Genel

Değer Yasası Ve Soyalist İnşada Diyalektik Materyalist Perspektif

Değer Yasası Ve Soyalist İnşada Diyalektik Materyalist Perspektif

”Değer yasası, meta üretiminin ekonomik yasasıdır; değer yasasıyla, metaların değişimi, onların üretimleri için toplumsal bakımdan gerekli-
emek miktarına göre gerçekleşir. Başka bir deyişle, değer yasası, metaların birbirleriyle değişiminin, bir değere göre yapıldığı anlamına gelir. Bu

demektir ki, değişimi yapılan metalar, eşit miktarda toplumsal bakımdan gerekli-emek içerirler. Bundan dolayıdır ki, bir metaın fiyatı (fiyatın, değerin
para biçiminde ifadesi olduğunu anımsayalım) kendi değerine tekabül etmelidir. Bununla birlikte, gerçekte, arz ve talebin etkisi ile; şu ya da bu metaın fiyatı, değerinin altında veya üstünde olabilir. Bilindiği gibi, şu ya da bu meta, pazarda az bulunabilir; talebin arzdan fazla olması, meta
fiyatını daha da yükseltir. Bunun tersi de olur. Bu olayda, değer yasasının bir rolü olmadığı kabul edilebilir mi? Hayır. Nasıl olursa olsun, bir yasanın
etkisi ancak, çok sayıda olguların incelenmesiyle anlaşılabilir. Herhangi bir metaın uzun bir dönem içindeki fiyatları tahlil edilirse, artma ve
düşmelerin birbirlerini dengeledikleri ve ortalama fiyatların değer ile uyuştukları görülür”
Nikitin- Ekonomi politik

”Kapitalist sistemde toplumsal üretim rekabetçi ve anarşik üretim koşulları altında yürütülür. Metaların fiyatları arz-talep ilşkisindeki değişimlere göre değişiklik
gösterir. Bazen metanın fiyatı üretim değerinden yüksek bazen düşük olur. Fiyat üretim bedelinden yüksek olduğunda kar ortalama kardan yüksek
olur.Kapitalist daha yüksek kar için bu fırsatı gördüğünde derhal sermayesini bu daha karlı sektöre yatıracaktır. Tersi durumda sermaye geri çekilir. Toplumsal
üretimin gelişmesi bu kör koşullarda meydana gelir. Bu durum, kapitalist sistemde değer yasasının halkın aleyhine işleyen yabancı bir güç olarak kendisini
gösterdiğini ve toplumsal üretimin genel düzenleyicisi olduğunu ortaya koymaktadır.
Sosyalist sistemde toplumsal üretim planlı bir biçimde yürütülür. Fiyatlar, değerleri temelinde ve devlet tarafından bileşik bir tarzda belirlenir. Fiyat artık arz ve
talepteki değişimlere göre değişiklik göstermez. Değer yasası artık halka hükmeden bir yabancı güç değildir. Genel olarak söylemek gerekirse değer yasası
halk tarafından sosyalist inşaya hizmet etmesi için kullanılır. Dahası, değer yasasının toplumsal üretim üzerindeki etkisi de yavaş yavaş azalmıştır.
Sosyalist üretimin tümü noktasında planlama birincil, fiyat ikincildir. Yani toplumsal emeği farklı üretim sektörleri arasında dağıtmada, neyin ve ne kadar
üretileceği devlet planlamasına göre planlanır. Ki bu sosyalizmin temel ekonomik yasasının, yani, kitlelerin ihtiyacına göre üretimin ve planlı gelişim yasasının
gereklerini yansıtır. Devlet planlaması birincil ve belirleyici bir rol oynar. Değer yasası halen yürürlüktedir, fakat yalnızca ikincil ve destekleyici bir rol oynar.
Farklı toplumsal sistemler altında ekonomik yasaların dışa vurum biçimleri farklı özelliklere sahiptir. Kapitalist toplumda üretim araçlarının özel mülkiyetine
bağlı olarak üretim kör rekabet ve kaotik koşullarda gerçekleşir. Bu yüzden ekonomik yasalar kapitalist toplumda her zaman dışsal ve yabancı bir biçim alır.
Sosyalist toplum, üretim araçlarının kamu mülkiyetine dayanmaktadır. Emekçi kitleler toplumsal ekonomik ilşkilerin özneleridir. Bu, halk açısından bilinçli olarak
ekonomik yasaları yönetmeyi ve uygulamayı mümkün hale getirir.
Engels’in belirttiği gibi:
” Bugüne kadar onlara yabancı, onlara egemen olan doğa yasaları olarak karşılarında duran kendi toplumsal eyleminin yasaları, bundan böyle insanlar
tarafından tam bir bilinçle kullanılır ve egemenlik altına alınır.”
F. Engels Anti-Dühring syf: 370
Meta sisteminde somutlaşan burjuva hak’lar ve emeğe göre bölüşüm prensibi, bu yolla kapitalizmin ve burjuva unsurların ortaya çıktığı önemli bir
ekonomik temel sağlamaktadır.Bu sorunun derin özelliğini kavramak burjuvazi üzerinde her yönlü bir dikdatörlük uygulamada ısrar etmede ve devrimi
proletarya dikdatörlüğü altında sürdürmede önemli anlamlara sahiptir. ”
j.Stalin-Sosyalizmin Sorunları
Stalin’in de belirttiği gibi meta üretiminin tarihsel bir zorunluluk itibarı ile sürdürülme zorunluluğu üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında da değer
yasasını etkin kılar. Meta fiyatlarını hesaplamak, kolektif ekonominin gelirlerini ve giderlerini hesaplamak ve planlı ekonomiyi yönlendirebilmek için değer
yasası kullanılmak zorundadır. Ancak sosyalist ekonomi de metaların değeri ile fiyatı arasında bir fark oluşmaz. Çünkü, planlı ekonomi ile değer ile fiyat
arasında arz ve talebe göre oluşan fiyat farkları kontrol altına alınmıştır.
Değer yasası tüm zamanlarda üretici güçlerin gelişme yasaslarından biri değil meta üretimi toplumlarında üretici güçlerin gelişme yasalarından biridir. Bu
gerçek revizyonizm tarafından görmezden gelinerek sosyalist inşa sürecinde de değer yasası üretici güçlerin gelişme yasalarından biri olarak ele alınmıştır.
Değer yasası farklı emek güçlerini soyut emek formunda bir niceliğe indirgeyerek aynılaştırmaktadır.Oysa, sosyalist inşanın farklı emek güçlerinin niteliksel
farklılığını değerlendirmesi gerekir. Çünkü sosyalist inşanın geleceğini belirleyecek şey farklı emek güçleri arasındaki bu niteliksel farklılıktır.
Bir sosyalist inşa süreci için değer yasasının önemi nereden gelir?
Herhangi bir üretim tarzında toplumsal tüketim toplumsal üretim miktarını başka toplumları sömürmeden aşamaz. Sosyalist inşa sürecinde değer yasası
toplam toplumsal üretim değerinini, kolektif işletmelerin üretim değeriyle birlikte gelir ve giderlerinin hesaplanmasında, bireylerin emek niceliklerinin yarattığı
değer miktarının hesaplanmasında ve bireylerin emek gücü karşılığında alacakları karşılıkların hesaplanmasında zorunlu olarak kullanılmak durumundadır.
Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücünü değer yasasından ve dolayısıyla ücret hukukundan özgürleştirme olanağı var mıdır?
Evet, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücünü kısmen de olsa değer yasasından ve ücret hukukundan özgürleştirme olanağı vardır. Bu
sorunun çözümlenmesi için öncelikle kapitalizm koşullarında kendisi de bir meta olarak emek-gücünün değerinin nasıl belirlendiğine bakalım:
Bir metanın değerini, onu üretmek için gerekli emek süresinin ortalama miktarı belirler.Değeri belirleyen, çalışılan saatlerin gerçek miktarı değil, her bir
endüstride ya da ekonomide yerleşmiş olan ”toplumsal olarak gerekli” çalışma saatleridir.
Emek kuramında, makineler, enerji ve ham maddeler -içerdikleri değeri yeni ürüne aktaran-” bitmiş emek-ölü emek” olarak ele alınır.Dolayısıyla, bir
elbiselik keten, yetiştirilmesi, iplik yapılması, dokunması ve taşınması için toplam 40 dakikalık ortalama emek gerektiriyorsa, bu değeri nihai ürün olan elbiseye
aktaracaktır. Ama makineler ve diğer sermaye malları söz konusu olunca, süreç zaman alır; bunlar, içerdikleri değeri küçük kısımlar halinde aktarır.Dolayısıyla,
bir makinenin yapımı 2 milyon saatlik bir toplumsal bakımdan gerekli emek gerektiriyorsa ve bu makine kullanım ömrü süresince 2 milyon nesne üretimine
katılıyorsa, her bir nesne, makinenin değerinin yalnızca bir saatini kendi değerine taşıyacaktır.
Üretim süreci içinde harçanan fiili emeği, yeni değer olarak, Marks’ın ”canlı emek” dediği kattığı değer olarak ele alıyoruz.Alınan ve satılan şeyler arasında
yalnızca emek-gücü değer yaratme yeteneğine sahiptir.
Peki, emek-gücünün değerini belirleyen nedir?
Emek-gücünün değerini belirleyen diğer insanların emeğidir.Her bir işçinin çalışmaya hazır bir şekilde fabrikanın kapısında bulunması için gerekli ortalama
emek miktarı emek-gücünün değerini belirler. Bu, onların tükettikleri gıdayı, kullandıkları elektriği, giydikleri giysileri ve toplum geliştikçe işçinin işini yapması
için gerekli ortalama eğitim, öğrenim, sağlık ve boş zaman tüketimi miktarını sağlamak için yapılan çalışmayı kapsar. Bu sürenin haftada 30 saatlik bir
toplumsal bakımdan gerekli emek-zamanına karşılık geldiğini varsayalım. İşçi, eğer, haftada 70 saat çalışıyorsa kendi emek-gücünü yeniden üretmek için
ihtiyaç duyduğu toplumsal bakımdan gerekli emek -zamanından 40 saatlik daha fazla bir değer üretiyor demektir. İşte bu 40 saatlik fazlalık Marks’ın artı-değer
dediği kapitalistin karının kaynağına karşılık gelir.
Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücünün yarattığı ortalama değer miktarını aşmamak üzere emek-gücünü üretmek için ihtiyaç
duyduğu miktarı artırma olanağı ortaya çıkar. Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücü artık bir meta değildir. İşçiler üretim araçlarının
ortaklaşa mülkiyetine sahiptirler ve işlerin yönetimine aktif bir şekilde katılırlar. Emek kitlesi üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında tarihin nesnesi
konumundan öznesi konumuna doğru bir değişim gerçekleştirmiştir.
