KRİZLER TEORİSİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

Erdoğan ATEŞİN

Bilinç, madde ve enerji bütünselliği bağıntısı, doyuma ulaşarak, doyum içinde türümüzün geleceğini şekillendiriyor. İşte tam da bu süreçlerde bilimsel krizler teorisi devreye giriyor ve her kriz ve çatışma bir üst biçimini yaratarak, sonuçta sistem kendi içine çöker.

Emperyalizm savaşlar çıkarır, geri çekilir yine savaşlar çıkarır, geri çekilir, bütün bu mücadele pazarların sömürüsü üzerine gelişiyor, çünkü emperyalizm savaş demektir. Bu saldırganlık devam eder, sonuçta sistem kendi kaçınılmaz sonunu hazırlar…

Bütün insanlı toplumlar ve sistemler ölümlüdür ve günü geldiğinde bir süper nova gibi patlayarak içine çökerler. Kapitalist sistem bu toplumun, bu dünyanın kara deliğidir, içine çökecektir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen İnsanlık bilinç, madde, enerji dünyasını güçlendirerek, hayatı yeniden düzenleyebilir ve buna mecburidir. Uygarlığımızın yaratıcı zekası bunu başaracaktır.

Zekanın ve insan bilincinin durmaksızın hızla geliştiği bu süreçte, ani ve şiddetli toplumsal çöküş ve kopmaların daha sık yaşanacağı bir sürecin içindeyiz. Süreç yüksek bilinçle işliyor ve teknoloji insan beynini aşarak geleceğe dair yeni paradigmalar üretiyor. Önümüzdeki yakın zamanda makineyi, yani teknolojiyi insan değil artık teknoloji, kendi üst teknolojisini de üretecektir. Yani insan teknolojiyi kontrol eden, üreten değil, teknoloji kendisini yeniden ve yeniden üreten bir süreci zorlamaktadır.

Bu sürece doğru evrilen bir dünyada, insanı gelecekte bekleyen sorunların daha da kaotik bir sürece doğru evrileceğinin ipuçlarını görebiliyoruz… İnsan zekasını yakın zamanda aşacak bilgisayarlar sırada, biyolojik insan beyni yazılımları, üstün beyin yazılımlarla evlerimize girmek üzere. Bilgisayarlar, biyolojik insan zekasından daha ileri zekalar üretecek boyutlarda gelişiyor ve bunu merkezi bir disiplin altında çalışarak yapabilecek bir aşamadalar.

Kendi merkezi ağlarını oluşturup kolektif çalışabilir ve istedikleri anda ayrışarak bireysel çalışmalarına dönebilirler.Bütün bu programlama bir plan çerçevesinde ve ileri yapay zekalarca kontrol edilecektir. Çelişki, ileri teknolojik zeka ile, biyolojik insan zekası arasında ki sürece doğru evriliyor… Bunun bir sonucu olarak biyolojik insan kendi doğal evrimi dışına çıkarak, biyolojik olmayan şimdilik yarı biyolojik bir evrimsel sürece doğru hızla ilerliyor. Bu sürece insan yine bilimle, toplumsal devrimlerle karşı koyabilir, insan için yaşanılabilir bir dünya ve insan gerçeğini kendi doğasından koparmadan insanı yaşatabilmek önümüzdeki zamanların en büyük sorunu olarak önünüze çıkmıştır.

Kontrol edilebilir ( ekonomik, ekolojik, sosyal ve kültürel) bir gelecek…” İki milyar yıl önce atalarımız mikroplardı; yarım milyar yıl önce balık; yüz milyon yıl önce fareye benzer bir şey; on milyon yıl önce ağaç maymunları; bir milyon yıl önce de ateşin nasıl evcilleştirilebileceğini çözmeye çalışan Proto- insanlardı. Evrimsel soy ağacımız, değişimi nasıl özümlediğimize göre belirlenmiştir. Günümüzde ise bu hız artmaktadır.” -Carl Sağan-

