarla ya da mali desteklerle, Afganistan’daki Uranyum ve Lityum gibi son derece stratejik olarak elementler/madenler üzerinden tam bir kontrol sağlamayı hesaplıyor. ABD’ye rağmen son 15 yıl içinde Çin’in Afganistan maden yataklarına yaptığı yatırım dahası satın aldığı maden bölgeleri için ödediği miktarın yaklaşık 20 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Çin’in özellikle uzay rekabetinde üstünlüğü sağlamasında Lityum madeninin önemli olduğu biliniyor. ABD’nin ihtiyaç duyduğu Lityum’u Çin’de satın aldığı dikkate alındığında Çin’in Afganistan’ın yer altı zenginliklerini kontrol etmeye başlamasının küresel rekabette ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz.  Bu nedenle Çin’in Afganistan’ın ne kadar demokratik olduğuyla, kadın ve çocuk haklarıyla ilgilendiğini söylemek ve buna göre bir strateji belirleyeceğini iddia etmek oldukça zor görünüyor. Taliban ile tarihsel politik sorunları olan Çin, Afganistan’ı ekonomik olarak kuşatmak için Pakistan’ı güçlü bir ‘ortak’ olarak kullanmaya devam edecektir. Pakistan ekonomik olarak fiilen Çin’in etkinlik alanında olduğunu vurgulamak gerekir.

Taliban, Çin için tehdit olur mu?

Çin’in küresel jeo politiğinde, Afganistan’ı önce ekonomik olarak kontrol altına alma sonra da politik olarak etkileme stratejisi ön plana çıkıyor. Bu nedenle politik olarak hiçbir ortak yanı bulunmayan belki de ‘birbirlerini uzlaşmaz düşman’ kategorisinde gören Taliban-Çin ortak buluşma noktaları artıyor. Bunun merkezinde ABD merkezli NATO güçlerinin Afganistan’ı terk etmesidir. Ancak bu sorun Çin için her şeyi çözmeyecektir. Sıklıkla vurgulandığı gibi Taliban’ın Afganistan’daki geleceğinin ne olacağına dair kesin öngörülerden bulunmak oldukça zor. Her ne kadar ‘değişim sürecine girdiğini ve uluslar arası toplumun taleplerine uyumlu bir iç politika izleyeceği’ konusunda bir kısım mesajlar verse de ne kadar gerçekçi olduğu konusunda ciddi bir güven yok. Aynı şekilde, IŞİD’in Afganistan’ın belirli bölgelerinde artan etkinliği, Taliban içerisinde yer alan El Kaide’ye bağlı bir kısım grupların politik ve askeri tercihleri önümüzdeki süreçte ciddi olarak Çin’in karşısına çıkaracaktır. Özellikle Sincan bölgesindeki ‘Uygur Türkleri’ için savaştığını iddia eden ve Suriye’de aktif olan ‘Türk İslam Partisi’nin Afganistan’a yerleşmesi çok yüksek bir olasılıktır. Bunların öncelikli hedefinin de Çin olacağı açıktır. Böylelikle Taliban’ın Afganistan’da iktidar olması, Taliban merkezinin alacağı önlemlere rağmen, Afganistan’ın Çin’e saldırı merkezi haline gelebilir. Bu nedenle Taliban-Çin ilişkisinde kurulacak politik denge Çin’in bölgesel ilişkileri için yeni sorunlar yaratacak gibi görünüyor. Çin’in ABD’nin bölgede çekilmesi için Taliban’a verdiği desteğin önümüzdeki süreçte kendisini yeni ve daha kapsamlı sorunlarla karşı karşıya bıraktırması kimseyi şaşırtmamalıdır. Belki de ABD’nin istediği bu olabilir.

