Genel

ÇÖKME KÜLTÜRÜ – Hasan H. YILDIRIM & Hussein Erkan

Sedat Peker; yurtdışına çıkmasıyla birlikte Türk egemenlik sisteminde “mülke çökme” meselesini kamuoyunun gündemine taşıdı. “Çöken çökene” dedirten bir tablo ortaya çıktı.

Şaşırdık mı?

Hayır! Biz şaşırmadık ama şaşıranlar oldu. Onlara diyeceğimiz şudur: Sedat Peker’in gündeme taşıdığı bu “çökme” meselesini anlamak için Türk egemenlik sisteminin tarihsel gelişimine lütfen bakın! Bu bilince çıkarılırsa şu an yaşanan “çökme” eylemleri kendiliğinden anlaşılmış olur.

Mala-mülke çökmek Türklerin yaşam kültürüdür. Üretmeden, emek sarfetmeden, başkasına ait olana el koymak ve benzeri faaliyetler Türklerin yaşam kaynağıdır ve tarihseldir. Bu, başkalarının ülkelerini istila, işgali ile başlar, gasp ve talan ile sürer. Ülkelerine çökmek ile sonlanır. Türk tarihi budur.

Türklerin anayurdu olarak bilinen Orta Asya’da yaşadığı dönemlerde bunun en çok zarar göreni Çinliler olmuştur. Türk boyları çekirge sürüsü gibi Çin‘e saldırmış, yakıp yıkmış, gasp ve talan etmiştir. Çin hanedanları bunu önlemek için Çin ile Türklerin yaşadığı coğrafya arasında geniş kanallar açmış, saldırıları engellemeye kalkmıştır. Bu yetmeyince tarihe dünyanın 7. harikalarından bir olan Çin Seddi’ni inşa etmiştir.

Çin Seddi’nin toplam uzunluğu Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Kültürel Miraslar İdaresi ile Devlet Ölçme ve Haritalama Dairesi’nin 18 Nisan 2009 tarihli açıklamasına göre 8 bin 859,8 kilometre olarak açıklandı. Bu bile Çin’e karşı Türk boylarının saldırısını engellemeye yetmemiştir. Bunun üzerine Çin hanedanlığı Türk ileri gelenlerinin çocuklarının bir kısmını ya kaçırmış veya davet ederek Çin sarayına getirmiştir. Türkler o sürede pişmiş et ve yemek yerine çiğ yerlermiş. Çinliler onlara soslu pişmiş et ve yemek yedirerek kültürlerini değiştirmeye çalışmıştır. Buna alışan, bu damak tadına varan Türkler tekrar memleketine gönderilmiştir. Bu kültürü kendi halkına benimsetmişler. Bu kültürle büyüyen nesiller kimseye saldırmamışlardır. Çünkü çiğ et yiyen insanlar tıpkı etcil hayvanlar -Aslanlar, kaplanlar, çakallar, tilkiler, köpekler ve kurtlar- gibi saldırgan olur. Tıpkı çiğ et yiyen Türkler gibi. Zaten çiğ et yiyen etobur Türklerin saldırganlığı da buradan gelir. Türkler bu nedenle sembol olarak kurt’u seçmişlerdir. Bu tesadüf bir tercih midir? Elbette değildir. Sosyolojilerine uygun olduğundandır.

Bu geleneği sürdüren Türkler Çin’nin aldığı tedbirler sonucu açlıkla karşı karşıya kalınca heybelerinde kurutulmuş et, kılınç ve kalkanla at sırtında batıya yönelmişlerdir. Başkalarının yarattığı değerlere el koymuş, talan ve gasp etmiş, daha ötesi ülkelerine çökmüşlerdir. Bu kültür bugüne kadar sürüp gelmiştir. Libya’dan Kafkasya’ya, Balkanlar’dan Kürdistan’ın tüm parçalarında, Akdeniz’de vs. bölgelerde bu çökme operasyonu sürmektedir.

Birileri sorabilir. Şu anki Türk devletini Türkler idare etmiyor ki, bu niye Türklere mal ediliyor diyebilir. Bu itirazlarında haklıdırlar. Sorun yönetimdekilerin etnik yapısının ne olduğu değil, bu kültür üzerine inşa edilen sistemin yönetim anlayışından kaynaklı olmasındandır. Evet, şu an Türk devletini idare edenler Türk değil, sağdan-soldan gelen göçebe muhacirdirler ama bunlar Türk çökme kültürü ile mankurtlaştırılmışlardır. Politika ve uygulamalarını da Türklük adına yapmaktadırlar. Şu an Sedat Peker’in dile getirdiği mala çökme meselesi bu kültürün sonucudur.