erdoganatesinqgmail.com

Emek Değeri ve sosyalizme Dair

Fikret Karavaz
Emek Değeri ve sosyalizme Dair
 
Bir emek değerinden söz etmenin, terimlerde bir çelişki olduğunu daha önce yukarıda (ekonomipolitik bölüm 4) görmüştük. Emek, belli toplumsal koşullar içinde, yalnızca ürünler değil, ama değer de ürettiği ve bu değer emekle ölçüldüğü için, yer çekimi yer çekimi olarak özel bir ağırlığa ya da ısı özel bir sıcaklığa nasıl sahip olmazsa, emek de özel bir değere öyle sahip olamaz.
 
Ama bugünkü toplumda işçinin, emeğinin tam ”değer”ini alamadığını ve sosyalizmin buna çare bulmaya aday olduğunu düşünmek ”gerçek değer” üstüne düş kuran tüm toplumsal düşçülüğün belirtici özgülüğüdür.Bunun sonucu, önce emeğin değerinin ne olduğunu bulmak gerekir; ve bunn ne olduğu da emeği asıl kendi ölçüsüne, zamana göre değil ama ürününe göre ölçmeye çalışarak bulunur. İşçi ”’emeğinin tam ürününü” almalıdır. Yalnızca emeğin ürünü değil ama emeğin kendisi de bir ürün ile, bir saatlik emek bir başka saatlik emeğin ürünü ile dolayımsız değişişilebilir olmalıdır. Ama ortaya hemen ”çok çetin” bir pürüz çıkar.
 
Tam ürün, üleştirilir. Toplumun en önemli ilerleyici görevi, birikim, toplumdan geri alınır;bireylerin eline ve keyfine bırakılır. Bireyler, kendi ”meyve”’ leri ile ne isterlerse onu yapabilirler. Toplum, en iyi durumda, ne denli zengin ya da ne denli yoksul idiyse, yine, o denli zengin ya da o denli yoksul olarak kalır. Demek ki eğer geçmişte birikmiş bulunan üretm araçları toplumun elleri arasında toplanmışsa bu, yalnızca gelecekte tüm üretim araçları bireylerin elleri arasında yeniden dağılsınlar diyedir.Kendi öz varsayımlarına bir şamar indirilir, katıksız bir saçmalığa varılır.
 
Akışkan emeğin, çalışmakta olan emek-gücünün, bir emek ürünü ile değiştirilmesi istenir. Bu güç, o andan başlayarak, tıpkı kendisi ile değişilecek olduğu ürün gibi, metadır. Bu emek-gücünün değeri, artık hiç bir zaman ürüne göre değil ama kendinde cisimleşen toplumsal emeğe, o halde bugünkü ücret yasasına göre belirlenir.
 
Ama bu, istenmeyen şeyin ta kendisidir.Akışkan emeğin, emek -gücünün, kendi tam ürünü ile değişebilir olması istenir.Bu, onun kendi değeri ile değil, ama kendi kullanım-değeri ile değişebilir olması anlamına gelir, değer yasası bütün öteki metalara uygulanmalı, ama emek -gücü için ortadan kaldırılmalıdır. ”Emeğin değeri” arkasında saklanan kendi kendini ortadan kaldırmaya yönelik düşçülük işe budur.
 
”Eşit değerlendirme ilkesine göre, emeğin emek ile değişimi”, bunun bir anlamı olduğu ölçüde, öyleyse, eşit toplumsal emek ürünlerini birbirleri ile değiştirme olanağı, öyleyse değer yasası meta üretiminin ta kendisininin, öyleyse bu üretimin en yüksek biçiminin, kapitalist üretimin de temel yasasıdır. Bu yasa kendini, bugünkü toplumda, ekonomik yasasların kendilerini bir özel üreticiler toplumunda kabul ettirebilecekleri tek biçimde kabul ettirir.
 
