Genel

Dr. Mustafa PEKÖZ- 2022 YILINDA ÇATIŞMA MERKEZİ: UKRAYNA

2020 yılında ABD ve Rusya arasında Ukrayna üzerinde devam eden rekabetin açık bir çatışmaya dönüşebilir mi? Bu kaygı özellikle AB ülkelerini daha çok fazla tedirgin ediyor. Sorun Rusya’nın Ukrayna’ya karşı askeri güç kullanma olasılığının çok ötesinde küresel çaptaki politik denklemin etkilenmesiyle doğrudan ilişkilidir.

NATO’ya Karşı VARŞOVA Paktı

İkinci dünya savaşında Sovyetler Birliğinin Hitler Almanya’sını açık bir yenilgiye uğratarak Yunanistan hariç Balkanların tamamını, Doğu Avrupa’nın çok önemli bir kesimini kontrol altına aldı. Başkent Berlin gibi Almanya da ikiye bölündü. Bugünkü Ukrayna’da  Sovyet toprakları içindeydi. NATO Paktına karşı VARŞOVA Paktı kuruldu. Bir bakıma Sovyet Orduları başta Almanya olmak üzere bütün Batı Avrupa’nın sınırlarında konuşlandırıldı. Askeri bakımdan oldukça zayıf olan Avrupa’nın korunması için ABD’nin yüz binlerce askeri Avrupa’daki üslere taşındı. VARŞOVA Paktı, Batı için her zaman bir tehdit olarak görüldü.

Sovyetler Birliğinin dağılması sadece VARŞOVA Paktının dağılmasına yol açmadı aynı zamanda Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri Sovyetlere olan bağımlılıklarına son verdiler. Polonya, Romanya, Çekoslovakya, Macaristan AB’ne dahil oldular. Sovyetler Birliğinin oluşturduğu 15 cumhuriyetin her birer ‘bağımsız’ devlete dönüştü. Yeni Rusya ekonomik, politik ve askeri bir kriz yaşarken 20.yüzyılın sonunda ABD’nin dünya üzerindeki hakimiyeti yeniden arttı.

Avrupa’nın Rusya’nın baskısından çıkması, küresel ilişkileri de doğrudan etkiledi.  Rusya’nın eskisi gibi etkili olamayacağı varsayımına dayanarak NATO’nun askeri ve politik stratejisi yeniden tanımlandı. Çin’in yakın dönemde dünya siyasetinde çok daha fazla etkili olamayacağına dair bir bakış açısı oluştu.

Rusya ve Çin’in beklenilenden hızlı toparlanması

Rusya ve Çin ekonomik ve askeri olarak beklenilenden çok daha hızlı toparlandılar. Bölgesel güç olarak etkilerini çok daha fazla hissettirdiler. Putin’in Rusya’nın başına geçmesiyle Rusya’nın askeri ve politik stratejisi çok daha büyük bir kararlılıkla uygulandı. Önce eski Sovyet toprakları olan ülkeler üzerindeki gücünü yeniden tesis etti. Sonra askeri gücünü hızla arttırdı. Elinde bulunan Doğalgaz ve Petrol gibi iki stratejik enerjiyi Avrupa ile olan ilişkilerde muazzam şekilde kullandı. Avrupa’nın doğal gazının yarısından fazlasını sağlamayı başararak enerji bağımlılığını politik bir baskı aracı olarak kullandı.

Putin sadece Rusya’nın çok yönlü gücünü Orta Asya, Kafkasya, Avrasya bölgesinde arttırmada Karadeniz, Akdeniz, Ortadoğu dahil olmak üzere bir çok alanda askeri varlığını arttırmaya başladı.

Rusya’nın Kırım hamlesi

Polonya ve Romanya, NATO’nun ve ABD’nin yeni askeri üs merkezleri haline getirildi. Rusya bunları görmezlikten geldi ama Ukrayna üzerindeki baskısını arttırdı. Kimsenin tahmin etmediği bir zamanda Kırım bölgesindeki bağımsızlık yanlısı grupların seçimleri kazanmaları ve Rusya’ya bağlanma kararı almalarından sonra Putin, Kırım’a asker çıkartarak bölgeyi ilhak etti. Ne NATO ne de ABD, bu süreci engelleyebildi. Diplomatik çabalar ve bir kısım ekonomik yaptırımlar dışında ciddi bir adım atılmadı.

