Genel

BEYİNLERİMİZİ İŞGALDEN KURTARMALIYIZ…

Volter’in şu ünlü görüşüyle konuyu daha doğru anlayabileceğime inanıyorum.
“ Bir ülkede Özgürlüğün en büyük düşmanı halinden memnun olan kölelerdir.” Bu deyim olayı çok güzel bir biçimde belirtmeye yetiyor. Köleler diğer köleler tarafından öldürüldüğü köleci Roma dönemini bir hatırlayalım.
Bugün halkımızın, ailelerimizin davranışlarında da o dönemin izlerini görüyoruz.
“ Karışma seyret. Devlet tanrı gibidir, ne söylerse itaat et”
Yabancılaşma çemberinden kurtulmanın belli başlı araçları olan ideoloji, politika, örgütlenme ve mücadeleyi devreye sokmak biz ezilen, sömürülenler için bir zorunluluktur.
Bu nedenle beyinleri işgalden kurtarmak gerekiyor.
Beyinlerimizin doğal gelişmenin önünde en büyük düşmanı yalana dayanan resmî devlet ideolojileridir.
Bireysel ve toplumsal korku ruhumuza ilişmiştir.
Bugüne kadar dünya yalanın ikdidarıyla oyalandı. İnsanlar öldürüldü, uluslar, ülkelerin yer altı, yer üstü zenginlikleri yağmalandı , talan edildi. Eşi görülmemiş vahşet sergilendi.
Her türlü renge girerek varlığını, ömrünü devam ettiren YALAN’a karşı mücadele etmek bir insanlık görevidir. Yalanların her türlü Şablonculuğuna karşı bilimin yaratıcılığıyla karşı duruşlar örgütlenmelidir.
iradi müdahaleleri zorunlu kılan kişilik yapılarına ulaşmak zorundayız.
Önce kişilikte devrim. Önce kişilikte değişme ve de ÖRGÜTLENME gerekmektedir. Yeni kişilik kendini ve tarihi sorgulamalıdır. Kendini ve çevresini süzgeçten geçirmelidir. Düşünce ve davranış birliğini değişimin, ilerlemenin doğrultusunda kullanmalıdır.
Düşünce ve davranış birbirini bütünlemelidir.
Dünya insanlığı , değişen, gelişen, yaratıcı, KORKU ve YALAN ‘ı def eden yeni kişilikle kurtulur.
Doğrulara, bilimsel hakikatlere varmanın yolu önce kendimizden geçer.
Kişiliğimizi iyi çözümleyebilirsek, gerçekleri kendi kişiliğimizde somutlayabilirsek dışımızdaki nesnel olgulara daha iyi müdahale etme olanağına kavuşabiliriz.
İçinde yaşadığımız toplumda yalanla ikiyüzlülükle, bireysel çıkarlarla, duyarsızlıkla örülmüş kişiliklere sahip insanları görüyorum. Günümüzün her saatinde kendi izi sorgulamaya kalkıştığımızda, her an acı gerçekle karşılaşırız.
Zalimin zulüm çarkının acımasız dişlileri altında ezilen, parçalanan insanlığa rağmen kılı kıpırdamayan insan kılıklı varlıkların ortaya çıkması her geçen gün artmaktadır. İçimizdeki yabancıyı def etmek demek, korkuyu, yalanı, kör inançları, vurdumduymazlığı kovmak demektir. Kemirgenliği, insanın emeğini sömürüsünü, asalaklığı yok etmek demektir. Bu nasıl yok edilir? cevap hamle yaparak, bir adım da olsa ileri atılarak, bedel ödeyerek değişerek, değiştirerek, dönüşerek, dönüştürerek önce kendi kişiliğimizdeki yalancı, yabancı kişiliği kovmak gerekir.
Başkalarının yalanlarına karşı verilen mücadelede başarının biricik koşulu kendi söylediğin , yarattığın, davrandığın sahte kimliğe ,sahte kişiliğe kurşun sıkmaktır. Kendi yalanını kendin yok et. Gerisi pek de zor bir şey değildir.
Yalan kişinin kendisine olan güvensizliğinden kaynaklanır. Başkalarından korkmanın sonucunda kişi yalana başvurur. İlkel komünal toplumdan beri yalanda gerçek neden tek boyutluluk aranmaz. Çok boyutlu olarak ele almak gerekir.