Nesnelerde ve ilşkilerde yatan, üreticilerin istenç ve etkinliğinden bağımsız, körü körüne işleyen bir doğa yasası olarak. Bay Dühring, bu yasasıyı kendi ekonomik komününün temel yasası durumuna yükselterek ve ondan bu yasasayı tam bir bilinçle uygulamasını isteyerek, varolan toplumun temel yasasını, kendi düşsel toplumunun temel yasası durumuna getirir. Varolan toplumu, ama düzgüsüzlükleri olmaksızın ister. Böylelikle, Poudhon ile aynı alan üzerinde devinir.Onun gibi meta üretiminin kapitalist üretim durumuna evriminden çıkan düzgüsüzlükleri, onların karşısında meta üretiminin işeyişi tam da bu düzgüsüzlükleri meydana getirmiş bulunan temel yasasını yücelterek ortadan kaldırmak ister. Poudhon gibi değer yasasının gerçek sonuçlarını, düşsel sonuçları yardımıyla ortadan kaldırmak ister.
 
F. Engels- Anti Dühring
 
 
 
 
<img class=”j1lvzwm4″ src=”data:;base64, ” width=”18″ height=”18″ />
Sen, Ahmet Hulusi Kırım, Ünal Salcı ve 7 diğer kişi
 

TARIMIN TOPLUMSALLAŞTIRILMASI VE SOSYALİST İNŞA

Fikret Karavaz
 
TARIMIN TOPLUMSALLAŞTIRILMASI VE SOSYALİST İNŞA
 
Proleterya politik iktidarı ele geçirdikten sonra sadece son derece toplumsallaşmış kapitalist ekonomi ile karşı karşıya kalmaz; ayrıca, bireysel emekçi mülküyetine dayanan geniş özel ekonomi sistemleri ile de karşı karşıya kalır. Bunun biçimlerine tarımda, el zanaatları endüstrisinde, taşımacılıkta ve ticarette rastlanılabilir. Fakat en çok ve en yaygın biçimde tarımda vardır. Bu bireysel ekonomik faaliyete katılanlar bireysel emekçilerdir. Bireysel aile bir üretim ve faaliyet birimidir. Her ne kadar bu ekonomik faaliyete katılan bireysel emekçiler bir kısım üretim araçlarına sahiplerse demiktar oldukça küçüktür ve payları belli bir dereceye kadardır; kapitalist ekonomi tarafından her an iflasa sürüklenebilirler. Proleterya burjuva egemenliğini devirdiğinde ve üretim araçlarının tüm halkın egemenliğinde olduğu bir mülküyet sistemi inşa ettiğinde bireysel ekonomi sistemlerinin varlıklarını sürdürmelerine izin verilir mi? Hayır.
 
Başkan Mao şöyle demektedir:
 
” Trım toplumsallaştırılmadan eksiksiz ve sağlam bir sosyalizm olamaz.”
Burada analiz etmemiz gereken şey, tarımda bireysel ekonomi tarafından izlenen yol bireysel el zanaatları endüstrisi gibi diğer bireysel ekonomi sistemleri tarafından da ilke olarak izlenen yol olduğu için, sosyalizm koşulları altında bireysel ekonomi sistemlerinin hangi yolu takip etmeleri gerektiği meselesidir.
 
 
Politik iktidarın ele geçirilmesinden sonra proleterya tarafından inşa edilen tüm halkın sosyalist mülküyeti sistemi proleterya dikdatörlüğü altında devlet sisteminin esas temelidir. Halbuki bireysel emeğe ve mülküyete dayanan küçük köylü ekonomisi, sosyalist kamu mülküyeti sistemi ile ve proleterya dikdatörlüğünün üst yapısı ile çelişir. Bu, bireysel mülküyete dayalı küçük köylü ekonomisinin kapitalizmin yatağı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu biçim, kesinlikle, köylülüğü fakir köylü ve çiftlik emekçileri çoğunluğu ile kırsal alanlardaki burjuvaziyi oluşturan zengin köylüler olarak kutuplaştıracaktır.
 