Sedat Peker, kendisine yönetilen “suç örgütü lideri“ tanımlamasına net olarak cevap veriyor: “Ben suç örgütünün lideri değilim. Sadece üyesiyim. Bu örgütte ara yönetici bile değilim“ diyor. Bu samimi bir itiraftır. Buna inanmak gerekiyor. Sedat Peker, bir suç örgütünden bahsediyor. Türk egemenlik sistem işleyişine atıfta bulunuyor. İşte suç örgütü budur diyor. İsmini teleffuz etmese de işaret ettiği Türk devlet sistemidir. “Bu suç örgütünün lideri değilim, bu örgütte ara yönetici bile değilim ama bir üyesiyim“ diyor. Bunun tersini kimse de ispat edemez. Ki, gerçek olan da budur. Karşımızda bir devlet var. Bu devlet Türk devletidir. Suç örgütüdür. Liderleri bellidir. Sedat Peker, bugün bunlarla hesaplaştığı gibi topluma da hesaplaşın diyor. Sedat Peker, Türk devletinin suç dosyasını açıyor. Bir resim ortaya koyuyor. Anadolu toplumuna sonuyor. Bugüne kadar ortaya koyduğu ifşaatlarla önemli bir iş yaptı. Toplumun gözünü açtı. Bir kazaya uğramasa bu ifşaatları sürdürürse ki, bize göre sürdüreceğidir. İşte o zaman işaret ettiği suç örgütü Türk devletinin çıplak resmi ortaya çıkacaktır. Bu suç örgütüyle hesaplaşmak artık toplumun görevidir. Burada liberallere, demokratlara, devrimcilere büyük sorumluluklar düşüyor. Burada kimse Sedat Peker, eskiden şunu- bunu yaptı polemiğine girip onu boşa çıkarmaya çalışmasın. Bu her şeyden öte böylesi bir yaklaşım Sedat Peker’in işaret ettiği suç örgütünün işine yarar. Bunu görmek ve sakınmak gerekir.

Orta Asyadan kopan barbar Türk sürüleri ilk önce İran coğrafyasını, oradan Kürdistan’a, oradan Bizans’a ve oradan 3 kıtada at oynatmışlardır. Bu coğrafyaları yakıp yıkmışlardır. Yerli halkların yarattığı değerleri gasp ve talan ederek el koymuşlardır. Bundan öte ülkelerine günümüzde alıcısı bol olduğu söylemiyle çökmüşlerdir. Hepimizin bildiği ve son dönemlerde Sedat Peker’in dikkat çektiği mala çökme meselesi bu kültürün devamıdır. Bu bir yaşam kültürüdür. Türk egemenlik sisteminin yönetim biçimidir.

Şaşırdık mı?

Hayır! Şaşıran var mı? Evet! Kimi Türk egemenlik sisteminin bu yönetim biçimini bilmediğinden “bu kadarı da fazla“ diyor. Bu kesimi anlamak mümkün ama kimi de şaşırır gibi yapıyor. Bunlar samimi olmayan ve mevcut çökme paylaşımdan nemalan kesimdir. Duruşları şu: “Eyvah kurulan tezgah deşifre oldu, yandık, kül olduk“ korkusunu yaşıyorlar. Şimdilik korkmalarına gerek yok. Burası Türkiye. Kimseye bir şey olacak değil, kol kırılır, yen içinde kalır, soygun sisteminin yeni politika ve yüzlerle devam edeceği bir süreç yaşanır. Çünkü Türkiye’de “temiz ellerin devreye gireceği“ bir ortam yoktur.

Eski çökmeler bir yana son yüzyılda Yahudi, Ermeni, Puntos ve Rum mallarına “çökme” yaşandı. Feto borsası, kendilerinden olmayan güçlerinin yettiği herkesin malına çöküyorlar.

Ve bu devam ediyor. Zaten eskiden beri Türkler, farklı yöntemlerle Kürdlerin mallarına çökmüşlerdir. Koçkiri, 1925 Hareketi, Ağrı, Dersim vs. ve de başka bahanelerle bunu yapmışlardır. 90‘lı yıllarda ise PKK bahanesiyle Kürd işadamlarını katletmelerinin yanı sıra para ve mallarına çökmüşlerdir.

Şu kaygımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz. İlk buldukları fırsatta Kürd millet bireylerinin mallarına çökme sürecini başlayacaklardır. Hele Türkiye metrepollerinde iş kurmuş tüm Kürdler arasında bir ayırım yapılmaksızın hepsinin mallarına çökülecektir. Belki bu bugünden yarına olmayacak ama ileriki süreçte beklenen bir durumdur. Bu neye yol açar? Kuşkusuz bir kaosa yol açar. Katliam ve soykırım buna eşlik eder. Bir insanlık dramı yaşanır.

Bu ilelebet sürer mi? Elbette hayır!..

Sonuçta uluslararası süper güçler devreye girer. Türkiye denilen hata ülkeye çökerler. Bu süreçte Türk denilen yapay milleti teşkil eden 72,5 millet sahaya iner. Kendi etnik yapıları üzerinde kendi geleceklerini inşa edecekler. Önümüzdeki süreçte bunlar yaşanacaktır. Zaten bunun startı verilmiş durumdadır. Uluslararası alanda Türk devletinin “haydut devlet“ olarak tanımlanmasının nedeni budur. 14 Haziran 2021 tarihindeki NATO zirvesi ve akabinde toplanacak demokratik ülkelerin “demokrasi bloku“ toplantısı sonrası bu plan yavaş yavaş devreye konulacaktır. Coğrafyamızdaki ezilenler ve temsilcisi güçler, kendini buna göre örgütlemeli ve fırsat bulduklarında kendilerini pratikleştirmeye hazırlamalıdırlar. İyi günler bizi bekliyor.

12 Haziran 2021

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top