Önce hayvanları avlamak için ona tuzak kurdular. Yanılsama yarattılar, Doğaya karşı yaşam savaşı veren insanın kendi doğallığından kaynaklanan yalanların da varlığından söz etmek lazım.
Günümüzde ve tarihte sorun yaratan yalanlar, toplumsal yalanlardır.
Sınıflı toplumlardan bu yana sömürü ile birlikte at başı gitmekte olan YALAN, Sömürünün yoğunlaştığı her toplumsal biçimde yalanlar da buna parelel olarak kurumlaşmışlardır. Gerek Devletler düzeyinde Egemen sınıf temsilcileri tarafından, gerekse bireysel düzeylerde yalanlara başvurulmuştur.
Eğemen güçlerin yalanları, sömürü ve sömürgeci sistemi ayakta tutmak için söylemleri yanısıra kendileri de içinden çıkılmaz bir yanılsamanın içine girmişlerdir. Elbette girecektir, onca bataklık, pis kokular içinde temiz kalmaları mümkün mü? Gerçi , gerçeği olduğu gibi değerlendirmek çıkarlarıyla uyuşmadığı gibi dönemsel özellikler nedeniyle de doğruyu bulmaları mümkün olmamıştır.
Doğru söyleyenler, gerçeğin peşinden koşanlar, gerçekçi olanlar, yaşamları boyunca çeşitli baskılara, zulümlere, sürgünlere, işkencelere , ölümlere tanık olmuşlardır.
“ Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” deyimi boşuna söylenmemiştir. Gerek ülkemizde gerekse dünyamızın diğer ülkelerinde gerçeği savunanların mezarlarında bile rahat bırakılmadığını Mezarlarının yanında karakol kurulup ziyaretçileri gözetledilerse görülmüştür İBRAHİM KAYPAKKAYA yoldaşımızın mezarı bir örnektir.
Beyazıt’ta Bedrettin’in mezarı yerinden kaldırıldı. Pir Sultan Abdal’ın heykeli yerinde parçalanarak saldırıya uğradı.
Deniz Gezmiş’in mezarı tahrip edildi. yine aynı amaçla cenazeler kaçırılıyor. cesetler kime lime doğranarak parça parça ediliyor bir torba içinde cenaze sahibine veriliyor.
Doğruyu söyleyenler öldükleriyle kalmıyor.
Yalanlar cephesi, gerçekler cephesinin ölüsünden de korkuyor. Korkmakta haklılar. Dünyanın gözü önünde , sokak ortasında kelle koparmalar, kulak parçalamalar, cesetler üzerine basarak resim çektirmeler “zafer” işareti yapmalar vb. davranışların altında gerçeklerden korkan yalan ve inkar olgusu yatmaktadır. Bu böyle biline.
Gerçeklerin ve doğruların tarihi günümüzün eğemen sınıflarını, onların yerli uşakarını, işbirlikçi hainlerini korkutuyor, rahatsız ediyor, etmeye devam edecektir. Halkımızın düşünmeleri, örgütlenmeleri, gerçeği savunmaları ve gerçeğe eğemen olmaları sürekli olarak engelleniyor.
Nesnel gerçeklik günümüzde işgal altındadır.
BEYİNLER İŞGAL ALTINDADIR…
Geçmiş tarihte ve günümüzde köleler, serfler , yoksul köylüler, işçiler, emekçiler ezilen halkımız ve de sömürgeleşmiş ulusların bireylerinde belirleyici özellik işgalciler gibi düşünmeleridir.
İşte işgalciyi, kemirgeni, sömürgeni, talancıyı, barbarı, zalimi , yalançıyı ayakta tutan en önemli güç ezilen sömürülen insanların beyninde yaratılan imajdır.
Bu imaj yanılsama yani yalan imajıdır. Saptırmalardır. Köle ruhlu insanların mutluluğudur.

Avustralya Gazete Kök ile Devrimci Dayanışma gurubu yöneticisi:
Hüseyin Biçer
22/11/2021

Yorum yap

You must be logged in to post a comment Giriş

Bir yorum bırak

To Top