Rusya ve Taliban

Rusya, Afganistan gerçeğini en iyi bilen ülkelerden biridir. Analık 1979 yılında Afganistan’a askeri olarak girmesiyle başlayan savaş 10 yıl sürmüştü. Bu süreçte binlerce Sovyet askeri yaşamını yetirdi. Yüzlerce savaş uçağını, tank ve topunu kaybetti. İşgal sırasında ABD Başkanı olan Carter’ın genç danışmanlarından ve ABD’nin en tanınmış jeo-politik uzmanlarından biri olan Brezenszki, Sovyetlerin Afganistan’ı işgal ettiğinde ilk tepkisini ‘savaşı biz kazandık, Vietnam intikamı böyle alınacak’ diyerek göstermişti. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rusya Afganistan’dan çekildi ve Rusya sadece savaşı değil esasen o dönemki jeo-politik gücünü önemli oranda kaybetti.

 Afganistan döneminde KGB ajanı olarak görev alan Rusya Devlet Başkanı Putin, gelecekte Afganistan’a yönelik olası bir askeri operasyonun içinde yer almayacaklarını, bunun tecrübesini 1979-1989 yılları arasında yaşadıklarını açıkladı. Afganistan ile Orta Asya ülkeleri arasındaki sınırlar nedeniyle olası bir askeri ve politik istikrarsızlığa hiç bir şekilde meydan vermeyeceklerini de belirtti. ABD merkezli NATO güçlerinin Afganistan’ın işgaline karşı çıkmayan Putin, bütün dikkatini Rusya’nın yeniden küresel bir güç olmasına ve özellikle Orta Asya’da güç olmasına verdi. ABD’nin Afganistan’da mutlak bir zafer elde edemeyeceğini gördü ve hatta kısa bir süre gerektiğinde Orta Asya’daki Rusya askeri üslerinin kullanıma açılabileceği mesajını da verdi.

Rusya’nın jeo-politik geleceğinde Afganistan önemlidir. Rusya’nın Asya’ya hakimiyeti özellikle Orta-Asya’da artan askeri, politik ve ekonomik gücüne bağlıdır. Moskova’nın politik stratejisinde Sovyetler Birliği’nin tarihsel sınırlarını fiilen yeniden oluşturmak önemli bir alanı işgal eder. Özellikle Orta Asya’daki ülkelerde ilişkilerinin merkezinde bu yönelimin olduğu açıktır. ABD’nin Afganistan’ı işgal ederek Çin gibi Rusya ile komşu olması özellikle Moskova’nın jeo-stratejik çıkarları bakımından bir tehlike arz ediyordu. Bu nedenle ABD’nin Afganistan’a girmesine ses çıkartmayan Putin, tersine ABD’nin bölgede çekilmesini sağlamadaki rolleri nedeniyle belirli koşullar içerisinde destekledikleri biliniyor. Putin, Afganistan’da yeniden inisiyatif almak için Suriye’de olduğu gibi Afganistan’da arabulucu rolüne soyundu. Taliban’ın henüz girip kontrol edemediği tek bölge olan Pençşir eyaletinin liderliğini yapan Ahmet Mesud ile Taliban’ın bir araya getirilmesini sağlayanın Moskova olduğunu Taliban sözcüsü açıkladı. Putin’in böylelikle Afganistan’da yeni güç dengelerini oluşturmaya ya da mevcutları üzerinde etkide bulunmaya çalıştığı görülüyor.

Taliban merkezli Afganistan, Rusya için bir güven teşkil eder mi?

Taliban’ın doğal lideri konumuna gelen Baradar, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüştü ve Rusya’ya  ‘İslamcı Çeçen ve Özbek grupları ve başta olmak üzere Rusya’da ve Orta Asya’da faaliyet yürüten radikal İslamcı gruplara hiçbir şekilde izin verilmeyeceği’ konusunda garanti verdi. Taliban bunlara ne kadar uyar bilinmez ama Putin’in, Taliban yöneticileriyle yapılan görüşmelerde sözlü birçok garanti almış olmalarına rağmen ‘Taliban’ın izleyeceği pratik politikayı takip ettikten sonra daha net kararlar verileceğine’ dikkat çekmesi hem Taliban’a hem de özellikle Avrupa’ya verilen bir mesaj olarak değerlendirildi.