Dolayısıyla, toplumsal üretimi gerçekleştirmek ve toplum yaşamını düzenlemek için gerekli kamu harcamaları için ayrılan pay çıkarıldıktan sonra üretim
araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emekçilere üretikleri değer miktarını aşmamak kaydı ile toplam toplumsal üretimden belirli bir miktar kullanım değeri
hakkı verilebilir.Bu, meta üretiminnin değer yasasının kısmen de olsa aşılması anlamına gelir. Sosyalist inşa sürecinde değer yasası ancak kapitalist toplumda
körü körüne işleyen içeriği itibarı ile aşılabilir. Değer yasasının tamamen aşılabilmesi kolektif üretici güçlerin ”herkese ihtiyacı kadar” şiarını gerçekleştirecek
düzeyde gelişmesine bağlıdır.
Peki, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücünün değeri nasıl ölçülendirilmelidir?
Biz, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında emek-gücünün değerinin yalnızca emek-zamanı biçiminde bir niceliğe göre değil emek etkinliğinin
kolektif nitelikleri olarak belirli niteliklere göre belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kuşkusuz, emek-zamanı ölçütü emek-gücünün belirli bir çalışma süresince
ürettiği değeri belirlemek için günceliğini koruyacaktır. Ancak, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti emek-gücünün karşılığının birim zamanda üretilen değer miktarını aşmamak koşulu ile doğrudan gözlem ve doğrudan demokrasi ile kolektif niteliklerin bir ortak ölçüt haline getirilmesi ile belirlenebilir.
Emek-gücünün karşılığının üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında kolektif niteliklere göre belirlenmesi ,emek-gücünü meta üretiminin değer
yasasından ve dolayısıyla meta formundan özgürleştireceği gibi kolektivizmin ekonomipolitiği ile kolektif etik arasında kuracağı hukuksal ilişkiyle sosyalist
inşanın süreklileştirilmiş bir kültür devrimi zemininde sınıfsız topluma doğru gelişmesinin de nesnel koşullarını yaratacaktır.

Değer yasasının bir sosyalist inşa süreci için önemi kolektivizm koşullarında kapitalist toplumun bir kalıntısı olarak varlığını sürdüren meta üretiminden
dolayıdır.Kolektivizmin ilerleyen aşamalarında meta üretiminin tasfiyesi ile değer yasasının etki alanı da daralır. ”Herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi ile
belirli bir emek niceliği karşılığında bireylere toplam toplumsal üretimden kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde limitlendirilmiş belirli bir kullanım hakkının
verilmesi ile değer yasasının sosyalist inşa sürecine etkisi minimalize edilebilir. Burada, somut emeğe karşılık ürünlerin kullanım hakkının verilmesiyle para da
bir değişim aracı olmaktan çıkarılabilir. Çünkü, para, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti koşullarında kişisel tasarrufa olanak tanıması ile miras yoluyla bir
takım burjuva hak’ların konusu olabilir. Değer yasasının etki alanının sosyalist inşa sürecinin her aşamasında giderek sınırlandırılmasının burjuva hak’ın
geriletilmesinde önemli rolü vardır.Ancak, değer yasası, ”herkese ihtiyacı kadar” ilkesi gerçekleşene kadar kişi başına düşen kullanım değerleri miktarının
hesaplanmasında ve bu kullanım değerlerinin birbiri ile değişiminde bir parametre olarak dikkate alınmak zorundadır. Bir sosyalist inşa süreci için değer
yasasının aşılmasından, ancak, bu yasanın dolaylı ya da dolaysız işleyişinin ortaya çıkardığı burjuva hak’ların geriletilmesi anlaşılmalıdır.
Kapitalist ekonomi politikte ”değer”in yaratılması meta olarak emek-gücünün başka metaların karşılığı olan ücretle değişilmesiyle gerçekleşir. Sosyalizmde
emek-gücü bir meta değildir. Sosyalizmde emek-gücünün değerinin ne olacağı sorunu emek-gücünün yeniden üretiminin nasıl olacağı sorunundan ayrılamaz
ve bu sorunla birlikte gündeme gelir. Emek-gücünün kolektivizm koşullarında tarihsel gelişmenin öznesi durumuna gelmesi doğrudan demokratizm aracılığıyla
gönüllülük temelinde çalışmanın hukuklaşması ile gerçekleşebilir.Bir başka söylemle, emek etkinliğinin tarihsel kösteklerinden özgürleşerek özneleşmesi onun
kolektif niteliklerinin bir doğrudan demokratizm aracılığıyla üretim ilişkilerinin hukuku haline getirilmesine bağlıdır.
Sosyalist inşanın ”herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesine dayandırılması kolektivizmin ekonomi politiği ile demokratizmini bizzat üretim ilişkileri içinde
ilişkilendirerek herhangi bir üretim ilişkisi için emek etkinliğinin zorunlu biçimi olan soyut emeğin, yani, değişim değerine karşılık gelen bir niceliğin tek başına
paylaşım ilkesi olarak alınması yerine, paylaşım dinamiklerinde niteliğe karşılık gelen somut emeğin de bir ölçüt haline getirilmesi ile çalışma etkinliği aynı
zamanda etik bir süreç haline getirilebilir. Bir sosyalist inşa süreci için çalışma etkinliğinin aynı zamanda etik bir süreç haline getirilmesi kolektivizmin geleceği
için önemlidir.
”Genelin ilkesi olarak tikel bireylerin bileşiminde formel soyutlama (onlardaki benzer veya özdeş olanların belirlenmesi) yoluyla ortaya çıkartılamamasını
sağlayan genelle (evrenselle) özel, tekil arasındaki diyalektik ilişkinin durumu, en canlı biçimde, çözümü, tamamen genel sorunun diyalektik anlayışına
dayanan Marks tarafından bulunmuş olan ”insan” kavramıyla, insanın özünün tanımıyla ilişkili teorik zorluklar örneğiyle gösterilebilir. Marks’ın, Feuerbach
üzerine ünlü tezlerinde veciz bir şekilde formüle ettiği gibi ”…İnsanın özü, ayrı ayrı her bireye içkin olan bir soyutlama değildir. Gerçekliği içinde o, toplumsal
ilişkilerinin bütünüdür (toplamıdır).”
Burada Marks’ın düşüncesinin yalnızca sosyolojik ilkesi değil, mantıksal ilkesi de açıkça görülmektedir. Marks’ın aforizması mantığın diline tercüme
edildiğinde, ele alınan ister insan ırkı, isterse de başka bir cins olsun, bir sınıfın özünü, o sınıfın tek tek bütün üyelerinin sahip olduğu bir dizi soyut, genel
nitelikte, sınıfın özünü ifade eden genel belirlenimlerde aramanın faydasız olduğu anlamına gelmektedir. Genel olarak insan doğasının özü yalnızca insanın
insanla toplumsal ve tarihsel ilişkilerinin ”bütününün” tarihsel, eleştirel bir çözümlenmesi, gerek bir bütün olarak toplumun, gerekse tek başına bireyin
doğumunun ve evriminin içinde gerçekleştiği örüntülerin somut bir biçimde incelenmesi ve anlaşılması aracılığıyla ortaya çıkarılabilir.
Tek başına birey, sadece tarihsel olarak gelişmiş olan yetilerinin (yaşamsal etkinliğin insana özgü biçimleri), kendisinden önce ve bağımsız olarak

oluşturulmuş olan onun tarafından yetiştirilme (kişinin şekillendirilmesi) sırasında özümsenen kültürün şu ya da bu kısmını-ve tam da bireyselliği sayesinde-
hayata geçirdiği ölçüde kelimenin tam ve kesin anlamıyla insandır. Bu açıdan bakıldığında insanın kişiliği gereği gibi kültürün bireysel cisimleşmesi, yani

evrenselin insanda vücut bulması olarak düşünülebilir.
Bu şekilde kavranan evrensel hiçbir şekilde bireylerin sessiz, genel bir ”aynılığı” anlamına gelmez; o, kendi içinde tekrar tekrar ve farklı biçimlerde biribirini
tamamlayan ve özünde birbirine bağımlı olan, bu nedenle de aynı yumurtadan gelişen biyolojik bir örneğin bedenindeki organların birbiriyle bağlantısından ne
daha sıkı ne de daha gevşek bir biçimde, birbirine kökeninde yatan toplumun bağlarıyla bağlanmış olan tikel (ayrı) alanlara bölünen gerçekliktir. Başka bir
deyişle, insan hayatının somut evrenselliğinin mantıksal olarak belirlenmesi sadece insana özgü yaşamsal etkinliğin (emeğin) farklı biçimlerinin onun
aracılığıyla birinden ötekine doğru değiştiği ve birbiriyle etkileşim içine girdiği zorunluluğun, toplumsal insan yetilerinin ve bunlara tekabül eden gereksinimlerin
açığa çıkartılmasından ibarettir.”
E,V. İliyenkov- Diyalektik Mantık,Yazılama Yayınları, 2009, sayfa:252-253
İliyenkov’un da belirtiği gibi insan kendi emeği aracılığıyla toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür. İnsan, içinde bulunduğu toplumsal ilişkiler tarafından
şekillendirildiği gibi bizzat emeği aracılığıyla bu toplumsal ilİşkileri şekillendirir. Tek tek bireylerin insanlığın kültürel birikimini kavrayış dereceleri farklıdır ve
bizzat bu kavrayış düzeyinin niteliği insanın da insan olarak niteliğini belirlemektedir.Dolayısıyla, sosyalist inşanın demokratzmi bireylerin kolektivizmi
özümseme derecelerini ayırd edecek ve bunu bizzat ekonomi politiğin zorunlulukları aracılığıyla geliştirecek bir içeriğe sahip olmalıdır.
Sosyalist inşanın kapitalist toplumdan devreden ekonomi politik, kültürel, siyasal, hukuksal ve etik kalıntılarla birlikte sürdürülme zorunluluğu bu kalıntıların
aşılması sorununu da beraberinde getirir. Kolektivizmi özümsemiş bireyin sosyalist inşa süreci boyunca insiyatif geliştirmesine olanak tanıyacak bir
demokratizmin yaşama geçirilme zorunluluğu kolektivizmin geleceği için hayati bir öneme sahiptir.
Emek etkinliğinin öznelleşmiş nesnel nitelikleri olarak kolektif nitelikler üzerinden tikelin genelden farklılıklarını dikkate alan ve bu nitelikleri hukuklandırarak
tikelle genel arasındaki ilişkiyi sosyalist inşanın menfaatleri yararına diyalektik bir zemine oturtan bir doğrudan demokratizm aracılığıyla, emek niceliğine göre
paylaşım zorunluluğunu süreç içersinde aşmayı hedeflemek bir sosyalist paradigmanın temel amacı olmalıdır.