Lenin, şöyle demektedir:
 
” Küçük işletme (üretim) her gün, her saat, kendiliğinden ve büyük hacimde kapitalizmi ve burjuvaziyi üretir.”
 
Çin Demokratik halk devrimi, toprak sistemini tamamıyla değiştirme, feodal sınıfın topraklarına el koyarak köylülere dağıtma ve feodal mülküyet sistemini ortadan kaldırma ve böylece geniş köylü kitlelerinin kendilerini feodalizmden özgürleştirmesini mümkün hale getirme anlamında büyük bir zaferdi. Fakat toprak reformundan sonra hala bireysel köylülerin nereye doğru ilerleyecekleri konusunda bir sorun bulunmaktadır. Köylüler kapitalist yolu mu yoksa sosyalist yolu mu izlemelidirler? Çin’in toprak reformundan sonraki bir kaç yıl içinde kendiliğinden kapitalist eğilimler muntazaman gelişti Yeni zengin köylüler her yerde ortaya çıktılar ve daha iyi durumda olan bir çok orta köylü zengin köylü olmak için büyük çaba harcadılar.Bir çok yoksul köylü hala yetersiz üretim araçlarından dolayı yoksulluk çekmektedir. Çoğu borç batağında.
 
Bu koşulların ortaya çıkışı, proleteryanın toprak reformundan sonra sosyalist yolu tutmaları için geniş köylü kitlelere derhal önderlik etmeyip ve küçük köylü ekonomisini zamanında sosyalist dönüşüme tabi tutmayıp, tam tersi, kutuplaşmaya izin vermesi durumunda, topraklarını yeniden kaybeden ve hala yoksulluk batağında olan köylülülerin proleteryanın kendilerini kurtarmamasını ve problemlerini çözmemesini protesto edeceği, kapitalist yolu tutmaya meyilli üst-orta köylülüğün işçi sınıfının çıkarlarından uzaklaşarak gittikçe büyüyeceği gerçeğinin altını çizmektedir. Böylece, toprak reformu temelinde kurulan işçi-köylü ittifakı büyük bir çökme tehlikesi ile karşı karşıya gleecekti. Bu tür bir durum, ayrıca, proleterya dikdatörlüğünü ve sosyalist ekonomik temelin sağlamlaştırılmasını tehdit edecekti.
 
 
Toprak reformundan sonra özel mülküyete dayalı küçük köylü ekonomisi tarımsal üretimi canlandırma ve geliştirme anlamında belli bir rol oynadı. Fakat bu ekonomi nihayetinde geri üretim ilişkilerine dayanıyordu. Bireysel ve dağınık çalışma ileri tekniğin ve modern çiftlik gereçlerinin edinilmesini imkansız hale getirdi. Küçük köylü ekonomisini doğal afetler karşısında çaresiz bıraktı ve genişletilmiş yeniden üretimi sürdürmeyi imkansız hale getirdi.Bu yüzden, küçük köylü ekonomisi besin ürünleri, endüsriyel hammadde ve artan işgücü noktalarında sosyalist ekonominin taleplerini karşılamadaki yetersizliğini kanıtladı. Ayrıca, endüstriyel gelişim için büyük bir iç pazar sağlayamadı. Böylece küçük köylü ekonomisi sosyalist endüstrileşmeyle kesin bir çelişki oluşturdu. Bu çelişkiyi çözmek için proleteryanın dağınık ve geri küçük köylü ekonomisine sosyalist güzergahta önderlik etmesi zorunluydu.
 
Küçük köylü ekonomisine sosyalist güzergahta nasıl önderlik edilebilir?
 
Örgütlenmek Küçük Köylü Ekonomisinin Sosyalist Dönüşümü İçin Zorunlu Yoldur:
 
Köylü bir emekçidir ve proleteryanın müttefikidir. Bireysel köylütarafından özel olarak sahip olunan üretim araçları kamulaştırılamaz.
 