Savunma Bakanı Şoygu’nun“İlk ve başlıca tehdit, Taliban’ın eline fazla miktarda silahın geçmesi çok fazla. Size şöyle söyleyeyim; sadece hava savunma füze sistemi sayısı 100’den fazla” açıklamasını yaptı. Putin, Lavrov ve Soygun’un yapmış oldukları ihtiyatlı açıklamalar, kendilerinin Afganistan’daki tarihi tecrübelerinde gördükleri gibi ‘sözlere’ değil pratik uygulamaya bakacaklar. 

Moskova, yıllarca kendisiyle savaşmış Taliban’a esastan güvenmediği gibi IŞİD, Çeçen ve Orta Asya kökenli Radikal İslamcı örgütlerin Afganistan’ı merkez üs seçecekleri konusunda kimsenin bir şüphesi bulunmuyor. Böyle bir durumun Çin gibi Rusya’yı ciddi oranda etkileyeceği ve İslamcı örgütlerin çatışma alanının bu bölgelere doğru kayacağını gösteriyor. Bu nedenle Afganistan’ın Taliban’ın tam denetimine girmesi kadar istikrarın süreklileştirilmesi bölge devletleri için son derece önemli ama bir o kadarda zor olacağı açıktır.

ABD’nin Afganistan  Stratejisinin Politik Arka Planı

11 Eylül 2001 tarihinde El Kaide’nin New York’taki ikiz kulelere yönelik yaptığı iddia edilen uçak saldırısından sonra ABD merkezli özellikle NATO askeri güçleri Afganistan’ı işgal etti. Afganistan’da iktidar gücü olan Taliban, El Kaide’yi ve Bin Ladin’i koruduğu iddiasıyla hedef tahtasına oturtuldu. İşgalle birlikte Taliban, başkent Kabil’i terk ederek dağlık bölgelere çekildi. ABD, eş zamanlı olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Taliban’ın ‘terörist’ olduğu kararını çıkarttı.

Oğlu Bush döneminde Afganistan’ın işgal edilmesinin gerekçesi ‘El Kaide ve lideri Usame Bin Ladin’ olmakla birlikte esas stratejisi çok daha kapsamlı ve derindi.  ABD, El Kaide ve Afganistan işgalini bahane göstererek bölgede etkinliğini pekiştirmek ve askeri üsleriyle stratejik bir merkez haline gelmek için bütün olanaklarını kullandı. ABD’nin stratejisinde çekilip gitmekten çok kalıcılaşmak vardı. Dünyanın bütün bölgelerinde, her zaman kalıcı bir güç olmayı esas alan ABD, Afganistan’da çok daha fazla kalıcı olmak istedi. Bunun iki stratejik gerekçesi vardı: Birincisi Dünyanın jeo-politik kalpgahı olan ‘Orta Asya’yı kontrol etmekti. Çünkü ünlü teze göre « Orta Asya’yı kontrol eden Asya’yı kontrol eder. Asya’yı kontrol eden dünya’yı kontrol eder.» İkincisi ise Orta Asya enerji yataklarını Afganistan-Pakistan üzerinden Okyanusa indirecek 5 bin kilometrelik bir enerji boru hattının inşası planı vardı. ABD, Afganistan’ı işgal etti ama Orta Asya’da beklenilen etkiyi yaratamadı. Rusya’nın sessiz ama etkili bir şekilde eski egemenlik alanlarını yani Orta Asya’yı yeniden kontrol etti. Hatta Kırgızistan, Türkmenistan gibi ülkelerdeki ABD üsleri kapatıldı. Afganistan’da beklenen askeri ve politik istikrar sağlanamadı ve Orta Asya’da düşünülen egemenlik kurulamayanca enerji koridoru projesi de başarısız kaldı.  