Evrensel yasa her tikel gerçeklikte bozulan bir eğilimdir. Dolayısıyla, ”herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi değer yasasını her tikel uygulamada bozarak
aşar; ama her tikel uygulama üretici güçlerin tarihsel olanakları itibarıyla değer yasasının aynı zamanda yeni bir gerçekleşmesidir. Fakat bu çelişkili süreç
üretici güçlerdeki gelişmeye bağlı olarak değeri bir değersizliğe doğru taşıyarak değer yasasının aşama aşama aşılmasıyla sonuçlanır. Burada, kolektivizm için
önemli olan ”herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesinin emek-gücünü bir nicelik olmaktan özgürleştirerek emeği insancıl bir etkinlik düzeyine
yükseltmesidir.Bu, aynı zamanda, kolektivizmin ekonomi politiğinin meta üretiminin kalıntılarına karşı bir doğrudan demokratizm aracılığıyla iradileştirilmesidir.
Sosyalist inşa aynı zamanda ve esas olarak yeni bir emek hukuku yaratma girişimidir. Sosyalist inşa bu amacını genel olarak meta üretimi toplumlarının
özel olarak kapitalist toplumun şekillendirdiği emeğin kendi etkinliğine yabancılaşmasına karşıt olarak emeğin doğasından hareketle yapabilir. Emeğin
doğasını anlayablmemiz için ilkel komünal topluma, yani, sınıf karşıtlıklarının henüz oluşmadığı ve emek etkinliğinin köleleşmediği topluma bakmamız gerekir.
İlkel komünal toplumda emek etkinliğinin özünü onun doğrudan gereksinme gidermeyi amaç edinmiş olması belirler ve bu toplumda, henüz, soyut emek ortaya
çıkmamış olup emek etkinliği somut emek formundadır.
Sınıflı toplumlarda gereksinme giderme etkinliği olarak emek etkinliği onu köleleştiren üretim ilişkileri aracılığıyla dolaylı biçimler alır. Köleci toplumda
kölenin kendi emeği üstünde hiçbir tasarufu yoktur.Köle emeğiyle olduğu kadar insan olarak varoluşuyla da köle sahibine ait bir eşyadır.Kölenin efendisinin
buyruklarına uymadığı koşularda yaşam hakkı bile yoktur.
Feodal toplumda serfin özgürlük alanı toprak beyine artı ürününü verdiği kadarıyla genişlemiştir. Ancak, feodal toplumda serfin özgürlük alanı karısının ilk
gece hakkının toprak beyine ait olması gibi köleden çok da farklı olmayan sınırlı bir içeriğe sahiptir.
Kapitalist toplumda emekçinin özgürlüğü artı-emek zamanını kapitaliste bıraktığı ve gerekli-emek zamanına karşılık gelen ve çoğu durumda sömürünün mutlak ve nispi biçimleriyle bunun da altına düşme eğilimi gösteren ücretlerle geçinme zorunluluğuna karşılık gelir.
Sosyalist toplumda emek niceliğine göre paylaşım üretici güçlerin kapitalist toplumdan devreden düzeyi itibarıyla tarihsel bir zorunluluktur. Sosyalist
toplumda bu zorunluluk üretici güçlerdeki gelişmenin düzeyine bağlı olarak aşama aşama aşılır ve üretici güçlerdeki gelişmenin ”herkese ihtiyacı kadar”
şiarının gerçekleşmesine olanak tanımasıyla ortadan kalkar. Ancak, sosyalist inşa sürecinde üretici güçlerin ”herkese ihtiyacı kadar” şiarını gerçekleştirecek bir
gelişme düzeyine ulaşabilmesi emek etkinliğinin aşama aşama burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukunun kalıntılarından özgürleştirilmesine bağlıdır.
Sosyalist inşa deneyimleri göstermiştir ki ”herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar”’ inşa ilkesi emek etkinliğini halen insancıl niteliklerinden
soyutlanmış bir nicelik olarak hukuklandırmasıyla emek etkinliğinin kolektif niteliklerini hukuksuz bırakarak bireyin sosyalist inşaya bütün yeteneklerini seferber
etmesini ve dolayısıyla kolektif üretici güçlerin gelişimini engellemektedir.
Her ne kadar, emek etkinliğinin kolektif nitelikleri politik öznenin hukukunda, üst yapıda hukuklaşmışsa da sosyalist inşanın üst yapısıyla alt yapısı
arasındaki hukuksal ikilem bir demokratizmle çözülemediği için bütün toplum biçimlerinde olduğu gibi alt yapının niteliği, (yani, sosyalist inşanın alt yapısında
hüküm süren burjuva hukuku) üst yapının da niteliğini süreç içersinde belirleyerek inşa sürecinin amacına yabancılaşması ve yozlaşmasıyla sonuçlanmıştır.
Emek niceliğine göre paylaşım halen bir burjuva hak’tır. Hukukun ekonomi politiğin tarihsel olanaklarını aşamayacağını söyleyen Marx kuşkusuz haklıdır.
Fakat, biz, sosyalizm deneyimlerinde revizyonizmin burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukunun kalıntılarına dayanma eğilimini yaşadıktan sonra proletarya
dikdatörlüğünü güçlendirmek ve kolektif hak’ı geliştirmek için paylaşım hukukuna emek niceliği yanında ikinci bir kriter getirebiliriz. Emek etkinliğinin kolektif

niteliklerini esas alan herkesin herkesi denetlediği doğrudan gözleme dayalı bir doğrudan demokrasi aracılığla emek niceliğine göre ücretlendirmede bir eşitlik
sağlandıktan sonra sosyal hakların kullanımını emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre derecelendirebiliriz. Bu, aynı zamanda Maoist Proleter Kültür
Devriminin etki alanının sosyalist ekonomi politiğin alanına doğru genişletilmesi anlamına gelecektir.
Biz, sosyalist inşa deneyimlerinden sonra, inşa sürecini doğrudan bir kolektif emek hukukuyla sürdürecek ve politik öznenin hukukunu doğrudan kolektif
üretim ilişkilerinin hukuku haline getirecek bir doğrudan demokratizm aracılığıyla emek etkinliğini burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukundan üretici
güçlerin olanakları ölçüsünde özgürleştirebilecek bir deneyim birikimine sahibiz.
”Herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre” ilkesi, emek etkinliğini doğrudan demokratizm aracılığıyla tarihsel gelişmenin öznesi durumuna
getirmenin diyalektik yöntemidir. Bu ilke, emek etkinliğinin kendisindeki çelişkiden hareketle bireysel yeteneklerin gelişimini kolektif yeteneklerin gelişimine
endeksleyerek ve bireyin özgürlük alanını kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde kolektivizmi özümseme derecesine göre genişleterek kolektivizmin
geleceğini garanti altına aldığı gibi burjuva hukuku ve ekonomi politiğinin kalıntılarının aşılmasında da iradi bir misyonu yerine getirir.
Kaldı ki sosyalizm deneyimlerinde Emek-gücünün bireysel yeteneklere göre ücretlendirilmesi anlayışıyla ”herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar”
ilkesinin de ”herkesten yeteneği kadar herkese yeteneği kadar”’ biçiminde revize edildiği ve böylelikle de kolektivizmin aleyhine bireyciliğin geliştirildiği
uygulamalar görülmüştür.Oysa, ”değer” emeğin toplumsallaşmasıyla toplumsal bir nitelik kazanmıştır. değerin değer olarak üretimi bireysel değil toplumsal bir
etkinliktir.
Kolektivizm koşulların koşullarında emek bir meta değildir; toplumsal gelişmenin öznesidir. Sosyalizmde emek-gücünün değerinin karşılığı sorunu emeğin
yeniden üretiminin nasıl olacağı sorunundan ayrılmaz. Emek-gücünün değerinin bireysel nitelikler arasındaki farka göre belirlenmesi nitelikli iş gücünün
niteliksiz iş gücüne göre daha fazla kullanım değerine sahip olması anlamına gelir. Oysa, kullanım değerleri toplumsal olarak üretilmiştir. Nitelikli iş gücünün
niteliksiz iş gücüne karşı daha fazla kullanım değerine sahip olması üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin tasfiyesi, üretim araçları üzerinde ayrıcalıklı
tabakanın tasarrufu anlamına gelir.
Sosyalizmde iş gücünün niteliği sürekli geliştirilmelidir. Bu, sosyalizm deneyimlerinde politeknik eğitim gibi uygulamalarla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Politeknik eğitim deneyimleri, zorunlu çalışma sürelerinin kısaltılarak gönüllülük temelinde çalışmaya olanak tanınması gibi uygulamalarla
geliştirilmelidir.Sosyalizmde toplumsal emek tarafından yaratılan yeni ”değer”in başlıca iki mecrası vardır. Yeni değer ilk olarak emek-gücünün ihtiyaçlarının
karşılanmasına ve nitelik olarak geliştirilmesine, ikinci olarak üretim araçlarının geliştirilmesine harcanır. Sosyalizmde sermaye biçimimde ”değer”in
biriktirilmesi mümkün olmadığından emek-gücünün ve üretim araçlarının nitelik olarak gelişimi kapitalizmle kıyaslanamayacak bir boyut kazanır. Kapitalist
toplumda üretici güçlerle, yani, emek-gücü ve üretim araçları ile üretim ilişkileri arasındaki uzlaşmaz karşıtlık üretim araçlarının özel mülkiyetinin kaldırılması ile
çözülmüştür.
Kolektivizmin demokratizminin amacı kapitalist toplumdan kalan kültürel, ekonomi politik, hukuksal ve etik kalıntıların aşılmasına yönelik olarak kolektif
dinamikleri harekete geçirmektir. Değer yasası gibi meta üretiminin nesnel yasalarının tamamen aşılması her ne kadar üretici güçlerdeki gelişmenin değeri bir
değersizliğe dönüştürmesine bağlıysa da sosyalist inşanın uzunca bir tarihsel süreci kapsaması ve üretici güçlerdeki gelişmenin aşamalı niteliği emek
etkinliğinin kolektif niteliklerini esas alan bir demokratizmi zorunlu olarak gerektirmektedir.
Doğanın ve toplumsal gelişmenin temel yasası olan eşitsiz gelişme yasası sosyalist inşa süreci boyunca da üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstünde
etkindir. Emek faaliyetinin yasa ürünü bireysel nitelikleri üretici güçleri geliştirebilir, ancak, üretim ilişkilerinde kendi başlarına devrimci bir değişim
yaratamazlar.Buna karşılık, emek faaliyetinin kolektif nitelikleri tamamen proletaryanın tarihsel varoluşunun sonuçları olarak yasa karşıtı gelişmişlerdir ve
üretim ilişkilerini kolektifleşmeye doğru zorlayan potansiyel bir nitelik taşırlar. Çünkü , emek faaliyetinin kolektif nitelikleri tamamen proletaryanın emeği
toplumsallaştırmasına bağlı olarak gelişmiş toplumsal niteliklerdir.