Doğu Ukrayna’da Rusya yanlısı otonom gruplarının özerklik taleplerinin karşılanması için başlattıkları silahlı mücadelenin doğrudan Rusya tarafından organize edilmesi ve desteklenmesi, bu bölgenin orta vadede Ukrayna’dan koparak Rusya’ya katılması olasılığı NATO açısında ciddi bir sorun haline geldi. Böyle bir olasılığın gerçekleşmesi esasen ABD’nin Rusya stratejisinin başarısız kalacağını gösteriyor. Çünkü ABD’nin güvenlik stratejisinde Çin ve Rusya önemli bir yer tutuyor. Çin’in esasen ekonomik, Rusya’nın daha çok askeri gelişmesi ön plana çıkıyor. ABD’de hangi partinin iktidara gelmesinin veya kimin Başkan seçilmesinin bir önemi yok. 15-20 yıllık belirlenen küresel stratejide küçük değişiklikler olsa da mutlak olarak uygulanır.

ABD’nin Yeni Rusya Stratejisi

ABD’nin Rusya stratejisinin birkaç yönü bulunuyor. Birincisi, Rusya’nın askeri teknoloji olarak gelişmesini engellemektir. ABD hem dünyanın en büyük askeri gücüne sahip hem de askeri harcamaları tüm dünyanın toplamından fazladır. Örneğin 2020 yılında ABD’nin savunma bütçesi 778 milyar dolar, Rusya’nın ise 68 milyar dolar. Yani ABD’nin savunma bütçesi Rusya’nın tam 11.5 katı kadardır. ABD her yıl savunmaya ayırdığı bütçeyi arttırırken tersine Rusya ve Çin’in savunma harcamalarının arttırılmasına kesin olarak karşı çıkıyor. ABD, kendisi askeri teknolojiyi geliştirmek için devasa harcamalar yaparken, Rusya ve Çin’in askeri teknolojilerini geliştirmesi ve yenilenmesine karşı açık bir tutum alıyor.

İkincisi, ABD başta olmak üzere NATO ülkeleri olmak üzere dünyanın hemen her yerinde silah ihracatı ya da silah ticareti yaparken Rusya’nın ve Çin’in silah satışlarını engellemeye çalışmaktadır. Silah teknolojisinde önemli başarılar elde etmiş Rusya’nın silah pazar alanlarını sınırlamak için son derece önemli bir baskı politikası uyguluyor. Örneğin Rusya’dan silah alan ülkelerin önemli bir kısmına karşı ekonomik ambargoyu uygulamaya koydu. Türkiye hariç Mısır, BAE, S.Arabistan gibi ülkeler Rusya’dan S-400 savunma sistemini almadılar. Çin, Hindistan ve İran bu sistemi kullanmakta kararlı görünüyor.

Üçüncüsü, ABD; Rusya’yı özellikle Doğu Avrupa, Kafkasya, İskandinavya ve Karadeniz bölgesinde askeri olarak kuşatmaya çalışıyor. Yunanistan adaları ve özellikle Edirne sınır bölgesi olan Dedeağaç’a ABD’nin binlerle ifade edilen askeri teçhizat yerleştirmesi doğrudan Türkiye ile bir sorundan kaynaklanmıyor. ABD’nin yeni özellikle kara askeri stratejisinde Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Polonya hattının kontrol edilmesi önemlidir. Başka bir değerlendirme konusu olmakla birlikte bu karar ABD’nin Türkiye’yi askeri stratejisinde aşamalı olarak arka plana attığını gösterior.