Engels, şuna vurgu yapmaktadır:
 
” İktidara geçtiğimizde, büyük toprak sahipleri için yapmak zorunda kalacağımız gibi, küçük köylüleri (karşılığını ister ödeyerek, ister ödemeyerek) zorla kamulaştırmayı aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz bir o kadar açık. Küçük köylü karşısında ödevimiz, ilkin, onu buna zorlamak değil, ama örnekler aracılığıyla buna götürerek ve toplum yardımını onun buyruğu altına koyarak, onun bireysel mülküyetini ve işletmesini, kooparatif işletmeye dönüştürmektir.”
 
 
F.Engels, Fransa’da Ve Almanya’da Köylü Sorunu
 
Yani, tarımsal kooparatifleşme, örgütlenerek gerçekleştirilir. ” Bu halkın kurtuluşunun tek yolu ve yoksulluktan refaha geçmenin tek yoludur.” Çin’de geniş yoksul ve aşağı-orta köylü kitleleri sosyalist dönüşüme oldukça açıktı. Sosyalist yola yönelik büyük bir istek vardı. Toprak ağaları ve zengin köylüler sosyalist yolu sabote etmek için yoğun bir çaba gösterirlerken bir kısım üst-orta köylüler bu yola karşı güvensizlerdi.
 
Tarımsal kooparatifleşmenin uygulamaya başlanıp başlanılmaması gerektiği sorununda ta başından itibaren sosyalist yol ile kapitalist yol arasında ciddi bir mücadele vardı. Bu mücadele iki çizgi arasındaki mücadele olarak parti içersinde yansımasını buldu. Burjuvazinin ve zengin köylülerin çıkarlarını temsil eden Liu Şao-Şi ve Cen Bo- Da ”makineleşme önce, kooparatifleşme daha sonra” revizyonist çizgilerini öne sürdüler. Bunlar, kapitalizmin şeytani yolunda bireysel ekonomiye önderlik etmek için beyhude bir çabayla, makineleşmeye karşı kooparatifleşmeye öncülük tanımanın ”yanlış, tehlikeli ve köylü sosyalizmi hayali” olduğunu savunarak insafsızca saldırıya geçtiler.
 
Liu Şao-şi ve hempası tarafından pazara sürülen saçmalıklara karşı Mao şöyle dedi:
 
” Tarımda bizim ülkemizdeki gibi koşullarda kooparatifleşme büyük makinelerin kullanılmasından önce gelmelidir. ( kapitalist ülkelerd tarım kapitalist br biçimde gelişir.)
 
Mao’nun başında bulunduğu Parti Merkez Komitesi proleteryanın ve yoksul ve aşağı-orta köylülüğün çıkarlarını kararlı bir şekilde savundu. Parti Merkez Komitesi Çin’in kırsal kesiminin gerçek koşullarını tahlil etti ve bir temel parti çizgisi formüle etti; ilk adım tarımsal kooparatifleşmeyi uygulamaktı ve ikinci adım tarımsal kooparatifleşmeye dayalı tarımsal makineleşmeyi başarmaktı. Bu Marksist bir çizgiydi. Başkan Mao’nun devrimci çizgisi tamamıyla uygulandı. Tarımda kooparatifleşme sürecinde tüm parti toprak ağalarına ve zengin köylülere karşı kararlı bir mücadele sürdürmek ve Liu Şao- şi’nin revizyonist çizgisini alt etmek için orta köylülerle sağlam bir şekilde birleşmeye yönelik olarak yoksul ve aşağı-orta köylülere sağlam bir şekilde dayandı. Sonuç olarak tarımsal kooparatifleşme kısa sürede muzaffer bir biçimde başarıldı.
Şangay Ders Kitabı syf: 76-78
 
 
 
 
 

META FETİŞİZMİ VE ŞEYLEŞTİRME

META FETİŞİZMİ VE ŞEYLEŞTİRME
 
Kapitalizm insanların yaratıcı üretimlerinin fiilen bir kenara itildiği, sadece ihtiyaç duydukları mallara sahip olabileceği oranda para kazanmayı isteyecek duruma düşürdüğü insani potansiyellerin açığa çıkarılmasından öte mülkiyetin asıl amaç haline geldiği bir çağdır. Kapitalist toplumda emek amaç dışı kulanım olarak amacından soyutlanmış bir karakter kazanmıştır ve emek insani bir yetenek ve ihtiyaç amaçlı olmaktan çıkarılmıştır. O nedenle kapitalist toplumda insan emeği çalışma ve yaratıcılık karşılığı olmayan bir süreçtir.
 
