Genel

Bir İlizyon olarak Kısaca Din

Erdoğan ATEŞİN

Dine karşı mücadeleyi direk ve en doğrudan dine yöneltmek, sorunu çözmekten öte, dini daha meşrulaştıran sonuçlar doğurur. Aslolan onu meşrulaştıran maddi gerçekliği, yani üretim ilişkilerini temelinden değiştirmektir. Altyapıyı temelinden bütün sebep ve sonuçlarıyla birlikte değiştirmeden, salt üstyapı kurumu olan din üzerinde yapıcı bir değişiklik yapmanın koşulları yoktur. Din olgusu insanın kendisine yabancılaşmanın en güçlü biçimidir.

Nasıl ki insan üreterek öz emeğiyle kapitalist için artı değer yaratıyor ve kendisinin sömürüsüne emeğiyle yol açarak kendisine ve emeğine yabacilaşiyorsa, dinde kendisine yabancılaşan insanın dünyasını kuşatarak, kendisinin yarattığı bu ilizyona kendisi de inanarak, kendine yabancılaşmıştır…

Din ve bu ilizyonun, insanın çaresizliğinin ve bilgi yetersizliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkması ve o binlerce yıllık bir tabuya dönüşmesi, küçük bir takım reformlarla çözülebilecek, laik – anti laik bir eksende tartışılarak çözülmesi olanaksızdır. Din, uzun erimli güçlü devrimlerle ve bütün ekonomik zeminleriyle ortadan kaldırıldıkça anlamını yitirir…Laik, anti laik tartışması devlet içi, sistem içi bir tartışmadır ve dine meşruiyet kazandırmak amaçlıdır, ve temelini ekonomik çıkar ilişkileri belirler…

” ….Din dışı eleştirinin (esası) şudur: İnsan dini inşa eder, din insanı değil. Başka bir deyişle din henüz kendini bulamamış veya zaten kendini tekrar kaybetmiş insanın öz bilinci, öz hissiyatıdır. Fakat insan dünyanın dışında ikamet eden soyut bir varlık değildir. İnsan insanın dünyası, devleti toplumdur. Bu devlet, bu toplum, dini bu tersine dönmüş bilinçliliği üretir, çünkü bu tersine dönmüş bir dünyadır. Din bu dünyanın genel teorisidir, onun ansiklopedik bir özeti, popüler bir form içindeki mantığı, onun ruhsal onur meselesi, coşkusu, onun manevi müeyyidesi, ciddi tamamlanışı, teselli ve başkalaştırımı için evrensel bir zemindir. İnsanın özünün fantastik gerçekleştirimidir, çünkü insanın özü hakiki bir gerçeğe sahip değildir. Bu yüzden dine karşı olan bu savaş dolaylı olarak öteki dünyayla olan savaştır-dinin ruhsal bir korku kattığı dünyaya karşı. Dinsel ızdırap aynı zamanda gerçek (reel) ızdırabın bir ifadesi, gerçek ızdıraba karşı bir protestodur. Din, bastırılmış varlığın müşahadesi, kalpsiz bir dünyanın kalbidir, tıpkı ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğu gibi. Din insanın afyonudur… Dinin ortadan kaldırılması insanların gerçek mutluluğu için gerekli olan aldatıcı (illusory) bir mutluluk gibidir. Onun koşullarıyla ilgili aldanıştan (illizyondan) vaz geçme isteği, aldanışlara ihtiyaç duyan bir koşuldan vaz geçme isteğidir. Dinin eleştirisi, böylece halesi din olan bir hüzün, bir sıkıntı ırmağının tasarı halindeki eleştirisidir ”( Karl Marx- Hegel’in Hukuk Felsefesi’ni Eleştirisine Katkı )

Bu bağlamda İslamiyet öncesi dinler( İsevilik, Musevilik) gibi İslamiyet, gerici Bir İdeoloji Olarak Kendi Döneminin Mülkiyet İdeolojisidir.İslamiyet, özel mülkiyetin ve ticaretin geliştiği sürecin ideolojisidir. Mülk sahibi kabile aristokrasisi ve dönemin tüccar ideolojisi, özel mülkiyet sahibi olan mülk sahipleri ideolojisini İslamiyet direk benimseyerek, dönemin hakim ideolojisi olmuştur.

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top