 Enerji bölgelerinin denetimi ve yeni koridorların oluşturulmasına yönelik hazırlanan yeni projelerle Afganistan bir bakıma geri plana düştü. Obama yönetimi, El Kaide liderinin Pakistan’dan yapılan bir operasyonla öldürülmesinden sonra Afganistan’da askeri olarak çekilme planının aşamalı olarak uygulamaya koydu ve nispeten askeri güçlerin çekilmesini sağladı. Yani çekilme planı Obama dönemiyle başladı, Trump ile çok daha güncelleşti ama Biden ile tamamlanma sürecine girdi.

 ABD’nin çekilmesinden ne anlaşılmalıdır

ABD’nin Afganistan’da çekilme kararı stratejik bir yenilgi olarak değerlendirilmez hele Vietnam yenilgisiyle hiçbir şekilde karşılaştırılamaz. Aynı şekilde Rusya’nın Afganistan’da çekilmesi gibi bir yenilgi olarak da görülemez. Vietnam yengilisi ABD’nin dünya çapında güç kaybetmesinin nesnel zeminini hazırladı denebilir. Sovyetlerin Afganistan yenilgisi çöküş ve dağılmaya yol açtı.

ABD, Çin ile daha stratejik bir rekabet girmek için Obama tarafından yaşama geçirilen İran ile uzlaşarak Ortadoğu ve Orta Asya’ya yeniden yönelmek gibi yeni bir plan uygulamaya koymak istiyordu. Burada İran-Irak-Suriye dengelerinin ve yeni enerji boru hatları için güzergâhının yeniden belirlenmesi ön plana çıktı. Bunun yolu da İran’ın küresel sisteme dahil edilmesiydi. Bu amaçla BMGK+Almanya ile İran arasında yapılan anlaşma devreye girdi. Trump, bu süreci yeniden tersine çevirdi. ABD’nin Çin stratejisini uygularken önemli hatalar yaptı ve seçimleri kaybetmesinde bir faktör oldu. Biden yönetimi yeniden Obama dönemine geçiş sürecini aşamalı olarak başlattı. ABD’nin askeri olarak Afganistan’da çekilmesinde net bir kararlılık göstermesi yeni dönem bölgesel politikalarıyla ilişkilidir. Bunun açık bir yenilgiden çok, yeni bir strateji olduğunu vurgulamak yanlış olmaz. Biden bütün riskleri alarak çekilmede ısrar etmesi ABD’nin Uzak Asya ve İran üzerinden belirlenen yeni stratejinin yaşama geçirilmesi için bir alan açma hamlesidir.

Trmup’ın Taliban ile yakın ilişki kurması kararı

  Obama yönetimi döneminde El Kaide lideri Bin Liden gibi çok sayıda Taliban lideri öldürüldü. Bugün Taliban’ın fiili lideri olarak ön plana çıkan Baradar da, Amerika’nın dış istihbarat servisi CIA ve Pakistan’ın istihbarat servisi ISI’nin  ortak operasyonuyla Şubat 2010 tarihinde Pakistan’ın Karaçi şehrinde yakalandı.  2018 yılına kadar Pakistan’da tutuklu olan Baradar, Trump yönetiminin baskısı sonucu serbest bırakıldı. Baradar’ın Katar’ın Başkenti Doha’da açılan Taliban ofisinin başına getirilerek uluslar arası politik ilişkilerin sürdürülmesini sağlayan güç esasen CİA oldu. Özellikle ABD ile görüşmeleri yürüten heyetin başına geçmesi de bir tesadüf değildi. Trmup döneminin Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Baradar ile görüşmesi, daha sonra CİA Direktörlerinin sık sık Katar’daki Taliban ofisini ziyaret etmeleri, ABD’nin Afganistan stratejisinin bilinmeyenleri için düşünmemizi gerektiren noktaları oluşturuyor.