ABD’nin Rusya’nın askeri hamleleri karşısında etkili olamaması özellikle Kırım ilhak etmesi, ABD’nin küresel askeri gücünün etkisini kırmaya başladı.  ABD’nin öncelikli hedefi Ukrayna’nın NATO’ya alınmasıdır. Bunun için özellikle Almanya’nın ikna edilmesi gerekiyor. Ukrayna da NATO’ya üye olarak Rusya’yı NATO ile karşı karşıya getirerek bir güvence sağlamak istiyor. Merkel dönemi boyunca Almanya, Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasına yönelik çekincelerini belirtti ve fiilen bloke etti. Avrupa’nın ve özellikle Almanya, Belçika, Hollanda hatta Fransa’nın doğal gaz nedeniyle Rusya’ya bağımlı olmaları, Rusya’ya karşı olası askeri hamleleri engelliyor. Bu nedenle Avrupa-Rusya arasında kurulan ekonomik-politik dengenin en azından bugünkü süreçte bozulmasını istenmiyor

Rusya, Ukrayna’yı işgal ederim mi?

Rusya’nın Ukrayna sınırına 100 binden fazla asker yığması, yüzlerce tankı, topu sınırda konuşlandırması, NATO’ya ve ABD’ye karşı bir kararlılık gösterisidir. ABD’nin Rusya’ya yakın sınır bölgelerine füze sistemlerinin yerleştirilmesini tartışmaya başlaması, Rusya için güvenlik tehdidi olmaktan çok askeri ve politik prestijinin sarsılması anlamına gelir. Putin’in ‘biz Meksika’ya veya Kanada’ya füze sistemleri yerleştirirsek ABD nasıl bir tepki verir. Empati yansınlar’ diyerek aslında sorunun politik-psikolojik yönünü açıklamış oldu. Putin, Ukrayna sınırına askeri güç yığması, hava gücü harekete geçirmesi, füze sistemlerini açık hale getirmesi esasen kararlı olduklarını, gerektiğinde askeri gücün devreye konulacağının mesajını veriyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi gündemde değil. Belirli düzeyde bir askeri çatışma olabilme olasılığı hesaplanabilir ama böyle bir askeri senaryonun olmadığını güç dengelerini az çok analiz eden herkesin görebileceği bir durum.

Putin-Biden Görüşmesi

Biden ile Putin Ukrayna meselesini iki kez görüştürler. Yeni yılda üçüncü bir görüşme yapacaklar. Biden, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik olası bir saldırısı karşısında sessiz kalmayacaklarını, Rusya’ya yönelik ekonomik, diplomatik ve politik baskıyı en üst düzeyde ve kararlılıkla uygulayacaklarını belirtti. Rusya’nın hamleleri tersten bütün bunları göze aldığını gösteriyor.

Putin de iki noktaya dikkat çekiliyor: Birincisi Rusya sınırına füze sistemleri yerleştirilmeyecek. İkincisi Rusya’ya yönelik hiçbir şekilde askeri bir saldırının olmayacağı konusunda NATO, yazılı diplomatik-politik bir güvence verecek. Bu iki şart sağlandığında hem Kiev yönetimiyle Doğu Ukrayna meselesi dahil olmak üzere diplomatik-politik ilişkiler normalleştirilecek hem de orta vadede Ukrayna’nın NATO’ya alınmasına onay verilecek.  Bunlar sağlandığında bölgedeki askeri güçler çekilecek. Moskova, sorunun diplomatik yolla çözülmesine zemin hazırlamak için de yaklaşık 10 bin askeri bölgede çektiğini açıkladı. Bu doğrudan ABD’ye bir mesajdır.

Görüntüsel olarak ciddi bir askeri çatışma riski olsa da sorun askeri yöntemlerle çözülmeyecek. Ne ABD ne de Rusya, bölgede askeri olarak karşı karşıya gelme niyetinde olmadığı gibi Avrupa da  askeri bir çatışmadan yana olmaz.

Ukrayna meselesi diplomatik-politik görüşmelerle aşılacak gibi görünüyor 2022 yılında Biden-Putin görüşmesi, Almanya’nın ve Fransa’nın politik arka planda çözüm için gösterdikleri yoğun çaba sorunun diplomatik/politik ilişkiler içerisinde çözüleceğini gösteriyor. En azından bugünkü veriler dikkate  alındığında Kara Deniz dahil bölgede beklenilen ve bölgeyi toptan etkileyecek bir askeri çatışma olmayacak.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top