İnsanlar içinde yaşadıkları koşullar ve ortamı, kendi üretim etkinlikleri ve ilişkileri içindeki unsurlarıyla etkileşim içinde tarihsel olarak şekillendirirler. Marx’ta sosyal teori insanların üretim içinde yaşamlarını idame etmek için bu emek sürecini nasıl ürettikleriyle ilgilidir. İnsanın yeni ihtiyaçları, sosyal yaşamlarında yeniden ve yeniden üretime dönüşerek, insanın kendi insani potansiyelini açığa çıkarması sonucudur.
 
Marx salt kapitalizmin bir eleştirmeni değildir, o ; aynı zamanda kapitalizmin inşa ettiği bazı şeylerin insanlığın ekonomi politik tarihinin kaçınılmaz sonucu olduğunu söylemektedir . Sermaye iyi bir dünya yaratmak için teknolojik ve örgütsel bir süreç yaratmıştır. Ancak sermaye bunu özgürleşme ile değil de, sosyal tahakküm ilişkileri ile yapıyor. Bu esaslı bir çelişkidir. Marx şunu ısrarla vurgular: “Niçin tahakküme dayanan değil de, özgürleştirici bir dünya yaratmak için bütün bu teknolojik ve örgütsel kapasiteyi kullanmıyoruz?”
 
Marx küreselleşmeyi toplumsal ekonomiyle açıklamıştır, ve ondaki toplumsal mülkiyet anlayışı, küresel bir toplumsal mülkiyet savunusudur.. Komünist Manifesto bu konuda bize bunun bütün ip uçlarını verir. Marx küreselleşmeyi- toplumsal bir kolektifi potansiyel olarak özgürleştirici görmektedir ve Marx’ın bütün sorunu sürecin özgürleştirici niteliğidir.
 
Marx, insanın çalışarak insani potansiyellerini gerçekleştirmesi, işbölümüne ilişkin sömürü ve yabancılaşmayla ortaya çıkan zorlukları aşması kapitalist sistem tarafından hep engellenmiştir iddiasındadır….
 
Marx, bütün yazılarında iş bölümü kapitalizmin sömürü ve yabancılaşma içeren hiyerarşik yapı oluşturduğunu ve bütün sınıflı toplumlar tarihinde iş bölümü bir sömürü aracı olmuştur. Marx’ın kafasında kapitalizm donmuş bir toplum biçimi değil, dinamik ve değişken bir ekonomik formasyondur ve toplumsal yapıların çok değişik ilişkilerden oluştuğunu, ve toplumsal değişimin önündeki engelin esasının meta fetişizmi olduğunu savunur.
 
Metalara değer kazandıran emek süreci, emek ortaya koyan emekçi tarafından anlaşılmadığından, değerin şeylerin doğasından kaynaklı olduğunu ve bu değerin piyasadaki işleyişten kaynaklandığının emek üreten kişice kavranmadığını ve bununda yabancılaşmaya yol açtığıdır. Emek üreten emekçi, toplumsal yapıyı, kurumları, ve süreçleri değişmez görür ve karnını doyurduğu yere itaat eder ve emeğine yabancılaşır bu süreç içinde ve bu süreç, kurum ve yapıları yeniden ve yeniden üretir.
 