Diyalektiğin ilkeleri vardır.Karşıtların birliği ilkesi gibi , örneğin,Karşıtların birliği ilkesi, her nesnel olguda göreli olarak ileri ve geri, devrimci ve tutucu iki
esas yön aramamızı gerektirir.Söz konusu olguda, emek faaliyetinin kolektif nitelikleri proletaryanın üretim araçları karşısındaki konumunun en devrimci
niteliğini temsil eder.Bu nitelikler. samimiyet, dürüstlük, vefa, çalışkanlık, paylaşım gönüllüğü,özen, feda ruhu vb. biçiminde soyut değil, belirli bir tarihsel
gelişimleri olan somut varoluş biçimleridir.Bu nitelikler, üretim ilşkilerini kolektivizm yönünde bir değişime zorlama potansiyeli taşırlar.Buna karşılık, emek
faaliyetinin yasa ürünü bireysel nitelikleri statikocudur.Bu bireysel nitelikler, ancak, üretim ilişkileri emek faaliyetinin kolektif niteliklerine göre yeniden
tanımlandığında, yani, bir devrimci değişimle emek faaliyetinin kolektif nitelikleri ile olan çelişkilerinden özgürleşebilir.Başka bir söylemle, emek faaliyetinin
bireysel niteliklerinin öznellikleri nesnelliklerinden daha baskın bir eğilim gösterir.
Yasa, toplumsal eşitsizlikleri bir başka eşitsizliğe eşitlerken, ilke, eşitsizlikleri bir niteliğe, emek faaliyetinin kolektif niteliklerine eşitleyerek bu eşitsizlikleri
aşma potansiyeli taşır.Bu anlamda, Marksist değer yasası , eşitsiz gelişme yasasından bağımsız olarak ele alınamaz.Emek faaliyeti ayrıca, eşitsiz gelişme
yasasının tahakkümünden de özgürleştirilmelidir.Bu ise, ancak, emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin yasal nitelikler üstünde hukuklaşması ile gerçekleşebilir.
Sosyalist inşanın demokratizmi ekonomipolitiğin nesnel yasaları karşısında kitlelere insiyatif geliştirme olanağı yaratmalıdır. Herkesin herkesi denetlediği
doğrudan gözleme dayalı bir doğrudan demokratizm aracılığıyla kitlelerin üretim ve paylaşım süreçleri üzerindeki insiyatifleri etkinleştirilerek, aynı zamanda,
sınıflı toplumda bireylerin vicdanına hapsolmuş olan toplumsal erdemler de özgürleştirilebilir. Demek ki vicdanın özgürleşmesi son kertede emek faaliyetinin
kolektif niteliklerinin hukuklaşmasına bağlıdır.Çünkü, emek faaliyetinin kolektif nitelikleri her türden öznelikten bağımsız olarak emeği burjuva hukukundan ve
eşitsiz gelişme yasasından özgürleştirebilecek yegane nesnel zemindir.Böylelikle, ayrı ve hiç bir zaman gerçekleşemeyecek bir idealizm olarak Adam Smith’in
önerdiği gibi bir vicdan hukuku tanımına gerek kalmadan vicdan denen mevhum toplumsal bir nesnelllik kazanarak devrimcileşebilir.Bu, kolektifin sıradan
bireyinin, emek faaliyetinin kolektif niteliklerini sahiplenmesi ve bu pratiğinin kendi sınıf iktidarının pratik hukuki tesissinden başka bir şey olmadığının farkına
varmasıyla gerçekleşen devrim içinde bir devrimdir.
Emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasının tahakkümünden özgürleşmesi, ancak, onun kollektif niteliklerinin yasal niteliklere karşı hukuklaşması ve
toplumsal üretimin denetlenebilir yönü olan paylaşım dinamiğinin herkerse emek faaliyetinin kollektif niteliklerine göre toplumsal ürünleri kullanım hakkını
vermesi ile gerçekleşebilir.
Emek faaliyetinin kollektif niteliklerini temsil eden sıradan emek etkinliği, hem kendi , hem diğer çalışanların performansını olumlu etkileyerek daha fazla
toplumsal değer yaratmasına rağmen , bu niteliklerin karşığı paylaşım dinamiğinde hukuksuz kalmıştır.Bu, aslında, proletaryanın kendi hukukundan
yoksunlaşmasının ta kendisidir. Sosyalizm deneyimleri, küçük burjuva entelektüelizmi önderliğinde bürokratizmin sistemleştirilmesi ile üretim araçlarının
toplumsal mülkiyeti temelindeki tarihsel mecralarından sapmışlar kapitalist restorasyon sürecine girmişlerdir.
Oysa, proletarya kendisini iktidara taşıyan emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin hukuksuz kaldığı bir üretim ilişkisinde, kendi iktidarını tesis edecek
silahtan da yoksun kalacak ve küçük burjuva bürokratizmi şahsında bu kez burjuvaziye değil ama eşitsiz gelişme yasasına teslim olacaktı.Proleter
kollektivizmin gerçek anlamı ile gerçekleşebilmesi için üretim araçlarının toplumsallaştırılması yeterli değildir.Toplumsal üretimin paylaşım dinamiğinin de
eşitsiz gelişme yasasına karşıt olarak emek faaliyetinin kolektif nitelikleri ile hukuklandırılması gerekir. Her toplumsal devrim, öncelikle, hukuk sorununu
gündeme getirir.Burjuva hukuku , üretici güçlerin eşitsiz gelişme yasasının mutlak tahakkümü altında olduğu tarihsel bir süreçte, mutlak eşitlik tanımı yaparak,
aslında, sermaye iktidarını mutlak eşitlik tanım ile meşrulaştırıyor.Burjuva hukuku sermaye iktidarı koşullarında ve eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden
egemenliği şartlarında, değil mutlak eşitlik, eşitliğin en basit biçimlerinin dahi olanaksız olduğunu bilerek bunu yapıyor.Proleter kollektivizm için eşitlik ilkesi ile
sınıfsız toplum ereği arasındaki ilişki bir araç amaç ilişkisi ise , kollektivizmin bir mutlak eşitlik ilkesine indirgenmesi anlamsız olacaktı.Zaten, her türlü mülkiyet
eşitsizliği giderilse dahi eşitsiz gelişme yasasının üretici güçler üstündeki tahakkümünün devam ettiği tarihsel koşullarda mutlak eşitlik ilkesinin gerçekleşmesi
olanaksızdır.
Bunun yerine, yani, burjuva mutlak eşitlik ilkesi yerine kollektif adalet ilkesinden hareket etmek daha gerçekçi olacaktır.Kapitalist üretim ilişkilerinin matematiksel ifadesi, emekle birlikte her şeyin metalaştığı piyasa diyalektiğinin bir yansımasıdır.Örneğin, ”herkese gerekli- emek zamanı kadar” ya da
”herkese emeği kadar” gibi.Emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaştığı bir proleter kolektivizmde, kolektif üretim ilişkilerinin ifadesi matematiği, yani,
niceliksel ifade biçimini aşar/aşmalıdır;;niteliksel bir ifade biçimini alır.Örneğin, ”herkese emek faaliyetinin kolektif niteliklerine göre” gibi.Çünkü, bu yeni üretim
ilişkisinde, üretenler, ürünlerin paylaşım diyalektiğini piyasa değerlerine göre değil niteliksel değerlere karşılık olarak belirlemişlerdir/belirlemelidirler.Kapitalist
formasyonun proleter kolektivizm tarafından gerçek anlamda aşılabileceği mihenk taşı da buradadır. Sosyalizm deneyimleri burjuva hukuku ve kapitalist
formasyonun yasalarını aşma yönünde, Stalin ve Mao dönemlerinde, önemli aşamalar kat etmişlerse de revizyonizm bütün bu kazanımları tasfiye etmiş,
sosyalist inşayı meta ekonomisinin yasalarına açık hale getirmiştir.Burada, bir niceliğin, bir başka niceliğe göre bölünmesi yerine, bir niceliğin, bir niteliğe göre
bölünmesi anlamında matematiğin ve burjuva ekonomipolitiğin aşıldığından bahsedilmektedir.

Bir niceliği, bir başka niceliğe göre bölen burjuva ekonomipolitiğin insanal bir niteliği yoktur; buna karşılık emeği ve insanı özgürleştirmeyi hedefleyen
kolektif ekonomipolitiğin insancıl bir niteliği olmalıdır.Kolektivizm iradi bir süreçtir ve doğal ya da ekonomik determinantların aşılması mümkündür.Örneğin,
doğal bir determinant olan eşitsiz gelişme yasası ve ekonomik bir determinant olarak emeğin emek- zamanına göre metalaştığı burjuva hukuku, emek
faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaştığı bir proleter kolektivizmde böylelikle aşılabilir.Toplumsallaşmış emek, sosyal zorunlulukları aşacak potansiyeli kendi
niteliğinde taşır. Marksizmin birincil sorunsalı, kapitalist ekonomi politiğin diyalektik materyalist çözümlemesi üzerinden sosyalizmin olanaklılığını ortaya
koymaktı. Dolayısıyla, Marks, sosyalist ekonomi politiğin sorunlarına dair ”herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” sosyalist inşa ilkesinden başka çok
fazla içerik önermemiştir.Leninizm ise sovyet devriminin gelişme koşulları gereği esas olarak proletaryanın iktidarı ele geçirme srateji- taktiği ve parti
sorunlarına yönelmek zorunda kalmıştı.Sonrasında, Stalin döneminde ise sosyalist ekonomipolitiğe dair Marks’ın” herkesten yeteneği kadar herkese emeği
kadar” önermesinin, performansa göre ücretlendirme uygulamalarından başka pek bir şey üretilemedi.Oysa, zaten Marksizmin sosyalist ekonomipolitiğin
sorunlarına dair çok fazla içerik önerebilmesi, diyalektik materyalizm biliminin doğası gereği olanaksızdı.Sosyalist ekonomipolitiğin diyalektik çözümlemeleri,
ancak materyali olan üretici güçlerin içinde bulunduğu tarihsel koşulların gözlemlenmesi üzerinden geliştirilebilirdi.