ABD’nin Afganistan temsilcisi Zalmay Halilzad, ile Baradar arasında oluşan yakın ilişki, Taliban ile ABD ilişkilerinin geleceğinin şekillenmesini sağladı. Halilzad, Baradar’ı ‘Afgan hükümeti ve Taliban arasında bir güç paylaşımı formülüne ikna etti.’ Bu hem ABD hem de Taliban için önemli bir dönüşümü ifade ediyordu. Afganistan’daki bugünkü süreç, 2018 yılında ABD-Taliban ortaklığıyla alınan bir karardı.


ABD Afganistan’ı bütünüyle terk mi ediyor

ABD’nin askeri olarak Afganistan’da çekilmesi, Afganistan’ı bütünüyle terk edeceği anlamına gelmediğini yakın dönemde açıklanacak yeni politikalarla çok daha net olarak görülecektir. ABD’nin Çin, Rusya, Orta Asya, İran stratejilerindeki belirli başarısızlıkları nedeniyle bölgedeki askeri hakimiyetine bütünüyle son vermesi oldukça zor görünüyor. Önümüzdeki birkaç ay içinde ABD’nin IŞİD-K’yi dünyanın yeni küresel düşman gücü ilan ederek Afganistan’da askeri operasyonlarına devam etmesi sanırım kimseye sürpriz gelmediği gibi BMGK kararıyla yeni bir süreci başlatması olasılık olarak masada duruyor.  Fransa’nın ve İngiltere’nin başta askeri havaalanı olmak üzere Kabil’in güvenliğinin BMGK verilmesi gibi bir öneriyi sunmaları da tesadüf olmadığı açıktır.

Taliban ile ABD arasındaki ilişkilerin önemi

ABD’nin çekilme takviminin bütün detaylarını Taliban ile birlikte planladı. Ortak hükümet kurulacaktı ve Taliban ikili iktidarda önemli bir misyon üstlenerek küresel sisteme uyumlu hale getirilecekti. Ancak cumhurbaşkanı Gani’nin ülkeyi terk etmesiyle Taliban, ortak planın dışında kendisini birden Kabil’in cumhurbaşkanlığı sarayında buldu ve yeni bir durum ortaya çıktı. ABD, oluşan algının tersine Taliban’ın iktidara gelmesinden ve geniş tabanlı bir hükümet kurması çalışmalarından memnun görünüyor. CİA Direktörünün, Taliban’a liderlik eden Baradar ile özgün bir süreçte kritik bir görüşme yapması çok yönlü mesajlar içerdiğini belirtmek gerekir.

IŞİD-K Operasyon düzenleyen ABD istihbaratı Taliban’dan aldı

IŞİD-K’nın tahliyelerin gerçekleştiği uluslar arası havaalanının yakınında patlattığı bomba sonucun 12’si ABD askeri olmak üzere 80’nin üzerinde insan yaşamını yetirdi. Arada bir gün sonra ABD’nin IŞİD-K yöneticilerine yaptığı askeri operasyon bilgisi doğrudan Taliban tarafından verildi. Ayrıca IŞİD-K’nin eylem yapacağı bilgisi de Taliban tarafından ABD askeri güçlerine iletildi. Böylelikle Taliban hem ABD’ye güven tazeliyor hem de IŞİD-K’ye mesaj veriyor. Taliban’ın yakın bir dönemde özellikle ABD’nin talebi üzerine ‘IŞİD-K’yi terörist’ ilan etmesi hatta Taliban’ın uluslar arası askeri güçleri IŞİD-K’ya karşı operasyon yapmaya davet etmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

ABD, Afganistan’da askeri olarak çekilecek ama bunun anlamı bu bölgeyi başı boş bırakacağı anlamına gelmeyeceği gibi özellikle IŞİD-K ile savaşta Çin ve Rusya’yı zorlayacak yeni bir sürecin başlamasından avantaj elde etmeye çalışacaktır.

Talibanlı veya Taliban olmadan, Afganistan geçmişte olduğu gibi bugündeküresel güçlerin kıskacında kalmaya devam ediyor. Gelecekte nasıl bir süreç başlar bilinmez ama Afganistan satranç tahtası olmaya devam edecek. 

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top