Meta fetişizminde insanlar metaların insan benzeri niteliklere sahip olduklarına ve sömürü kadar yabancılaşmanın da, makinelerin sahiplerinden ziyade, bir meta türü olan makinelerle ilişkilerinden kaynaklandığına inanırlar. Birey metalara ve piyasaya gerçeklik yükleyerek onlar üzerindeki kontrolünü giderek yitirir. Kapitalist toplumda meta fetişizmi iki farklı biçimde yer alır.
 
1- İşçileri ( hem sermayenin şeyleşmiş bir hali hemde bir meta olarak ) makinelerin sömürdüğü düşünülür. Bu nedenle, insanlar tarafından tasarlanan ve üretilen ürünler, sadece insani niteliklere sahip şeyler olarak değil, aynı zamanda insani toplumsal ilişkilere katılan bağımsız varlıklar olarak görülürler.
 
2- Makinelerin işçileri sömürdüğü yabancılaşmaya dayalı, sömürü ve yabancılaşmaya dayalı toplumsal bağlar göze görünmez, bu nedenle işçiler hayat tarzlarını anlamak ya da değiştirmekte zorlanırlar. Bu süreci etkileyen ve engelleyen başka bir unsur ise şeyleştirmedir.
 
Şeyleştirme insanlar tarafından yaratılan toplumsal formların doğal, evrensel ve mutlak olduklarına ve neticede söz konusu nitelikleri kazandıklarına inanılmasıdır. Bu aşamada insanlar toplumsal yapıların kendi irade ve kontrolleri dışında ve onların değişmez olduklarına inanırlar ve bu süreç insanları itaatkar olmaya kadar götürür.
 
Bunun bir sonucu olarak söz konusu kurum ve yapılar mevcut süreçleri yeniden ve yeniden üretirler. Şeyleştirmeye bir başka örnek olarak özel mülkiyeti verebiliriz. Özel mülkiyet yaratan olgu, kapitalist çalışma sisteminin bütün aşamalarında olduğu gibi, işçiler emekleriyle üretmelerine rağmen emeğine yabancıdır, yabancılaşmış emeğin işçinin kendisiyle ve doğayla ilişkisinin ürünün ve sonucu bir bileşenidir.
 
Ancak işçi bu gerçeğin farkında değil, o nedenle ürettiğinin üzerindeki kontrolü kaybeder. Kapitalist sistem, ve tüm ekonomik sınıflı toplumlar kendini yeniden üretmek ve bu üretim süreciyle birlikte kendisini genişletmek zorundadır.
 
Erdoğan ATEŞİN

TOPLUMSAL SOSYOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

TOPLUMSAL SOSYOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM
 
Diyalektik, her şeyin sürekli hareket halidir, her şey, doğada var olan tüm şeyler, bir süre varlıklarını sürdürdükten sonra yerini başka bir şeye bırakarak yok olurlar. Doğa anakronik değildir, her şey, her dakika her saniye değişir ve çelişki evrenseldir, tersi çelişmezlik ilkesine götürür, temelleri Aristotelese kadar gider, oradan kök alan bir ilke…
Marx’a göre her şey değişim halindedir ve toplumlarda durmaksızın değişirler. Çünkü Marx’a göre emek, dünyayı daha yaşanılabilir hale getirme, insan ihtiyaçlarını daha işlevsel kılma ve herkese yayma, ve bu faaliyetiyle insan, insanın varoluş ve potansiyeli geliştirme kapasitesi insanın özünü oluştur.”Tarihteki toplumları anlamanın gerçek anahtarı üretim tarzıdır”. Marx,
 
Marx, insanlık tarihinden gönümüze var olan, ve varlığı tarihte hep yaşanmış ve hissedilmiş üretim tarzı, iktisadi yapı, ve onların ayrılmaz bir parçası olan toplumsal üretim ilişkileri arasında bir karşıtlığın sürekli olduğunu savunur. Marx’ göre, her üretim tarzı kendini sürdürebilecek uygun toplumsal ilişki biçimlerini yaratmak zorundadır. Toplumu anlayabilmek için öncelikle insan doğasını, onu doğadaki diğer varlıklardan ayıran temel özelliği bilmek gerekiyor.
 