Marks’ın sosyalist inşa için bir komünist hukuk önermemiş olması, onun, sosyalist toplum için öngörülerinin Paris Komününün deneyimleriyle sınırlı
olmasından dolayıdır. Marks, yazılı bir komünist hukuku, yani, bir sosyalist anayasayı sosyalist inşa için önermemişse , bu, onun böyle bir siyasal misyonu
kitlelerin insiyatifine bırakmasından dolayıdır. Kaldı ki, eski toplumdan devralınan üretici güçlerle sosyalist inşaya başlanma zorunluluğunun bir sonucu olarak
burjuva hukuku ve iktisatının kalıntılarının sosyalist toplumda da bir süre devam edeceği gerçeği, bu kalıntılara karşı ,emeğin toplumsal niteliğini temsil eden
iradi siyasal müdahaleler yapılamayacağı anlamına gelmez. Tersine, burjuva hukuku ve iktisatı ne kadar geriletilirse sosyalist inşa ve kolektivizm o kadar
gelişebilir ve komünist toplum yolunda o kadar mesafe alınabilir.
Marks, sosyalist inşanın istikrarı için üretim araçlarının toplumsallaştırılması şartını yeterli görmüştür. Ancak, eğer sosyal pratikten öğreneceksek,
sosyalizm deneyimleri göstermiştir ki kafa emeği ile kol emeği arasındaki işbölümünden gelişen bürokrasi eğer önlem alınmazsa bürokratik ayrıcalıklı yeni bir
sınıfa dönüşmekte ve küçük meta üretiminin kapitalist eğilimleri ile uzlaşarak sosyalist inşayı kapitalist restorasyona kadar geriye götürebilmektedir.
Burada, belirtmek gerekir ki kapitalizmden sosyalizme geçiş nesnel bir yasa değil toplumsal öncülleriyle birlikte sürdürülmesi gereken iradi bir siyasal mücadele ve inşa sürecidir.Evet, emeğin toplumsal niteliğiyle mülk edinmenin özel biçimi arasındaki çelişki ,kapitalizmi an ve an yıkıma sürükler; ancak,
sosyalist inşa için bu objektif şartlarla birlikte subjektif unsurlar, yani tutarlı bir ögütlenme ve ideolojik önderlik ve bilimsel rehberlik gibi şartların yetersizliğinde
kapitalizm varolan toplumsal çelişkilerden yeniden restore edilebilir. Toplumsal siyasal deneyimin kanıtladığı da bu gerçekliktir.Kapitalizmden sosyalizme
geçişin ve komünist topluma doğru ilerlemenin nesnel bir yasa olduğu ideası kendiğindenciliğe karşılık gelir. Siyasal iradenin önemini hiçleştiren bu yaklaşım, Marksizmi pozitivizme indirgeme anlayışının bir devamıdır. Çünkü, üretim araçları toplumsallaştırılarak bir sosyalist inşaya başlandığında, sosyalist toplumun
bağrında kapitalist toplumu yeniden üretebilecek olan, alt yapıda küçük meta üretimi ve üst yapıda bürokratizm gibi faktörler halen mevcuttur.
Tutarlı bir sosyalist inşa girişiminin, bu kapitalist öncüllere karşı tutarlı ve bilimsel bir sosyalist inşa siyaseti üretmesi gerekir. Sosyalist inşa deneyimlerinin
tarihsel tecrübesizliği ile birlikte emperyalist ablukanın yarattığı olumsuz şartlar yenilgiye götüren süreçleri yaratmıştır. Ancak, tarihsel deneyimlerden
öğrenmeyi bilen yeni bir sosyalist inşa girişiminin kapitalizme karşı zafer kazanamayacağı anlamına gelmez bu. Kapitalizm, feodal topluma geri dönemez.
Çünkü kapitalist toplumun üretici güçleri ile feodal toplumun üretici güçleri farklıdır. Feodal toplum tarım toplumu iken ve temel üretici gücü torpak ve tarım
emeği iken kapitalist toplum sanayi toplumudur ve temel üretici gücü sanayi emeğidir. Ancak, sosyalist toplumla kapitalist toplumun üretici güçleri farklı değildir.
Bunlar, kapitalizmin bağrından çıktığı biçimiyle sanayi proletaryası ve sanayi emeğidir.
Sosyalist inşayı kapitalizme karşı muzaffer yapacak yegane güç sosyalizm mücadelesinin objektif şartlarında değil subjektif şartlarında, yani, örgütlülük
ve bilimsel ideolojik rehberliğin rölündedir. Sosyalizm için bütün objektif şartlar uygun olsa da , yani, emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçimi
arasındaki çelişki kapitalizmi yıkıma sürüklese de subjektif unsur, örgütlülük ve bilimsel ideolojik önderlik yetersiz olduğu koşullarda, ne proletarya iktidarı ele
geçirebilir, ne de iktidarı ele geçirse bile, sosyalist inşayı komünist topluma doğru geliştirebilir.Bir sosyalist inşa süreci, paylaşım ilkesi olarak yalnızca emek
etkinliğinin niceliğini esas alamaz. Çünkü, üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile birlikte ve çalışma saatleri de herkes için eşit olduğuna göre, artı-emek,
gerekli -emek, ücret, fiyat, kar gibi kapitalist ekonomipolitiğe ait kavramlar sosyalist inşa için anlamsızlaşacağı gibi bunlarla birlikte emek-zamanı kavramı da
ekonomi politik değerini nesnel varlığına rağmen yitirir. Emek-zamanı, emek etkinliğini insanal niteliklerden soyutlanmış bir niceliğe indirger.Bu niteliği ile
emek-zamanı kavramı da emek etkinliğini meta olduğu kapitalist ekonomipolitiğin bir ölçütüdür. Sosyalist inşa ise, yalnızca, kullanım nesneleri üreten bir
ekonomik formasyon değil, emeğin toplumsal niteliğini temsil eden, aynı zamanda, kültürel, etik ve siyasal bir süreçtir. Dolayısıyla, sosyalist inşanın paylaşım
hukukunun emek etkinliğinin kolektif niteliklerini de hukuklandırması gerekir ki proletaryayı iktidara taşıyan ve onun iktidarının garantörü olan nitelikler de bu
niteliklerdir.
Değer yasası, emek etkinliğini insanal niteliklerden soyutlayarak ”emek-zamanı” biçiminde bir matematik niceliğe indirger. Emek etkinliğini, emek-zamanı
biçiminde bir matematik niceliğe indirgeyerek standartize etmek emeği metalaştıran kapitalist ekonomipolitiğin niteliğinin bir gereğidir.Kapitalizme karşı
,proletaryanın mücadelesi sürecinde politik öznenin hukuku olarak şekillenen komünist hukuk, nasıl ki emek etkinliğinin kolektif niteliklerini hukuklandırıyorsa,
sosyalist inşanın hukukunun da emek etkinliğinin kolektif niteliklerini hukuklandırması gerekir. Sosyalist inşa sürecinde, politik özne, kolektifin bireyinden
öncelikle emek etkinliğinin kolektif niteliklerini talep etmelidir. Çünkü, sosyalist inşa süreci aynı zamanda etik bir süreçtir ve sosyalizmin etiği hukuklaştırılmadan
kolektivizmin sınıfsız topluma doğru geliştirilmesi mümkün değildir. Kapitalizm, bir meta üretimi toplumu olarak emeği de metalaştırırken, çalışma etkinliğini,
insancıl niteliklerinden soyutlayarak metalar arasındaki niceliksel bir ilişkiye indirger.Sosyalist inşa sürecinde, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında,
emek etkinliği artık bir meta değil kolektifin bireyinin yaşamsal etkinliğidir.
Sosyalist inşa, objektif olanaklılık ile subjektif inisiyatifin bir bileşimidir. Sosyalist inşada, politik özneye, nesnel yasalar üstünde kitlelerin inisiyatifini kullanma
özgürlüğünü veren güç üretim araçlarının toplumsal mülkiyetidir.
Sosyalist sistem, eski toplumda ulaşılamayan bir hızla üretimin gelişmesini mümkün kılar. Sosyalist toplumda bu olanağı yaratan üretim araçlarının
toplumsal mülkiyetidir. Sermaye boyunduruğundan kurtulan üretici güçler sosyalist toplumda olağanüstü bir gelişme gösterir. Sosyalist üretimin hedefi devletin
ve toplumun her geçen gün artan ihtiyaçlarını karşılamaktır. Oysa, kapitalist üretimin hedefi kitlelerin ihtiyaçlarını karşılamak değil, kardır.
Her şeyden önce, sosyalist sistem, üretim sürecinde emekçi halkın eylemciliğini ve yaratıcılığını açığa çıkaracak geniş çaplı olanaklar sağlar. Sosyalist
sistemde proletarya ve emekçi halk artık kendi işgücünü satan ücretli köleler değillerdir. Kendilerini kölelikten ve sömürüden özgürleştirmiş ve yeni toplumun
özneleri haline gelmişlerdir. Artık, herhangi bir sömürücü için yoğun emek harcamazlar ve bunun yerine kendi sınıflarının çıkarları için çalışırlar. Emek şanlı ve
özgür bir uğraş haline gelmiştir. Sosyalist toplumda emekçi halkın konumundaki bu değişim, onların özgür özneler olarak kendilerini gerçekten üretime
vermelerine ve bitmez tükenmez yeteneklerini sergilemelerine imkan sunar.
Marksizm uzun zamandan beri Althusser’in ideasının aksine şunu savunmaktadır:
” Tarih, kendi öz ereklerinin peşinde koşan insanın etkinliğinden başka bir şey değildir.”
K.Marks Kutsal Aile syf: 144
Althusser, tarihi öznesiz ve ereksiz bir süreç olarak tanımlarken, Marks’ın, Hegel’in mutlak öznesine getirdiği eleştiriyi yanlış anlamış ve tarih için
herhangibir özneyi ve öznelerin ereklerini yok saymakla politik öznenin iradi misyonunu hiçleştirmiştir. Tarih, tarih olarak ereksiz bir süreçtir ve mutlak bir
öznesi yoktur; ama bu, tarihin öznesiz bir süreç olduğu anlamına gelmez. Tarihi yapan sınıflar, içinde bulundukları nesnel koşullarra göre tarihin öznesi işlevini
üstlenirler. Tarihin, tarih olarak ereği yoktur; ama tarihi yapan sınıfların erekleri vardır.
Başkan Mao bir çok kez politik iktidarı ele geçirmek ve sosyalizmi inşa etmek için kitlelere dayanılması gereğine vurgu yapmıştır.
Mao, şöyle der:
” Toplumun zenginliğini işçiler, köylüler ve emekçi aydınlar yaratır. Onlar kendi kaderlerini kendi ellerine alır, Marksist_ Leninist bir çizgi izler ve meselelerin
üzerine gitmekten kaçmak yerine bunları faal bir şekilde çözmeye girişirlerse dünyada yenemeyecekleri hiç bir güçlük yoktur.”