Bize değişmez gibi görünen toplumsal süreçler, biz fark etmesek de durmaksızın değişirler. Marx, değerlerin üretimi olarak üretim ve kullanım değerlerinin üretimi olarak üretim arasında yaptığı ayırım ile kapitalizmin gelişimi ile birlikte üretim ilişkilerinde yaşanan değişime dikkat çeker. İnsanlığın geldiği bu aşamada kapitalizm de nitelik değiştiren, değişen ve dinamik olma özelliklerini giderek kaybetmiştir.
 
Kapitalizmin kendisini tüketen ve dünyadaki üretimi silah zoruyla dağıtan bir nitelik kazanmasıyla birlikte, modern toplumun ekonomik hareket yasası da giderek ortaya çıkacaktır. Marx, Olguların belli bir tarihsel bağlam içinde, karşılıklı bağlantılar içinde ve bu bağlantıyı düzenleyen şeyi araştırarak, tarih ve toplumsal yapının bütün parçalarının karşılıklı birbirleriyle içsel ilişkiler içinde bulunan ve belirli dönemlerde gerçeklerin formunu ve tipini şekillendiren yasaları nasıl ürettikleriyle ilgilenir.
 
Marx’ın toplumsal değişmeyle ilgili düşünceleri, tarihteki toplumların araştırılması ve analiz edilmesi üzerine yapılan sistematik ve bilimsel çalışmalarıyla şekillenmiştir. Kimilerine göre Marx, sadece kapitalist toplumu analiz ederek bu sonuca varmıştır anacak, bu iddia haksız ve basit bir analizden ibarettir. Marx, toplumlar tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu açıktan söylemektedir.
 
O nedenle Marx’taki toplumsal değişme kuramı, salt kapitalist topluma özgü bir kuram değildir. Çünkü Marx’a göre maddi koşullar ve ideoloji- fikirler, zorunlu ve olumsal ilişkiler tarafından belirlenir. Kapitalizm koşullarında ve kapitalist üretim tarzında kapitalist burjuva sınıf ile işçi sınıfı ve bunun bir sonucu olan emek ve sermaye zorunlu ilişkilidirler.
 
Marx, tarihsel gelişmenin sonuçları hakkında her türlü evrensel apriori teoriyi reddeder. Bize göre evrimci anlayış, sınıflı toplumların hayatlarının son süreçlerine ilişkindir ve sınıf mücadeleleri tedricen ortadan kalkarken bu süreci evrimsel bir değişim takip edebilir.
 
Kapitalizm de ‘azami kar’ ve ‘artı değer’, sermayenin kesin egemenliği ve rekabet ölümcüldür. Bu süreç Üretimin emeğin tam kontrolüyle sonuçlanamayacağına göre, rekabet ve kar ölümcül bir sistem sorununa dönüşerek, kendisini de yok etmenin koşullarını yaratır. İnsanın biyolojik evrimi ve süreç içindeki ihtiyaçları da bu gelişim paralelinde değişerek her geçen gün yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarmaktadır. Marx, yeni ihtiyaçların yaratılmasını, basitçe salt kapitalizmin ürettiği bir şey olarak görmez, onu insan olmanın ve insani potansiyellerin açığa çıkmasının maddileşerek maddi bir gerçeklik kazanmasını ayrılmaz bir parçası olarak görür.
 
Erdoğan ATEŞİN
 
KAYNAKLAR:
1- Sosyolojiye Giriş.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)
2-Klasik Sosyoloji Tarihi.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)
3-Modern Sosyoloji Tarihi. (Anadolu Üniversitesi Yayınları)
4.Toplumsal Değişim Kuramları.( Anadolu Üniversitesi Yayınları)
5-Sosyolojide Yakın Dönem Gelişmeleri.(Anadolu Üniversitesi Yayınları)
6-Karl Marx. Kapital. C.1-2-3.(Yordam Yayinlari)
7- Yeni Komünizm.( Bob Avakıan)