Seçme Eserler cilt 5 syf: 263
Burada kitlelerin ve onların örgütlü gücü olarak politik öznenin meseleleri çözmedeki iradi niteliği açıkça vurgulanmaktadır.Zaten, tarih kitlelerin karşısına
ancak çözebilecekleri meseleleri çıkarır. Kitlelerin meseleler kaşısındaki iradi niteliğini belirleyen unsur üretici güçlerin tarihsel düzeyidir.Tarihin çözebileceği
sorunlar ancak üretici güçlerin tarihsel olanakları dahilinde çözülebilir. Tarihsel meseleler de üretici güçlerin tarihsel düzeyinin olanakları tarafından ortaya
konulur.

Poitik özne sosyalist inşa süreci boyunca meta üretiminin yasalarına ve burjuva hukukuna karşı kitlelerin yaratıcı dinamiklerini harekete geçirmelidir.
Marx’tan yerinde bir aktarma:
.”…insanlık kendi önüne, ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar, çünkü yakından bakıldığında her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak
onu çözüme bağlayacak olan maddi koşuların mevcut olduğu ya da gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar” (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı)
Sosyalist inşaya, üretici güçlerin tarihsel olanaklarının sınırları itibariyle, burjuva hukukunun kalıntıları ile başlanma zorunluluğuna dair Marks’ın yaptığı
vurgu, kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde burjuva hukukun ve burjuva hak’ın aşılmaya çalışılmayacağı anlamına gelmez.
Değer yasasının işleyişi sosyalist inşada üretim aşamasında sınırlandırılmıştır. Değer yasası bu sınırlandırılmış biçimiyle üretimin düzenleyicisi değildir.
Biz, değer yasasının sosyalist inşada bölüşüm aşamasında da sınırlandırılması gerektiğini düşünüyoruz.
” Herkesten yeteneği kadar” ilkesinin gerçekleşmesi için burjuva ekonomipolitiğinin ve burjuva hukukunun sınırlarının aşılması gerekir. ” Herkese emeği
kadar” paylaşım ilkesi ,halen, emek niceliğine göre paylaşım belirlemekle, burjuva hukuku sınırları içindedir. “Herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine
göre” ilkesi, ” Herkese emeği kadar” burjuva ilkesini kapsayarak aşar. Bu yeni ilkede, emek etkinliğinin karşılığı ,burjuva ekonomi politiğinde olduğu gibi
yalnızca emek niceliğine göre değil, ama kolektivizme karakterini veren kolektif niteliklere göre belirlenerek, burjuva ekonomipolitiği ve burjuva hukukunun
sınırları kitlelerin yeteneklerini özgürce açığa çıkaracak bir biçimde kapsanarak aşılmıştır. ” Herkese kolektif niteliklerine göre” ilkesi, henüz, emek niceliğine
göre paylaşımı tamamen ortadan kaldırmaz; ama emek niceliğine göre paylaşımı, pratik uygulaması doğrudan gözlem ve doğrudan demokrasi gerektiren,
daha yetkin bir demokratizme bağlayarak burjuva hak’kı kapsayarak aşar.
“Herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre” ilkesi, gönüllük temelinde çalışmayı teşfik ederek, yarattığı yeni üretim olanakları ile üretici güçlerde
yeni bir gelişme ivmesi yaratırken, bireyin yeteneklerini olabildiğince sosyalist inşaya seferber edebilmesine olanak sağlar. Bu yeni ilke, aynı zamanda, çalışma
etkinliğini ,burjuva ekonomi politiğin insanal niteliklerden soyutlayarak bir matematik niceliğe indirgediği ,emek- zamanı’ na, insanal niteliklerini yeniden
kazandırmakla, kolektif niteliklerin sosyalist inşa için olmazsa olmaz karakterini öne çıkarmaktadır.
Bu ilke, Maoizmin, Proleter Kültür Devriminde sosyalist üst yapıda yapmak istediği devrimi sosyalist inşanın alt yapısına doğru geliştirmenin olanaklarını
ortaya çıkarmaktadır.
” Hızla ilerle, yükseği hedefle ve sosyalizmi daha büyük, daha hızlı, daha iyi ve daha ekonomik sonuçlarla inşa et” Maoist ilkesinin sosyalist ekonomipılitiğe
uyarlanması olarak ” Herkesten yeteneği kadar herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre” ilkesi kolektif inşanın bireyinin öznelleşmiş nesnel
niteliklerini sosyalist inşaya seferber ederek, burjuva hukuku ve burjuva hak’ın aşılmasının da dinamiğini oluşturmakla, kitlelerin öznel insiyatifini nesnel üretim
sürecine daha yüksek verimde sunmalarının koşullarını yaratır.Söz konusu ilke, her iş yerini herkesin herkesi denetlediği bir toplumsal mahkemeye çevirerek
sosyalist inşa sürecinde kitle insiyatifini en üst düzeye çıkararak bürokrasi ve bürokratizme de etkili bir önlem niteliğindedir.
Sosyalizm deneyimlerinde, alt yapıda meta üretiminin varlığı ve üst yapıda kafa emeği ile kol emeği arasındaki bölünmeden şekillenen bürokratizm
marifetiyle gerçekleşen kapitalist restorasyonlardan sonra, proletarya dikdatörlüğü altında devrimi sürdürme siyasetinde, meta üretiminin kalıntısı olan ve
burjuva hukukunu yeniden üreten değer yaasasına karşı kolektif hukuku daha yetkin bir biçimde uygulamak bir zorunluluk olarak kendini göstermektedir.
Meta üretiminin olduğu yerde değer yasası da vardır ve etkindir. Sosyalist inşa sürecinde, meta üretimi, özelikle küçük meta üretimi biçiminde varlığını
sürdürdüğüne göre, değer yasası sosyalist inşa sürecinde de etkindir. Ancak, sosyalizm deneyimlerinde, sorun, değer yasasının etkisini sürdürmesinde değil
bu yasaya karşı alınan önlemlerin yetersizliğindedir. Sosyalist inşa süreçlerinde, değer yasasının etkisi, özellikle ,üretim alanında planlı ekonominin
uygulanması ile sınırlandırılmasına rağmen, paylaşım hukuku burjuva hukukuna bağımlı kalmıştır.Sosyalizm deneyimlerinde üretim karlılığa göre değil
toplumsal ihtiyaçlara göre planlanarak, değer yasasının işleyişi üretim süreçlerinde sınırlandırılmıştır.. Değer yasasına karşı sosyalist inşaya iradi niteliğini
veren olgu, politik öznenin kolektif hukuku şahsında kimlikleşen emek etkinliğinin kolektif nitelikleridir. Emek etkinliğinin kolektif niteliklerine dayanılarak emek
gücü meta formundan ve değer yasasından kısmen de olsa, ancak kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsündede olsa, özgürleştirilebilir. Emek gücünün, meta
üretiminin ve burjuva hukukunun kalıntılarından tamamen özgürleşmesi, ancak, kolektif üretici güçlerdeki gelişmenin ”herkese ihtiyacı kadar” şiarının
gerçekleşmesine olanak tanımasına bağlıdır.
Emeği toplumsallaştırmış olan proletaryanın iktidarından önce, hiç bir hukuksal ve ekonomik niteliğe sahip olmayan emek etkinliğinin kolektif nitelikleri,
toplumsallaştırılmış üretim araçları zemininde, politik öznenin, kolektif hukukunun üretim ilişkilerinin hukuku haline getirilmesi ile, değer yasasının işleyişini
sürdürmesine rağmen, ondan daha etkin ve onu, süreç içinde, kolektif üretici güçlerin gelişmesine bağlı olarak aşacak biçimde ,üretim ve paylaşım süreçlerinin
düzenleyicisi haline gelebilir. Böylelikle,, değer yasası, sosyalist inşa sürecinde, yalnız üretim alanın da değil ama paylaşım alanını da kapsayacak bir biçimde
sınırlandırılabilir.Sosyalist inşa sürecinde, değer yasasının işleyişi üretim alanında da paylaşım alanında da sınırlandırılmalıdır.
Sosyalizmde , meta üretiminin varlığından dolayı değer yasasını dikkkate almak başka bir şeydir, sosyalist inşayı değer yasasına dayandırmak başka bir
şeydir. Sosyalist inşayı değer yasasına dayandırmak kapitalist yolculuktur. Değer yasası, emek etkinliğini insanal niteliklerden soyutlanmış bir matematik
niceliğe indirgeyen niteliği ile yabancılaşma sorununun da baş aktörüdür. Değer yasası, metalaşmış nesneler dünyasının bir yasasıdır; İnsancıl bir niteliği
yoktur. Sosyalist inşa sürecinde, değer yasasına karşı önlem almak yağmurdan korunmak için şemsiye taşımak gibi bir zorunluluktur.Pozitivist bir yaklaşımla,
değer yasası gibi, meta üretiminin nesnel yasalarına karşı ,sosyalist inşanın, hiçbir önlem almadan bu yasaları olduğu gibi uygulamaları gerektiğini savunan
revizyonistlere şunu sormak gerekir: Momentum yasasını anlatmak için sizi bir bilardo sopasıyla dürtsek ne hissedersiniz? Proletarya, sosyalist inşa sürecinde, meta ekonomisinin yasalarını denetim altına almak zorundadır. Bu, tıpkı, soğuktan korunmak için ısıtıcı kullanmak gibi bir zorunluluktur. Proleteya, bunu, emek
etkinliğini meta ekonomisinin yasalarından özgürleştirmek için yapmak zorundadır. Diyalektik, bir özgürleşme bilimidir. Proletarya, sosyalist inşa sürecinde,
emek etkinliğinin diyalektiğinden hareketle, emeği meta ekonomisinin yasalarından özgürleştirerek, tarihin öznesi olma yolunda sınıfsız topluma doğru ilerler.
Sosyalizmde, değer yasasını bir anda ortadan kaldırmak mümkün değildir. Meta üretiminin varlığını sürdürdüğü tarihsel koşullarda değer yasası da
etkinliğini sürdürecektir. Ancak, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, emek etkinliğinin meta formunu ortadan kaldırmak ve dolayısıyla, emek gücünü
değer yasasından kısmen de olsa özgürleştirmek mümkündür. Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında üretilen bütün ürün topluma aittir. Dolayısıyla,
ücrete karşılık gelen gerekli-emek zamanı kapitalist toplumda olduğu gibi emekçinin asgari geçim araçlarına karşılık gelmez.; bu değeri aşarak, işçinin maddi
ve kültürel gereksinmelerinin, üretici güçlerin olanakları ölçüsünde karşılanacağı azami bir değeri ifade eder. Sosyalizm koşullarında da emek-gücünün
karşılığı, emeğin birim zamanda ürettiği maddi değerin karşılığını aşamaz. Dolayısıyla, değer yasası, emek-günün birim zamanda ürettiği maddi değerin
belirlenmesi için sosyalist ekonomipolitiğin bir bileşeni olarak işlev görmeye devam eder. Ancak, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, artı-değer, tüm
topluma ait olduğu için bunun nasıl bölüşüleceğine toplum karar verir. Pratik sosyalizm deneyimleri eşit işe eşit ücret uygulaması ile işe başlayarak, artı-değeri
kamu yatırım ve harcamaları olarak tüm topluma eşit olarak dağıtmışlardır. Daha sonraki uygulamalarda performansa göre ücretlendirmeye geçilmiştir. Biz,
sosyalist inşaya bütün yeteneklerini sunan kolektivizmi özümsemiş bireylerle, çalışmış olmak için çalışanlar arasındaki niteliksel ayrımı gözeterek, kolektivizmi
özümsemiş bireylerin toplam toplumsal üretimden kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde daha fazla kullanım değerine sahip olması gerektiğini
düşünüyoruz. Bu, kolektif kültürün bizzat üretim ilişkileri içinde özümsesitilmesi ve kültür devriminin kolektif ekonomi politikle ilişkisi içinde sürdürülmesi için
zorunlu bir önlemdir. Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, kolektif üretici güçlerde tarihte eşi benzeri görülmemiş bir gelişme ivmesi yaratılabilmesi,
ancak, emek etkinliğinin kolektif niteliklerinin üretime seferber edilmesinden doğacak bir toplumsal itkiye bağlıdır.
Sosyalizm deneyimlerinde, Lenin ve Stalin dönemlerinde uygulanan performansa göre ücretlendirme, emek üretkenliğini artırarak kolektif üretici güçlerde
önemli bir gelişme ivmesi yaratmasına rağmen, bu uygulamalarda, emekçilerin, emek süreçlerinde insiyatif geliştirmelerine olanak tanıyacak nitelikte bir
demkratizm noksan kalmıştır.Bu uygulamalarda, emekçiler, emek süreçlerine kısmen hakim olsalar da, tek kişinin insiyatifine dayalı menejerlik sistemi, emek
süreçlerinde kitlelerin aktif insiyatifini geliştirecek doğrudan bir demokratizmin güncelleştirilmesini engellemiştir.
Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, kapitalist ekonomi politikte ücrete karşılık gelen gerekli-emek zamanını, kolektif üretici güçlerin olanakları
ölçüsünde büyütmek mümkündür; Emek-gücününün meta formundan özgürleştirilebilmesinin dinamiği buradadır.Sosyalist inşanın paylaşım dinamiğinin, emek
etkinliğinin kolektif nitelikleri arasındaki farka endekslenmesi ile kapitalist ekonomipolitiğin ücret hukuku aşılabilir.Üretici güçlerdeki her gelişme emek
üretkenliğini artırır.Emek üretkenliğindeki her artma, emek gücünün birim zamanda ürettiği kullanım değerinin artması anlamına gelir.Üretim araçlarının
toplumsal mülkiyeti altında, emek gücünün değer yasasından özgürleşme derecesi kolektif üretici güçlerdeki gelişme derecesine bağlıdır.
Kapitalist ekonomipolitiğin ücret hukuku, emek gücünün kullanım değerini değişim değerine tabi kılar.Kapitalist, emek gücünün kullanım değerini satın alır
ama değişim değerini öder. Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, emek etkinliğinin kolektif nitelikleri arasındaki farkı ölçen kolektif hukukla, emek
gücünün değişim değerini kullanım değerine tabi kılma olanağı ortaya çıkar. Değişim değerinin kullanım değerine tabi kılınması, kapitalist ekonomi politikte,
kendisi de meta üreten özel bir meta olan emek gücünün, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında, meta üretiminin bir yasası olan değer yasasından
kısmen de olsa özgürleşme olanağını ortaya çıkarır. Bu ,emek gücünün ücret hukukundan özgürleşmesi anlamına gelir. Emek gücü, meta üretiminin

yasalarından özgürleştiği oranda, oluşan toplumsal itki ile yeteneklerinin yekününü üretime seferber etme olanağı bulacağı için kolektif üretici güçlerde tarihte
eşi benzeri görülmemiş bir gelişme ivmesi yaratma olanağı ortaya çıkacaktır. Üretici güçlerdeki her gelişme ise birim zamanda üretilen kullanım değeri miktarını artırarak, emek gücünün meta üretiminin yasalarından özgürleşme derecesini bir adım daha ileriye taşıyacaktır. Emek gücünün, değer yasası gibi meta üretiminin yasalarından tamamen özgürleşmesi ”herkese ihtiyacı kadar” şiarının gerçekleşeceği kolektif üretici güçlerde muazzam bir gelişme
derecesinde mümkün olabilecektir.
Dolayısıyla, sosyalist inşa sürecinde, artı-değerin, kamu harcamalarına harcanan kısmından ayrılacak bir kısmı, emek etkinliğinin kolektif nitelikleri
doğrudan gözlem ve doğrudan demokrasi ile toplum tarafından tescil edilmiş bireylere kullanım değeri olarak sunulmalıdır. Böylelikle, kapitalizm koşullarında, meta üretimine seferber edilmiş ve kendisi de bir meta olan emek-gücü üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında kısmen de olsa değer yasasından
özgürleşerek meta formundan kurtarılacaktır. Emek-gücünün, meta formundan özgürleşmesinin yaratacağı toplumsal adrenalin, kolektif üretici güçlerde olağan
üstü bir gelişme yaratarak, sınıfsız toplumun şiarı olan ”herkese ihtiyacı kadar” ı tarihsel olarak berileyecek bir gelişme ivmesini mümkün kılacabilecektir.
Sosyalist inşanın hukuksal içeriği ve demokratizmi ile kolektif üretici güçlerin gelişme ivmesi arasında doğru bir orantı vardır. Emek-günün bireysel nitelikleri
eşitsiz gelişme yasası tarafından koşullandırılmıştır. Emek-gücünün kolektif nitelikleri ise eşitsiz gelişme yassasına karşıt olarak gelişmiş olan toplumsal
niteliklerdir. Sosyalist inşanın paylaşım hukunun kolektif nitelikler arasındaki farklılığıa eşitlenmesi, emek-gücünü eşitsiz gelişme yasasının dolaylı ve dolaysız
etkilerinden özgürleştirerek kolektif üretici güçlerde olağan üstü bir toplumsal adrenalin yaratacaktır.
Sosyalizm deneyimlerinde işin ücretlendirilmesinde emek niceliğyle birlikte bireysel yeteneğin esas alınması vasıfsız iş gücü aleyhine vasıflı iş gücünü
ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Bu, emek-gücüne meta mumamelesi yapılması anlamına gelir.
Tarihte nesnel bir yasayı denetim altına almak ve etkilerini geriletebilmek, ancak, ondan daha kapsayıcı ve genel başka bir nesnel yasaya dayanılarak
gerçekleştirilebilir. Değer yasası gibi meta üretiminin kalıntısı nesnel bir yasa, sosyalist inşa sürecinde, burjuva ekonomipolitiği ve hukukunun diğer kalıntıları
ile birlikte, ancak, üretim ilşkileri ile üretici güçlerin zorunlu uygunluk yasasına dayanılarak denetim altına alınabilir ve etkileri geriletilebilir. Kolektivizmin
ekonomipolitiği ile demokratizmi arasındaki ilişki böyle bir nesnel zemine oturtulmalıdır.
Kolektivizmin demokratizmi, emek gücünün yaratıcı dinamiklerini harekete geçirecek ve burjuva ekonomipolitiği ve hukukunun kalıntılarını gerileterek
üretici güçlerde sınıfsız toplum ereğini berileyecek gelişme ivmesi yaratma diyalektiği taşımalıdır. Demokratizmle, kolektif üretim ilişkileri arasında böyle bir
diyalektik ilişkinin mihenk taşı ise emek etkinliğinin kolektif niteliklerinin, yani, sosyalist etiğin hukuklaştırılmasına dayandırılmalıdır. Çünkü, sosyalist inşayı
sınıfsız topluma doğru geliştirecek olan dinamik kolektif etiğin genelleşmesinden başka bir şey değildir.
Sosyalizm öncesi toplum biçimlerinde, eski toplumun bağrında gelişen yeni üretim ilişkileri kendi kültürünü de gelişim süreçleri içinde yaratırlar. Sosyalist
toplum ise kendi kültürünü politik öznenin şahsında üst yapıda oduğu gibi alt yapıda da üretmek zorundadır. Çünkü, kolektivizm, kapitalizmin bağrında
kendiliğinden gelişemez. Kolektivizm, ancak, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında iradi bir süreç olarak geliştirilebilir. Bu nedenle, ekonomi politikle
ilişkisi içinde süreklileştirilmiş bir kültür devrimi siyaseti sosyalist inşanın olmazsa olmaz bir bileşenidir.
Üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine dayanan sosyalist inşa sürecinin, sınıfsız topluma doğru ilerletilebilirliği, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin zorunlu
uygunluk yasası gereği burjuva ekonomipolitiği, hukuku ve kültürünün kalıntılarının aşama aşama geriletilmesine bağlıdır. Tarihsel kösteklerinden aşama
aşama özgürleştirilecek olan emek gücü, böylelikle, üretici güçlerde ”herkese ihtiyacı kadar” şiarını gerçekleştirecek bir gelişme ivmesini yaratma olanağını
bulacaktır. Sınıfsız toplum ereği ile sosyalist inşanın demokratizmi arasındaki ilişkinin diyalektiği budur. Toplumların tarihinde ekonomipolitiğin zorundan daha
güçlü bir tarihsel zor aracı yoktur.
Değer yasası gibi meta üretiminin yasaları, kapitalizm koşullarında denetim altına alınamaz. Bize, meta üretiminin yasalarını denetim altına alma ve
kapitalist ekonomipolitiğin ve hukukun geriletilme olanağını sağlayan üretim araçlarının toplumsal mülkiyetidir. Üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında,
üretici güçlerle üretim ilişkilerinin zorunlu uygunluk yasası, kolektif üretim ilişkilerinin toplumsal mülkiyete karşılık gelmesini gerektirir; bunu sağlayacak olan
sosyalist inşanın demokratizmidir. Sosyalist inşanın demokratizminin niteliği, üretim araçlarının mülkiyetinin toplumsal niteliği ile uyumlu olmalıdır; bu, temsili
demokrasinin geriletilerek doğrudan demokrasinin etkinleştirilmesi ile gerçekleştirilebilir.
Maoizm, sosyalist ekonomi politikteki bu boşluğu sezmiş, Kızıl Siyasi İktidar deneyimlerini siyasallaştırarak, emek etkinliğinin kolektif nitelikleri üstünden
Proleter Kültür Devrimini başlatmış olmasına rağmen, yapılan hamlenin, yalnızca, üst yapıda bürokratizmi hedef alan siyasal bir hamle olarak kalması, alt
yapıda, ekonomipolitiğin alanına doğru genişletilememesi sonucu, hukuklaşamamış ve provakosyonlar sonucu yenilgiyle sonuçlanmıştır. Proleter Kültür
Devriminin yenilgisi dünya çapında etkili olmuş ve tarihin mecrasını değiştirmiştir. Proleter Kültür Devriminin yenilgisi ile çağ, emperyalizmin dünya çapında
toptan çöküşe, proleter devrimlerin zafere ilerlediği çağdan, empeyalizm, proleter devrimler ve karşı devrimler çağına doğru değişmiştir.
‘’Herkesten yeteneği kadar herhese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ inşa ilkesinde emeğe göre paylaşım henüz aşılmamıştır. Ancak, söz konusu
ilke üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uygunluk genel yasasına bağlı olarak sosyalizmde üretici güçleri geliştirmenin özgün biçimi rolünü
oynayarak emeğe göre paylaşımın, dolayısıyla, değer yasasının aşılma dinamiğini kendinde taşır.Çünkü, söz konusu ilke sosyalizmde kolektif üretici güçleri
geliştirmenin özgün dinamiği ve yasasıdır.
Değer yasası ve dolayısıyla, burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukunun kalıntıları sosyalist inşa sürecinde bir anda aşılamaz.Emek-gücünün
karşılığının emek-zamanına göre belirlenmesi değer yasasının nesnel bir zorunluluğudur. Ancak, kolektif üretim ilişkileri tekniği ve emek üretkenliğini hızla
geliştirecek bir biçimde örgütlenerek emek etkinliğinin toplumsal niteliği ile uyumlu bir kolektif demokratizm aracılığıyla bu kalıntıların aşılacağı toplumsal
dinamiklerin gelişiminin nesnel koşulları yaratılabilir.
‘’Herkesten yeteneği kadar, herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ inşa ilkesi ‘’herkese emeği kadar’’ ilkesinden kolektif üretici güçleri
geliştirecek içerik bakımından daha rasyoneldir. Çünkü, bu yeni ilke çalışma süreçlerini azami ölçüde kolektif yetenekler ve gönüllülük temelinde örgütleyerek
emek-zamanının verimli kullanımı ve emek üretkenliğinin gelişimi için bireylerin eğilimleri doğrultusunda güçlü bir toplumsal adrenalin, itici güç yaratarak
bireylerin yeteneklerinin azami ölçüde sosyalist inşaya seferber edilmesine olanak tanımaktadır.Söz konusu ilke, toplumsal itici gücü bireyleri üretim ilişkilerinin
zorunluluklarından azami ölçüde özgürleştiren gönüllülük temelinde çalışmayla zorunlu çalışma süreçlerini rasyonel bir biçimde birleştirerek gerçekleştirir.
Emek etkinliğinin tarihsel kösteklerinden her özgürleşmesi onun üretkenliğinde belirli bir gelişmeye karşılık gelecektir.
‘’Herkesten yeteneği kadar, herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ ilkesi ‘’herkese emeği kadar’’ ilkesini kapsayarak aşar. Marks, bir sosyalist
inşa süreci için ‘’ herkese emeği kadar’’ ilkesini önerirken sosyalist inşa sürecinde işin örgütlenmesinin işin kendisinden ayrı bir önem kazandığı gerçeğini bir
sosyalist inşa sürecinin çelişkilerini gözlemlemeden, önceden bilemezdi. Marks, burjuva ekonomi politiği ve burjuva hukukunun kalıntılarının aşılması sorununu
kolektif üretici güçlerdeki gelişmeye bağlı olarak ele alır. Ancak, sosyalizm deneyimlerinin de gösterdiği gibi çalışma süreçlerinin örgütlenmesine ilişkin sorunlar
bir demokratizm sorunu biçiminde bürokratizm eğilimine yol açmakta ve bürokratizmin sistemleşmesi de kolektif üretici güçlerin gelişimini dumura uğratarak
kolektifin bireylerinin bütün yeteneklerini azami ölçüde sosyalist inşaya seferber etmelerini engellemektedir.
‘’Herkesten yeteneği kadar, herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ inşa ilkesi bireysel yeteneklerin azami ölçüde sosyalist inşaya seferber
edilmesinin nesnel koşullarını yaratan bir demokratizm aracılığıyla kolektif üretici güçlerin sınıfsız topluma doğru hızla gelişimini sağlayarak ‘’herkese ihtiyacı
kadar’’ komünist şiarının gerçekleşmesini tarihsel olarak berilediği gibi bürokratizm eğilimine karşı da toplumsallaşmış emek etkinliğinin dinamiklerine dayanan
etkili bir önlem niteliğindedir.
Burada, işin karşılığı halen işin niceliğine göre belirlenmektedir. Bu haliyle ‘’herkesten yeteneği kadar herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’
ilkesi de pratik uygulamada burjuva hukunun bütünüyle aşıldığı anlamına gelmez. Fakat, işin örgütlenmesi emek etkinliğinin kolektif nitelikleri şahsında
bireylerin niteliklerine göre gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, değer yasası ancak kısmen , emek etkinliğinin kolektif niteliklerini esas alan bir demokratizm
aracılığıyla işin örgütlenmesi sürecinde ve çalışmanın karşılığı halen emek niceliğine göre belirlendiği halde sosyal hakların emeğin kolektif niteliklerine göre
dağıtılması biçiminde aşılmıştır. Değer yasasının tamamen aşılması emek üretkenliğinde ve teknikteki gelişmenin genel olarak üretimin niceliğini özel olarak
işin niceliğini sınırsız bir derecede artırarak bunların ölçülmesini gereksizleştireceği bir gelişme seviyesine karşılık olarak ‘’herkese ihtiyacı kadar’’ şiarının
gerçekleşeceği komünist toplumda gerçekleşecektir.
Değer yasası, insan ilişkilerini matematik bir niceliğe indirgemekle insani edimlerin niteliğini hiçleştirir; bu durum, kapitalist ekonomi politikte emek etkinliğinin
de metalaşmasıyla doruk noktasına ulaşır. Değer yasası, bu niteliğiyle kadir, kıymet bilmez; o, sermaye birikiminin insanal niteliklerden soyutlanmış bir
yasasıdır. Değer yasası, insana öznel belirlenimlerinin dışında sermaye birikiminin nesnel eğilimlerini dayatır. Oysa, toplumsal gerçeklik nesnellikle öznelliğin
bir sentezidir.Duygularımız, düşüncelerimiz,vicdani kanaatlerimiz gibi öznel edimlerimiz olmasaydı insani vasıflardan yoksun olurduk.İnsan, bilincinin nesnelliği
değiştirme yetisini kullanarak doğayı insancıllaştırabildiği gibi tarihsel olarak ön koşullar oluştuğunda toplumsal yasaları da denetim altına alabilir. Üretim
araçlarının toplumsal mülkiyeti değer yasasının denetim altına alınmasının ve aşama aşama aşılmasının nesnel koşullarını yaratır.
İnsan, öznel edimlere sahip bir varlık olarak nesnellikle kuşatılmıştır. İnsan nesnelliğin bir yasasına karşı başka yasaları kullanarak öznel özgürlük alanını
genişletebilir. Burada, öznellik kavramı, bir keyfiyet olarak değil insanın bilinci sayesindesahip olduğu nesnelliği değiştirme yetisi anlamında kullanılmıştır.

‘’ Herkesten yeteneği kadar, herkese emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre’’ inşa ilkesinin ‘’herkese emeği kadar’’ inşa ilkesinden en önemli farkı işin
örgütlenmesi sürecine emek etkinliğinin kolektif nitelikleri şahsında getirirdiği demokratizmdedir. İnsan, ancak, gönüllü olarak yaptığı işe bütün yeteneklerini
seferber edebilir. Söz konusu ilke gönüllülük temelinde çalışmayı zorunlu çalışma ile birlikte koordine ederek kolektif üretici güçlerin sınırsızca gelişmesinin
nesnel koşullarını yaratır. Ayrıca, kamusal işler bireylerin gönüllülük temelinde yaptığı işler biçiminde tüm toplumun ortaklaşa işlerine dönüşürken bürokrasi de minimalize olma eğilimine girecektir.
Emek etkinliği, insanın insanla ve insanın doğayla ilişkisinin, doğa dolayımıyla gereksinmelerini gidermesinin ve doğayı değiştirerek insancıllaştırmasının
özüdür.Emek etkinliğinin hareket yasaları, üretim araçları üzerindeki mülkiyet biçiminin koşulladığı üretim ilişkilerinin yasaları tarafından belirlenir.İlkel komünal
toplumda insanın doğayla ilişkisinde somut emeğin yalın biçimi belirleyicidir.Somut emekle soyut emek arasındaki karşıtlığı yaratan meta üretiminin mübadele
ilişkileridir. Sosyalist toplumda üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıyla somut emekle soyut emek, ekonomi politiğin konusu olan ‘’değer’’ ile sosyolojinin
konusu olan değerler arasındaki çelişki çözüm yoluna girer.
Burjuva hak, emek niceliğine göre eşit dağıtılırken kolektif hak (onursal görevler gibi), emek etkinliğinin kolektif niteliklerine göre eşitsiz dağıtılmalıdır. Bu,
kolektivizmin amacını gerçekleştirmek, kolektif etiği toplumsallaştırmak için sosyalist inşanın demokratizminin niteliğini belirleyen bir zorunluluktur.Çünkü,
sosyalist inşanın demokratizmini, kolektivizmi güçlendirmenin, kolektif üretici güçleri geliştirmenin bir itici gücü haline getirmenin diyalektiği böyledir.
Sosyalist inşanın demokratizmi, somut emeğin soyut emeği, kullanım değerinin değişim değerini, kolektivizmin değerlerinin ekonomi politiğin konusu olan
‘’değer’’i yadsımasının, böylece ahlaklı toplumu inşa etmenin diyalektiğidir.
Komünist toplumun ikinci aşamasında üretici güçlerdeki gelişmenin ‘’herkese ihtiyacı kadar’’ şiarına olanak tanımasıyla,dolayısıyla, ‘’değer’’in bir
değersizliğe dönüşmesiyle, somut emekle soyut emek, sosyolojinin konusu olan değerlerle ekonomi politiğin konusu olan ‘’değer’’ arasındaki çelişki,somut
emeğin soyut emeği, sosyolojinin konusu olan değerlerin ekonomi politiğin konusu olan ‘’değer’’i yadsımasıyla ortadan kalkar. Geriye, insanın insanla ve
insanın doğayla ilişkisinde kendisini tastamam gerçekleştirmesinin özü olarak somut emek etkinliğinden ve kolektif mülkiyet ilişkilerinin insancıl değerlerinden
başka ekonomi politik bir katagori kalmaz.Ekonomi politiğin toplum yaşamı için gereksizleşmesi demokratizminde bir toplumsal alışkanlık haline gelerek devlet
biçimi olarak gereksizleşmesini koşullar.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top